As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
هود
Hud
Hud · Meccan · 123 ayahs
11:1–4Page 221
الٓرۚ كِتَٰبٌ أُحۡكِمَتۡ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتۡ مِن لَّدُنۡ حَكِيمٍ خَبِيرٍ ١
Alif, Lām, Rā.1 [This is] a Book whose verses are perfected and then presented in detail from [one who is] Wise and Aware2
أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَۚ إِنَّنِي لَكُم مِّنۡهُ نَذِيرٞ وَبَشِيرٞ ٢
[Through a messenger, saying], "Do not worship except Allāh. Indeed, I am to you from Him a warner and a bringer of good tidings,"
وَأَنِ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ ثُمَّ تُوبُوٓاْ إِلَيۡهِ يُمَتِّعۡكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗى وَيُؤۡتِ كُلَّ ذِي فَضۡلٖ فَضۡلَهُۥۖ وَإِن تَوَلَّوۡاْ فَإِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٖ كَبِيرٍ ٣
And [saying], "Seek forgiveness of your Lord and repent to Him, [and] He will let you enjoy a good provision for a specified term and give every doer of favor his favor [i.e., reward]. But if you turn away, then indeed, I fear for you the punishment of a great Day.
إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٌ ٤
To Allāh is your return, and He is over all things competent."
1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.
(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)
1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?
2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”
3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.
4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri diriltmektir. Ayrıca Yüce Allah bunu gerçekleştireceğini ve buna kâdir olduğunu haber vermektedir ki O, sözü en doğru olandır. O halde bunun, hem aklen, hem naklen meydana gelmesi kaçınılmazdır.
11:5Page 221
أَلَآ إِنَّهُمۡ يَثۡنُونَ صُدُورَهُمۡ لِيَسۡتَخۡفُواْ مِنۡهُۚ أَلَا حِينَ يَسۡتَغۡشُونَ ثِيَابَهُمۡ يَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٥
Unquestionably, they [i.e., the disbelievers] turn away their breasts to hide themselves from him. Unquestionably, [even] when they cover themselves in their clothing, He [i.e., Allāh] knows what they conceal and what they declare. Indeed, He is Knowing of that within the breasts.
5- Bak ki; O’ndan gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. Bilin ki Allah, onlar (kat kat) elbiselerine büründüklerinde bile onların hem gizlediklerini hem de açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, göğüslerin özünde olanı bilendir.
5. Yüce Allah, müşriklerin cehaletlerinin ve sapıklıklarının ne denli ileri derecede oluşunu şöylece haber vermektedir:“Bak ki; O’ndan” Yüce Allah’tan gizlemek için “göğüslerini çeviriyorlar.” Başka tarafa çeviriyorlar ve akılları sıra arkalarını dönmekle Yüce Allah’ın durumlarını bilmesine ve hallerini görmesine engel olacaklarını sanıyorlar. Yüce Allah, onların bu kanaatlerindeki yanlışlıklarını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki O, onlar elbiselerine büründüklerinde bile” yani en gizli hallerden birisi olan elbiselerine büründükleri halde bile Allah, onların her şeyini bilir, hatta “onların hem gizlediklerini” gizli söz ve fiillerini “hem de” bunlardan “açığa vurduklarını bilir.” Dahası “O, göğüslerin özünde olanı bilendir.” Kalplerdeki amacı, vesveseleri, henüz gizli ve açık hiçbir şekilde dile getirmedikleri düşünceleri bile bilir. O halde O’ndan gizlemek kastı ile göğüslerinizi başka tarafa çevirdiğiniz vakit haliniz O’na nasıl gizli kalsın ki? Bu buyruğu şöyle anlamak de mümkündür: Yüce Allah, Peygamberi yalanlayan ve onun davetinden gafil olanların yüz çevirişlerini söz konusu ederek onların bu ileri derecedeki yüz çevirişleri dolayısı ile göğüslerini çevirdiklerini yani Allah Rasûlünü gördükleri vakit kendilerini görmesin, onlara davetini işittiremesin ve kendilerine faydalı olacak şeylerle öğüt veremesin diye göğüslerini eğip saklandıklarını bildirmektedir. Bundan daha ileri bir yüz çevirme olabilir mi? Daha sonra da Yüce Allah, onların bütün hallerini bildiğini, kendisine gizli kalmadıklarını ve bu yaptıklarının cezasını onlara vereceğini belirterek onları tehdit etmektedir.
11:6Page 222
۞ وَمَا مِن دَآبَّةٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ رِزۡقُهَا وَيَعۡلَمُ مُسۡتَقَرَّهَا وَمُسۡتَوۡدَعَهَاۚ كُلّٞ فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٖ ٦
And there is no creature on earth but that upon Allāh is its provision, and He knows its place of dwelling and place of storage.1 All is in a clear register.
6- Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların kaldıkları yerlerini de emaneten durdukları yerlerini de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.
6. Yani Yüce Allah, ister insan, ister kara ya da deniz hayvanı olsun, yeryüzünde hareket eden her bir varlığın rızkını ve gıdasını temin etmeyi üstlenmiştir. Onların rızıklarını vermek, Allah’a aittir. “O, onların kaldıkları yerlerini de emaneten durdukları yerlerini de bilir.” Yani O, bu canlıların sürekli kaldıkları, karar kıldıkları, barındıkları yerleri de bilir, buralardan çıkıp gidiş gelişlerinde ve çeşitli durumlar sebebi ile mekan değiştirdiklerineki yerlerini de bilir. “Bunların hepsi” yani durumlarına dair her türlü tafsilat “apaçık bir kitaptadır.” Göklerde ve yerde meydana gelen ve meydana gelecek olan bütün olaylar, her şeyi ihtiva eden Levh-i Mahfuz’dadır. Yüce Allah’ın ilmi bunların hepsini kuşatmış, kader kalemi de hepsini yazmıştır. Hepsinde O’nun meşieti geçerlidir ve rızkı hepsini kuşatır. Öyleyse kalpler rızıklarını üstlenen, hem şahıs hem vasıf yönünden onları ilmi ile kuşatan O Yüce Zât’ın kendilerine yeterli geleceğinden yana emin ve mutmain olsun.
11:7–8Page 222
وَهُوَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ وَكَانَ عَرۡشُهُۥ عَلَى ٱلۡمَآءِ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلٗاۗ وَلَئِن قُلۡتَ إِنَّكُم مَّبۡعُوثُونَ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡمَوۡتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّبِينٞ ٧
And it is He who created the heavens and the earth in six days - and His Throne had been upon water - that He might test you as to which of you is best in deed. But if you say, "Indeed, you are resurrected after death," those who disbelieve will surely say, "This is not but obvious magic."
وَلَئِنۡ أَخَّرۡنَا عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابَ إِلَىٰٓ أُمَّةٖ مَّعۡدُودَةٖ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحۡبِسُهُۥٓۗ أَلَا يَوۡمَ يَأۡتِيهِمۡ لَيۡسَ مَصۡرُوفًا عَنۡهُمۡ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ ٨
And if We hold back from them the punishment for a limited time, they will surely say,1 "What detains it?" Unquestionably, on the Day it comes to them, it will not be averted from them, and they will be enveloped by what they used to ridicule.
7- Arş’ı su üzerinde iken hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için gökleri ve yeri altı günde yaratan, O’dur. Andolsun ki:“Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler. 8- Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek mutlaka:“Onu alıkoyan nedir?” derler. Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir ve alay etmekte oldukları şey de onları çepeçevre kuşatacaktır.
7. Yüce Allah “gökleri ve yeri altı günde” yarattığını haber vermektedir. Bu yaratmanın birinci günü pazar, sonuncu günü de Cumadır. O, gökleri ve yeri yarattığında “Arş’ı su üzerinde” yedinci semanın üstünde idi. Gökleri ve yeri yaratmasından sonra arşın üzerine istivâ etti. İşleri istediği gibi idare etmekte, kaderî ve şer’î hükümleri ile dilediği gibi tasarrufta bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki “hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için” buyurmaktadır. Yani O, sizi imtihana çekmek için böyle yapmıştır. Göklerde ve yerde bulunan her şeyi sizin için yaratmış, emir ve yasakları ile sizi sınamak istemiştir. Ta ki hanginizin daha güzel amelde bulunacağı ortaya çıksın. Fudayl b. İyad -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir:“En güzel amel, en ihlaslı ve en doğru olan ameldir.” Ona: “En güzel ve en doğru amel ne demektir?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Amel ihlasla yapılmakla birlikte doğru olmazsa kabul olunmaz, amel doğru olmakla birlikte ihlaslı olmazsa yine kabul olunmaz. Mutlaka hem ihlaslı, hem de doğru olması gerekir. İhlaslı amel, onun Allah rızası için yapılması demektir. Doğru amel ise yapılan amelde şeriata ve sünnete tâbi olmak demektir.[30] Bu ayet, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzzemektedir: “Ben cinleri de insanları da -başka bir şey için değil- sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 51/56)“Allah yedi gök ve yerden de onlar gibisini yaratandır. Buyruğu onlar arasında iner durur. Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bilesiniz diye.”(et-Talâk, 65/12) Yüce Allah insanları kendisine ibadet etsinler, isim ve sıfatları ile kendisini tanısınlar diye yaratmış ve onlara bu emri vermiştir. Her kim bu emre boyun eğer ve emrolunduğunu yerine getirirse şüphesiz ki o, başarı ve mutluluğa erenlerden olur. Kim de bundan yüz çevirirse işte onlar hüsrana uğrayanlardandır. Şüphesiz ki Allah, onları kendilerine vermiş olduğu emir ve yasaklar dolayısı ile sorguya çekip amellerin karşılığını vereceği âhiret yurdunda bir araya getirecektir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah müşriklerin yalanlamalarına karşılık vereceği cezayı şöylece söz konusu etmektedir:“Andolsun ki: “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler.” Yani bunlara ölümden sonra diriliş olduğunu haber verecek olsan seni doğrulamazlar. Aksine en ileri derecede yalanlarlar ve bu getirdiğini tenkit ederek:““Bu, ancak apaçık bir sihirdir, derler.” Oysa bu, apaçık hakkın ta kendisidir.
8. “Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek” yani belli bir süreye kadar erteleyecek olsak, onun geciktiğini ileri sürerek cahilliklerinden ve zulümlerinden “mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler.” Bu, zımnen gelecek olan azâbı yalanlamaktır. Azabın başlarına hemen gelmemesini, azâbın geleceğini haber veren peygamberin yalan söylediğine delil gösterirler. Böyle bir delillendirme, haktan ne kadar da uzaktır! “Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir.” Durumları hakkında düşünme ve değerlendirmede bulunma imkânı dahi bulamayacaklardır. “ve alay etmekte oldukları şey de” azâp da “onları çepeçevre kuşatacaktır.” Onun gerçekleşeceğini haber verenin yalancı olduğunu kesin olarak ileri sürecek kadar ehemmiyetsiz gördükleri o azâp, onları çepeçevre kuşatacak ve tepelerine inecektir.
11:9–11Page 222
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةٗ ثُمَّ نَزَعۡنَٰهَا مِنۡهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٞ كَفُورٞ ٩
And if We give man a taste of mercy from Us and then We withdraw it from him, indeed, he is despairing and ungrateful.
وَلَئِنۡ أَذَقۡنَٰهُ نَعۡمَآءَ بَعۡدَ ضَرَّآءَ مَسَّتۡهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ ٱلسَّيِّـَٔاتُ عَنِّيٓۚ إِنَّهُۥ لَفَرِحٞ فَخُورٌ ١٠
But if We give him a taste of favor after hardship has touched him, he will surely say, "Bad times have left me." Indeed, he is exultant and boastful -
إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُم مَّغۡفِرَةٞ وَأَجۡرٞ كَبِيرٞ ١١
Except for those who are patient and do righteous deeds; those will have forgiveness and great reward.
9- İnsana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu ondan alıversek mutlaka o, ümidini kesmiş bir nankör oluverir. 10- Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti” der ve şımarıp böbürlenir. 11- Ancak sabredip salih amellerde bulunanlar böyle değildirler. İşte onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
9-10. Yüce Allah, bize insan tabiatından haber vermekte, onun cahil ve zalim olduğunu bildirmektedir. Çünkü Allah, insana kendi nezdinden sağlık, rızık, evlat ve buna benzer bir rahmet tattırıp da sonra bu rahmeti ondan çekip alacak olsa kendisini ümitsizliğe kaptırıverir ve ona teslim olur. Yüce Allah’tan bir mükâfat beklemediği gibi kendisinden aldığı bu nimeti geri vereceğini yahut onun benzerini ya da ondan daha hayırlısını ona ihsan edebileceğini hatırına getirmez. Yine Allah, başına gelen bir sıkıntıdan sonra kendisine bir rahmet tattıracak olsa bununla da sevinip şımarır. Bu iyi halin sürekli devam edeceğini sanır ve:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti, der ve şımarıp böbürlenir.” Yani kendisine nefsinin arzusuna uygun olarak verilenlerden dolayı sevinip şımarır ve Allah’ın nimetleri ile Allah'ın kullarına karşı böbürlenmeye koyulur. Bu da onu şımarmaya, böbürlenmeye, kendisini beğenmeye, diğer insanlara karşı büyüklenmeye, onları hakir görüp küçümsemeye iter. Bundan daha büyük kusur ve yanlış olabilir mi?
11. İşte insanın, insan olarak tabiatı budur. Ancak Allah’ın, tevfikini ihsan edip de bu kötü huydan tam zıddı olan iyi huylara çıkardıkları müstesnâdır. Bunlar, sıkıntılı hallerde sabırdan ayrılmayıp ümitsizliğe kapılmayan, rahat ve bolluk zamanlarında da azmayıp farz ve müstehap türünden salih amelleri işleyenlerdir. “İşte onlara” günahlarına karşılık “mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” Bu mağfiret dolayısı ile hoşlanmadıkları her bir şey üzerlerinden çekilip gider. Büyük mükâfat ise içinde canların çektiği ve gözlerin lezzet aldığı her bir şeyin bulunduğu nimet dolu cennetlere kavuşmaktır.
11:12–14Page 222
فَلَعَلَّكَ تَارِكُۢ بَعۡضَ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ وَضَآئِقُۢ بِهِۦ صَدۡرُكَ أَن يَقُولُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ جَآءَ مَعَهُۥ مَلَكٌۚ إِنَّمَآ أَنتَ نَذِيرٞۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ وَكِيلٌ ١٢
Then would you possibly leave [out] some of what is revealed to you,1 or is your breast constrained by it because they say, "Why has there not been sent down to him a treasure or come with him an angel?" But you are only a warner. And Allāh is Disposer of all things.
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ فَأۡتُواْ بِعَشۡرِ سُوَرٖ مِّثۡلِهِۦ مُفۡتَرَيَٰتٖ وَٱدۡعُواْ مَنِ ٱسۡتَطَعۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١٣
Or do they say, "He invented it"? Say, "Then bring ten sūrahs like it that have been invented and call upon [for assistance] whomever you can besides Allāh, if you should be truthful."
فَإِلَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكُمۡ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّمَآ أُنزِلَ بِعِلۡمِ ٱللَّهِ وَأَن لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَهَلۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ ١٤
And if they do not respond to you - then know that it [i.e., the Qur’ān] was revealed with the knowledge of Allāh1 and that there is no deity except Him. Then,2 would you [not] be Muslims?
12- Şimdi olur ki sen:“Ona bir hazine indirilmeli yahut onunla beraber bir melek gelmeli değil miydi?” diyorlar diye göğsün dâralarak sana vahyolunandan bir kısmını (tebliğ etmeyi) terk edecek duruma gelirsin. (Ancak şunu bil ki) sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. 13- Yoksa onlar:“Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “O halde eğer doğru söyleyenler iseniz haydi onun benzeri uydurma on sûre getirin ve (bunun için) Allah’tan başka kimi (yardıma) çağırabilecekseniz çağırın!” 14- Eğer size (olumlu bir) karşılık vermezlerse bilin ki o, ancak Allah’ın ilmi ile indirilmiştir ve gerçekten O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. Artık (hakka) teslim olacak mısınız?
12. Yüce Allah yalanlayanların yalanlamalarına karşılık peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i teselli ederek şöyle buyurmaktadır:“Şimdi olur ki sen: “Ona bir hazine indirilmeli yahut onunla beraber bir melek gelmeli değil miydi?” diyorlar diye göğsün dâralarak sana vahyolunandan bir kısmını (tebliğ etmeyi) terk edecek duruma gelirsin.” Yani senin gibi birisine bu hal, yakışmaz. Onların bu sözlerinden etkilenmemelisin. Bu sözler seni üzerinde gitmekte olduğun yoldan alıkoyup sana vahyolunanın bir bölümünü tebliğ etmeyii terk ettirmemeli, göğsün de bundan dolayı daralmamalıdır. Onların inat ve işi yokuşa sürme amacı taşıyan bu sözleri, seni bu duruma itmemelidir. Zira onların bu sözleri söylemelerinin tek nedeni, işi yokuşa sürmeleri, zulme sapmaları, inad etmeleri, sapıklıkları, delil ve belgelerin ortaya konulması gereken yerleri bilmeyişleridir. O halde sen yoluna devam et. Bu gibi basit sözler seni yolundan alıkoymasın. Bu gibi sözler ancak akılsızların geveledikleri türdendir. Bundan dolayı da göğsüne darlık gelmesin. Onlar sana karşı cevaplandıramayacağın türden bir delil mi ortaya koydular?! Yoksa gerçekten getirdiğin üzerinde olumsuz etki yapacak ve onun kadrini azaltacak türden bir tenkitte bulundular da göğsün bundan dolayı mı daralıyor?! Yoksa onların hesabını görmek sana mı düşüyor ya da onları zorla hidâyete iletmekten mi sorumlusun ki için daralıyor? Halbuki “Sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.” Onların üzerinde vekil olan O’dur; amellerini O tespit eder ve amellerinin karşılığını da en mükemmel şekilde O verecektir.
13. “Yoksa onlar: “Onu” Bu Kur’ân-ı Kerim’i “kendisi” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “uydurdu, mu diyorlar?” Yüce Allah da onlara şöyle cevap vermektedir: Onlara “De ki: “O halde eğer doğru söyleyenler iseniz haydi onun benzeri uydurma on sûre getirin ve (bunun için) Allah’tan başka kimi (yardıma) çağırabilecekseniz çağırın!” Yani eğer Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in bu Kur’ân-ı Kerim’i uydurduğu şeklindeki iddianızda samimi iseniz işte meydan! Zira fesahat ve belağat açısından sizinle onun arasında herhangi bir fark yoktur. Üstelik sizler elinizdeki bütün imkânlarla onun çağrısının bâtıl olduğunu ortaya koymaya çalışmakta ve ona düşmanlık beslemektesiniz. Önünüzde hiçbir engel yok! Eğer bu iddianızda doğru söyleyen kimseler iseniz haydi onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.
14. “Eğer size” bu isteklerinize karşı “(olumlu bir) karşılık vermezlerse bilin ki o, ancak Allah’ın ilmi ile” delilin ortaya konulması ve karşı çıkanların iddialarının çürütülmesi kastı ile Allah tarafından “indirilmiştir ve gerçekten” şunu da bilin ki “O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.” Ulûhiyet ve ubûdiyete layık olan yalnız O’dur. “Artık (hakka) teslim olacak mısınız?” O’nun ulûhiyetine itaatle boyun eğip O’na kulluğa teslim olacak mısınız? Bu âyet-i kerimelerde itirazcıların itirazlarının ve tenkit edenlerin tenkitlerinin, Yüce Allah’ın yoluna davet eden kimseyi yolundan alıkoymaması gerektiği ifade edilmektedir. Özellikle de yapılan bu tenkidin herhangi bir dayanağı yoksa ve davet edilen şeye eleştiri mahiyetini arz etmiyorsa bu, böyle olmalıdır. Yine bundan dolayı davetçinin kalbinin daralmaması gerektiği, aksine huzur içerisinde kendisini işine vererek yoluna devam etmesi gerektiği de ifade edilmektedir. Diğer taraftan birtakım tekliflerde bulunan karşı tarafın delil olarak gösterilmesini istedikleri hususlarda tekliflerini olumlu karşılamamak gerektiği de belirtilmektedir. Bunun yerine bütün soru, itiraz ve istekler karşısında, karşı bir delil ortaya koymaya imkân bırakmayan sağlam delili göstermek yeterlidir. Yine bu âyet-i kerimeler, Kur’ân-ı Kerim’in bizatihi mucize olduğunu, hiçbir insanın onun benzerini, hatta on sûresinin benzerini, hatta ve hatta tek bir sûresinin dahi benzerini getirmeye gücünün yetmeyeceğini de ortaya koymaktadır. Çünkü oldukça belîğ ve fasîh olan düşmanlara karşı Yüce Allah, bu şekilde meydan okuduğu halde onlar, onun gibi bir söz söyleyememişlerdir. Çünkü onlar da buna güçlerinin yetmediğini bilmekteydiler. Yine bu âyet-i kerimelerde şu hususa da işaret vardır: Hakkında galip zannın yeterli olmadığı aksine kesin ilme sahip olunması gereken hususlar arasında Kur’ân ilmi ile Tevhîd ilmi de vardır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki o, ancak Allah’ın ilmi ile indirilmiştir ve gerçekten O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.”
11:15–16Page 223
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيۡهِمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ فِيهَا وَهُمۡ فِيهَا لَا يُبۡخَسُونَ ١٥
Whoever desires the life of this world and its adornments - We fully repay them for their deeds therein,1 and they therein will not be deprived.
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيۡسَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُۖ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَٰطِلٞ مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ١٦
Those are the ones for whom there is not in the Hereafter but the Fire. And lost is what they did therein,1 and worthless is what they used to do.
15- Kim (yalnızca) dünya hayatını ve onun süsünü isterse, onlara amellerinin karşılığını orada tastamam veririz ve onlar, bu hususta zarara uğratılmazlar. 16- İşte böylelerine âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Dünyada işledikleri hep boşa gitmiştir, zaten yapageldikleri de hep bâtıldır.
15. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim (yalnızca) dünya hayatını ve onun süsünü isterse...” Yani bütün iradesi dünya hayatına ve onun süsü sayılan kadınlara, çocuklara, kantar kantar altın ve gümüşe, salma güzel atlara, ekinlere ve davarlara yönelik olursa; bütün arzusunu, çabasını ve çalışmalarını bu gibi şeylere hasretmiş ve ebedi yurt için iradesinin bir kısmını dahi ayırmamışsa… demektir ki böyle bir kimse, ancak kâfir olabilir. Çünkü mü’min olsaydı, bütün irade ve gayretini yalnızca dünya yurdu için harcamasını engelleyecek bir imana sahip olması gerekirdi. Hatta müminin bizzat imanı ve kendisine işlemesi kolaylaştırılan amelleri bile âhiret yurdunu istemesinin bir sonucudur. İşte adeta yalnızca dünya hayatı için yaratılmış gibi olan bu bedbaht kimselerin “amellerinin karşılığını orada tastamam veririz.” Levh-i Mahfuz’da dünya mükâfaatından kendilerine pay olarak belirlenmiş olanı veririz. “ve onlar, bu hususta zarara uğratılmazlar.” Kendilerine takdir edilmiş olandan hiçbir şey eksik verilmez. Ancak onların elde edecekleri nimetin nihai miktarı bu kadardır.
16. “İşte böylelerine âhirette ateşten başka bir şey yoktur.” O ateşte ebediyen kalacaklar ve azapları asla dindirilmeyecektir. Çok büyük bir mükâfaattan da mahrum kalmış olacaklardır. “Dünyada işledikleri hep boşa gitmiştir, zaten yapageldikleri de hep bâtıldır” Onların hem hakka ve hak ehline karşı kurdukları tuzaklar hem de işledikleri iyi ameller heder olmuştur. Çünkü hayırlı amellerin kabul edilmesi için şart olan, imandan mahrumdurlar.
11:17Page 223
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّهِۦ وَيَتۡلُوهُ شَاهِدٞ مِّنۡهُ وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامٗا وَرَحۡمَةًۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۚ وَمَن يَكۡفُرۡ بِهِۦ مِنَ ٱلۡأَحۡزَابِ فَٱلنَّارُ مَوۡعِدُهُۥۚ فَلَا تَكُ فِي مِرۡيَةٖ مِّنۡهُۚ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ ١٧
So is one who [stands] upon a clear evidence from his Lord [like the aforementioned]? And a witness1 from Him follows it,2 and before it was the Scripture of Moses to lead and as mercy. Those [believers in the former revelations] believe in it [i.e., the Qur’ān]. But whoever disbelieves in it from the [various] factions - the Fire is his promised destination. So be not in doubt about it. Indeed, it is the truth from your Lord, but most of the people do not believe.
17- Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu da kendi katından gelen bir şahidin izlediği, öncesinde de Mûsâ’nın bir rehber ve rahmet olan Kitabı (ile doğrulanmış) bulunan kimse, hiç ötekilerle bir olur mu? İşte bunlar, ona iman ederler. Artık o gruplardan kim onu inkar ederse (bilsin ki) ona vaat edilen yer ateştir. O halde sakın o (Kur'ân’dan) yana şüpheye düşme. Çünkü o, Rabbinden gelen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
17. Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile onun dinini ve getirdiği delilleri kesin bir inanç ile ayakta tutan mirasçıları içinden onun yerini tutanların durumunu söz konusu etmekte, başkalarının bu şekilde nitelendirilmeyeceğini ve hiçbir kimsenin de onlar gibi olamayacağını da belirterek şöyle buyurmaktadır:“Rabbinden” Allah’ın önemli meseleler ile bunlara dair açık delilleri indirmiş olduğu vahiy aracılığı ile “apaçık bir delil üzerinde bulunan” bu apaçık delile kesin olarak inanan “onu da” yani bu apaçık delili “kendi katından gelen bir şahidin” yani ikinci bir delil olan dosdoğru fıtrat ve sağlam aklın “izlediği” böylece Allah’ın vahyinin ve şeriatının hak olduğuna tanıklık eden, akılları ile de onların güzelliğini bilen ve bu sayede imanlarına iman katan “öncesinde de” üçüncü bir delil olarak “Musa’nın” insanlara “bir rehber ve” onlara “rahmet olan” Allah’ın bu vasıfta indirmiş olduğu “Kitabı” olan Tevrat “bulunan kimse, hiç ötekilerle bir olur mu?” Yani bu Kur’ân-ı Kerim’in doğru oluşuna Tevrat da tanıklık etmekte ve onun getirdiği hakka uygun olarak hakikatleri dile getirmektedir. O halde bu vasfa sahip olan, kendisine imanın tanıklarının peşpeşe geldiği ve kesin delillere sahip olan kimse, hiç içinden çıkamayacağı karanlıklarda ve cehaletler içinde bulunan kimse gibi olur mu? Asla! Bunlar, Allah nezdinde de Allah’ın kulları nezdinde de kesinlikle bir olmazlar. “İşte bunlar” yani bu delillere sahip olma tevfikine mazhar olanlar “ona” Kur’ân-ı Kerim’e gerçekten “iman ederler.” Onların sahip oldukları bu iman da hem dünyada hem de âhirette onlara fayda verir. “Artık o gruplardan” hakkı reddetmek üzere birleşmiş olan yeryüzünün değişik kesimlerinden “kim onu” Kur'ân’ı “inkar ederse (bilsin ki) ona vaat edilen yer” varılması kaçınılmaz olan “ateştir. O halde sakın o (Kur'ân’dan) yana şüpheye düşme!” En ufak bir tereddüdün olmasın. “Çünkü o, Rabbinden gelen haktır. Fakat insanların çoğu iman etmezler.” Ya cahilliklerinden, ya sapıklıklarından yahut da zulüm, inat ve azgınlıklarından dolayı inanmazlar. Yoksa niyeti gerçekten güzel, anlayışı dosdoğru olan kimsenin ona iman etmesi kaçınılmaz bir şeydir. Çünkü o, her bakımdan kendisini iman etmeye iten sebepleri görür.
11:18–22Page 223
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ يُعۡرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمۡ وَيَقُولُ ٱلۡأَشۡهَٰدُ هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ كَذَبُواْ عَلَىٰ رَبِّهِمۡۚ أَلَا لَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ ١٨
And who is more unjust than he who invents a lie about Allāh? Those will be presented before their Lord, and the witnesses will say, "These are the ones who lied against their Lord." Unquestionably, the curse of Allāh is upon the wrongdoers
ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبۡغُونَهَا عِوَجٗا وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ ١٩
Who averted [people] from the way of Allāh and sought to make it [seem] deviant while they, concerning the Hereafter, were disbelievers.
أُوْلَٰٓئِكَ لَمۡ يَكُونُواْ مُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنۡ أَوۡلِيَآءَۘ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ مَا كَانُواْ يَسۡتَطِيعُونَ ٱلسَّمۡعَ وَمَا كَانُواْ يُبۡصِرُونَ ٢٠
Those were not causing failure [to Allāh] on earth, nor did they have besides Allāh any protectors. For them the punishment will be multiplied. They were not able to hear, nor did they see.1
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ٢١
Those are the ones who will have lost themselves, and lost from them is what they used to invent.
لَا جَرَمَ أَنَّهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ هُمُ ٱلۡأَخۡسَرُونَ ٢٢
Assuredly, it is they in the Hereafter who will be the greatest losers.
18- Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? İşte onlar Rablerine arz edilecekler ve şahitler de:“İşte Rableri hakkında yalan söyleyenler bunlardır” diyeceklerdir. Haberiniz olsun ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir. 19- O zalimler ki Allah yolundan alıkoyarlar ve onu eğri göstermek isterler. Onlar âhireti de kesinlikle inkar ederler. 20- Onlar yeryüzünde kesinlikle (Allah'ı) âciz bırakabilecek değillerdir. Onlar için Allah’tan başka hiçbir dost da yoktur. Azapları kat kat verilecektir. Zira onlar, ne işitebiliyorlardı ne de görüyorlardı. 21- İşte bunlar kendi kendilerini zarara sokanlardır. Uydurdukları da onları terk edip gitmiştir. 22- Şüphe yok ki âhirette en çok zarara uğrayan kimseler onlardır.
18. Yüce Allah “Yalan düzerek Allah'a iftira edenden daha zalim” kimsenin olmayacağını haber vermektedir. Bunun kapsamına Allah’a ortak nispet etmek, celaline yakışmayacek şekilde onu vasfetmek, O’nun söylemediği şeyleri söyledi diye aktarmak, peygamberlik iddiasında bulunmak vb. gibi Yüce Allah’a iftira etme kapsamına giren bütün sözler dahildir. İşte böyleleri insanların en zalim olanlarıdır. “İşte onlar Rablerine” zulümleri sebebiyle cezalandırılmak için “arz edilecekler ve” Yüce Allah bunlar hakkında çetin azaba hüküm vereceği vakit “şahitler de” onların yalan söylediklerine ve iftirada bulunduklarına dair tanıklık edecek olanlar da: “İşte Rableri hakkında yalan söyleyenler bunlardır, diyeceklerdir. Haberiniz olsun ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” Yani bu sürekli ve kesintisiz bir lanettir. Çünkü zulümleri, onların ayrılmaz bir nitelikleri olmuştur ve hafifletme kabul etmez.
19. Daha sonra Yüce Allah onların zulümlerinin niteliğini belirterek şöyle buyurmaktadır:“O zalimler ki Allah yolundan alıkoyarlar.” Allah yolundan hem kendilerini alıkoyarlar, hem de başkalarını engellerler. Allah yolu ise peygamberlerin insanları izlemeye davet ettikleri yoldur. Böylelikle onlar cehennem ateşine çağıran önderler olmuşlardır. “Ve onu” Allah yolunu “eğri göstermek isterler.” Bu yolu eğriltmek, onu kötü ve çirkin göstermek isterler ki insanlar nezdinde doğru olarak görülmesin. İnsanlar batılı güzel, hakkı da çirkin görsünler -Allah onların cezasını versin-. Ayrıca “Onlar âhireti de kesinlikle inkar ederler.”
20. “Onlar yeryüzünde kesinlikle (Allah'ı) âciz bırakabilecek değillerdir.” Allah’ın azabından kaçıp kurtulamazlar. Çünkü onlar, Allah’ın egemenliği ve hükümranlığı altında bulunuyorlar. “Onlar için Allah’tan başka” hoşlanmadıkları şeyleri onlardan uzaklaştıracak yahut da faydalarına olan şeyleri gerçekleştirecek “hiçbir dost da yoktur.” Aksine aralarındaki bütün bağlar kopmuş olacaktır. “Azapları kat kat verilecektir.” Yani ağırlaştırılacak ve artırılacaktır. Çünkü onlar, kendileri saptıkları gibi başkalarını da saptırmışlardır. “Zira onlar, ne işitebiliyorlardı” Hakka olan buğz ve nefretlerinden dolayı Allah’ın âyetlerini kendisi ile yararlanabilecekleri şekilde işitemiyorlar, dinlemiyorlardı. “Ne oluyor onlara ki öğütten yüz çeviriyorlar! Sanki onlar arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibiler!”(el-Müddessir, 74/49-51)“ne de görüyorlardı.” Kendilerine fayda sağlayacak şeylere ibret ve tefekkür ile bakmıyorlardı. Aksine akılları ermeyen sağır ve dilsizler gibiydiler.
21. “İşte bunlar” en büyük mükâfaatı kazanma imkânını ellerinin tersiyle itip de en ağır azaba müstehak olduklarından dolayı “kendi kendilerini zarara sokanlardır. Uydurdukları da onları terk edip gitmiştir.” Kendisine çağırıp durdukları ve güzel göstermeye çalıştıkları dinleri darmadağın ve yok olup gitmiştir. Allah’ın dışında tapındıkları ilahları da Rabbinin emri geldiğinde kendilerine hiçbir fayda sağlayamamıştır.
22. “Şüphe yok ki” gerçek ve doğru olan şu ki “âhirette en çok zarara uğrayan kimseler onlardır.” Bu zarar onlara has olacaktır. Hatta onlara bu zararın en şiddetlisi verilecektir. Çünkü onlar son derece pişman olacaklar, nimetlerden mahrum kalacaklar, meşakkat ve azapla karşı karşıya kalacaklardır. Onların halinden Allah’a sığınırız.
Yüce Allah bedbaht olacakların durumunu söz konusu ettikten sonra bahtiyar olacak mutlu kimselerin niteliklerini ve Allah katındaki mükâfatlarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
11:23–24Page 224
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَخۡبَتُوٓاْ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ٢٣
Indeed, they who have believed and done righteous deeds and humbled themselves to their Lord - those are the companions of Paradise; they will abide eternally therein.
۞ مَثَلُ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ كَٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡأَصَمِّ وَٱلۡبَصِيرِ وَٱلسَّمِيعِۚ هَلۡ يَسۡتَوِيَانِ مَثَلًاۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٢٤
The example of the two parties is like the blind and deaf, and the seeing and hearing. Are they equal in comparison? Then, will you not remember?
23- İman edip salih ameller işleyenler ve Rablerine tevazu ile boyun eğenler, işte onlar cennetlik olanlardır ve onlar orada ebediyen kalacaklardır. 24- Bu iki zümrenin hali, kör ve sağır kimse ile gören ve işiten kimsenin haline benzer. Hiç bunların hali, eşit olur mı? Artık düşünmeyecek misiniz?
23. “İman edip” yani kalpleri ile Allah’ın iman edilmesini emrettiği dinin esas ve kaidelerini tasdik ve itiraf edip “salih ameller işleyenler” yani hem kalbin amellerini, hem azaların amellerini, hem de dilin sözlerini kapsayan iyi ve güzel amellerde bulunanlar “ve Rablerine tevazu ile boyun eğenler” O’nun azameti önünde boyun eğen, hakimiyeti önünde zilletlerini arz eden, O’na muhabbet ile O’ndan korkarak, O’ndan umarak, O’na yalvarıp yakararak O’na yönelenler; “işte onlar” bu sıfatları taşıyanlar, “cennetlik olanlardır ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Çünkü onlar, ne kadar hayır varsa hepsini yerine getirmiş ve ne kadar iyilik varsa mutlaka ona çabucak koşmuşlardır.
24. “Bu iki zümrenin” bedbahtlar ile bahtiyarlar topluluğunun “hali, kör ve sağır kimse” bu, bedbahtların haline örnektir “ile gören ve işiten kimsenin” bu da bahtiyarların halinin örneğidir, “haline benzer. Hiç bunların hali eşit olur mu?” Hayır, eşit olmazlar. Aksine aralarında anlatılamayacak kadar büyük farklar vardır. “Artık düşünmeyecek misiniz?” Yani size faydalı olacak amelleri düşünüp de onları işlemeyecek misiniz? Size zarar verecek amelleri düşünüp de onlardan vazgeçmeyecek misiniz?
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences