As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Al-Baqarah 2:222–235
2:222–223Page 35
وَيَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلۡمَحِيضِۖ قُلۡ هُوَ أَذٗى فَٱعۡتَزِلُواْ ٱلنِّسَآءَ فِي ٱلۡمَحِيضِ وَلَا تَقۡرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطۡهُرۡنَۖ فَإِذَا تَطَهَّرۡنَ فَأۡتُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلۡمُتَطَهِّرِينَ ٢٢٢
And they ask you about menstruation. Say, "It is harm, so keep away from wives1 during menstruation. And do not approach them until they are pure. And when they have purified themselves,2 then come to them from where Allāh has ordained for you. Indeed, Allāh loves those who are constantly repentant and loves those who purify themselves."
نِسَآؤُكُمۡ حَرۡثٞ لَّكُمۡ فَأۡتُواْ حَرۡثَكُمۡ أَنَّىٰ شِئۡتُمۡۖ وَقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٢٢٣
Your wives are a place of cultivation [i.e., sowing of seed] for you, so come to your place of cultivation however you wish and put forth [righteousness] for yourselves. And fear Allāh and know that you will meet Him. And give good tidings to the believers.
222- Sana (kadınların) ay halinden sorarlar. De ki:“O, bir ezadır. Onun için ay halinde iken kadınlardan uzak durun ve temizleninceye kadar da onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiler mi o zaman Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın. Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever.” 223- Kadınlarınız sizin için (adeta, kendisinden ürün aldığınız) bir tarladır. Öyleyse tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık olarak (salih ameller) gönderin. Bir de Allah’tan sakının ve bilin ki siz mutlaka onun huzuruna varacaksınız. Mü’minlere müjde ver.
222. “Sana (kadınların) ay halinden sorarlar.” Yüce Allah ay haline dair ve kadının ay halinden sonra ay hali olmadan önceki hali gibi olup olmadığını ve yahudilerin yaptığı gibi ay halindeki kadından tamamen uzak durmanın gerekip gerekmediğini sorduklarını haber vermektedir. Yüce Allah ay halinin bir eza (rahatsızlık) olduğunu bildirmektedir. O bir rahatsızlık olduğuna göre Yüce Allah’ın kullarını yalnızca o ezadan (rahatsızlık verici husustan) uzak durmalarını emretmesi hikmetin bir gereğidir. Bundan dolayı:“Onun için ay halinde iken kadınlardan uzak durun” buyurmaktadır. Bundan maksat ise ay halinin olduğu yerdir ki bu da sadece kadınla ön tarafından ilişki kurmaktır. Bunun haram olduğu icma ile kabul edilmiştir. Ay halinde iken uzak durmanın özellikle ifade edilmesi ise ön tarafın dışında ve ilişki kurmaksızın ay hali olan kadınla birlikte olmanın caiz olduğuna delil teşkil etmektedir. Ancak Yüce Allah’ın:“ve temizleninceye kadar da onlara yaklaşmayın” buyruğu, kadının ön tarafına yakın bölgeden faydalanmanın terk edilmesi gerektiğine delildir ki bu da göbek ile dizkapağı arası olan bölgedir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ay hali olan hanımıyla birlikte olmak istediğinde yaptığı da budur. Zira bu durumda o, hanımına belden aşağısını bir örtü ile sarmasını emreder ve ondan sonra ona yaklaşırdı. Ay hali dolayısıyla kadınlardan uzak durup onlara yaklaşmamak “temizleninceye kadar” geçerlidir. Yani kanları kesilinceye kadar devam eder. Kan kesildi mi kanın gelmesi sırasında söz konusu olan yasak da ortadan kalkar. Öyleyse kadına yaklaşmanın helâl olması için iki şart gerekmektedir: Ay hali kanının kesilmesi ile ay halinden dolayı gusletmek. Kan kesilmekle birlikte birinci şart gerçekleşmiş, geriye ise ikinci şart kalmış olur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İyice temizlendiler mi” yani guslettiler mi “o zaman Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın.” Yani onlara önden yaklaşın, arkadan yaklaşmayın, demektir. Çünkü ekin için tohum atılan yer, öndür. Bu buyrukta ay hali kadının (kanın kesilmesinden sonra) gusletmesinin farz olduğuna, kanın kesilmesinin de bu guslün geçerli olmasının şartı olduğuna delil vardır. Böyle bir yasak kullarına bir lütfu ve onları eziyet verici şeyden bir koruma olduğundan ötürü Yüce Allah:“Gerçekten Allah” günahlarından sürekli olarak “çokça tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de” günahlardan kendilerini uzakta tutanları da “sever.” Bu buyruktaki temizlenme necaset ve hadeslerden temizlenmek gibi maddi temizliği de kapsamaktadır. Bu buyrukta taharetin mutlak olarak meşruiyetine delil vardır. Çünkü Yüce Allah temizlik sıfatına sahip olanları sever. Bundan dolayı mutlak olarak taharet (abdest), namaz ve tavafın sıhhati için, Mushaf’a dokunmanın da caiz olması için bir şarttır. Aynı şekilde bu buyruk, kötü huylardan, çirkin niteliklerden ve düşük davranışlardan uzak kalmak sureti ile manevi anlamda temizliği de kapsamaktadır.
223. “Kadınlarınız sizin için (adeta, kendisinden ürün aldığınız) bir tarladır, öyleyse tarlanıza dilediğiniz gibi varın.” İster yüz yüze, ister arkasını dönmüş olarak fark etmez. Ancak ilişki, mutlaka önden olmalıdır. Çünkü ekin yeri orasıdır, çocuğun olduğu yer de orasıdır. Bu buyrukta kadının arka organına yaklaşmanın haram olduğuna delil vardır. Çünkü Yüce Allah kadına ancak ekin ekme yerinden yaklaşmayı mubah kılmıştır. Ayrıca peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den bunun haram olduğuna dair hadisler ve bu şekilde davrananın lanetlendiğine dair rivayetler vardır. “Ve kendiniz için ileriye hazırlık olarak (salih ameller) gönderin.” Yani hayırlı işler yapmak sureti ile Allah’a yaklaştırıcı şeyler gönderin. Bunlardan birisi de erkeğin hanımına Allah’a yakınlaştırıcı bir amel olması niyetiyle, ecrini O’ndan beklemek suretiyle ve Allah’ın faydalı kılacağı bir zürriyet sahibi olmak ümidiyle hanımına yaklaşmasıdır. “Bir de Allah’tan sakının” bütün hallerinizde Allah’tan sakınmayı/takvayı elden bırakmayın. Bu konuda da sahip olduğunuz şu bilgi sizin yardımcınız olsun:“siz mutlaka O’nun huzuruna varacaksınız.” O da salih olsun olmasın bütün amellerinizin karşılığını size verecektir. “Mü’minlere müjde ver.” Umuma delalet etmesi için müjdelenecek husus söz konusu edilmemiştir. Buna göre dünya hayatında da âhirette de onlara müjde vardır. İmana bağlı olarak her türlü hayrın elde edilmesi ve her türlü zararın uzaklaştırılması da bu müjdenin kapsamı içerisindedir. Allah’ın mü’minleri sevdiği, onların sevilmesine sebep olacak şeylerin sevilmesi, Allah’ın mü’minlere hazırlamış olduğu dünyevî ve uhrevî mükâfatları söz konusu ederek mü’minleri gayrete getirip teşvik etmenin müstehap olduğu da bu âyet-i kerimeden anlaşılmaktadır.
2:224Page 35
وَلَا تَجۡعَلُواْ ٱللَّهَ عُرۡضَةٗ لِّأَيۡمَٰنِكُمۡ أَن تَبَرُّواْ وَتَتَّقُواْ وَتُصۡلِحُواْ بَيۡنَ ٱلنَّاسِۚ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٞ ٢٢٤
And do not make [your oath by] Allāh an excuse against being righteous and fearing Allāh and making peace among people. And Allāh is Hearing and Knowing.
224- Yeminleriniz dolayısıyla Allah’ı, iyilik etmenize, takvâ sahibi olmanıza ve insanların arasını bulmanıza engel yapmayın. Allah Semi’dir, Alîmdir.
224. Yeminden maksat, adına yemin edilenin tazim edilmesi ve hakkında yemin edilen şeyin de te’kid edilmesi, pekiştirilmesidir. Yüce Allah yeminlere bağlı kalmayı emretmiştir ki bu da her hususta yeminlere bağlı kalmayı gerektiriyordu. Ancak Yüce Allah bu buyruğu ile buna bir istisna getirmektedir. Şöyle ki eğer yemine bağlılık Allah’ın daha çok sevdiği bir şeyi terk etmeyi ihtiva ediyor ise kullarına yeminlerini iyilik yapmalarına, hayır işleyip kötülükten sakınmalarına ve insanların arasını bulup düzeltmelerine bir engel ve bir perde yapmalarını yasaklamaktadır. Buna göre farz olan bir şeyi terk etmeye yemin eden bir kimsenin yeminini bozması farzdır. Yeminine bağlı kalması ise haramdır. Müstehab olan bir işi terk etmeye yemin eden kimsenin de yeminini bozması müstehab olur. Haram olan bir fiili işlemeye yemin eden kimsenin ise yeminine bağlı kalmaması farzdır. Mekruh olan bir fiili işlememeye yemin edenin de yeminini bozması müstehabdır. Mubah olan bir şeye gelince bu konuda yemini koruyarak onu bozmaktan uzak durmak gerekir. Bu âyet-i kerime şu meşhur kaideye de delildir:“Maslahatlar çakışacak olursa daha önemlileri tercih edilir.” Burada yemine bağlı kalınması bir maslahattır, bu hususlarda Allah’ın verdiği emirleri yerine getirmek ise ondan daha büyük bir maslahattır. Bundan dolayı ona öncelik tanınmıştır. Daha sonra Yüce Allah bu âyet-i kerimeyi şu şerefli iki ismi ile sona erdirmektedir:“Allah Semi’dir” Yani bütün sesleri işitendir “Alîmdir” maksatları ve niyetleri bilendir. Yemin edenlerin sözlerini işitmesi ve onların maksatları hayır mıdır, şer midir bilmesi de bunlar arasındadır. Bunun muhtevasında onun cezalandırmasından sakındırma olup bir nevi şöyle denmektedir: Sizin amelleriniz ve niyetleriniz onun tarafından kesin olarak bilinmektedir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
2:225Page 36
لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغۡوِ فِيٓ أَيۡمَٰنِكُمۡ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتۡ قُلُوبُكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٞ ٢٢٥
Allāh does not impose blame upon you for what is unintentional in your oaths, but He imposes blame upon you for what your hearts have earned. And Allāh is Forgiving and Forbearing.1
225- Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden dolayı sorumlu tutmaz, fakat kalplerinizin kazandığından dolayı sizi sorumlu tutar. Allah Ğafûrdur, Halîmdir.
225. “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden…” Yani yalnızca dil ile söylediğiniz (lağv) yeminlerinizden ötürü Allah sizi sorumlu tutmaz. Bu tür yemin, kulun kasti olmayarak ve kalbindeki bir niyete bağlı olmaksızın sözleri arasında “Hayır vallahi, Evet vallahi” demesi; ayrıca kendi açısında doğru olduğunu sandığı geçmişteki bir hususa dair yemin etmesi türünden olan yeminlerdir. Sorumluluk ise ancak kalbin yemin kastı ile söylediği sözlerdedir. Bu buyrukta fiillerde olduğu gibi sözlerde de muteber olanın maksatlar olduğuna delil vardır. “Allah Ğafûrdur” tevbe edip kendisine dönenin günahlarını bağışlayıcıdır, “Halîmdir” isyan edeni çabucak cezalandırmaz. Aksine ona mühlet verir, kusurunu örter. Onu cezalandırma gücüne rağmen ve onun da egemenliği altında olmasına rağmen affeder.
2:226–227Page 36
لِّلَّذِينَ يُؤۡلُونَ مِن نِّسَآئِهِمۡ تَرَبُّصُ أَرۡبَعَةِ أَشۡهُرٖۖ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٢٢٦
For those who swear not to have sexual relations with their wives1 is a waiting time of four months, but if they return [to normal relations] - then indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
وَإِنۡ عَزَمُواْ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٞ ٢٢٧
And if they decide on divorce - then indeed, Allāh is Hearing and Knowing.
226- Hanımları ile cinsi temasta bulunmamaya yemin edenler (îlâ yapanlar) için dört ay beklemek vardır. Şâyet dönerlerse şüphesiz Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 227- Eğer boşamaya karar verirlerse; şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.
226. “Hanımları ile cinsi temasta bulunmamaya yemin edenler (îlâ yapanlar)…” Bu buyrukta hanım hakkında özel bir hususa dair yapılan özel yeminlerden birisi söz konusu edilmektedir. Bu da kocanın hanımı ile cinsi temasta bulunmamaya dair mutlak olarak (süresiz) ya da dört aydan az veya daha fazla süre ile kayıtlı olarak yemin etmesidir. Kim bu şekilde özel olarak hanımı hakkında yemin eder (îla yapar) ise eğer bu yemini dört aydan daha aşağı bir süre ile kayıtlı ise bu diğer yeminlere benzer. Yeminini bozduğu takdirde keffaret gerekir. Eğer yeminini tamamlayacak olursa herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Hanımının da onun aleyhine bir hakkı olmaz. Çünkü koca dört ay süre ile yemin etme hakkına sahiptir. Eğer ebedî olarak yahut da dört aydan fazla bir süre yaklaşmama kaydını getirmiş ise hanımı bu hususta bir talepte bulunduğu takdirde yeminine dört aylık bir süre tayin edilir; çünkü kadın böyle bir hakka sahiptir. Bu süre tamamlandığı takdirde kocaya hanımına dönmesi emredilir ki bu da onunla ilişkiye dönmesi demektir. Eğer ilişki kurarsa yemin keffaretinden başka bir yükümlülüğü yoktur, ilişki kurmak istemez ise hanımını boşamaya mecbur edilir. Bunu da kabul etmeyecek olursa hâkim ona rağmen hanımını boşama hükmünü verir. Ancak karısına geri dönmesi Yüce Allah’ın daha çok sevdiği bir iştir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Şâyet dönerlerse” yani terk edeceklerine yemin ettikleri şey olan ilişkiye geri dönerlerse “şüphesiz Allah Ğafûrdur” bu yeminlerinden döndükleri için haklarında husule gelen şeyleri bağışlayıcıdır, “Rahîmdir” pek merhametlidir, çünkü yeminlerine bir keffaret ve yeminlerinden bir çıkış yolu tespit etmiştir. Yeminlerini çözümü olmayacak şekilde bağlayıcı kılmamıştır. Yine tekrar hanımlarına şefkat ve merhametle geri dönmelerini sağlamakla da onlara merhamet etmiştir.
227. “Eğer boşamaya karar verirlerse” yani hanımlarına geri dönmeyi kabul etmeyecek olurlarsa bu da onların hanımlarından yüz çevirdiklerine, hanımlarını geri istemediklerine delildir ve bu, ancak hanımlarını boşamaya kararlı olduklarını ortaya koymaktadır. Eğer koca bunu kendiliğinden yerine getirecek olursa mesele yok, aksi takdirde hâkim onu boşamaya mecbur eder yahut da bizzat kendisi bu boşamayı gerçekleştirir. “Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” Bu buyrukta bu şekilde yemin ederken karısına zarar vermek ve meşakkat çıkarmak kastını güden kimselere bir tehdit vardır. Bu âyet-i kerime “îlâ”nın sadece hanımlarla ilgili bir yemin şekli olduğuna delildir. Çünkü Yüce Allah: “Hanımları ile cinsi temasta bulunmamaya yemin edenler” diye buyurmaktadır. Aynı şekilde en az dört ayda bir defa hanımlarla cinsi temasta bulunmanın farz olduğuna da delil vardır. Çünkü bu dört aydan sonra koca, ya cinsi temasta bulunmaya yahut da hanımını boşamaya mecbur edilir ki böyle bir hüküm ancak kocanın kendisi hakkında farz olan bir şeyi terk etmesi dolayısıyla söz konusu olur.
2:228Page 36
وَٱلۡمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءٖۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكۡتُمۡنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِيٓ أَرۡحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤۡمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَٰلِكَ إِنۡ أَرَادُوٓاْ إِصۡلَٰحٗاۚ وَلَهُنَّ مِثۡلُ ٱلَّذِي عَلَيۡهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيۡهِنَّ دَرَجَةٞۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ٢٢٨
Divorced women remain in waiting [i.e., do not remarry] for three periods,1 and it is not lawful for them to conceal what Allāh has created in their wombs if they believe in Allāh and the Last Day. And their husbands have more right to take them back in this [period] if they want reconciliation.2 And due to them [i.e., the wives] is similar to what is expected of them, according to what is reasonable.3 But the men [i.e., husbands] have a degree over them [in responsibility and authority]. And Allāh is Exalted in Might and Wise.
228- Boşanmış kadınlar kendiliklerinden üç kur’ müddeti beklerler. Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman etmişler ise Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl değildir. Eğer barışmak isterlerse bu bekleme süresi içerisinde kocaları, onları geri almaya başkalarından daha çok hak sahibidirler. Kocaların kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde maruf şekilde hakları vardır. Yalnız erkekler kadınların üzerinde bir derece üstündürler. Allah Azîzdir, Hakîmdir.
228. “Boşanmış kadınlar” Yani kocaları tarafından boşanan kadınlar “kendiliklerinden üç kur’ müddeti beklerler” bu kadarlık bir süre bekleyip bunu iddet olarak sayarlar. Kur’, alimlerin bu konudaki görüş ayrılıklarına göre ya ay halidir veya temizlik halidir. Ancak doğru olan, kur’un ay hali olduğudur. Bu iddet süresinin pek çok hikmetleri vardır. Bunlardan birisi kadının üç defa ay hali tekrarlandığı takdirde rahminde çocuk bulunmadığı kesin olarak anlaşılır, hamile olmadığı bilinir ve bu da neseplerin karışmamasını sağlar. Bundan dolayı Yüce Allah kadınlara:“Allah’ın rahimlerinde yarattığını” haber vermelerini farz kılmış, hamilelik ve ay hali olup olmama hususlarını gizlemelerini onlara haram kılmıştır. Çünkü bunun gizlenmesi pek çok fesada yol açar. Zira hamileliğini gizlemek suretiyle kadın, çocuğu kendi arzu ettiği ama onun gerçek babası olmayan (yeni evleneceği) erkeğe nispet edebilir. Yahut da iddetinin daha çabuk bitmesini isteyerek hamileliğini gizlemek isteyebilir. Kadın çocuğu babasından başkasına nispet edecek olursa akrabalık bağını kesmiş, miras hakkını ortadan kaldırmış ve o çocuğun en yakın akrabalarının ondan uzak kalmalarına sebep olmuş olur. Hatta çocuğun ilerde kendileri ile evlenmesi haram olan bu akrabalarından birisi ile evlenme ihtimali bile vardır. Öte taraftan çocuk babasından başka birine ait kabul edilir. Buna bağlı olarak da o kişiden miras alması, ona miras bırakması, kendisine nispet edildiği (üvey babanın) akrabalarının da o çocuğa akraba kılınması gibi hususlar söz konusu olur. Bunda ise Yüce Rab’den başka kimsenin bilemeyeceği kadar kötülük ve fesat ortaya çıkar. Bunların hiçbirisi olmayıp da sadece kadının, nikâhı altında kalması batıl olan bir kimse ile birlikte olması -ki bunda büyük bir günah olan zinada ısrar söz konusudur- bu bile tek başına kötülük olarak yeter. Ay halinin gizlenmesine gelince, eğer acele edip de yalan yere ay hali olduğunu söylerse bu yalan haberi ile kocanın onun üzerindeki hakkı sona erer ve o başkasına mubah olur. Bundan da sözünü ettiğimiz şekilde pek çok kötülükler ortaya çıkar. Yine yalan söyleyerek iddet süresini uzatmak ve böylelikle kocasından hakkı olmayan bir nafakayı almak maksadı ile ay hali olmadığını söylerse, onun bu şekilde alacağı nafaka iki bakımdan haram olur: Evvela kadın böyle bir nafakayı hak etmediği için haramdır. Ayrıca yalan yere bunu şeriatın hükmüne nispet ettiğinden dolayı haramdır. Öte yandan koca, iddet bitmeden dönmek isteyecek olursa bunun iddetin bitişinden sonraya denk gelmesi ihtimali vardır ki o takdirde bu, zina olur. Çünkü kadın artık ona yabancı olmuştur. İşte bütün bunlardan dolayı Yüce Allah:“Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman etmişler ise Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl değildir” buyurmaktadır. Onların Allah’ın yarattığını gizlemeleri Allah’a ve âhiret gününe gerçek manada iman etmediklerinin delilidir, yoksa Allah’a ve âhiret gününe iman edip mutlaka amellerinin karşılığını göreceklerine inanan kimseler olsalardı böyle bir şeyi yapmazlardı. Bu buyrukta kadının kendisinden başka kimselerin muttali olmadığı hamilelik, ay hali ve buna benzer hususlara dair kendisi hakkında vereceği haberlerinin kabul edileceğine delil vardır. Daha sonra Yüce Allah:“Eğer barışmak isterlerse” yani dönmeyi arzu eder, birbirleri ile kaynaşarak ve severek bunu isteyecek olurlarsa “bu bekleme süresi içerisinde” kadın iddeti içerisinde beklemeye devam ettiği sürece “kocaları onları geri almaya” yani onları tekrar nikâhları altında bulundurmaya “başkalarından daha çok hak sahibidirler”. Âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşıldığına göre eğer barışmak ve arayı düzeltmek istemeyecek olurlarsa, kocalar kadınlarını geri almaya daha bir hak sahibi değildirler. Bu durumda kocaların zarar verme kastı ve kadının aleyhine olmak üzere iddeti uzatma maksadıyla onlara dönmeleri kocalara helâl olmaz. Böyle bir maksada rağmen kocanın bu şekilde boşadığı hanımına dönüp dönemeyeceği konusunda iki görüş vardır. Cumhurun kanaatine göre -haram olmakla birlikte- bu hakka sahiptir. Bununla birlikte sahih olan, kocanın arayı düzeltmek istemediği takdirde -âyet-i kerimenin zahirinden de anlaşıldığı gibi- dönme hakkına sahip olmadığıdır. Bu da kadının iddet beklemesinin bir diğer hikmetidir. Şöyle ki koca hanımından ayrılışına pişman olabilir, işte bu süre onun bu konuda iyice düşünmesi ve kesin karara varması için verilmiştir. Bu da Yüce Allah’ın eşler arasında ülfetin olmasını istediğine ve ayrılmalarını sevmediğine delildir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:“Allah’ın hiç sevmediği helâl, talak/boşanmadır.” buyurmuştur. Bu hükümler ric’î talaka hastır. Bain talakta ise kocanın kadına dönmeye daha fazla hak sahibi olması söz konusu değildir. Aksine her ikisi de birbirine dönmeye razı olmaları halinde bütün şartları taşıyan yeni bir nikâh akdinin yapılması zorunludur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kocaların kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde maruf şekilde hakları vardır.” Yani kocaların hanımları üzerinde yerine getirmeleri gereken zorunlu ve müstehab hakları bulunduğu gibi, kadınların da kocaları üzerinde birtakım hakları vardır ve kocaları bunları yerine getirmelidir. Eşler arası hakların dayanağı “maruf”dur. Maruf ise bulundukları şehirde ve dönemde kendilerine emsal olanlar hakkında cereyan eden örf, âdet demektir. Bunlar ise zaman, mekân, ahval, şahıslar ve hakların farklılığına göre farklılık göstermektedir. Bu buyruktan kadının nafakasının, giyiminin, muaşeretin, mesken hakkının -ve aynı şekilde ilişki hakkının- bütünü ile marufa göre tespit edileceğine delil vardır. Bunlar da mutlak akdin gerekleridir. Eğer nikah akdi yapılırken bir takım şartlar koşulmuşsa taraflar -haramı helâl kılan yahut helâli haram kılan bir şart olmadıkça- o şartlara uymakla yükümlüdürler. “Yalnız erkekler kadınların üzerinde bir derece üstündürler.” Yani onlar için yöneticilik ve kadına nispetle bir hak fazlalığı vardır ki bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler. Bu, Allah’ın bazılarını bazılarına üstün kılmış olmasından ve erkeklerin mallarından infak etmelerinden dolayıdır.”(en-Nisâ, 4/34) Nübüvvet makamı, hâkimlik, küçük ve büyük imamet (namaz kıldırma imamlığı ve devlet yöneticiliği) ile sair velâyetler (kamu yöneticilikleri) erkeklere aittir. Diğer taraftan miras ve benzeri hususlarda erkek, kadının iki katı hakka sahiptir. “Allah Azîzdir, Hakîmdir.” Yani kahredici güç, büyük saltanat ve egemenlik O’nundur. Her şey O’na boyun eğmektedir, ancak O, Aziz olmakla birlikte tasarruflarında da sonsuz hikmet sahibidir. Hamile kadınların iddeti bu âyet-i kerimenin genel hükmünün dışındadır. Çünkü hamile kadınların iddeti doğum yapmaları ile biter. Yine kendileri ile gerdeğe girilmeden boşanmış kadınlar da bu hükmün dışındadır. Onların iddet bekleme yükümlülükleri yoktur. Cariyelerin iddeti ise -ashabı kiramın belirttikleri gibi- iki ay halidir. Zaten âyetin siyakı da bu buyruklarla hür kadınların kastedildiklerinin delilidir.
2:229Page 36
ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِۖ فَإِمۡسَاكُۢ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ تَسۡرِيحُۢ بِإِحۡسَٰنٖۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَأۡخُذُواْ مِمَّآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ شَيۡـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۖ فَإِنۡ خِفۡتُمۡ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَا فِيمَا ٱفۡتَدَتۡ بِهِۦۗ تِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعۡتَدُوهَاۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٢٢٩
Divorce is twice. Then [after that], either keep [her] in an acceptable manner or release [her] with good treatment. And it is not lawful for you to take anything of what you have given them unless both fear that they will not be able to keep [within] the limits of Allāh.1 But if you fear that they will not keep [within] the limits of Allāh, then there is no blame upon either of them concerning that by which she ransoms herself. These are the limits of Allāh, so do not transgress them. And whoever transgresses the limits of Allāh - it is those who are the wrongdoers [i.e., the unjust].
229- Talak iki defadır. (Ondan sonra) ya iyilikle tutmalıdır veya güzellikle salmalıdır. Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız size helâl olmaz. Ancak eğer erkekle kadın Allah’ın çizdiği sınırları koruyamayacaklarından korkarlarsa başka. Eğer siz de onların Allah’ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız o halde kadının bir şeyleri fidye vermesinde her ikisi için de vebal yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır, onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.
229. Boşama cahiliye döneminde de vardı ve İslâm’ın ilk döneminde de aynı şekilde devam etti. Koca karısını sonsuz sayıda boşayabilirdi. Eğer koca karısına zarar vermek isterse onu boşar, iddetinin bitmesine yakın bir zamanda ona döner, sonra onu bir daha boşar ve bunu ebediyyen devam ettirirdi. Böylece kadın, ancak Allah’ın bildiği birçok zararlarla karşı karşıya kalırdı. Bu yüzden Yüce Allah bize şunu bildirmektedir:“Talak” yani ric’atın/geri dönmenin mümkün olduğu boşama “iki defadır.” Böylelikle koca eğer karısına zarar vermek istemiyor ise karısına dönme imkânını elde eder ve bu süre zarfında kararını gözden geçirir. Bundan fazlasının ise bu açıdan bir faydası yoktur. Çünkü iki defadan fazla hanımını boşayan bir kimse ya haram bir şeye cüret eden birisidir yahut da hanımını nikahı altında tutmak isteğinde değildir, aksine onun maksadı hanımına zarar vermektir. Bundan dolayı Yüce Allah kocaya hanımını “iyilikle tutma”yı emretmektedir. İyilikle tutmak ise onunla güzel şekilde geçinmektir. Bu güzel ve maruf şekildeki geçinme ise kendisi durumunda olanların hanımları ile geçinme şekilleri gibidir. Tercih edilen görüş budur. Aksi takdirde hanımını “güzellikle salmalıdır” yani güzellikle boşamalı ve ondan ayrılmalıdır. Ayrıldığı için kadına önceden vermiş olduğu malından bir şey almaması da bu güzellikle salmanın bir parçasıdır. Çünkü bunları geriye almaya kalkışması bir zulümdür ve herhangi bir şeye karşılık olmaksızın mal almaktır. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Onlara verdiklerinizden bir şeyi geri almanız size helâl olmaz. Ancak eğer erkekle kadın Allah’ın çizdiği sınırları koruyamayacaklarından korkarlarsa başka.” Bu maruf bir şekilde yapılacak “muhalaa”dır (muhalaa; meşru bir nedenden ötürü evlilik hayatını sürdürmek istemeyen kadının kocasına ödediği bir bedel karşılığında evlilik bağından kurtulmasıdır). Kadın eğer huyu, yaratılışı veya dinindeki bir eksikliği dolayısıyla kocasından hoşlanmayacak olursa yahut da onun hakları hususunda Allah’a itaat edemeyeceğinden korkacak olursa bu yola başvurulur. “Eğer siz de onların Allah’ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız o halde kadının bir şeyleri fidye vermesinde her ikisi için de vebal yoktur.” Çünkü bu, kocanın, kadının istediği ayrılığı elde etmesi karşılığında aldığı bir bedeldir. Bu buyruk, böyle bir hikmetin varlığı halinde muhalaa yaparak ayrılmanın meşru olduğunu ortaya koymaktadır. “İşte bunlar” yani sözü geçen şer’î hükümler “Allah’ın sınırlarıdır.” Allah’ın sizin için şeriat olarak koyduğu ve uymanızı emrettiği hükümleridir. “Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” Helâli çiğneyip harama bulaşandan ve Allah’ın helâl kıldığı ile yetinmeyenden daha büyük zulmü kim yapabilir? Zulüm de üç kısımdır: Kulun kendisi ile Allah arasındaki zulüm. Bu şirktir ve kulun işlediği en büyük zulümdür. Kulun kendisi ile diğer insanlar arasında olan zulüm. Allah tevbe olmadan şirki bağışlamaz. Kulların haklarından ise hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. Kulun Rabbi ile arasındaki şirkten daha aşağı olan zulümler ise Allah’ın meşîeti ve hikmeti çerçevesindedir. (Yani Allah onlar hakkında dilediği gibi hüküm verir).
2:230–231Page 36
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوۡجًا غَيۡرَهُۥۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِۗ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوۡمٖ يَعۡلَمُونَ ٢٣٠
And if he has divorced her [for the third time], then she is not lawful to him afterward until [after] she marries a husband other than him.1 And if he [i.e., the latter husband] divorces her [or dies], there is no blame upon them [i.e., the woman and her former husband] for returning to each other if they think that they can keep [within] the limits of Allāh. These are the limits of Allāh, which He makes clear to a people who know [i.e.,understand].
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمۡسِكُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٖۚ وَلَا تُمۡسِكُوهُنَّ ضِرَارٗا لِّتَعۡتَدُواْۚ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَقَدۡ ظَلَمَ نَفۡسَهُۥۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓاْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوٗاۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيۡكُم مِّنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَٱلۡحِكۡمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٞ ٢٣١
And when you divorce women and they have [nearly] fulfilled their term, either retain them according to acceptable terms or release them according to acceptable terms, and do not keep them, intending harm, to transgress [against them]. And whoever does that has certainly wronged himself. And do not take the verses of Allāh in jest. And remember the favor of Allāh upon you and what has been revealed to you of the Book [i.e., the Qur’ān] and wisdom [i.e., the Prophet's sunnah] by which He instructs you. And fear Allāh and know that Allāh is Knowing of all things.
230- Eğer erkek onu (bir daha) boşarsa ondan sonra artık (o kadın) başka bir koca ile nikâhlanmadıkça ona (ilk kocasına) helâl olmaz. Şayet (yeni koca da onu boşarsa ve) onlar da Allah’ın sınırlarına dosdoğru uyacaklarına inanırlarsa onlara birbirlerine dönmelerinde bir vebal yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; O bunları bilen bir topluluk için açıklamaktadır. 231- Kadınları boşadığınızda iddetlerinin bitmesi yaklaştı mı artık onları ya iyilikle tutun veya iyilikle salın. Yalnız haddi aşıp onlara zarar vermek için onları (nikâhınızda) tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendisine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini alaya almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini anın, size kendisi ile öğüt vermek üzere indirdiği Kitâb ve Hikmet üzerinde düşünün. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
230. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer erkek (bir daha)” üçüncü defa “boşarsa ondan sonra artık (o kadın) başka bir koca ile nikahlanmadıkça” yani sahih bir nikah ile nikahlanıp yeni kocası onunla ilişki kurmadıkça “ona (ilk kocasına) helâl olmaz.” Nikahın sahih olması ve bu ikinci kocanın onunla ilişki kurmasının şart olması şundan dolayıdır: Şer’î bir nikah ancak sahih olan nikaha denir. Sahih olan nikahın da kapsamına hem akit hem de ilişki kurmak girmektedir. Bu ittifakla kabul edilmiş bir husustur. Bu, ikinci kocanın da isteyerek nikâh yapmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Eğer bu nikâhtan kastı kadının birinci kocaya helâl olmasını sağlamak ise bu, nikah değildir ve kadının ilk kocasına helâl olması sonucunu da doğurmaz. Böyle birisinin bu kadın ile ilişki kurması da bir fayda sağlamaz; çünkü bu kişi şer’î manada koca değildir. Şâyet ikinci koca onunla evlenmek isteğiyle nikahlanır ve onunla ilişki kurarsa daha sonra da ondan ayrılır ve kadının iddeti biter ise o takdirde “Allah’ın sınırlarına dosdoğru uyacaklarını inanırlarsa onlara” birinci koca ile karısına “birbirlerine dönmelerinde” yani aralarında yeni bir nikah akdi yapmalarında “bir vebal yoktur.” Akit yapmalarının gereği geri dönmenin kendilerine izafe edilmesinden dolayıdır. Bu da karşılıklı rızaya itibar edileceğine delilidir. Bununla birlikte geri dönmeleri için her ikisinin de “Allah’ın sınırlarına dosdoğru uyacaklarına inanmaları” gerekir. Yani her birisi diğerinin hakkını yerine getireceği kanaatine sahip olmalıdır. Bu ise daha önce ayrılıkla sonuçlanan birlikteliklerine pişman olmaları ve onun yerine artık güzel bir şekilde geçinmeyi kararlaştırmaları ile olur. O takdirde geri dönmelerinde onlar için bir vebal yoktur. Âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşıldığına göre şâyet Allah’ın sınırlarını gereği gibi uygulayamayacakları kanaatine sahip olurlarsa, yani önceki hallerinin hâlâ devam ettiğini, kötü geçinme duygularının yine olduğu gibi devam ettiği kanaatinin ağır bastığını tespit ederlerse bu işe tekrar kalkışmalarında vebal vardır. Çünkü bütün işlerde eğer Allah’ın emri uygulanmayacak ve Allah’a itaat edilmeyecek olursa o işleri yapmaya kalkışmak helâl değildir. Buradan insanın herhangi bir işi yapmak istediği özellikle de küçük ve büyük idarecilikleri (başkalarının sorumluluklarını) üstleneceği takdirde kendisini iyice ölçüp tartması gerektiğinin delilidir. Eğer bunları yerine getirebilecek gücü kendinde görür ve kendine güvenirse bu işleri üstlenmeye kalkışmalı, aksi takdirde uzak durmalıdır. Yüce Allah bu büyük hükümleri beyan ettikten sonra şöyle buyurmuştur:“Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” yani belirlediği, beyan ettiği ve açıkça ortaya koyduğu şer’i hükümleridir. “O, bunları bilen bir topluluk için açıklamaktadır.” Bunları bilen bir topluma açıklamıştır. Çünkü bunlardan yararlanacaklar ve başkalarına faydalı olacaklar ancak onlardır. Bu buyrukta ilim ehlinin faziletine açık bir işaret vardır. Çünkü Yüce Allah sınırlarını özel olarak onlara açıkladığını beyan etmekte; bu açıklamada onların maksat olarak gözetildiklerini ifade buyurmaktadır. Yine bu buyruktan Yüce Allah’ın, kullarının, Rasûlü’ne indirdiği sınırlarını bilmelerini ve bu hususlara dair yeterince bilgi sahibi olmalarını istediği de anlaşılmaktadır. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
231. “Kadınları” bir veya iki ric’î talak ile “boşadığınızda iddetlerinin bitmesi yaklaştı mı” iddetlerini bitirmelerine yakın bir süre kaldı mı “artık onları ya iyilikle tutun veya iyilikle salın” yani ya onların haklarını yerine getirmek niyeti ile onlara dönün yahut da dönmeden ve onlara zarar da vermeden onları bırakın. İşte bundan dolayıdır ki daha sonra:“Yalnız” bu işte helâli -ki bu maruf bir şekilde onları tutmaktır- çiğneyip harama -ki bu da zarar vermek niyeti ile onları tutmaktır- düşmek sureti ile “haddi aşıp onlara zarar vermek için onları (nikâhınızda) tutmayın.”“Kim bunu yaparsa muhakkak kendisine zulmetmiş olur.” Haksızlık mahlûka yapılmış olsa dahi bunun zararı zarar vermek isteyenedir. “Allah’ın âyetlerini alaya almayın.” Yüce Allah sınırlarını gâyet açık bir şekilde beyan edip bundan maksadın onları öğrenip gereğince amel etmek, sınırlarında durup onları aşmamak olduğunu -çünkü Yüce Allah bu hükümleri boşuna indirmiş değildir, aksine onları hak, doğruluk ve ciddiyetle indirmiştir- bildirdikten sonra burada bunları alaya almayı, yani onları oyuncak edinmeyi yasaklamaktadır. Onları oyuncak edinmek ise onlara karşı küstahça davranmak ve onların gereklerini yerine getirmemektir. Mesela nikâh altında tutmayı yahut ayrılmayı zarar vermek kastı ile yapmak, çok boşamak ya da üç talakı bir arada vermek böyledir. Yüce Allah ise rahmetinin bir tecellisi ve erkeğin maslahatına uygun olarak boşama hakkını birbiri ardınca, sırayla olacak şekilde vermiştir. “Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini” bütün nimetlerini dil ile O’na hamd ve sena ederek, kalp ile bu nimetleri itiraf ve ikrar ederek, azalarla da bu nimetleri Allah'a itaatte kullanmak sureti ile “anın, size kendisi ile öğüt vermek üzere indirdiği Kitab ve hikmet” yani sünnet-i seniyye “üzerinde düşünün.” Çünkü bu ikisi ile size hayır yollarını göstermiş ve bu yolları izlemeye teşvik etmiştir. Kötülük yollarını da belirtmiş ve onları izlemekten de sakındırmıştır. Kendi zatını, dostlarına ve düşmanlarına nasıl davrandığını size bildirmiş, önceden bilmediğiniz pek çok şeyleri de size öğretmiştir. Buradaki “hikmet”ten kastın, Şeriatın sırları olduğu da söylenmiştir. Çünkü kitapta pek çok hüküm vardır. Yüce Allah’ın bu emir ve yasaklarındaki hikmetin beyan edilmesi işte bu hikmetin kapsamındadır, denilmiştir. Her iki anlam da doğrudur. İşte bundan dolayı Yüce Allah: “size kendisi ile öğüt vermek üzere...” buyurmuştur. Yani üzerinize indirilenler ile öğüt vermek üzere... Bu ifade “hikmet”ten kastın, Şeriatın sırları olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Çünkü öğüt vermek hüküm ve hikmetin açıklanması ve korkutma yahut teşvik ile olur. Hükmün açıklanması ile cahillik ortadan kalkar. Teşvik ile birlikte olan hikmet, o hükümlere rağbet göstermeyi gerektirir. Korkutma ile birlikte olan hikmet de korkmayı gerektirir. O halde bütün işlerinizde “Allah’tan sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” İşte bunun için O, bütün zaman ve mekanlarda maslahatlara uygun düşen bu hükümleri size son derece açık ve sağlam bir şekilde beyan etmiştir.
2:232Page 37
وَإِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحۡنَ أَزۡوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوۡاْ بَيۡنَهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمۡ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۗ ذَٰلِكُمۡ أَزۡكَىٰ لَكُمۡ وَأَطۡهَرُۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ وَأَنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ ٢٣٢
And when you divorce women1 and they have fulfilled their term, do not prevent them from remarrying their [former] husbands if they [i.e., all parties] agree among themselves on an acceptable basis. That is instructed to whoever of you believes in Allāh and the Last Day. That is better for you and purer, and Allāh knows and you know not.
232- Kadınları boşadığınızda iddetlerini bitirdiler mi artık aralarında meşru bir şekilde anlaştıkları takdirde (eski) kocaları ile nikâhlanmalarına engel olmayın. İşte içinizde Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere böyle öğüt verilir. Böylesi sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
232. Bu, üçten aşağı talak ile boşanmış ve iddeti de bitmiş kadının velilerine bir hitaptır. Şâyet bu kadını kocası bir daha nikahlamak ister, kadın da buna razı olursa artık kadının velisi olan babasının veya bir başkasının eski kocasının onu boşamış olmasından dolayı duydukları kin, öfke ve nefret dolayısıyla tekrar evlenmelerine engel olmaları caiz değildir. “İşte içinizden Allah’a ve âhiret gününe iman edenlere...” kaydının zikredilmesi velinin sahip olduğu imanın, böyle bir evliliğe engel olmasına mani olacağını ortaya koymaktadır. “Böylesi sizin için daha hayırlı ve daha temizdir.” Velinin zannettiğinin aksine bu, velâyeti altındaki kadını tekrar evlendirmeme şeklindeki kanaatinden daha iyidir. Uygun olan da budur, yoksa kibirlilerin ve üstünlük taslayanların âdeti olduğu üzere bu boşamaya, o kadını eski kocasına vermemek sureti ile karşılık vermek değildir. Her ne kadar veli tekrar o kimseye karısı ile evlenme imkânını vermemenin daha uygun olduğunu sanıyor ise de bu böyledir; zira “Allah bilir, siz bilmezsiniz.” O halde sizin maslahatlarınızı bilen, faydanızı isteyen ve bunları gerçekleştirmeye gücü yeten, bildiğiniz ve bilmediğiniz birçok şekillerde bunları kolaylaştıran yüce Rabbin emrine uyun. Ayet-i kerimede nikâhta velinin, mutlaka bulunması gerektiğine delil vardır. Çünkü Allah burada evliliğe engel olmayı velilere yasaklamaktadır. Bu da onlara yetkilerinde olan ve hak sahibi oldukları bir hususun yasaklandığını gösterir. Daha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
2:233Page 37
۞ وَٱلۡوَٰلِدَٰتُ يُرۡضِعۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ حَوۡلَيۡنِ كَامِلَيۡنِۖ لِمَنۡ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَۚ وَعَلَى ٱلۡمَوۡلُودِ لَهُۥ رِزۡقُهُنَّ وَكِسۡوَتُهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ لَا تُكَلَّفُ نَفۡسٌ إِلَّا وُسۡعَهَاۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةُۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوۡلُودٞ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦۚ وَعَلَى ٱلۡوَارِثِ مِثۡلُ ذَٰلِكَۗ فَإِنۡ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٖ مِّنۡهُمَا وَتَشَاوُرٖ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡهِمَاۗ وَإِنۡ أَرَدتُّمۡ أَن تَسۡتَرۡضِعُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُمۡ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ إِذَا سَلَّمۡتُم مَّآ ءَاتَيۡتُم بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٞ ٢٣٣
Mothers may nurse [i.e., breastfeed] their children two complete years for whoever wishes to complete the nursing [period]. Upon the father is their [i.e., the mothers'] provision and their clothing according to what is acceptable. No person is charged with more than his capacity. No mother should be harmed through her child, and no father through his child. And upon the [father's] heir is [a duty] like that [of the father]. And if they both desire weaning through mutual consent from both of them and consultation, there is no blame upon either of them. And if you wish to have your children nursed by a substitute, there is no blame upon you as long as you give payment according to what is acceptable. And fear Allāh and know that Allāh is Seeing of what you do.
233- Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir. O kadınların maruf bir şekilde yiyeceği ve giyeceği çocuğun babasına aittir. Kimseye gücünden fazlası yüklenmez. Ne bir anneye çocuğundan dolayı zarar verilsin ne de bir baba çocuğu yüzünden zarara sokulsun. Mirasçıya düşen de bunun gibidir. Eğer karşılıklı rıza ve istişare ile (çocuğu sütten) kesmek isterlerse ikisine de bir günah yoktur. Çocuklarınızı (sütanneye) emzirtmek isterseniz, vereceğiniz (bedeli) meşru bir şekilde teslim etmeniz şartı ile size bir vebal yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
233. “Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler” buyruğu emir manasına bir haberdir (yani “emzirsinler” demektir). Burada çocukların iki tam yıl emzirilmesi, ayrıca bir emri gerektirmeyecek kadar kesin bir husus kabul edilmiştir. “Yıl” hem tam bir yıl, hem de yılın büyük bir bölümü hakkında kullanıldığından dolayı “iki tam yıl” kaydı getirilmiş, ardından da “bu, emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir.” buyrulmuştur. Süt emen çocuk iki yılı tamamladı mı artık onun süt emmesi tamamlanmış ve bundan sonra aldığı süt diğer gıdalar seviyesine gelmiş olur. Bundan dolayı iki yıldan sonraki süt emme (süt akrabalığı oluşturmada) muteber değildir ve nikah yasağı (mahremiyet) meydana getirmez. Bu ayet, Yüce Allah’ın:“Onun taşınması ve sütten kesilmesi de otuz aydır.”(el-Ahkaf, 46/15) buyruğu ile bir arada değerlendirilerek, hamileliğin asgari süresinin altı ay olduğu ve bu süre zarfında çocuğun dünyaya gelmesinin mümkün olduğu hükmü çıkartılmaktadır. “O kadınların maruf bir şekilde yiyeceği ve giyeceği babasına aittir.” Bu, hem kadının erkeğin nikahı altında olması hem boşanmış olması hallerini kapsamaktadır. Bu durumda babanın, kadının yiyim ve giyimini, ayrıca süt emzirme ücretini sağlaması gerekir. Bu da şuna delildir: Kadın eğer kocanın nikahı altında bulunuyor ise yiyim ve giyim dışında bir ücret hak etmez. Herkesin (hak ve yükümlülüğü) durumuna göredir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Kimseye gücünden fazlası yüklenmez” buyurmaktadır. Fakir, zengin bir kimsenin nafakası gibi nafaka vermeye mükellef tutulmaz. Hiçbir şey bulamayan kimse de buluncaya kadar nafaka vermekle yükümlü tutulmaz. “Ne bir anneye çocuğundan dolayı zarar verilsin” Yani annenin, çocuğunu emzirmekten alıkonması yahut da ona verilmesi gereken nafaka, giyim veya ücretin verilmemesi sureti ile zarara sokulması helâl değildir. “Ne de bir baba çocuğu yüzünden zarara sokulsun” Kadın da kocasına zarar vermek üzere çocuğunu emzirmekten imtina etmek yahut da hakkından fazlasını istemek gibi şekillerde babaya zarar vermeye kalkışmasın. Burada (“baba” anlamını vermek üzere bizzat “baba” kelimesinin değil de) “çocuk kendisine ait olan” anlamındaki “المولود له” ifadesinin kullanılması çocuğun babasına ait olduğunun delilidir. Çünkü çocuğun kendisine bağışlandığı kişi odur ve çocuk babanın kazançları arasındadır. Bundan dolayı baba, anneden farklı olarak, çocuğunun malından razı olsun yahut olmasın alabilir. “Mirasçıya düşen de bunun gibidir.” Yani çocuğun hem babası hem de malı yoksa çocuğun mirasçısı durumunda olan kimseler tıpkı baba gibi süt emziren kimsenin nafakasını ve giyimini sağlamakla yükümlüdürler. Bu buyruk ayrıca darlık çeken akrabaların nafakalarını varlıklı yakın mirasçısının sağlamasının farz olduğuna delildir. “Eğer” anne ve baba “karşılıklı rıza” gösterir ve kendi aralarında “istişare ile” sütten kesilmesi çocuğun faydasına mıdır, değil midir? diye görüşerek iki yılın tamamlanmasından önce “(çocuğu sütten) kesmek isterlerse” bu da çocuk için zararlı değilse ve her ikisi de buna rıza gösterirse iki yıl tamamlanmadan önce onu sütten kesmekten dolayı “ikisine de bir günah yoktur.” Âyet-i kerimenin mefhumu biri razı olsa diğeri olmasa, yahut da sütten kesilmesi çocuk için faydalı olmaz ise çocuğun sütten kesilmesinin caiz olmadığına delil teşkil etmektedir. “Çocuklarınızı (sütanneye) emzirtmek isterseniz” yani zarar vermek kastı olmaksızın çocuklarınıza öz annelerinin dışında başka bir süt anne bulmak isterseniz süt annelere “vereceğiniz (bedeli) meşru bir şekilde teslim etmeniz şartı ile size bir vebal yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” Ve yaptıklarınıza göre hayır veya şer ile karşılığınızı verecektir.
2:234Page 38
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوۡنَ مِنكُمۡ وَيَذَرُونَ أَزۡوَٰجٗا يَتَرَبَّصۡنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرۡبَعَةَ أَشۡهُرٖ وَعَشۡرٗاۖ فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا فَعَلۡنَ فِيٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ٢٣٤
And those who are taken in death among you and leave wives behind - they, [the wives, shall] wait four months and ten [days]. And when they have fulfilled their term, then there is no blame upon you for what they do with themselves in an acceptable manner.1 And Allāh is [fully] Aware of what you do.
234- İçinizden vefat edenlerin geride bıraktıkları eşler kendiliklerinden dört ay on gün beklerler. Müddetlerini bitirdikleri zaman artık onların kendileri hakkında maruf ile yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
234. Yani koca vefat ettikten sonra hanımı farz olmak üzere dört ay on gün bekler. Bundaki hikmet ise bu dört aylık zaman içerisinde -varsa- hamileliğinin ortaya çıkması ve beşinci ayın başlangıcında da (ceninin) harekete geçmesidir. Hamilelerin hüküm ise bu genel hükmün dışındadır. Çünkü hamilelerin iddeti doğumları ile birlikte sona erer. Aynı şekilde cariyenin de iddeti hür kadının iddetinin yarısı olmak üzere iki ay beş gündür. “Müddetlerini bitirdikleri zaman artık onların kendileri hakkında maruf ile yaptıklarından” yani iddeti biten kadınların haram ve mekruh olmayan bir surette tekrar süslenip koku sürünmelerinden “dolayı size bir günah yoktur.” Bu buyruk -iddet süresi içerisinde boşanmış ve başka bir surette kocalarından ayrılmış kadınlar değil de- kocaları vefat etmiş kadınların bu şekilde yas tutmalarının farz olduğuna delildir. Bu hususta ilim adamlarının icmaı vardır. “Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Zahiri ile batını ile açığı ile gizlisi ile amellerinizi çok iyi bilendir, o bakımdan amellerinizin karşılığını verecektir. Yüce Allah’ın velilere:“Artık onların kendileri hakkında maruf ile yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur” hitabında velinin, kadının ne yaptığına dikkat etmesi gerektiğine, yapılması caiz olmayan şeylerden onu engelleyip yapılması gerekene mecbur edeceğine, bu hususta onun sorumlu olduğuna ve bu şekilde davranmasının da veliye farz olduğuna delil vardır.
2:235Page 38
وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا عَرَّضۡتُم بِهِۦ مِنۡ خِطۡبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوۡ أَكۡنَنتُمۡ فِيٓ أَنفُسِكُمۡۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُواْ قَوۡلٗا مَّعۡرُوفٗاۚ وَلَا تَعۡزِمُواْ عُقۡدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبۡلُغَ ٱلۡكِتَٰبُ أَجَلَهُۥۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِيٓ أَنفُسِكُمۡ فَٱحۡذَرُوهُۚ وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٞ ٢٣٥
There is no blame upon you for that to which you [indirectly] allude concerning a proposal to women or for what you conceal within yourselves. Allāh knows that you will have them in mind. But do not promise them secretly except for saying a proper saying. And do not determine to undertake a marriage contract until the decreed period1 reaches its end. And know that Allāh knows what is within yourselves, so beware of Him. And know that Allāh is Forgiving and Forbearing.
235- Kadınlara üstü kapalı talip olmanızdan veya bunu içinizde saklamanızdan dolayı size bir günah yoktur. Allah onları muhakkak anacağınızı bilmektedir. Fakat meşru bir söz söylemeniz müstesna kendileri ile gizlice sözleşmeyin. İddet sona erinceye kadar da nikah akdini yapmaya azmetmeyin. Bilin ki Allah içinizdekini bilir. O halde O’ndan sakının ve bilin ki Allah, Ğafûrdur, Halîmdir.
235. Bu buyruk, kocasının vefatı dolayısıyla yahut kocası hayatta olup bâin talakla boşanmış olduğu için iddet bekleyen kadının hükmü ile ilgilidir. Böyle bir kadına onu bâin talak ile boşayan kocası dışında kalan bir kimsenin açıkça evlilik teklifinde bulunması haramdır. Yüce Allah’ın:“Kendileri ile gizlice sözleşmeyin” buyruğu ile kastedilen de budur. Üstü kapalı, tariz yoluyla ifadeye gelince Yüce Allah bunda vebal olmadığını belirtmektedir. Aradaki fark da şudur: Açık ifade nikâh anlamından başka ihtimale gelmez. Kadının evlenmek arzusuyla acele edip iddetinin bittiğine dair yalan söylemesi ihtimalinden dolayı bu, haram kılınmıştır. Bu buyruk harama götüren yolların da yasaklandığına ve kadının, birinci kocasının hakkına riayet dolayısıyla iddet süresi içerisinde ondan başkasına evlilik sözü vermemesi gerektiğine delildir. Üstü kapalı ifade (tariz) ise nikâh ihtimalini de ifade eder, başka ihtimale de gelir. Mesela bain talakla boşanmış bir kadına:“Ben evlenmek istiyorum”, “İddetin bittiği takdirde bana danışmanı arzu ederim” vb. sözleri söylenmesi bu kabildendir. Bu gibi sözlerin söylenmesi caizdir. Çünkü bunlar açık ifade hükmünde değildir. Diğer taraftan insanda bu gibi sözleri söylemeye de kuvvetli bir istek vardır. Aynı şekilde insanın kalbinde iddet bekleyen bir kadın ile -iddetinin bitmesi halinde- evlenme duygusunu saklaması da mümkündür. Bundan dolayı Yüce Allah:“Veya içinizde saklamanızdan dolayı da size bir günah yoktur. Allah onları muhakkak anacağınızı bilmektedir” buyurmuştur. Bütün bu açıklamalar akit öncesi hususlarla ilgilidir. Nikah akdine gelince bu “iddet sona erinceye kadar” helâl değildir. “Bilin ki Allah içinizdekini bilir.” O bakımdan cezasından korkarak ve mükâfatını umarak hayra niyet ediniz, kötü niyet beslemeyiniz. “Bilin ki muhakkak Allah Ğafurdur” kendisinden günah sadır olup o günahlarından tevbe eden ve Rabbine dönen kimselerin günahlarını bağışlayıcıdır. “Halimdir” Çünkü cezalandırma kudretine rağmen isyan edenlerin masiyetlerini cezalandırmakta acele etmez.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences