As-Sa'diYusuf · 12:42–68

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Yusuf 12:42–68

12:42Page 240

وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُۥ نَاجٖ مِّنۡهُمَا ٱذۡكُرۡنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَىٰهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ ذِكۡرَ رَبِّهِۦ فَلَبِثَ فِي ٱلسِّجۡنِ بِضۡعَ سِنِينَ ٤٢

And he said to the one whom he knew would go free, "Mention me before your master." But Satan made him forget the mention [to] his master, and he [i.e., Joseph] remained in prison several years.

42- (Yusuf) o ikisinden kurtulacağını bildiği kimseye: “Efendinin yanında benden bahset.” dedi. Fakat şeytan, ona (Yusuf’u) efendisine hatırlatmasını unutturdu. Bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.

42. Yusuf aleyhisselam:“o ikisinden kurtulacağını bildiği kimseye” bu ise rüyasında üzüm sıktığını gören kişi idi “dedi ki: Efendinin yanında benden bahset” ona benim durumumu ve başımdan geçenleri hatırlat. Belki bana karşı kalbi yumuşar ve beni içinde bulunduğum bu yerden çıkartır. “Fakat şeytan, ona (Yusuf’u) efendisine hatırlatmasını unutturdu.” Yani şeytan o kurtulan kişiye Yüce Allah’ı anmayı, kendisini Allah’a yakınlaştıracak şeyleri hatırlamayı ve bu arada da en güzel şekilde kendisine karşılık verilmeye layık olan Yusuf’u anmayı da unutturdu. Bu ise Yüce Allah’ın emir ve kaderini gerçekleştirmesi, tamamlaması içindi. “Bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.” Buradaki “birkaç” ifadesi üç ile dokuz arası bir sayıyı ifade eder. O nedenle Yusuf’un yedi yıl daha zindanda kaldığı söylenmiştir. Yüce Allah, onun bu durumunu sona erdirmeyi ve Yusuf’un zindandan çıkarılmasına izin vermeyi murad edince Yusuf’un çıkartılması, şanının yücelmesi ve kadrinin yükselmesi için bir sebep takdir etti ki bu da hükümdarın gördüğü rüya idi.

Yüce Allah Yusuf’u zindandan çıkartmak isteyince hükümdara yorumu, bütün milleti ilgilendiren bu hayret verici rüyayı gösterdi. Ki böylelikle Yusuf, bu rüyayı yorumlasın da onun üstünlüğü ortaya çıksın ve onun her iki cihanda da yükselmesini sağlayacak ilmi herkesçe ayan beyan görülsün. Ne uygun bir ilâhi takdirdir ki bu rüyayı gören kimse, halkın bütün işlerini elinde bulunduran ve bütün maslahatları kendisine bağlı olan hükümdar idi. İşte bu hükümdar, kendisini dehşete düşüren böyle bir rüya gördü. Kavminin ilim adamlarını, sağlıklı görüş sahiplerini toplayıp onlara şöyle dedi:

12:43–49Page 240

وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ إِنِّيٓ أَرَىٰ سَبۡعَ بَقَرَٰتٖ سِمَانٖ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافٞ وَسَبۡعَ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرٖ وَأُخَرَ يَابِسَٰتٖۖ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ أَفۡتُونِي فِي رُءۡيَٰيَ إِن كُنتُمۡ لِلرُّءۡيَا تَعۡبُرُونَ ٤٣

And [subsequently] the king said, "Indeed, I have seen [in a dream] seven fat cows being eaten by seven [that were] lean, and seven green spikes [of grain] and others [that were] dry. O eminent ones, explain to me my vision, if you should interpret visions."

قَالُوٓاْ أَضۡغَٰثُ أَحۡلَٰمٖۖ وَمَا نَحۡنُ بِتَأۡوِيلِ ٱلۡأَحۡلَٰمِ بِعَٰلِمِينَ ٤٤

They said, "[It is but] a mixture of false dreams, and we are not learned in the interpretation of dreams."

وَقَالَ ٱلَّذِي نَجَا مِنۡهُمَا وَٱدَّكَرَ بَعۡدَ أُمَّةٍ أَنَا۠ أُنَبِّئُكُم بِتَأۡوِيلِهِۦ فَأَرۡسِلُونِ ٤٥

But the one who was freed and remembered after a time said, "I will inform you of its interpretation, so send me forth."

يُوسُفُ أَيُّهَا ٱلصِّدِّيقُ أَفۡتِنَا فِي سَبۡعِ بَقَرَٰتٖ سِمَانٖ يَأۡكُلُهُنَّ سَبۡعٌ عِجَافٞ وَسَبۡعِ سُنۢبُلَٰتٍ خُضۡرٖ وَأُخَرَ يَابِسَٰتٖ لَّعَلِّيٓ أَرۡجِعُ إِلَى ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَعۡلَمُونَ ٤٦

[He said], "Joseph, O man of truth, explain to us about seven fat cows eaten by seven [that were] lean, and seven green spikes [of grain] and others [that were] dry - that I may return to the people [i.e., the king and his court]; perhaps they will know [about you]."

قَالَ تَزۡرَعُونَ سَبۡعَ سِنِينَ دَأَبٗا فَمَا حَصَدتُّمۡ فَذَرُوهُ فِي سُنۢبُلِهِۦٓ إِلَّا قَلِيلٗا مِّمَّا تَأۡكُلُونَ ٤٧

[Joseph] said, "You will plant for seven years consecutively; and what you harvest leave in its spikes, except a little from which you will eat.

ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ سَبۡعٞ شِدَادٞ يَأۡكُلۡنَ مَا قَدَّمۡتُمۡ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلٗا مِّمَّا تُحۡصِنُونَ ٤٨

Then will come after that seven difficult [years] which will consume what you advanced [i.e., saved] for them, except a little from which you will store.

ثُمَّ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ عَامٞ فِيهِ يُغَاثُ ٱلنَّاسُ وَفِيهِ يَعۡصِرُونَ ٤٩

Then will come after that a year in which the people will be given rain and in which they will press [olives and grapes]."

43- (Bir gün) hükümdar dedi ki: “Rüyamda yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini, bir de yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (yedi başak) gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumunu biliyorsanız, şu rüyamı bana açıklayın.” 44- Dediler ki:“Karmakarışık rüyalardır (bunlar); biz böyle karışık rüyaların yorumunu bilmeyiz.” 45- O ikisinden kurtulmuş olan, uzun bir süre sonra (Yusuf’u o esnada) hatırladı ve dedi ki: “Ben size bunun yorumunu haber vereceğim, (ama önce) beni (zindana) gönderin.” 46- “Yusuf, ey doğru sözlü! Bize söyler misin, yedi semiz ineği yiyen yedi zayıf inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri kuru olan (yedi başak) ne demektir? Ümidim o ki insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da (hem tabiri hem de senin durumunu) öğrenirler.” 47- Dedi ki:“Yedi yıl âdetiniz üzere ekin. Yiyeceğiniz az bir miktarın dışındaki tüm biçtiklerinizi de başağında bırakın. 48- “Sonra bunların ardından yedi kurak yıl gelecek ve saklayacağınız az bir miktarın dışında o yıllar için önceden hazırladığınız her şeyi yiyip bitirecek. 49- “Sonra bunların ardından da bir yıl gelecek ki insanlar o yılda yağmura kavuşturulacak ve (meyve) sıkacaklar.”

43. “Rüyamda yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini, bir de yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (yedi başak) gördüm.” Oldukça zayıf düşmüş, cılızlaşmış, güçleri bitip tükenmiş yedi zayıf ineğin, oldukça güçlü yedi ineği yemesi hayret edilecek bir şeydir. Diğer taraftan yine kurumuş yedi başağın yedi yeşil başağı yediğini de görmüştü. “Ey ileri gelenler, eğer rüya yorumu biliyorsanız, şu rüyamı bana açıklayın.” Gördüklerinin hepsi tek bir rüya idi ve yorumu tek bir tane olacaktı.

44. Ancak hepsi de hayrete düştüler ve bunu nasıl yorumlayacaklarını bilemediler. Bunun üzerine:“Dediler ki: Karmakarışık rüyalardır” yani bu rüyaların herhangi bir sonucu veya herhangi bir yorumu olmaz. Yorumcular bilmedikleri bir şey hakkında kesin hüküm vermiş oluyorlardı. Kendileri için mazeret teşkil etmeyecek bir üslupla da mazur görülmelerini istemişlerdi. Daha sonra da:“Biz böyle karışık rüyaların yorumunu bilmeyiz” yani biz ancak yorumlanabilecek türden rüyaları yorumlarız. Şeytandan olan yahut da nefsin telkinlerinden kaynaklanan rüyaları ise yorumlayamayız, demişlerdi. Böylelikle onlar hem bilmediklerini, hem bunların yorumu yapılmayacak türden rüyalar oldukları iddiasını, hem de kendilerini beğendiklerini ortaya koymuş oluyorlardı. Çünkü onlar, biz bu rüyanın yorumunu bilmiyoruz, demediler. Bu ise dinine bağlı ve üstün akıl sahibi kimselerin göstereceği bir tavır değildir. Yine bu durum, Yüce Allah’ın Yusuf aleyhisselam’a bir lütfudur. Çünkü hükümdar, bu rüyayı kavminin ileri gelenlerine ve bilginlerine anlatıp da onların, onu yorumlamaktan aciz oldukları ortaya çıkmadan önce Yusuf, en başta onu yorumlamış olsaydı bunun, o kadar önemi ve etkisi olmazdı. Ancak hükümdar, bu rüyaya oldukça önem veriyordu. Öbürleri rüyayı yorumlamaktan acze düşüp Yusuf onu yorumlayınca bunun, onların nezdinde de çok büyük bir değeri oldu. Bu da Yüce Allah’ın, Âdem aleyhisselam’ın meleklere üstünlüğünü ilim ile ortaya çıkarmasına benzemektedir. Çünkü O, önce meleklere sormuş, onlar sorunun cevabını bilemeyince daha sonra Adem’e sormuş, Adem de onlara her şeyin ismini bildirince daha üstün ve faziletli olduğu ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde Yüce Allah Kıyamet gününde yaratıkların en faziletlisi olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in faziletini de benzeri bir şekilde ortaya çıkaracaktır. Yüce Allah insanlara Adem’den kendilerine şefaatçi olmasını isteme ilhamını verecektir. Daha sonra Nuh’dan, sonra İbrahim’den, sonra Musa’dan sonra da İsa’dan bu istekte bulunacaklardır. Her birisi de bu konuda ayrı bir mazeret bildirecek ve en sonda onlar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e gelecekler. O da:“Bu, benim işimdir, bu, benim işimdir” diyerek bütün insanlara şefaatte bulunacak ve böylelikle öncekilerin de sonrakilerin de kendisine gıpta ile bakacakları Makam-ı Mahmud’a nail olacaktır.[32] Lütufkârane takdirleri bize gizli kalan, iyilik ve ihsanı seçkin kullarına ve gerçek dostlarına ulaştırması ince hikmetlerle dolu olan Yüce Allah’ın şanı ne yücedir!

45. “O ikisinden” hapisteki o iki delikanlıdan rüyasında şarap sıktığını gören ve Yusuf’un, efendisinin yanında kendisinden bahsetmesini istediği “kurtulmuş olan, uzun bir süre sonra” Yusuf’u, onun rüyalarını yorumlamasını ve kendisine yaptığı tavsiyeyi “hatırladı” ve Yusuf’un aradan geçen uzun yıllar sonra bu rüyayı yorumlayabilecek kişi olduğunu bildi ve: “dedi ki: Ben size bunun yorumunu haber vereceğim.” O bakımdan rüyanın yorumuna dair ona soru sorayım diye “beni” Yusuf’a “gönderin.”

46. Bunun üzerine onu gönderdiler. O da Yusuf’un yanına geldi. Yusuf unutmasından dolayı onu azarlamadı, aksine kendisine sorduğu soruyu dinledi ve bu hususta ona cevabını verdi. Arkadaşı ona şöyle demişti:“Yusuf, ey doğru sözlü!” yani ey sözleri ve davranışları doğru kişi “bize söyler misin, yedi semiz ineği yiyen yedi zayıf inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri kuru olan (yedi başak) ne demektir? Ümidim o ki insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da (hem tabiri hem de senin durumunu) öğrenirler.” Çünkü onlar bu rüyanın yorumunu şevkle beklemektedirler. Zira bu, onları oldukça düşündürmektedir.

47. Yusuf, yedi semiz inek ile yedi yeşil başağı oldukça verimli yedi yıl diye, yedi zayıf inek ile yedi kuru başağı da oldukça kurak yıllar diye yorumladı. Allah daha iyi bilir ama bu yorumun açıklaması şöyledir: Ekin, bolluk ve kuraklığa bağlı bir şeydir. Eğer bolluk olursa ziraat ve ekinler bol ve güçlü olur. Manzarası güzel olur, verimi çok olur. Kıtlık ise bunun tam aksi sonuçlar doğurur. Toprak da inekler vasıtası ile sürülür ve çoğunlukla tarlalar da onlarla sulanırdı. Başaklar ise gıda maddelerinin en önemlisi ve en değerlisidir. Aradaki bu ilişki dolayısı ile rüyayı bu şekilde yorumladı. Yusuf bir yandan rüyayı yorumlarken bir yandan da neler yapacaklarına ve böylelikle bolluk yıllarından kıtlık yılları için nasıl hazırlanacaklarına dair görüşünü de açıklayarak “Dedi ki: Yedi yıl âdetiniz üzere” peş peşe “ekin.” O ekinlerden “yiyeceğiniz az bir miktarın dışındaki tüm biçtiklerinizi başağında bırakın.” Çünkü böylesi ekinin daha uzun ömürlü olmasını sağlar ve onun tüketilme isteği de daha az olur. Yiyeceğiniz az bir miktarı bu saklayacaklarınızdan istisna edin. Ancak bu bolluk yıllarında yiyeceğiniz mümkün mertebe az olsun ki, saklayacağınız miktar daha fazla olsun ve böylelikle faydası ve etkisi de daha büyük olsun.

48. “Sonra bunların” bu verimli bol yedi yılın “ardından yedi kurak yıl gelecek ve saklayacağınız” yani bu yıllarda tüketmeyeceğiniz “az bir miktarın dışında o yıllar için önceden hazırladığınız her şeyi” ne kadar çok olursa olsun, bütün sakladıklarınızı “yiyip bitirecek.”

49. “Sonra bunların” yedi kıtlık yılının “ardından da bir yıl gelecek ki insanlar o yılda yağmura kavuşturalacak ve (meyve) sıkacaklar.” Bu yılda ise yağmurlar ve sular çoğalacak, mahsuller de artacaktır. O kadar ki gıda ihtiyaçlarından fazla fazla artacak ve onlar yediklerinin yanı sıra bir de üzüm ve benzeri meyveleri sıkacaklar. Hükümdarın rüyasında böyle bir yıldan açıkça söz edilmemekle birlikte Yusuf’un bu şekilde bir bolluk yılının geleceğini anlaması, kıtlık yıllarının yedi ile sınırlandırılmasından hareketle olması muhtemeldir. Zira o bundan, bu kıtlığın ortadan kalkacağını ve ondan sonraki yılın bolluk yılı olacağını çıkarmıştır. Bilindiği gibi peş peşe yedi yıl devam eden bir kıtlık ancak oldukça bol ve verimli bir yılın gelişi ile ortadan kalkar. Aksi takdirde bu şekildeki yedi yıllık bir süre belirlemenin herhangi bir faydası olmazdı. Elçi hükümdara ve insanların yanına dönüp de Yusuf’un rüyaya dair yorumunu onlara bildirince hayrete düştüler ve çok sevindiler. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

12:50–57Page 241

وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦۖ فَلَمَّا جَآءَهُ ٱلرَّسُولُ قَالَ ٱرۡجِعۡ إِلَىٰ رَبِّكَ فَسۡـَٔلۡهُ مَا بَالُ ٱلنِّسۡوَةِ ٱلَّٰتِي قَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّۚ إِنَّ رَبِّي بِكَيۡدِهِنَّ عَلِيمٞ ٥٠

And the king said, "Bring him to me." But when the messenger came to him, [Joseph] said, "Return to your master and ask him what is the case of the women who cut their hands. Indeed, my Lord is Knowing of their plan."

قَالَ مَا خَطۡبُكُنَّ إِذۡ رَٰوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفۡسِهِۦۚ قُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا عَلِمۡنَا عَلَيۡهِ مِن سُوٓءٖۚ قَالَتِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡـَٰٔنَ حَصۡحَصَ ٱلۡحَقُّ أَنَا۠ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ وَإِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٥١

Said [the king to the women], "What was your condition when you sought to seduce Joseph?" They said, "Perfect is Allāh!1 We know about him no evil." The wife of al-ʿAzeez said, "Now the truth has become evident. It was I who sought to seduce him, and indeed, he is of the truthful.

ذَٰلِكَ لِيَعۡلَمَ أَنِّي لَمۡ أَخُنۡهُ بِٱلۡغَيۡبِ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي كَيۡدَ ٱلۡخَآئِنِينَ ٥٢

That is so he [i.e., al-ʿAzeez] will know that I did not betray him in [his] absence and that Allāh does not guide the plan of betrayers.

۞ وَمَآ أُبَرِّئُ نَفۡسِيٓۚ إِنَّ ٱلنَّفۡسَ لَأَمَّارَةُۢ بِٱلسُّوٓءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّيٓۚ إِنَّ رَبِّي غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٥٣

And I do not acquit myself. Indeed, the soul is a persistent enjoiner of evil, except those upon which my Lord has mercy. Indeed, my Lord is Forgiving and Merciful."1

وَقَالَ ٱلۡمَلِكُ ٱئۡتُونِي بِهِۦٓ أَسۡتَخۡلِصۡهُ لِنَفۡسِيۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلۡيَوۡمَ لَدَيۡنَا مَكِينٌ أَمِينٞ ٥٤

And the king said, "Bring him to me; I will appoint him exclusively for myself." And when he spoke to him, he said, "Indeed, you are today established [in position] and trusted."

قَالَ ٱجۡعَلۡنِي عَلَىٰ خَزَآئِنِ ٱلۡأَرۡضِۖ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٞ ٥٥

[Joseph] said, "Appoint me over the storehouses of the land. Indeed, I will be a knowing guardian."

وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٥٦

And thus We established Joseph in the land to settle therein wherever he willed. We touch with Our mercy whom We will, and We do not allow to be lost the reward of those who do good.

وَلَأَجۡرُ ٱلۡأٓخِرَةِ خَيۡرٞ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٥٧

And the reward of the Hereafter is better for those who believed and were fearing Allāh.

50- Hükümdar “Onu bana getirin.” dedi. Bunun üzerine elçi yanına gelince (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön de o ellerini kesen kadınların durumu neymiş, diye sor. Şüphe yok ki benim Rabbim o kadınların tuzaklarını çok iyi bilendir.” 51- (Hükümdar onları toplayıp) dedi ki: “Yusuf’tan murad istediğiniz zaman durumunuz ne idi?” Kadınlar: “Allah'ı tenzih ederiz! Biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı da şöyle dedi:“Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben ona sahip olmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.” 52- “Bu, gıyabında ona hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir.” 53- “Bununla beraber ben nefsimi de temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, şüphesiz var gücüyle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettikleri müstesnâdır. Çünkü Rabbim çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” 54- Hükümdar:“Onu bana getirin de kendime has (danışman) kılayım” dedi. Onunla konuşunca da şöyle dedi:“Sen bugün nezdimizde önemli bir mevki sahibi ve güvenilir birisin.” 55- Dedi ki:“Beni ülkenin hazine işlerinin başına tayin et. Çünkü ben (bu konuda), oldukça titiz ve bilgiliyim.” 56- İşte böylece o ülkede Yusuf’a iktidar imkanı verdik. O, orada dilediği yerde konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimize veririz. İyilik sahiplerinin de ecrini zayi etmeyiz. 57- İman edip de takva üzere olanlar için âhiret mükâfatı ise elbette daha hayırlıdır.

50. “Hükümdar” yanında bulunanlara “Onu bana getirin, dedi.” Yani Yusuf aleyhisselam’ın hapishaneden çıkartılmasını ve yanına getirilmesini emretti. “Bunun üzerine elçi yanına gelince” ve ona çıkıp hükümdarın yanına gitmesini emredince Yusuf tam anlamı ile suçsuzluğu ortaya çıkmadıkça zindandan çıkmak istemedi. Bu ise onun sabrı, mükemmel akıl ve görüş sahibi oluşunun bir neticesi idi. Gelen elçiye “dedi ki: Efendine” yani hükümdara “dön de o ellerini kesen kadınlara durumu neymiş, diye sor.” Ona bu kadınların durumlarının ne olduğunu, başlarından geçen olayın mahiyetini sor. Onların durumu gâyet açık bir şekilde ortadadır. “Şüphe yok ki benim Rabbim o kadınların tuzaklarını çok iyi bilendir.”

51. Hükümdar, bunun üzerine o kadınları huzuruna getirtti:“Dedi ki: Yusuf’tan murad almak istediğiniz zaman durumunuz ne idi?” Siz onda insanı şüpheye düşürecek bir hal gördünüz mü? “Kadınlar” hep birlikte onun bu işlerden uzak olduğunu belirttiler ve: “Allah'ı tenzih ederiz; biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz, dediler.” Az olsun, çok olsun onun bir kötülük işlediğini bilmiyoruz. Artık Yusuf’u itham etmeyi gerektiren sebep ortadan kalkmış ve geriye sadece Aziz’in karısının durumu ve onun bu konudaki kanaati kalmıştı. Bunun üzerine “Aziz’in karısı da şöyle dedi: Şimdi gerçek ortaya çıktı.” Daha önce biz onu hapse atılmasını gerektirecek şekilde itham ederken, ona kötülük isnad ederken artık gerçek açıkça ortaya çıkmış bulunuyor. “Ben ona sahip olmak istemiştim. Şüphesiz ki o” sözlerinde ve suçsuzluk iddiasında “doğru söyleyenlerdendir.”

52. “Bu” yani benim Yusuf’tan murad almak istediğime dair bu ikrarım “gıyabında ona hıyanet etmediğimi…” Bu sözleri ile kocasını kasdetmiş olma ihtimali vardır. Yani ben, bu ikrarda bulunup da Yusuf’tan murad almak istediğimi söyledim, ancak bu, onun gıyabında kendisine hıyanet etmediğimi bilsin diyedir. Yani ben sadece ondan murad almak istedim, ama onun namusuna leke sürmedim. Bu sözleri ile şunu kasdetmiş olma ihtimali de vardı: Yusuf’tan murad almak isteyenin ben olduğumu, onun da doğru sözlü olduğunu ikrar ettiğimde onun, yanımda bulunmadığı sırada ona hainlik etmediğimi Yusuf’un bilmesi içindir. “ve Allah’ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir.” Çünkü hainlik eden herkesin bu hainlik ve tuzağının kendi başına dönmesi ve işinin mutlaka açığa çıkması kaçınılmaz bir şeydir.

53. Kadının söylediği bu ifadelerde bir bakıma kendisini temize çıkarma anlamı bulunduğundan ve Yusuf ile ilgili kendisinin herhangi bir günahı olmadığı anlaşılır gibi olduğundan, bunu telafi etmek kastı ile şunları söylemiştir:“Bununla beraber ben nefsimi” Yani ben kendimi Yusuf’tan murad almak, bunun için çalışmak, bunu şiddetle arzulamak ve bunun için de gerekli planı kurmaktan yana “temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şüphesiz var gücüyle kötülüğü emreder.” Her nefis sahibine kötülüğü çokça emreder. Yani hayasızlığı ve diğer günahları işlemesini ister. Çünkü nefis şeytanın bineğidir. Onun vasıtası ile şeytan insanı saptırır. “Ancak Rabbimin merhamet ettikleri” Allah’ın, kötülüğü emreden nefsine karşı koruduğu, böylece nefsi Rabbine doğru huzurla giden, hidâyet davetçisine itaat eden ve helake çağırana karşı koyan kimseler “müstesnâdır.” Bu ise nefsin kendisinden değil, aksine Allah'ın kuluna olan lütuf ve rahmetindendir. “Çünkü Rabbim çok bağışlayıcıdır,” Günah işleme cesaretini gösteren kimselere tevbe edip Allah’a yöneldikleri takdirde günahlarını bağışlar; “pek merhametlidir.” tevbesini kabul etmesi ve salih amelleri işleme muvaffakiyetini vermesi sureti ile de merhamet eder. Bu ayetin tefsirinde doğru olan, bu sözlerin Yusuf’un sözleri değil de Aziz’in hanımının sözlerinden olduğudur. Çünkü ifadeler, Aziz’in hanımının sözlerinin devamı niteliğindedir. Yusuf da o vakit hapishanede bulunuyordu, henüz çıkmamıştı.

54. Hükümdar ve insanlar, Yusuf’un tam anlamı ile masum olduğunu anlayınca hükümdar, Yusuf’a haber gönderdi:“Onu bana getirin de onu kendime has (danışman) kılayım, dedi.” Onu kendimin en has, en yakın adamlarımdan kılayım. Onlar da onu saygı ve ihtiram ile getirdiler. “Onunla konuşunca da” hükümdar onun sözlerini beğendi ve nezdindeki konumunu daha da yükselterek ona şöyle dedi: “Bugün sen bizim nezdimizde önemli bir mevki sahibi ve güvenilir birisin.” Sırlarımızı sana güvenerek teslim edebiliriz.

55. Yusuf kamu menfaatine ait bir işe talip olarak “dedi ki: beni ülkenin hazine işlerinin başına tayin et.” Arazilerden toplanacak gelirlerin başına görevli bir sorumlu ve idareci olarak ata. “Çünkü ben (bu konuda) oldukça titiz ve bilgiliyim” üzerime aldığım görevi gereği gibi yerine getiririm. Ondan hiçbir şey boşa gitmez ve olması gereken yerden başkasına konmaz. Gireni, çıkanı da iyi tespit ederim. Bu işin idare ediliş şeklini verme, vermeme ve her türlü tasarruf keyfiyetini çok iyi bilenim. Yusuf’un bu talebi, kamu yönetiminin başına getirilmesi için bir hırstan kaynaklanmıyordu. Aksine kamuya faydalı olmayı arzuladığından dolayı bu talepte bulunmuştu. Ayrıca kendisinin bu konuda onların bilmediği derecede bir yeterliliğe, güvenilirliğe ve titizliğe sahip olduğunu biliyordu. Bundan dolayı hükümdardan kendisini ülkenin hazinelerinin başına getirmesini istedi. Hükümdar da onu yeryüzü hazinelerinin başına getirdi ve bu görevi ona verdi.

56. Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte böylece” yani sözü edilen bu sebepler ve mukaddimelerle “o ülkede Yusuf’a iktidar imkanı verdik. O, orada dilediği yerde konaklardı.” Rahat bir yaşayış, bol nimetler ve oldukça büyük ve yetkili bir mevkide bulunuyordu. “Biz rahmetimizi dilediğimize veririz.” Bu, Yüce Allah’ın Yusuf’a ihsan ettiği, onun için takdir ettiği bir rahmetidir. Ayrıca onun bu rahmeti dünya nimetiyle de sınırlı değildir. “İyilik sahiplerinin de ecrini zayi etmeyiz.” Yusuf aleyhisselam ise iyilik sahiplerinin efendileri arasında yer alır. Bu yüzden onun için dünyada da iyilik, âhirette de iyilik vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 57. “İman edip de takvâ üzere olanlar” yani hem takvâ hem de imanı şahsında toplayanlar “için âhiret mükâfatı ise” dünya mükâfatından “elbette daha hayırlıdır.” Çünkü takva ile büyük olsun, küçük olsun haram olan bütün işler terk edilir. Tam bir iman ile de kalp, Yüce Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği şeyleri tasdik eder. Bunun arkasından farz ve müstehab olan kalbî ameller ve azalar ile yapılan ameller gelir.

Yusuf aleyhisselam hazine işlerinin başına geçtikten sonra o işleri en güzel şekilde düzenledi ve yönetti. Bütün Mısır topraklarında verimli yıllar boyunca çok büyük ölçülerde ziraat yaptı ve onlar için büyük mahzenler hazırladı. Çok büyük miktarda yiyecek topladı, onları muhafaza etti ve tam anlamı ile koruma altına altı. Kıtlık yılları gelip de etrafta yaygın bir şekilde kendisini hissettirince etkileri, Yakub ve oğullarının ikamet ettiği Filistin topraklarına kadar vardı. Yakub da Mısır’dan azık getirmek üzere oğullarını oraya gönderdi.

12:58–68Page 242

وَجَآءَ إِخۡوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَعَرَفَهُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ مُنكِرُونَ ٥٨

And the brothers of Joseph came [seeking food], and they entered upon him; and he recognized them, but he was to them unknown.1

وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمۡ قَالَ ٱئۡتُونِي بِأَخٖ لَّكُم مِّنۡ أَبِيكُمۡۚ أَلَا تَرَوۡنَ أَنِّيٓ أُوفِي ٱلۡكَيۡلَ وَأَنَا۠ خَيۡرُ ٱلۡمُنزِلِينَ ٥٩

And when he had furnished them with their supplies, he said, "Bring me a brother of yours from your father.1 Do you not see that I give full measure and that I am the best of accommodators?

فَإِن لَّمۡ تَأۡتُونِي بِهِۦ فَلَا كَيۡلَ لَكُمۡ عِندِي وَلَا تَقۡرَبُونِ ٦٠

But if you do not bring him to me, no measure will there be [hereafter] for you from me, nor will you approach me."

قَالُواْ سَنُرَٰوِدُ عَنۡهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَٰعِلُونَ ٦١

They said, "We will attempt to dissuade his father from [keeping] him, and indeed, we will do [it]."

وَقَالَ لِفِتۡيَٰنِهِ ٱجۡعَلُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ فِي رِحَالِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَعۡرِفُونَهَآ إِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ ٦٢

And [Joseph] said to his servants, "Put their merchandise1 into their saddlebags so they might recognize it when they have gone back to their people that perhaps they will [again] return."

فَلَمَّا رَجَعُوٓاْ إِلَىٰٓ أَبِيهِمۡ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا ٱلۡكَيۡلُ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَآ أَخَانَا نَكۡتَلۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ ٦٣

So when they returned to their father, they said, "O our father, [further] measure has been denied to us, so send with us our brother [that] we will be given measure. And indeed, we will be his guardians."

قَالَ هَلۡ ءَامَنُكُمۡ عَلَيۡهِ إِلَّا كَمَآ أَمِنتُكُمۡ عَلَىٰٓ أَخِيهِ مِن قَبۡلُ فَٱللَّهُ خَيۡرٌ حَٰفِظٗاۖ وَهُوَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ ٦٤

He said, "Should I entrust you with him except [under coercion] as I entrusted you with his brother before? But Allāh is the best guardian, and He is the most merciful of the merciful."

وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَٰعَهُمۡ وَجَدُواْ بِضَٰعَتَهُمۡ رُدَّتۡ إِلَيۡهِمۡۖ قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبۡغِيۖ هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتۡ إِلَيۡنَاۖ وَنَمِيرُ أَهۡلَنَا وَنَحۡفَظُ أَخَانَا وَنَزۡدَادُ كَيۡلَ بَعِيرٖۖ ذَٰلِكَ كَيۡلٞ يَسِيرٞ ٦٥

And when they opened their baggage, they found their merchandise returned to them. They said, "O our father, what [more] could we desire? This is our merchandise returned to us. And we will obtain supplies [i.e., food] for our family and protect our brother and obtain an increase of a camel's load; that is an easy measurement."1

قَالَ لَنۡ أُرۡسِلَهُۥ مَعَكُمۡ حَتَّىٰ تُؤۡتُونِ مَوۡثِقٗا مِّنَ ٱللَّهِ لَتَأۡتُنَّنِي بِهِۦٓ إِلَّآ أَن يُحَاطَ بِكُمۡۖ فَلَمَّآ ءَاتَوۡهُ مَوۡثِقَهُمۡ قَالَ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلٞ ٦٦

[Jacob] said, "Never will I send him with you until you give me a promise [i.e., oath] by Allāh that you will bring him [back] to me, unless you should be surrounded [i.e., overcome by enemies]." And when they had given their promise, he said, "Allāh, over what we say, is Entrusted."1

وَقَالَ يَٰبَنِيَّ لَا تَدۡخُلُواْ مِنۢ بَابٖ وَٰحِدٖ وَٱدۡخُلُواْ مِنۡ أَبۡوَٰبٖ مُّتَفَرِّقَةٖۖ وَمَآ أُغۡنِي عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍۖ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِۖ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُۖ وَعَلَيۡهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُتَوَكِّلُونَ ٦٧

And he said, "O my sons, do not enter from one gate but enter from different gates; and I cannot avail you against [the decree of] Allāh at all. The decision is only for Allāh; upon Him I have relied, and upon Him let those who would rely [indeed] rely."

وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَهُمۡ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغۡنِي عَنۡهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٍ إِلَّا حَاجَةٗ فِي نَفۡسِ يَعۡقُوبَ قَضَىٰهَاۚ وَإِنَّهُۥ لَذُو عِلۡمٖ لِّمَا عَلَّمۡنَٰهُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٦٨

And when they entered from where their father had ordered them, it did not avail them against Allāh at all except [it was] a need [i.e., concern] within the soul of Jacob, which he satisfied. And indeed, he was a possessor of knowledge because of what We had taught him, but most of the people do not know.

58- Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar. 59- Yusuf (erzak) yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana baba bir kardeşinizi de getirin. Görüyorsunuz ki ben ölçeği tam veriyorum ve ben misâfirperverlerin en iyisiyim.” 60- “Eğer onu bana getirmezseniz artık benden size bir ölçek bile (erzak) yok. Yanıma da yaklaşmayın.” 61- “Ne yapıp edip onu babasından almaya çalışacağız, bunu mutlaka yapacağız” dediler. 62- Yusuf uşaklarına:“Verdikleri bedelleri yüklerinin içine geri koyun, belki ailelerine dönünce farkına varırlar da dönüp yine gelirler” dedi. 63- Babalarına döndüklerinde:“Ey babamız, ölçek (ile erzak almak) bize yasaklandı. Kardeşimizi de bizimle beraber gönder de ölçek (ile erzak) alabilelim. Biz muhakkak onu koruyacağız” dediler. 64- Dedi ki:“Daha önceden kardeşi hakkında size ne kadar güvendi isem bunun hakkında da size ancak o kadar güvenebilirim. Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” 65- (Erzak) yüklerini açtıkları zaman ödedikleri bedellerin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. Dediler ki:“Ey babamız! Daha ne istiyoruz ki? İşte ödediğimiz bedeller de bize iade edilmiş! (Artık kardeşimizi bizimle gönder. Böylece) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla erzak alırız. Bu, az bir ölçektir.” 66- “Etrafınız kuşatılmadıkça onu bana kesin olarak geri getireceğinize dair Allah adına (yeminle) bana sağlam bir söz vermediğiniz sürece onu sizinle beraber asla göndermem!” dedi. Onlar da ona kesin söz verince şöyle dedi:“Allah söylediklerimize şahittir.” 67- “Ey oğullarım! Hepiniz tek bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber ben, Allah’tan size gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edecekler de yalnız O’na güvenip dayansınlar” dedi. 68- Onlar da babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiler. Bu (tedbir), Allah’tan onlara gelecek hiçbir şeyi önleyemezdi. O, sadece Yakûb’un içindeki bir dileği idi, o da bunu dile getirdi. Şüphesiz ki o, kendisine ilim öğrettiğimiz için büyük bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu bilmezler.

58. “Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar.”

59. “Yusuf (erzak) yüklerini hazırlayınca” başkalarına ölçtüğü gibi onların da azıklarını ölçüp verince... Çünkü onun bu konudaki güzel tedbirlerinden birisi de kişi başına ancak bir deve yükü ölçek vermesi idi. Onlara durumlarını sormuştu, onlar da babalarının yanında bir kardeşlerinin daha olduğunu haber verdiler ki bu da Bünyamin idi. Bunun üzerine Yusuf da onlara:“Dedi ki: Bana baba bir kardeşinizi de getirin.” Arkasından onu getirme arzularını artırmak kastı ile de sözlerini şöylece sürdürmüştü: “Görüyorsunuz ki ben ölçeği tam veriyorum ve ben” ziyafet ve ikram bakımından “misâfirperverlerin en iyisiyim.”

60. Daha sonra onları, getirmemeleri ihtimaline karşılık korkutarak şöyle demişti:“Eğer onu bana getirmezseniz artık benden size bir ölçek bile (erzak) yok. Yanıma da yaklaşmayın.” Çünkü Yusuf onların kardeşlerini beraberlerinde getirmeye mecbur kalacaklarını ve bunun da kardeşlerini beraberlerinde alıp getirmeye iteceğini biliyordu.

61. “Ne yapıp edip onu babasından almaya çalışacağız.” Bu, Yakub’un Bünyamin’e çok düşkün olup, on dan ayrı kalamadığına, Yusuf’tan sonra onunla teselli bulduğuna delildir. Bu yüzden Bünyamin’i onunla birlikte göndermesi için ciddi bir gayret ve ısrarı gerektirmişti. “Bunu” bize verdiğin bu emir ve isteği “mutlaka yapacağız, dediler.”

62. “Yusuf” hizmetini gören “uşaklarına”: Azık almak için “verdikleri bedelleri yüklerinin içine geri koyun, belki ailelerine dönünce farkına varırlar” artık bundan sonra bunu yükleri arasında görecek olurlarsa tanırlar “da dönüp yine gelirler, dedi.” Denildiği üzere onların geri dönüşleri, bu bedelleri geri almaktan razı olmamaları için olacaktı. Ancak anlaşıldığı kadarı ile Yusuf, bununla onlara tam ve eksiksiz ölçüp vermek sonra da onlara bedellerini fark edemeyecekleri bir şekilde geri vermesi suretiyle onlara yaptığı iyiliğe arzu ve şevklerini uyandırmak istemişti. Çünkü iyilik, kişinin iyilik yapana tam anlamı ile vefalı olmasını gerektirir.

63. “Babalarına döndüklerinde: Ey babamız” eğer kardeşimizi bizimle birlikte göndermeyecek olursan “ölçek (ile erzak almak) bize yasaklandı. Kardeşimizi de bizimle beraber gönder de ölçek (ile erzak) alabilelim.” Bu, bize azık ölçülüp verilmesine imkan sağlayacak. Daha sonra da onu korumayı üstlenerek:“Biz muhakkak onu” başına hoşlanmayacağı bir işin gelmesine karşı “koruyacağız, dediler.”

64. Yakub aleyhisselam onlara “dedi ki: Daha önceden kardeşi hakkında size ne kadar güvendi isem bunun hakkında da ancak o kadar güvenebilirim?” Yani siz bundan önce Yusuf’u korumak hususunda bundan daha ağır bir taahhüt altına girmiştiniz, bununla birlikte siz bu konudaki taahhüdünüzü yerine getirmediniz. Bu yüzden ben sizin taahhüdünüze de korumanıza da güvenmiyorum. Ben, ancak Yüce Allah’a güvenirim:“Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” Benim halimi bilir, bana merhamette bulunacağını ve onu koruyup bana geri döndüreceğini ümid ederim. Bu ifadeleri ile sanki onu kardeşleri ile birlikte gönderme hususunda yumuşamış gibi görünmektedir.

65. Sonra onlar “(erzak) yüklerini açtıkları zaman ödedikleri bedellerin kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler.” Bu, onların Yusuf’un bu bedelleri kendilerine kasten geri verdiğini ve böylelikle bu bedelleri onlara temlik etmek istediğini anladıklarına bir delildir. Bunun üzerine babalarına kardeşlerini beraberlerinde göndermesini teşvik etmek üzere:“Ey babamız, dediler. Daha ne istiyoruz ki?” Bize tam ölçek vermişken, samimiyeti ve üstün bir ahlakı gösterecek tarzda en güzel şekilde bedellerimizi bize geri vermişken, bize yapmış olduğu bu güzel ikramın ötesinde daha ne isteyebiliriz ki? “İşte ödediğimiz bedeller de bize iade edilmiş! (Artık kardeşimizi bizimle gönder. Böylece) ailemize erzak getiririz.” Yani kardeşimizle birlikte gidecek olursak bu, onun bize ölçekle erzak vermesine imkan sağlar. Böylelikle ailemize erzak getiririz, onlar için zorunlu ihtiyaç olan gıdaları da yanımıza alıp gelebiliriz. “Kardeşimizi koruruz”, onun bizimle birlikte gönderilmesi sureti ile “bir deve yükü de fazla erzak alırız.” Çünkü o, her bir kişi için bir deve yükü erzak verir. “Bu, az bir ölçektir.” Dolayısıyla senin bu işten hiçbir zararın yok. Süre de uzun değil ve bu işteki maslahat da açıkça ortadadır.

66. Yakub onlara:“Etrafınız kuşatılmadıkça” yani karşı koyamayacağınız ve önleyemeyeceğiniz bir durum ile karşı karşıya kalmadıkça “onu bana kesin olarak geri getireceğinize dair Allah adına (yeminle) bana sağlam bir söz” Allah adına yemin ederek oldukça sağlam bir söz ve teminat “vermediğiniz sürece, onu sizinle beraber asla göndermem, dedi. Onlar da ona” söylediği ve istediği şekilde “kesin söz verince şöyle dedi: Allah söylediklerimize şahittir.” O’nun hakkımızdaki şahitliği, O’nun vekilliği ve taahhüdümüze kefil oluşu bize yeterlidir.

67. Daha sonra Yakub aleyhisselam kardeşlerini onlarla beraber gönderdiğinde Mısır’a vardıkları takdirde nasıl hareket edeceklerine dair şu tavsiyede bulundu:“Ey oğullarım! Hepiniz tek bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin.” Çünkü hem sayıca çoklukları hem de aynı adamın evlatları oldukları için etkileyici görünümleri dolayısı ile onlara nazar değmesinden korkmuştu ki bu, ona karşı bir sebebe sarılmaktır. “Bununla beraber ben, Allah’tan size gelecek hiçbir şeyi sizden savamam.” Çünkü Allah tarafından takdir olunmuş ne ise o, mutlaka gerçekleşir. “Hüküm ancak Allah’ındır.” Hüküm O’nun hükmü, emir O’nun emridir. O’nun, hükme bağlayıp takdir etmiş olduğu bir şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. “Ben yalnız O’na tevekkül ettim.” Güvencim sadece Allah’adır, yoksa size yerine getirmenizi tavsiye ettiğim sebebe değil. “Tevekkül edecekler de yalnızca O’na güvenip dayansınlar.” Çünkü tevekkül ile her türlü istek gerçekleşir ve korkulan her bir şeyden uzak kalınabilir.

68. Ayrılıp gidince “babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiler. Bu (tedbir)” böyle yapmaları “Allah’tan onlara gelecek hiçbir şeyi önleyemezdi. O, sadece Yakûb’un içindeki” çocuklarına karşı şefkat ve muhabbetinin gereği olan “bir dileği idi, o da bunu dile getirdi.” Bu yolla bir bakıma kalben huzura kavuştu ve içindeki arzusu gerçekleşti. Esasen bu, onun bilgisindeki bir kusurdan kaynaklanmıyordu. Çünkü o, hiç şüphesiz şerefli rasûllerden ve rabbânî alimlerden idi. Bu yüzden Yüce Allah onun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki o, kendisine ilim öğrettiğimiz için” yani kendi güç ve imkânları ile elde ettiğinden dolayı değil de Allah’ın lütfu ve öğretmesi sayesinde “büyük bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu” işlerin akıbetini ve inceliklerini “bilmezler.” Aynı şekilde ilim ehli olan kimseler arasında da bazı kimselere ilmin pek çok yönleri, hükmü ve gereği gizli kalabilir.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском