As-Sa'diAl‑Kahf · 18:47–59

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Al-Kahf 18:47–59

18:47–49Page 299

وَيَوۡمَ نُسَيِّرُ ٱلۡجِبَالَ وَتَرَى ٱلۡأَرۡضَ بَارِزَةٗ وَحَشَرۡنَٰهُمۡ فَلَمۡ نُغَادِرۡ مِنۡهُمۡ أَحَدٗا ٤٧

And [warn of] the Day when We will remove the mountains and you will see the earth exposed,1 and We will gather them and not leave behind from them anyone.

وَعُرِضُواْ عَلَىٰ رَبِّكَ صَفّٗا لَّقَدۡ جِئۡتُمُونَا كَمَا خَلَقۡنَٰكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةِۭۚ بَلۡ زَعَمۡتُمۡ أَلَّن نَّجۡعَلَ لَكُم مَّوۡعِدٗا ٤٨

And they will be presented before your Lord in rows, [and He will say], "You have certainly come to Us just as We created you the first time. But you claimed that We would never make for you an appointment."

وَوُضِعَ ٱلۡكِتَٰبُ فَتَرَى ٱلۡمُجۡرِمِينَ مُشۡفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَٰوَيۡلَتَنَا مَالِ هَٰذَا ٱلۡكِتَٰبِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةٗ وَلَا كَبِيرَةً إِلَّآ أَحۡصَىٰهَاۚ وَوَجَدُواْ مَا عَمِلُواْ حَاضِرٗاۗ وَلَا يَظۡلِمُ رَبُّكَ أَحَدٗا ٤٩

And the record [of deeds] will be placed [open], and you will see the criminals fearful of that within it, and they will say, "Oh, woe to us! What is this book that leaves nothing small or great except that it has enumerated it?" And they will find what they did present [before them]. And your Lord does injustice to no one.

47- O gün dağları yürütürüz ve sen yeryüzünü dümdüz görürsün. Bütün insanları da tek birini bile bırakmadan mahşerde toplarız. 48- Saf halinde Rabbine arzedilirler (de onlara şöyle denir:)“Andolsun ki ilk kez sizi nasıl yarattıysak öylece bize geldiniz. Fakat siz (dünyada iken) sizin (diriltilip hesaba çekilmeniz) için böyle bir zaman tayin etmediğimizi iddia etmiştiniz.” 49- Kitap (amel defterleri) ortaya konur. Günahkarların onlarda yazılı olanlardan dolayı korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki:“Vay halimize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” Bütün işlediklerini önlerinde hazır bulurlar. Rabbin, hiç kimseye zulmetmez.

47. Yüce Allah, kıyamet gününün halini, o gündeki tedirgin edici, dehşetli, zorlu ve sıkıntılı halleri haber vermek üzere şöyle buyurmaktadır:“O günde dağları yürütürüz.” Yani Allah, o dağları yerlerinden koparacak ve onları kum yığını haline getirecek, daha sonra da onları atılmış renkli yün gibi yapacaktır. Daha sonra da onlar dağılıp havaya saçılmış toz zerrecikleri haline gelecektir. Böylece yeryüzü apaçık ortaya çıkacak, herhangi bir iniş ve çıkışı bulunmayan dümdüz bir yer haline gelecektir. Allah, bütün insanları bu yer üzerinde haşredecek ve onlardan bu haşir meydanına getirmedik hiçbir kimse bırakmayacaktır. Öncekileri de sonrakileri de hep birlikte uçsuz bucaksız çöllerin ortasından ve denizlerin diplerinden getirecek, darmadağın iken onları bir araya toplayacak, paramparça iken onları yeni bir yaratılışla tekrar var edecektir. 48. Allah’ın huzuruna saf saf arzolunacaklar. Onları huzuruna getirecek, amellerine bakacak ve hiçbir zulüm söz konusu olmayacak şekilde haklarında adil hükmünü verecek ve onlara:“Andolsun ki ilk kez sizi nasıl yarattıysak öylece bize geldiniz” diyecek. Yani malsız, ailesiz, aşiretsiz olarak tek başınıza geldiniz. Beraberlerinde dünya hayatında iken yaptıkları amellerden, kazanmış oldukları hayır ve şerden başkası bulunmayacaktır. Nitekim Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi yapayalnız, teker teker huzurumuza geldiniz ve size (dünyadayken) bağışladığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. (Allah'a) ortak olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçılarınızı da aranızda göremiyoruz.”(el-En’âm, 6/94) Burada da öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere artık onu gözleriyle gördükten sonra şöyle denileceği belirtilmektedir: “Fakat siz (dünyada iken) sizin (diriltilip hesaba çekilmeniz) için böyle bir zaman tayin etmediğimizi iddia etmiştiniz.” Yani siz, amellerin karşılığının verileceğini, iyi amellere Allah’ın mükâfat vaadini, kötü amellere karşılık da tehdidini inkâr etmiştiniz. Şimdi bunu gözlerinizle gördünüz ve tattınız.

49. İşte o vakit iyi meleklerin yazmış olduğu amel defterleri huzura getirilecek, dehşetten kalpler yerlerinden fırlayacak, bunlardan dolayı sıkıntılar büyüyecek, öyle ki sapasağlam ve sarsılmaz kayalar bile bu sıkıntılar karşısında eriyecek hale gelir. Günahkârlar da bundan alabildiğine korkacaklar. Amellerinin satır satır yazıldığını, söz ve fiillerinin tek tek tespit edilmiş olduğunu görecekleri vakit de:“Vay halimize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” diyecekler. Yani küçük olsun, büyük olsun bütün günahlarımız burada yazılıdır. Hepsi tespit edilmiş! Ne gizlide, ne de açıkta, ne gece, ne de gündüz işlediğimiz tek bir amel bile unutulmamış! “Bütün işlediklerini önlerinde hazır bulurlar.” Ve onu inkâr edemezler. “Rabbin kimseye zulmetmez.” İşte o vakit amellerinin karşılığını görecekler ve bu amelleri işlediklerini de itiraf edecekler. Rezil olacaklar ve onlara azap hak olacaktır:“Bu, ellerinizin daha önce yaptıkları yüzünden ve Allah’ın, kullarına zulmedici olmamasındadır.”(Âl-i İmran, 3/182; el-Enfal, 8/51) Aksine onlar Allah’ın adalet ve lütfunun dışına çıkamayacaklardır.

18:50Page 299

وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ كَانَ مِنَ ٱلۡجِنِّ فَفَسَقَ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِۦٓۗ أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ وَذُرِّيَّتَهُۥٓ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِي وَهُمۡ لَكُمۡ عَدُوُّۢۚ بِئۡسَ لِلظَّٰلِمِينَ بَدَلٗا ٥٠

And [mention] when We said to the angels, "Prostrate to Adam," and they prostrated, except for Iblees. He was of the jinn and departed from [i.e., disobeyed] the command of his Lord. Then will you take him and his descendants as allies other than Me while they are enemies to you? Wretched it is for the wrongdoers as an exchange.

50- Hani biz meleklere:“Âdem’e secde edin” demiştik de hepsi secde etmişti. Ancak İblis hariç. O, cinlerdendi ve Rabbinin emrinden dışarı çıktı. O halde onlar sizin düşmanınızken siz beni bırakıp da onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Zalimlerin bu değiş tokuşu ne kötüdür!

50. Yüce Allah, bizlere İblisin Adem’e ve onun soyundan gelenlere düşmanlığını bildirmekte ve meleklere, Adem’e ikram ve saygı olarak, kendi emrine de itaat olmak üzere secde etmelerini emretmiş olduğunu, onların da bu emre uyduklarını haber vermektedir:“Ancak İblis hariç. O, cinlerdendi ve Rabbinin emrinden dışarı çıktı.” ve: “Ben çamurdan yarattığın birine secde mi ederim hiç?”(el-İsrâ, 17/61); “Ben ondan hayırlıyım”(el-A’râf, 7/12) demişti. Bununla şeytan, Allah’a ve sizin ilk atanız Âdem’e olan düşmanlığını açıkça ortaya koymuş oluyordu. Bu durumda nasıl olur da siz “onu ve soyunu”, yani şeytanları “onlar sizin düşmanınızken beni bırakıp da” dost ediniyorsunuz. “Zalimlerin bu değiş tokuşu ne kötüdür!” Yani her türlü mutluluğun, kurtuluşun ve saadetin, kendi dostluğuna bağlı olduğu Rahman olan Allah’ın dostluğunu bırakıp da hayasızlıktan ve münkerden başkasını emretmeyen şeytanı dost edinmeyi nasıl seçersinzi? Bu ne kötü bir seçimdir! u âyet-i kerime ile şeytanın düşman edinilmesi teşvik edilmekte, bu hususta gayretler harekete geçirilmekte ve bunu gerektiren sebep de söz konusu edilmektedir. Yine bunun aksini zalim olandan başkasının yapmayacağı ifade edilmektedir ki gerçek düşmanını dost edinip de her türlü hamde layık olanın dostluğunu terk eden kimsenin zulmünden daha büyük bir zulüm olabilir mi? Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan nura çıkarır. Kâfirlerin dostları ise tâğûtlardır. Onlar da onları nurdan karanlıklara çıkarırlar.”(el-Bakara, 2/257) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dostlar edindiler”(el-A’râf, 7/30)

18:51–52Page 299

۞ مَّآ أَشۡهَدتُّهُمۡ خَلۡقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَا خَلۡقَ أَنفُسِهِمۡ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ ٱلۡمُضِلِّينَ عَضُدٗا ٥١

I did not make them witness to the creation of the heavens and the earth or to the creation of themselves, and I would not have taken the misguiders as assistants.

وَيَوۡمَ يَقُولُ نَادُواْ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُمۡ فَدَعَوۡهُمۡ فَلَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُمۡ وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُم مَّوۡبِقٗا ٥٢

And [warn of] the Day when He will say, "Call My 'partners' whom you claimed," and they will invoke them, but they will not respond to them. And We will put between them [a valley of] destruction.

51- Ben, onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Haktan saptıranları yardımcı da edinmedim. 52- O gün buyuracak ki:“Benim ortaklarım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın bakalım!” Onlar da çağıracaklar fakat kendilerine cevap vermeyeceklerdir. Biz de aralarına bir helak uçurumu koyacağız.

51. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Ben ne şeytanları, ne de bu saptırıcıları göklerin ve yerin yaratılışında da kendilerinin yaratılışına şahit tutmadım. Yani onları bu işte hazır bulundurmadığım gibi bu konuda onların fikirlerini de almadım. O halde onlar, bunlardan herhangi bir şeyi nasıl yaratmış olabilirler? Aksine tek başına yaratan ve kainatı idare eden, hikmet ve takdir sahibi olan yalnızca Allah’tır. Her şeyi yaratan ve her şeyde hikmeti gereğince tasarrufta bulunan O’dur. O halde nasıl olur da birtakım şeytanlar O’na ortak koşulur, dost edinilir ve Allah’a itaat edili gibi onlara itaat olunur? Halbuki hiçbir şey yaratmış değillerdir. Hiçbir yaratmada da hazır bulunmamışlardır. Yüce Allah’a hiçbir şekilde yardım etmiş de değillerdir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Haktan saptıranları yardımcı da edinmedim.” buyurmaktadır. Yani bunlardan herhangi bir varlık hiçbir hususta Allah’a yardımcı olmuş ve O’na destek vermiş değildir. Allah’ın, varlıkların işlerinin idaresinin bir bölümünü onlara havale etmesi Allah’a yakışmaz. Çünkü bunlar, insanları saptırmaya ve Rablerine düşmanlık etmeye gayret ederler. O halde uygun olan, Allah’ın onları kendinden uzaklaştırmasıdır, yakınlaştırması değil.

52. Allah, dünyada kendisine şirk koşanları söz konusu edip şirki en ileri derecede çürüttükten, şirk koşanın bilgisiz ve kıt akıllı olduğuna hüküm verdikten sonra kıyamet gününde müşriklerin, ortak koştukları varlıkları ile başlarından geçecekleri ve Allah’ın kendilerine ne şekilde sesleneceğini şöylece haber vermektedir:“Benim ortaklarım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın bakalım!” Kendi kanaatinize, o bozuk ve tutarsız iddianıza göre bana ortak diye ileri sürdüklerinizi çağırın! Bu, onların kanaatleridir. Çünkü gerçekte Allah’ın ne göklerde, ne de yerde hiçbir ortağı yoktur. Yani haydi size faydalı olmaları ve sizleri bu zorlu ve sıkıntılı hallerden kurtarmaları için onlara seslenip çağırın. “Onlar da çağıracaklar fakat kendilerine cevap vermeyeceklerdir.” Çünkü o gün hüküm, idare ve egemenlik yalnız Allah’ın olacaktır. Hiçbir kimse ne kendisine ne de başkasına zerre ağırlığınca bile fayda sağlayamayacaktır. “Biz de aralarına bir helak uçurumu koyacağız.” Onları birbirinden ayırıp uzaklaştıracak helak uçurumunu ortak koşanlar ve ortak koştukları varlıklar arasına koyacağız. İşte o vakit ortak koşulanların, kendilerini ortak koşanlara olan düşmanlıkları, onların ortak koşmalarını inkâr etmeleri ve onlardan uzak olduklarını bildirmeleri açıkça ortaya çıkar. Nitekim Allah:“İnsanlar bir araya toplandığında onlar, onlara düşman kesilir ve onların ibadetlerini inkar ederler.”(el-Ahkâf, 46/6) buyurmaktadır.

18:53Page 299

وَرَءَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ ٱلنَّارَ فَظَنُّوٓاْ أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمۡ يَجِدُواْ عَنۡهَا مَصۡرِفٗا ٥٣

And the criminals will see the Fire and will be certain that they are to fall therein. And they will not find from it a way elsewhere.

53- Günahkarlar ateşi görür ve artık ona düşeceklerini kesin olarak anlarlar ama ondan kaçacak bir yer de bulamazlar.

53. Yani kıyamet günü hesaplar görülüp de herkes ameline göre diğerlerinden ayrılınca ve günahkârlar aleyhine de azap sözü hak olduğunda cehennemi daha oraya girmeden görecekler ve bundan dehşete kapılıp rahatsız olacaklardır. Çünkü artık oraya düşeceklerini anlayacaklardır. Ayet-i kerimede geçen “فَظَنُّوٓاْ ” kelimesindeki “zan” hakkında müfessirler şöyle demişlerdir: Bu, zan değil yakîn manasınadır. Yani onlar, oraya gireceklerini kesin olarak anlarlar; “ama ondan kaçacak bir yer de bulamazlar.” Yönelip gidecek başka bir yerleri olmayacak. Allah’ın izni olmaksızın da kimse onlara şefaat edemeyecek. Bu ayette kalpleri ürperten ve yürekler titreten bir tehdit söz konusudur.

18:54Page 300

وَلَقَدۡ صَرَّفۡنَا فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٖۚ وَكَانَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَكۡثَرَ شَيۡءٖ جَدَلٗا ٥٤

And We have certainly diversified in this Qur’ān for the people from every [kind of] example; but man has ever been, most of anything, [prone to] dispute.

54- Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara her misalden türlü türlü açıklamalar yaptık. Ne var ki insanın tartışmacılığı her şeyden ileridir.

18:55Page 300

وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤۡمِنُوٓاْ إِذۡ جَآءَهُمُ ٱلۡهُدَىٰ وَيَسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّهُمۡ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ أَوۡ يَأۡتِيَهُمُ ٱلۡعَذَابُ قُبُلٗا ٥٥

And nothing has prevented the people from believing when guidance came to them and from asking forgiveness of their Lord except that there [must] befall them the [accustomed] precedent of the former peoples1 or that the punishment should come [directly] before them.

55- İnsanlara hidâyet geldiği zaman onları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan tek şey, ancak öncekiler hakkındaki ilahi kanunun kendilerine de uygulanmasını veya azabın onlara göz göre göre gelmesini beklemeleridir.

55. Yüce Allah, Kur’an’ın azametini, celâlini, herkese gelmiş bir kitap olduğunu ve onda her türlü misalin geniş geniş açıklanmış olduğunu haber vermektedir. Yani faydalı bilgilere ve ebedi mutluluğa ulaştıran her bir yola, kötülükten ve helâkten koruyan her bir çareye dair bütün misaller içermektedir. Bu kitapta helâl ve haramın misalleri, amellerin karşılıklarına dair misaller, teşvik, korkutma, kalplere fayda sağlayacak doğru haberler; inanılacak, kalplere huzur verecek ve onları aydınlatacak surette yer almıştır. Bu da bu Kur’an’a teslim olmayı, onu itaat ve bağlılıkla karşılamayı, hiçbir hususta ona karşı çıkmamayı gerektirir. Bununla birlikte insanların pek çoğu hak, apaçık ortaya çıktıktan sonra bile hakka dair tartışmakta ve:“Hakkı ortadan kaldırmak için”(el-Kehf, 18/56) batılı ileri sürerek tartışmaya koyulmaktadırlar. “Ne var ki insanın tartışmacılığı her şeyden ileridir.” Yani bu, insanlara yakışmamakla ve onların adil bir davranışı olmamakla birlikte insanlar, hak hususunda çokça tartışırlar ve anlaşmazlık çıkartırlar. İnsanı bu hale iten ise Allah’a iman etmeyişidir. Onların bu tutumları zulüm ve inattan kaynaklanır. Yoksa hakkın beyanında, delillerinde ve belgelerinde olan bir eksiklikten değil. Yoksa insanlara azap ve kendilerinden öncekilerin başına gelen musibetler gelecek olsa onlar bu halde olmaz. Bundan dolayıdir Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

55. Yani onlara gelen doğru yol sayesinde hiyadet ile sapıklık, hak ile batıl birbirinden açık seçik ayırt edilmişken, bu hidâyet onlara ulaşmış ve onlara karşı Allah’ın delili ortaya konulmuşken, insanları imandan alıkoyan şey, gerekli açıklamaların yapılmamış olması değildir. Onları imandan alıkoyan tek şey, zulüm ve haddi aşmaktır. Artık geriye Allah’ın geçmişlere uygulamış olduğu kanununun gelip çatmasından başka bir şey kalmaz. Çünkü öncekilere de uygulanan ilahi kanun şu idi: Eğer iman etmeyecek olurlarsa derhal onlara azap gelir yahut da kendilerine doğru gelmekte olan azabı kendi gözleriyle ayan beyan görürler. O halde bu kafirler, böyle bir durumdan korksunlar ve geri çevrilemeyecek azap kendilerine gelmeden önce küfürlerinden tevbe edip vaz geçsinler.

18:56Page 300

وَمَا نُرۡسِلُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَۚ وَيُجَٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡحَقَّۖ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَٰتِي وَمَآ أُنذِرُواْ هُزُوٗا ٥٦

And We send not the messengers except as bringers of good tidings and warners. And those who disbelieve dispute by [using] falsehood to [attempt to] invalidate thereby the truth and have taken My verses, and that of which they are warned, in ridicule.

56- Biz, peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfir olanlar da batılla hakkı ortadan kaldırmak için mücadele verirler. Âyetlerimi ve kendisiyle uyarıldıkları şeyi alaya alırlar.

56. Yani biz peygamberleri oyun olsun diye boş yere göndermeyiz. İnsanlar onları rabler edinsinler veya bu peygamberler, insanları kendilerine ibadete davet etsinler diye de göndermeyiz. Aksine biz peygamberleri insanları her türlü hayra çağırsınlar ve her türlü kötülüğü yasaklayıp onları vaz geçirmeye çalısınlar, bu emirleri yerine getirdikleri zaman da dünya ve âhiretin mükâfatıyla onları müjdelesinler, bunlara karşı gelmeleri halinde ise dünya ve âhiretin cezaları ile uyarıp korkutsunlar diye göndeririz. Böylelikle Allah’ın kullara karşı delili de ortaya konulmuş olur. Bununla birlikte zalimler ve kâfirler, hakkı ortadan kaldırmak için batılı ileri sürerek mücadele etmekte diretirler. Bu sebepten bütün imkânlarıyla batıla yardımcı olmaya, hakkı ortadan kaldırıp çürütmeye gayret ederler. Allah’ın peygamberleri ve âyetleri ile alay ederler. Ellerindeki bilgiye kanarak şımarırlar. Allah ise kâfirler hoş görmese dahi nurunu tamama erdirmekten ve hakkı batıla galip getirmekten başkasına razı olmaz. “Bilakis biz hakkı batıl üzerine bırakırız da hak, onun beynini darmadağın eder. O da derhal yok olur.”(el-Enbiyâ, 21/18) Yüce Allah’ın, batılı ileri sürerek hakka karşı mücadele veren batıl temsilcilerini ortaya çıkarması, hikmet ve rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü bu, hakkın açıkça ortaya çıkmasının, hakkın belge ve delillerinin net bir şekilde görülmesinin, diğer taraftan batılın ve onun tutarsızlığının ortaya çıkmasının en önemli sebepleri arasındadır. Çünkü her şey zıddı ile bilinir, netlik kazanır.

18:57–59Page 300

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعۡرَضَ عَنۡهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُۚ إِنَّا جَعَلۡنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ أَكِنَّةً أَن يَفۡقَهُوهُ وَفِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَقۡرٗاۖ وَإِن تَدۡعُهُمۡ إِلَى ٱلۡهُدَىٰ فَلَن يَهۡتَدُوٓاْ إِذًا أَبَدٗا ٥٧

And who is more unjust than one who is reminded of the verses of his Lord but turns away from them and forgets what his hands have put forth? Indeed, We have placed over their hearts coverings, lest they understand it, and in their ears deafness. And if you invite them to guidance - they will never be guided, then - ever.

وَرَبُّكَ ٱلۡغَفُورُ ذُو ٱلرَّحۡمَةِۖ لَوۡ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُواْ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلۡعَذَابَۚ بَل لَّهُم مَّوۡعِدٞ لَّن يَجِدُواْ مِن دُونِهِۦ مَوۡئِلٗا ٥٨

And your Lord is the Forgiving, the possessor of mercy. If He were to impose blame upon them for what they earned, He would have hastened for them the punishment. Rather, for them is an appointment from which they will never find an escape.

وَتِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰٓ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَعَلۡنَا لِمَهۡلِكِهِم مَّوۡعِدٗا ٥٩

And those cities - We destroyed them when they wronged, and We made for their destruction an appointed time.

57- Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldığında onlardan yüz çeviren ve kendi elleriyle yaptıklaırını unutandan daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, onların kalpleri üzerine onu iyi anlamalarına engel olan perdeler ve kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Bu yüzden sen onları doğru yola davet etsen bile onlar asla hidâyete gelmezler. 58- Bununla beraber Rabbin, çok bağışlayıcıdır, rahmet sahibidir. Şâyet onları kazandıkları yüzünden (dünyada) sorgulasaydı onlara azabı çabucak verirdi. Fakat onlar için belirli bir vade vardır ki (o gelince artık kaçacak) hiçbir sığınak bulamayacaklardır. 59- İşte (yakınınızdaki) şu ülkeleri zulmettikleri vakit helak etmiştik ve onların helâkleri için de belirli bir vade tayin etmiştik.

57. Yüce Allah, kendisine Allah’ın âyetleri hatırlatılıp hak ve batıl, hidâyet ve sapıklık açıkça beyan edildikten, gereği gibi uyarıldıktan ve teşvik olunduktan sonra o âyetlerden yüz çeviren kimseden daha büyük zalim ve daha büyük günahkâr olamayacağını haber vermektedir. Çünkü bu kimse, kendisine hatırlatılanlardan öğüt almaz, kötü yolundan da dönmez. Önceden işlediği günahları unutur ve bütün gizlilikleri çok iyi bilenin gözetimi altında olduğunu da aklına getirmez. Böyle birisi, Allah’ın âyetleri kendisine gelmeyip bu âyetlerle kendisine öğüt verilmeksizin yüz çeviren kimseden -bu da zalim olmakla birlikte- daha büyük bir zalimdir. Çünkü bilerek ve göz göre göre isyan eden bir kimsenin günahı, öyle olmayana nispetle daha büyüktür. Yüce Allah da böyle bir kimseyi âyetlerinden yüz çevirip günahlarını unuttuğu, kendisi için bilgisine rağmen kötü yolu tercih ettiği için cezalandırır. Onun önündeki hidâyet kapılarını, kalbine perdeler germek suretiyle kapatır. Yani onun kalbi üzerine bu âyetleri işitse dahi iyice anlayıp kavramasını engelleyecek sağlam örtüler koyar. Artık böyle bir kimsenin kalbine bu âyetlerin ulaşıp yer etmesi mümkün değildir. “Kulaklarına da bir ağırlık koyduk.” Yani âyetlerin, kalbine ulaşmasına engel olacak ve onları yararlanacakları bir surette işitmelerini önleyecek şekilde onları sağırlaştırdık. Bu hale geldiler mi artık hidâyet bulma imkânları da kalmaz. “Bu yüzden sen onları doğru yola davet etsen bile onlar asla hidâyete gelmezler.” Çünkü hidâyete çağıran kimsenin bu çağrısını kabul etmesi umulan kişi, onu bilmeyen kimsedir. Bunlar ise her şeyi açıkça gördükten sonra körleştiler, hak yolunu öğrenip onu terk ettiler, sapıklık yolunu görüp onu izlediler. Yüce Allah da onları, kalplerine kilit vurmak ve mühürlemekle cezalandırdı. Artık onların hidâyet bulmalarının bir çaresi ve yolu kalmamıştır. Bu âyet-i kerimede hakkı öğrendikten sonra terk eden kimse, haktan alıkonulmakla ve bir daha ona ulaşma imkânı kalmamakla korkutulmaktadır ki bu, böyle bir durumdan sakındırıp korkutan en büyük uyarıdır.

58. Daha sonra Yüce Allah mağfiret ve rahmetinin genişliğini haber vermektedir. O, bütün günahları bağışlar, tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder, onları rahmetine alır ve ihsanı onları büsbütün kuşatır. Eğer O, kulları işlemiş oldukları günahları dolayısıyla dünyada hemen sorgulayacak olsa hiç şüphesiz onlara daha dünyadayken azap eder. Ancak Yüce Allah, Halîmdir, çabucak ceza vermez. Aksine -ihmal etmemekle birlikte- mühlet verir. Günahların etkilerinin görülmesi ise kaçınılmaz bir şeydir. Bu etkiler, günahlardan uzun bir süre sonra görülse bile bu böyledir. Bu nedenle Yüce Allah şöyle buyurulmaktadır:“Fakat onlar için belirli bir vade vardır ki (o gelince artık kaçacak) hiçbir sığınak bulamayacaklardır.” Yani onların amellerinin cezasını görecekleri bir vakitleri vardır. Bu zamanın gelmesi kaçınılmazdır ve ondan kurtuluş yoktur. Bundan kaçıp bir yere sığınmaya ve kurtulmaya imkân bulunamaz.

59. Bu, Allah’ın öncekilerde de sonrakilerde de geçerli olagelen bir kanunudur. Şöyle ki O, günahkârları çabucak cezalandırmaz, ancak onlara tevbe etmeleri ve Allah’a dönmeleri için mühlet verir, davet eder. Eğer tevbe eder, Allah’a yönelirlerse onların günahlarını bağışlar, onlara rahmetini ihsan eder ve onlardan cezayı uzaklaştırır. Şâyet zulüm ve inatlarını sürdürecek olur da onlar için tespit edilmiş bulunan azap vakti gelirse o vakit de üzerlerine azabını indirir. Bundan dolayı O, şöyle buyurmaktadır:“İşte (yakınınızdaki) şu ülkeleri zulmettikleri vakit helak etmiştik” Yani biz, onları zulümleri sebebiyle helâk ettik. Onlara zulmederek helâk etmedik. “onların helâkleri için de belirli bir vade tayin etmiştik.” Bu süre takdir edilmiş, belirli bir süredir. Ondan önce helak edilmedikleri gibi, ondan sonraya da bırakılmamışlardır.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском