As-Sa'diTaha · 20:42–76

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Taha 20:42–76

20:42–46Page 314

ٱذۡهَبۡ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَٰتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكۡرِي ٤٢

Go, you and your brother, with My signs and do not slacken in My remembrance.

ٱذۡهَبَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ٤٣

Go, both of you, to Pharaoh. Indeed, he has transgressed.

فَقُولَا لَهُۥ قَوۡلٗا لَّيِّنٗا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوۡ يَخۡشَىٰ ٤٤

And speak to him with gentle speech that perhaps he may be reminded or fear [Allāh]."

قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفۡرُطَ عَلَيۡنَآ أَوۡ أَن يَطۡغَىٰ ٤٥

They said, "Our Lord, indeed we are afraid that he will hasten [punishment] against us or that he will transgress."

قَالَ لَا تَخَافَآۖ إِنَّنِي مَعَكُمَآ أَسۡمَعُ وَأَرَىٰ ٤٦

[Allāh] said, "Fear not. Indeed, I am with you both; I hear and I see.

42- “Sen ve kardeşin âyetlerimle/mucizelerimle gidin ve Beni anmakta gevşeklik göstermeyin.” 43- “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.” 44- “Ona yumuşak söz söyleyin, belki düşünüp öğüt alır yahut korkar.” 45- Dediler ki:“Ey Rabbimiz! Bize karşı aşırı gitmesinden veya azgınlığını artırmasından korkuyoruz.” 46- Buyurdu ki:“Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. (Her şeyi) işitir ve görürüm.”

42. Allah, Mûsâ aleyhisselam’a hatırlatmış olduğu dini ve dünyevi ni’met ve ihsanları dile getirdikten sonra ona şöyle emretti:“Sen ve kardeşin” Hârûn “âyetlerimle/mucizelerimle” hakka ve onun güzelliğine, batıla ve onun çirkinliğine delalet eden, tarafımdan verilmiş olan âyetlerimle; el, asa ve dieğr dokuz mucize ile birlikte Firavun’a ve onun çevresindeki ileri gelenlere “gidin. Beni anmakta gevşeklik göstermeyin.” Beni bana vaadettiğiniz şekilde sürekli anın, onu sürdürün, bu hususta tembellik ve gevşeklik göstermeyin. Çünkü siz:“Tâ ki seni çok tesbih edelim. Seni çok analım.” demiştiniz. Şüphesiz Allah’ı anmak, bütün işlere karşı bir yardım ve destektir. Allah’ı anmak, işleri kolaylaştırır ve yükü hafifletir.

43. “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.” Küfür ve azgınlığında, zulüm ve saldırganlığında haddi aşmış, sınır tanımaz hale gelmiştir.

44. “Ona yumuşak söz söyleyin.” Yumuşaklıkla, nazik, latif, ağır gelmeyecek sözler söyleyin. Sözleriniz edeplice olsun, kaba ve bayağı olmasın. Konuşmanızda kabalık, fiillerinizde de haşinlik olmasın. “Belki” yumuşak söz sebebiyle kendisine fayda verecek şeyleri “düşünüp öğüt alır” ve onları yerine getirir; “yahut” kendisine zarar verecek şeylerden “korkar” ve onları terk eder. Çünkü yumuşak söz söylemek, buna davet eder. Kaba söz söylemek ise dinleyeni o sözü söyleyenden uzaklaştırır. Yüce Allah, bu yumuşak sözün ne olduğunu bir başka buyruğunda şöyle açıklamaktadır:“De ki: Arınmak ister misin? İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim de böylece (O’ndan) korkasın.”(en-Naziat, 79/18-19) Hiç şüphesiz bu sözlerde düşünen kimsenin açıkça göreceği şekilde bir incelik ve yumuşaklık vardır ve bu sözler, kaba da değildir. Evvela davetini hiçbir kimsenin herhangi bir şekilde kötü karşılamayacağı, teklif ve danışma anlamında bir soru şeklinde ifade etmiştir. Daha sonra aslı şirkten temizlenmek olan “arınmaya”, çeşitli pisliklerden temizlenmeye davet etti ki her bir selim akıl bunun gereğini elbette kabul eder. Bununla birlikte “Ben seni arındırayım” dememiş, “Arınmak ister misin?” deyip bunu ona nispet etmiştir. Daha sonra onu kendisini yetiştirip besleyen, şükür ile karşılık verilmesi gereken açık ve gizli nimetleri ona ihsan eden Rabbinin yoluna davet edip bu nimetleri de söz konusu ederek şöyle demiştir:“İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim de böylece (O’ndan) korkasın.” Firavun, güzelliği kalpleri etkileyen bu yumuşak sözleri kabul etmeyince artık hiçbir öğüdün ona fayda vermeyeceği ortaya çıkmış oldu. Onun için de Yüce Allah, onu güçlü ve muktedir olanın yakalayışı ile yakaladı.

45. “Dediler ki: “Ey Rabbimiz!” daha senin risaletini tebliğ etmeden ve delili ortaya koymadan önce “Bize karşı aşırı gitmesinden” acele tarafından bizi cezalandırıp başımıza bir iş getirmesinden “veya azgınlığını artırmasından” Hükümranlığı, saltanatı, orduları ve yardımcıları sebebiyle hakka karşı inatlaşıp iyice azgınlaşmasından “korkuyoruz.”

46. “Buyurdu ki:” Size karşı aşırı gitmesinden “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. (Her şeyi) işitir ve görürüm.” Yani siz benim korumam ve gözetimim altındasınız. Sözlerinizi işitir, bütün hallerinizi görürüm. Ondan asla korkmayın. Böylelikle korkuları gitti, Rablerinin vaadiyle kalpleri huzur ve sükûn buldu.

20:47–48Page 314

فَأۡتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبۡهُمۡۖ قَدۡ جِئۡنَٰكَ بِـَٔايَةٖ مِّن رَّبِّكَۖ وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلۡهُدَىٰٓ ٤٧

So go to him and say, 'Indeed, we are messengers of your Lord, so send with us the Children of Israel and do not torment them. We have come to you with a sign from your Lord. And peace1 will be upon he who follows the guidance.

إِنَّا قَدۡ أُوحِيَ إِلَيۡنَآ أَنَّ ٱلۡعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ٤٨

Indeed, it has been revealed to us that the punishment will be upon whoever denies and turns away.'"

47- “Artık ona gidin ve deyin ki: Şüphesiz biz Rabbinin rasûlleriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder ve onlara eziyet etme. Biz, sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selâmet, hidâyete uyanlaradır.” 48- “Zira bize: Azap, yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerinedir, diye vahyedildi.”

47. “Artık ona gidin ve deyin ki...” Yani siz şu iki iş için gidin: onu İslâm’a davet etme ve şerefli bir halk topluluğu olan İsrailoğullarını onun zincirlerinden ve köleliğinden kurtama. Böylece özgürlüklerine kavuşsunlar, işlerinin dizginlerini kendi ellerine alsınlar ve Mûsâ da Allah’ın şeriat ve dinini uygulasın. “Biz sana Rabbinden” doğruluğumuza delil olan “bir mucize ile geldik.”“Derken Mûsâ asasını yere attı. Bir de ne görsünler o, koskoca bir yılan oluverdi. Elini de (koynundan) çıkardı, bir de ne görsünler o, bakanların karşısında bembeyaz parlıyor.”(A’raf, 7/107-108) Ayrıca Yüce Allah’ın onların mucizeleri ile ilgili anlattığı diğer hususlar da gerçekleşti. “Selâmet, hidâyete uyanlaradır!” Yani dosdoğru yola uyarak apaçık şeriat ile hidâyet bulan kimseler dünyada da âhirette de selâmete erişmiş olurlar.

48. “Zira bize: Azap, yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerinedir, diye vahyedildi.” Yani Yüce Allah, bunu bize kendi nezdinden haber verdi, biz bunu kendiliğimizden söylemiyoruz. Allah’ın haberlerini ve peygamberlerin bildirdiklerini yalanlayarak onlara itaat etmekten ve tâbi olmaktan yüz çeviren kimselere azap vardır. Bu ifadelerde Firavun imana, tasdike ve onlara tâbi olmaya teşvik edilmekte, bunun aksini yapmaktan da korkutulmaktadır. Fakat bu öğütlerin ona hiçbir faydası olmadı. Rabbini inkâr edip kâfir oldu. Bu uğurda zulümle ve inatla mücadele etti.

20:49–55Page 314

قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَٰمُوسَىٰ ٤٩

[Pharaoh] said, "So who is the Lord of you two, O Moses?"

قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِيٓ أَعۡطَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ خَلۡقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ ٥٠

He said, "Our Lord is He who gave each thing its form and then guided [it]."

قَالَ فَمَا بَالُ ٱلۡقُرُونِ ٱلۡأُولَىٰ ٥١

[Pharaoh] said, "Then what is the case of the former generations?"

قَالَ عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَٰبٖۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى ٥٢

[Moses] said, "The knowledge thereof is with my Lord in a record. My Lord neither errs nor forgets."

ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ مَهۡدٗا وَسَلَكَ لَكُمۡ فِيهَا سُبُلٗا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجٗا مِّن نَّبَاتٖ شَتَّىٰ ٥٣

[It is He] who has made for you the earth as a bed [spread out] and inserted therein for you roadways and sent down from the sky, rain and produced thereby categories of various plants.

كُلُواْ وَٱرۡعَوۡاْ أَنۡعَٰمَكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّأُوْلِي ٱلنُّهَىٰ ٥٤

Eat [therefrom] and pasture your livestock. Indeed in that are signs for those of intelligence.

۞ مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ ٥٥

From it [i.e., the earth] We created you, and into it We will return you, and from it We will extract you another time.

49- Dedi ki:“Rabbiniz de kimmiş, ey Mûsâ?” 50- Dedi ki:“Rabbimiz her şeye hilkatini veren sonra da yolunu gösterendir.” 51- Dedi ki:“O halde önceki nesillerin hali nicedir?” 52- Dedi ki:“Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz.” 53- “O, yeryüzünü size bir döşek yapan, sizin için orada yollar açan ve gökten su indirendir.” Ki biz, onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. 54- Hem yiyin, hem davarlarınız yayın. Şüphe yok ki bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır. 55- Biz sizi o (topraktan) yarattık. Tekrar oraya döndüreceğiz ve bir kere daha yine oradan çıkaracağız.

49. Firavun da Mûsâ’ya inkâr eder bir üslupla:“Rabbiniz de kimmiş ey Mûsâ?” dedi.

50. Mûsâ tatmin edici, yeterli ve açık bir cevap verip şöyle dedi:“Rabbimiz her şeye hilkatini veren” Yani Rabbimiz o zâttır ki bütün mahlukâtı yaratmış ve her birine kendisine uygun bir yaratılış vermiştir. Öyle ki bu, cisminin büyüklüğü, küçüklüğü, orta halliliği ve diğer bütün vasıfları içine alır ve O’nun yaratma sanatındaki güzelliğine delâlet eder. “Sonra da” her bir yaratılmışa yaratılışına uygun olarak “yolunu gösterendir.” İşte bu, bütün yaratılmışlarda görülen eksiksiz bir hidâyet yani “yol gösterme” dir. Her bir yaratılmışın, yaratılış gayesini teşkil eden faydaları elde etmeye ve ona gelebilecek zararları da önlemeye çalıştığı görülmektedir. O kadar ki Yüce Allah, hiçbir şey bilmeyen bir hayvanı bile bunları gerçekleştirme imkanını sağlayacak şekilde kendince bir akıl (içgüdü) sahibi kılmıştır. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“O ki yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.”(es-Secde, 32/7) Bütün bu yaratılmışları yoktan var edip onlara akılların daha ilerisini teklif edemeyecekleri şekilde güzel bir hilkat veren, faydalarına olan yolları gösterip hidâyete ileten kim ise işte gerçek Rab da O’dur. Onu inkâr etmek, en büyük varlığı inkâr etmektir. Bu, hakkı bile bile ve inatla inkâr etmek ve açıkça yalan söylemektir. İnsan, kesin olarak bilinen hususlardan neyi inkâr ederse etsin, hiç şüphesiz onun âlemlerin Rabbini inkâr etmesi hepsinden daha ağırdır. Bu nedenledir ki Firavun, bu kat’i delile inatla karşı durması mümkün olmayınca çeşitli şüpheler uyandırmak maksadıyla asıl konudan saparak Mûsâ’ya şöyle dedi:

51. “O halde önceki nesillerin hali nicedir?” Onların durumu nedir? Onlara dair ne haber var? Onlar sonunda neye vardılar? Çünkü onlar bizden daha önce inkâra, küfre, zulüm ve inada sapmış bulunuyorlar. Örnek olarak onlar bize yeter.

52. Bunun üzerine Mûsâ:“Dedi ki: Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz.” Yani Rabbim, hayır ve şer bütün amellerini tek tek tespit etmiş bulunuyor. Onu nezdindeki bir kitapta kaydetmiştir. Bu ise Levh-i Mahfuzdur. Onun bilgisi, onların yaptıklarını kuşatmıştır ve O, yapıp ettiklerinden haberdardır. Bunlardan hiçbir şey kaybolmuş değildir ve bunlara dair bilgisinden hiçbir şeyi unutmaz. Bu zımnen şunu içermektedir: Onlar dünyada iken ne yaptılarsa onu görecek, amelleriyle karşılaşacak ve onların karşılığını göreceklerdir. Ey Firavun, senin onlar hakkında soru sormanın bir anlamı yoktur. Çünkü onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandığınız da sizindir. Eğer bizim sana getirmiş olduğumuz delillerin ve gösterdiğimiz mucizelerin doğru oldukları ve kesin bilgi ifade ettikleri senin açından açıkça ortaya çıkmış ise -ki öyledir- o halde sen hakka itaat et, küfrü ve zulmü bırak. Batılı ileri sürerek çokça tartışmaktan vazgeç. Eğer sen bunlar hakkında şüphe ediyor yahut da bunların inanılacak türden olmadığı görüşünde isen önünde yol açıktır, araştırma kapısı da kapalı değildir. Sen de delili delille, belgeyi belgeyle reddet. Ama kainat var olduğu sürece böyle bir şey yapman mümkün olmayacaktır. Nasıl olsun ki? Zira Yüce Allah, onun, ayetlerin kesin olarak doğru olduğuna inandığı halde onları bile bile inkâr ettiğini haber vermiştir:“Kalpleri onlara inandığı halde zulme saparak ve büyüklenerek onları inkâr ettiler.”(en-Neml, 27/14) Mûsâ da ona şöyle demişti: “Gayet iyi biliyorsun ki bunları birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başka kimse indirmemiştir.”(el-İsra, 17/102) Böylece onun, yeryüzünde üstünlük sağlamak kasdıyla giriştiği bu tartışmada zalim ve haksız olduğu anlaşılmaktadır.

53. Daha sonra Mûsâ, bu kat’i delili daha da açarak Yüce Allah’ın pek çok nimetini ve ihsanını söz konusu edip şunları söyledi:“O, yeryüzünü size bir döşek yapan” Yani O, orayı sizin için üzerinde durabilmek, yerleşebilmek, bina yapabilmek, ağaç dikebilmek, ziraat vb. için alt üst edebilmek imkanını bulabileceğiniz, üzerinde yayılacağınız bir döşek kılmış ve bu maksatla yeri size amade kılmıştır. Orayı sizin menfaatinize olan herhangi bir işinize engel çıkaracak şekilde yaratmamıştır. “Sizin için orada yollar açan” yani bir yerden bir başka yere, bir bölgeden bir başka bölgeye ulaştırabilecek şekilde sizin için yollar yapandır. Öyle ki insanoğulları yeryüzünün her tarafına en kolay şekilde ulaşabilme imkânını elde edebilmişlerdir. Yolculuklarından da vatanlarında kalmalarından daha fazla faydalar etmişlerdir. “Ve gökten su indirendir. Ki biz onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.” Yani O, gökten indirdiği yağmur ile ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Bu yolla çeşitli türleri ve farklı şekilleriyle türlü türlü bitkiler bitirir. Allah, bize ve davarlarımıza rızık olsun diye bunların elde edilmelerini kolaylaştırmıştır. Bunlar olmasaydı yeryüzünde bulunan insan ve hayvan, bütün canlılar yok olur giderdi. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:

54. “Hem yiyin, hem davarlarınız yayın.” Bu ifade, Allah’ın kullarına olan lütfunu hatırlatması üslubundadır. Bu da aslen bütün bitkilerin mubah olduğuna delildir. Onlardan zehir ve buna benzer zararlı olan şeyler dışında haram olan bir şey yoktur. “Şüphe yok ki bunlarda akıl sahipleri için işaretler vardır.” Akılları sağlam, düşünceleri dosdoğru olan kimseler için Allah’ın lütuf, ihsan, rahmet ve cömertliğinin genişliğine, inâyetinin eksiksizliğine, O’nun hak ma’bud olan Rab ve övgüye layık Malik olduğuna ve her şeye gücünün yettiğine dair işaretler ve deliller vardır. O’ndan başkası ne ibadete layıktır ne de hamde ve senaya layıktır. Bunlara o nimetleri ihsan etmekle lütfunu hatırlatan Yüce Zat’tan başkası bunlara layık değildir. O, ölümünden sonra arzı dirilttiği gibi ölüleri de diriltecektir. Yüce Allah’ın özellikle akıl sahiplerini söz konusu etmesi, bu işaretlerden gereği gibi yararlananların ve onlara ibret nazarıyla bakanların sadece onlar olmasından dolayıdır. Onların dışındaki kimseler ise başı boş hayvanlar, meralarda yayılan davarlar gibidir. Bunlar, bu ilâhi işaretlere ibret nazarıyla bakmadıkları gibi, bunlardan maksadın ne olduğuna basiretleri ile nüfuz edemezler. Onların payları hayvanlarınki gibidir. Yerler, içerler, kalpleri gaflet içinde oyalanır, bedenleri de sırt çevirir. “Göklerde ve yerde nice âyetler/işaretler vardır ki onlar, bunların yanlarından yüz çevirerek geçer giderler.”(Yusuf, 12/105)

55. Yüce Allah yeryüzünün cömertliğini ve Allah’ın üzerine indirdiği yağmura karşılık Rabbinin izniyle çeşitli bitkileri çıkardığını söz konusu ettikten sonra bize şunu haber vermektedir: Rabbimiz, bizi o yeryüzünden yarattığı gibi öleceğimiz vakit bizi tekrar oraya döndürecektir. Zira orada defnolacağız. İkinci bir defa daha bizi yine oradan çıkartacaktır. Topraktan bizi yoktan var ettiğini nasıl kesin olarak biliyorsak şunu da bilmeliyiz ki ölümden sonra da bizi yine oradan diriltecektir. Yer üzerinde işlemiş olduğumuz amellerimizin karşılığını bize vermek için bunu yapacaktır. İşte bu ikisi, öldükten sonra dirilişe gâyet açık iki akli delildir: Biri, yeryüzünde ölümünden sonra bitkilerin çıkartılması, diğeri de mükellef varlıklar olan insanların oradan yaratılmış olmalarıdır.

20:56–73Page 315

وَلَقَدۡ أَرَيۡنَٰهُ ءَايَٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ ٥٦

And We certainly showed him [i.e., Pharaoh] Our signs - all of them - but he denied and refused.

قَالَ أَجِئۡتَنَا لِتُخۡرِجَنَا مِنۡ أَرۡضِنَا بِسِحۡرِكَ يَٰمُوسَىٰ ٥٧

He said, "Have you come to us to drive us out of our land with your magic, O Moses?

فَلَنَأۡتِيَنَّكَ بِسِحۡرٖ مِّثۡلِهِۦ فَٱجۡعَلۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكَ مَوۡعِدٗا لَّا نُخۡلِفُهُۥ نَحۡنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانٗا سُوٗى ٥٨

Then we will surely bring you magic like it, so make between us and you an appointment, which we will not fail to keep and neither will you, in a place assigned."1

قَالَ مَوۡعِدُكُمۡ يَوۡمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحۡشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحٗى ٥٩

[Moses] said, "Your appointment is on the day of the festival when the people assemble at mid-morning."1

فَتَوَلَّىٰ فِرۡعَوۡنُ فَجَمَعَ كَيۡدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ ٦٠

So Pharaoh went away, put together his plan, and then came [to Moses].

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيۡلَكُمۡ لَا تَفۡتَرُواْ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبٗا فَيُسۡحِتَكُم بِعَذَابٖۖ وَقَدۡ خَابَ مَنِ ٱفۡتَرَىٰ ٦١

Moses said to them [i.e., the magicians summoned by Pharaoh], "Woe to you! Do not invent a lie against Allāh or He will exterminate you with a punishment; and he has failed who invents [such falsehood]."

فَتَنَٰزَعُوٓاْ أَمۡرَهُم بَيۡنَهُمۡ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّجۡوَىٰ ٦٢

So they disputed over their affair among themselves and concealed their private conversation.

قَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَٰنِ لَسَٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخۡرِجَاكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِمَا وَيَذۡهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلۡمُثۡلَىٰ ٦٣

They said, "Indeed, these are two magicians who want to drive you out of your land with their magic and do away with your most exemplary way [i.e., religion or tradition].

فَأَجۡمِعُواْ كَيۡدَكُمۡ ثُمَّ ٱئۡتُواْ صَفّٗاۚ وَقَدۡ أَفۡلَحَ ٱلۡيَوۡمَ مَنِ ٱسۡتَعۡلَىٰ ٦٤

So resolve upon your plan and then come [forward] in line. And he has succeeded today who overcomes."

قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنۡ أَلۡقَىٰ ٦٥

They said, "O Moses, either you throw or we will be the first to throw."

قَالَ بَلۡ أَلۡقُواْۖ فَإِذَا حِبَالُهُمۡ وَعِصِيُّهُمۡ يُخَيَّلُ إِلَيۡهِ مِن سِحۡرِهِمۡ أَنَّهَا تَسۡعَىٰ ٦٦

He said, "Rather, you throw." And suddenly their ropes and staffs seemed to him from their magic that they were moving [like snakes].

فَأَوۡجَسَ فِي نَفۡسِهِۦ خِيفَةٗ مُّوسَىٰ ٦٧

And he sensed within himself apprehension, did Moses.

قُلۡنَا لَا تَخَفۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٦٨

We [i.e., Allāh] said, "Fear not. Indeed, it is you who are superior.

وَأَلۡقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلۡقَفۡ مَا صَنَعُوٓاْۖ إِنَّمَا صَنَعُواْ كَيۡدُ سَٰحِرٖۖ وَلَا يُفۡلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيۡثُ أَتَىٰ ٦٩

And throw what is in your right hand; it will swallow up what they have crafted. What they have crafted is but the trick of a magician, and the magician will not succeed wherever he is."

فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدٗا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَٰرُونَ وَمُوسَىٰ ٧٠

So the magicians fell down in prostration.1 They said, "We have believed in the Lord of Aaron and Moses."

قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفٖ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ فِي جُذُوعِ ٱلنَّخۡلِ وَلَتَعۡلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابٗا وَأَبۡقَىٰ ٧١

[Pharaoh] said, "You believed him [i.e., Moses] before I gave you permission. Indeed, he is your leader who has taught you magic. So I will surely cut off your hands and your feet on opposite sides, and I will crucify you on the trunks of palm trees, and you will surely know which of us is more severe in [giving] punishment and more enduring."

قَالُواْ لَن نُّؤۡثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلَّذِي فَطَرَنَاۖ فَٱقۡضِ مَآ أَنتَ قَاضٍۖ إِنَّمَا تَقۡضِي هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَآ ٧٢

They said, "Never will we prefer you over what has come to us of clear proofs and [over] He who created us.1 So decree whatever you are to decree. You can only decree for this worldly life.

إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغۡفِرَ لَنَا خَطَٰيَٰنَا وَمَآ أَكۡرَهۡتَنَا عَلَيۡهِ مِنَ ٱلسِّحۡرِۗ وَٱللَّهُ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰٓ ٧٣

Indeed, we have believed in our Lord that He may forgive us our sins and what you compelled us [to do] of magic. And Allāh is better and more enduring."1

56- Andolsun biz ona mucizelerimizin hepsini gösterdik de o yine yalanladı ve yüz çevirdi. 57- Dedi ki:“Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin, ey Mûsâ?” 58- “Andolsun biz de sana karşı seninkinin benzeri bir sihir getireceğiz. O nedenle bizimle senin aranda, bizim de senin de caymayacağımız bir buluşma zamanı ve uygun bir yer belirle.” 59- (Musa) dedi ki: “Sizinle karşılaşma zamanımız bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vakti olsun.” 60- Bunun üzerine Firavun ardını dönüp gitti, hilesini (sihirbazları) topladı ve sonra geldi. 61- Mûsâ onlara şöyle dedi:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır. Zira (O’na) iftira eden zarar eder” dedi. 62- Bunun üzerine sihirbazlar aralarında tartıştılar ve konuşmalarını da gizlice yaptılar. 63- Dediler ki:“Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan yolunuzu yok etmek istiyorlar.” 64- O halde hilenizde ittifak edin sonra da tek saf halinde ilerleyin. Çünkü bugün üstün gelen umduğuna kavuşur.” 65- Dediler ki:“Ey Mûsâ, ya sen at yahut ilk atan biz olalım.” 66- O:“Haydi siz atın” dedi. Birden onların ipleri ve asaları sihirlerinden ötürü ona hızla hareket ediyorlarmış gibi göründü! 67- Bunun üzerine Mûsâ içten içe bir korku duydu. 68- Dedik ki:“Korkma! Çünkü üstün gelecek olan sensin!” 69- “Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yakalayıp yutsun. Onların yaptıkları ancak bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa iflah olmaz.” 70- Neticede bütün sihirbazlar secdeye kapandılar. Dediler ki:“Hârûn ile Mûsâ’nın Rabbine iman ettik.” 71- (Firavun) dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Şüphe yok ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun ki sizin el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz.” 72- Dediler ki:“Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana kaşı asla seni tercih etmeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Zira sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.” 73- “Şüphesiz ki biz günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın sihri bağışlasın diye Rabbimize iman ettik. Allah, hem daha hayırlıdır, hem de daha kalıcıdır.”

56. Allah Teala, Firavun’a gözle görülen afakî (dış dünyada) ve nefsî (insanın iç aleminde) bütün çeşitleriyle pek çok âyet, ibret ve kat’i delilleri göstermiş olduğunu, ancak Firavun’un bir türlü doğru yola gelmeyip aklını başına almadığını, aksine yalanlayıp yüz çevirdiğini haber vermektedir. Firavun verilen bu ilâhi haberleri yalanladığı gibi, ilâhi emir ve yasaklarından da yüz çevirdi, hakkı batıl, batılı hak yerine koydu, insanları saptırmak maksadıyla batılı ileri sürerek hakka karşı mücadele verdi ve şöyle dedi:

57. “Sen sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin, ey Musa?” Firavun, Mûsâ aleyhisselam’ın kendisine göstermiş olduğu bunca mucizenin sihir ve göz boyama olduğunu, bunlardan maksadın da onları topraklarından çıkartarak oraları ele geçirmek olduğunu iddia etmişti. Bununla Firavun, sözlerinin kavmi içinde etkili olması maksadını gütmüştü. Çünkü insan tabiatı, vatanına düşkündür. Oradan çıkmak ve ayrılmak insana ağır gelir. Bu sözleriyle Firavun, Mûsâ’nın bu maksatta olduğunu belirterek ona karşı öfkelenmelerini, onunla savaşmaya koyulmalarını sağlamak istemişti.

58. Firavun sözlerine devamla şöyle dedi: Senin getirdiğin sihre benzer bir sihri biz de sana karşı getireceğiz. Bize süre tanı ve “bizimle senin aranda, bizim de senin de caymayacağımız bir buluşma zamanı ve uygun bir yer belirle.” Yani bu yeri bilmekte bizimle senin aranda herhangi bir fark olmasın yahut da o yer orada cereyan edeceklerin görünebilmesine imkan verecek şekilde düz ve geniş bir yer olsun.

59. Bunun üzerine Mûsâ:“Sizinle karşılaşma zamanımız bayram günü” zira bu günde hiçbir şey yapmazlar, herhangi bir işle meşgul olmazlar ve çalışmayı keserlerdi. “insanların toplandığı kuşluk vakti olsun.” Hepsi de kuşluk vaktinde bir araya toplanmış olurlar. Mûsâ’nın bunu istemesindeki sebep, bayram günü ile kuşluk vaktinde kalabalığın çokça toplanabilmesinin sağlanması ve her şeyin başka bir vakitte mümkün olmayacak şekilde açıkça görülebilmesi içindir.

60. “Bunun üzerine Firavun ardını dönüp gitti, hilesini (sihirbazları) topladı.” Mûsâ’ya karşı hile ve tuzak kurabilmesini mümkün kılacak ne varsa hepsini topladı. Kendisine bağlı bütün şehirlere sihir işini çok iyi bilen sihirbazların toplanması için adam gönderdi. O sıralarda sihir yaygındı ve onu öğrenmeye talep vardı. O nedenle sayıca pek çok sihirbaz toplanıp bir araya geldi. Daha sonra her iki taraf tayin edilen vakitte bir araya geldiler ve insanlar da toplandılar. Büyük bir kalabalık oluştu. Erkekler, kadınlar, ileri gelenler, avam, küçükler, büyükler, herkes hazır bulundu. İnsanları da toplanmaya teşvik ettiler ve halka:“Siz de toplanmayacak mısınız? Umarız ki sihirbazlar galip gelir de biz de onlara uyarız.”(eş-Şuara, 26/39-40)

61. Bütün şehirlerden toplanıp bir araya gelen sihirbazlara Mûsâ aleyhisselam öğüt verdi, onlara karşı delilini ortaya koydu ve şöyle dedi:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır.” Yaptığınız sihirle tutturmuş olduğunuz batıl yola yardımcı olup da hakkı yenik düşürmeye ve Allah’a iftira etmeye kalkışmayın. O zaman nezdinden göndereceği bir azap ile sizi kökten imha eder. Bütün çalışmalarınızı ve iftiralarınızı boşa çıkartır. Elde etmeyi arzuladığınız zaferi, Firavun ve onun ileri gelenleri nezdinde makam ve mevki sahibi olmayı elde edemez, Allah’ın azabından da kurtulamazsınız.

62. Hak bir sözün kalplere etki etmesi kaçınılmaz bir şeydir. O nedenle “sihirbazlar aralarında tartıştılar ve konuşmalarını da gizlice yaptılar.” Mûsâ aleyhisselam’ın sözünü işittiklerinde aralarında tartışmaya koyuldular ve ne yapacaklarını şaşırdılar. Aralarındaki anlaşmazlıklardan birisinin, Mûsâ aleyhisselam’ın hak üzere olup olmadığı hususundaki şüpheleri olması muhtemeldir. Ancak o anda tam bir karara varamamışlardı. Ta ki Allah hükme bağlamış olduğu işi gerçekleştirsin ve “helâk olan kişi apaçık bir delil üzere helâk olsun, hayatta kalan kişi de apaçık bir delil üzere yaşasın.”(el-Enfal, 8/42) Kendi aralarında gizlice müzakereye koyuldular ve tek bir söz üzerinde ittifak etmeye çalıştılar. Böylelikle sözlerinde ve davranışlarında başarılı olmak ve insanların dinlerine sımsıkı yapışmalarını sağlamak istediler. Onların gizlice yaptıkları konuşmaların mahiyetini de Yüce Allah şöylece açıklamaktadır:

63. “Dediler ki: Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak... istiyorlar.” Onların bu sözü, Firavun’un önceden söylediği sözle aynıdır. Ya onlarla Firavun’un aynı sözleri söylemeleri farkında olmadan tesadüf sonucu olmuştur yahut da Firavun, kendi açıkladığı bu sözlerini onlara telkin edip söylemelerini sağlamıştır. Onlar, Firavun’un söylediklerine ek olarak:“ve sizin en güzel olan yolunuzu” yani sihir yolunu “yok etmek istiyorlar” dediler. Mûsâ, sizin bu yolunuzu kıskandığından dolayı tuttuğunuz bu sihir yolunu ortadan kaldırmak ve size üstünlük sağlamak istiyor. Böylelikle bu yolla övünmek, meşhur olmak ve ününün yayılmasını sağlamak istiyor ki bu sayede sizin zamanınızı öğrenmeye harcadığınız bu ilimde ona başvurulsun. Yine sizin geçiminizi sağlamanıza ve buna bağlı olarak ileri gelen mevkilere çıkmanıza da engel olmak istiyor. Bu sözleriyle onlar, Mûsâ’yı yenik düşürmek uğrunda bütün gayretlerini ortaya koymak üzere birbirlerini teşvik etmişlerdi. Şöyle demişlerdi:

64. “O halde hilenizde ittifak edin” Yani bütün becerinizi bir defada birbirinize bu hususta destek vererek, birbirinize yardımcı olarak, söz birliği halinde, açıkça ve ittifakla ortaya koyun. Daha rahat çalışabilmeniz, kalplere daha çok heybet salmanız ve herkes yapabildiği her şeyi tümüyle ortaya koysun diye “tek saf halinde ilerleyin” ve şunu bilin ki bugün umduğunu elde edip başarıyı yakalayan ve diğer tarafı yenik düşüren kimse, istediğini elde eder, umduğuna kavuşur. Bu, oldukça önemli ve ileriki günleri belirleyici bir gündür. Görüldüğü gibi onlar batıllarına hayret edilecek derecede sapasağlam yapışmış ve bu hususta son derece kararlı idiler. Çünkü her türlü sebebe yapışmış, her türlü yolu, her türlü hile ve tuzağı hakka karşı ortaya koymuşlardı. Yüce Allah ise nurunu tamamlamak ve hakkı batıla galip getirmek istiyordu.

65. Sihirbazlar planlarını tamamladılar. Maksatlarını tespit ettiler ve artık geriye işi ortaya koymaktan başka bir şey kalmadı. “Dediler ki: “Ey Mûsâ, ya sen at yahut ilk atan biz olalım.” Bu sözleriyle durum ne olursa olsun kendilerinin mutlaka galip geleceklerini ima ederek onu muhayyer bıraktılar.

66. Mûsâ:“Haydi siz atın” dedi. Onlar da ellerindeki ipleri ve sopaları yere bıraktılar. “Birden onların ipleri ve asaları” aşırı derecedeki “sihirlerinden ötürü ona hızla hareket ediyorlarmış gibi” yani yılan şeklinde “göründü.”

67. Mûsâ’ya böyle görününce o, Allah’ın vaadine ve yardımına kesin olarak inanmakla birlikte beşer tabiatının bir gereği olarak “içten içe bir korku duydu.”

68. Sebat vermek ve kalbini yatıştırmak üzere “dedik ki: Korkma, çünkü” onlara karşı “üstün gelecek olan sensin.” Yani onlara üstün gelecek, onları yenik düşüreceksin. Onlar, sana karşı zelil olacak ve itaatle boyun eğeceklerdir.

69. “Sağ elindekini” yani asanı “at da onların yaptıklarını yakalayıp yutsun. Onların yaptıkları ancak bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa iflah olmaz.” Yani onların hile ve tuzaklarının kendi menfaatlerine vereceği bir fayda yoktur, başarılı da olmayacaklardır. Çünkü bu yaptıkları, insanların gözlerini boyayan, batılı hakka karıştıran ve kendilerinin hak üzere oldukları vehmini veren sihirbazların bir hilesidir.

70. Mûsâ da asasını yere attı. Asası onların yaptıkları her bir şeyi yakalayıp yuttu. Herkes de bu olanları kendi gözleriyle görüyordu. Böylelikle sihirbazlar kesin olarak bu işin sihir olmadığını, Allah’tan olduğunu bildiler, inandılar ve hemen iman ettiler. “Hârûn ile Mûsâ’nın Rabbi” olan âlemlerin Rabbine “iman ettik, dediler.” Böylelikle hak ortaya çıktı, üstün geldi ve bütün parlaklığıyla gözleri kamaştırdı. Bu büyük kalabalık karşısında, sihir, hile ve tuzaklar da çürüyüp gitti. Bu, mü’minler için apaçık bir delil ve rahmet, inatçılara karşı da kesin bir delil oldu.

71. Bunun üzerine Firavun sihirbazlara:“Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz?” Yani siz bana danışmadan ve benim iznim olmadan nasıl iman etme cesaretini gösterdiniz? Firavun sihirbazların önceden kendisine karşı edepleri, onun önündeki zilletleri, her bir hususta onun emirlerine itaat etmeleri dolayısıyla onların bu şekilde izinsiz iman edişlerini garip karşıladı ve bunu diğer işler gibi değerlendirdi. Firavun, bu açık ve kesin delilden sonra küfür ve azgınlığında daha da ileri gitti, sözleriyle kavmini küçümsedi. Mûsâ’nın sihirbazlara bu şekilde galip gelmesinin haklı oluşundan kaynaklanmadığını, aksine Mûsâ ile sihirbazların kendi aralarında anlaşıp komplo kurduklarını, Firavun’u ve kavmini ülkelerinden çıkarma planı yaptıklarını iddia etti. Firavun’un kavmi de bu şeytani planı kabul ile karşıladı ve onun doğru söylediğini zannetti. “Kavmini böylece hafife aldı, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar, bir fasıklar topluluğu idi.”(ez-Zuhruf, 43/54) Firavun’un söylediği bu sözler, zerre kadar aklı ve vakıaya dair asgari bir bilgisi olan kimsenin aklının kabul edebileceği türden bir söz değildi. Çünkü Mûsâ, Medyen’den yalnız başına gelmişti. Oradan geldikten sonra da ne sihirbazlarla ne de başkalarıyla bir araya gelmedi. Aksine hemen Firavun’u ve kavmini imana davet ederek onlara ilâhi mucizeleri gösterdi. Firavun da Mûsâ aleyhisselam’ın getirdiklerine karşı koymak için bütün imkânlarını ortaya koydu ve şehirlerinde ne kadar bilgiç sihirbaz varsa hepsinin toplanmasını sağlayacak kimseler gönderdi. Sihirbazlar Firavun’un yanına geldiler. O da galip gelmeleri halinde onları mükâfatlandıracağını, onlara yüksek mevkiler vereceğini vaat etti. Onlar da galip gelmek için gayret gösterip, Mûsâ’yı yenmek maksadıyla hilelerini en ileri derecede ortaya koydular. Bütün bunlara rağmen sihirbazlarla Mûsâ’nın bir araya gelerek böyle bir plan kurdukları ve meydana gelen olaylar hakkında ittifaka vardıkları düşünülebilir mi? Bu imkansızın da imkansızı bir şeydir. aha sonra Firavun, sihirbazları tehdit ederek şunları söyledi:“Andolsun ki sizin el ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim.” Yeryüzünde fesat çıkartan yol kesicilere uygulandığı şekilde her birinin sağ eli ile sol ayağını keseceğini söyledi. Onları teşhir ve rezil etmek maksadıyla da “hurma kütüklerine asacağım. O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz.” Bu sözleriyle Firavun, kendisinin ve beraberindekilerin işkencelerinin, Allah’ın azabından daha çetin ve daha kalıcı olduğunu kasdetmişti. O, bu sözleriyle hakikatleri tersyüz etmek ve akılsız kimseleri de korkutmak istemişti.

72. Sihirbazlar, hakkı görüp Allah’ın kendilerine ihsan ettiği akılları ile gerçekleri idrâk ettiklerinden, Firavun’a şu sözleriyle cevap verdiler:“Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana karşı asla seni tercih etmeyiz.” Yani Yüce Allah’ın tek başına ma’bud, tek başına ta’zim olunması gereken, tek üstün ve yüce Rab olduğuna, O’nun dışındakilerin ise ulûhiyet ve rubûbiyetlerinin batıl olduğuna kat’i delil teşkil eden bunca belgeleri bir kenara bırakıp da seni ve bize vaat ettiğin makam ve mükafatı bizi yoktan var eden Yaratana asla tercih etmeyeceğiz. Böyle bir şey kesinlikle olmayacaktır. Bizi kendisiyle tehdit ettiğin el ve ayakların çaprazlama kesilmesi, asılmak ve benzeri işkenceler türünden her “ne hüküm vereceksen ver. Zira sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.” Senin bizi tehdit ettiğin şeyler en fazla bu dünya hayatında söz konusudur ve önünde sonunda biter, sona erer ve bize zarar vermez. Ancak küfrü üzere devam edip giden kimselere Allah’ın azabı böyle değildir. O, süreklidir ve pek büyüktür. Bu sözleriyle onlar, sanki Firavun’un:“O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz” şeklindeki sözlerine cevap vermiş oluyorlardı. Sihirbazların söyledikleri bu sözler aklı başında olan bir kimsenin, dünya lezzetleriyle âhiretteki lezzetleri, dünya azabı ile âhiretteki azap arasında bir mukayese yapması gerektiğine delildir.

73. “Şüphesiz ki biz günahlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın sihri bağışlasın diye Rabbimize iman ettik.” Günahlardan kasıtları, küfür ve işledikleri masiyetlerdir. Hiç şüphesiz iman, her türlü günaha keffârettir, tevbe de kendisinden öncekileri silip yok eder. Sihirbazların: Bizim kendisi ile hakka karşı çıktığımız “ve bizi yapmaya zorladığın sihri” ifadeleri, onların daha önce yaptıkları bu işlerini isteyerek yapmadıklarını, Firavun’un onları bir şekilde bunu yapmaya zorladığını göstermektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir ama göründüğü kadarıyla Mûsâ aleyhisselam, daha önce geçen:“Yazıklar olsun size! Yalan uydurup Allah’a iftira etmeyin. Sonra azap ile kökünüzü kazır.”(61. âyet) ifadeleriyle onlara öğüt vermesi, onları etkilemiş ve onlarda büyük çapta tesir bırakmıştı. Bundan dolayıdır ki bu söz ve öğütten sonra kendi aralarında tartışmışlardır. Daha sonra da Firavun, onları sihir yapmaya zorlamış ve ortaya koydukları bu hileleri yapmaya onları mecbur etmiştir. Bundan dolayıdır ki onlar, daha oraya gelmeden önce Firavun’un söylediği sözü aynen söylediler. Zira onlar:“Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan yolunuzu yok etmek istiyorlar.”(63. âyet) demişlerdi. Böylelikle Firavun’un kendilerine çizmiş olduğu ve izlemeye zorladığı yolu takip etmişlerdi. Kalplerinde batıl ile hakka karşı çıkmaktan hoşlanmayıp yaptıklarını da bir süre batıla göz yummak suretiyle yapmış olmalarının onlara etki etmiş olması ve bu sebeple Allah’ın kendilerine rahmetini ihsan ederek iman ve tevbeye onları muvaffak kılmış olması ihtimali vardır. üphesiz Allah’ın nezdindekiler, senin bize vaat etmiş olduğun çeşitli mükâfatlardan, makam ve mevkilerden daha hayırlı olduğu gibi O’nun mükâfat ve ihsanları daha kalıcıdır. Yoksa Firavun’un söylediği “O zaman hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz” sözlerinin ve kendi azabının daha ağır ve daha kalıcı olduğunun gerçekle bir ilgisi yoktur. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın Firavun ile başından geçenlere dair naklettiği bütün kıssalarda bu sihirbazları söz konusu ettiğiğinde Firavun’un onların el ve ayaklarını kesip onları hurma kütüklerine asmakla tehdit ettiğini de zikretmekte ancak onun bu işi yaptığını söz konusu etmemektedir. Bu hususta sahih bir hadis de gelmemiştir. Bu tehdidini gerçekleştirdiğini ya da gerçekleştirmediğini kat’i bir kanaat olarak ortaya koymak için bir delile ihtiyaç vardır. O nedenle bunu da başka hususları da en iyi Allah bilir.

20:74–76Page 316

إِنَّهُۥ مَن يَأۡتِ رَبَّهُۥ مُجۡرِمٗا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ ٧٤

Indeed, whoever comes to his Lord as a criminal - indeed, for him is Hell; he will neither die therein nor live.

وَمَن يَأۡتِهِۦ مُؤۡمِنٗا قَدۡ عَمِلَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَٰتُ ٱلۡعُلَىٰ ٧٥

But whoever comes to Him as a believer having done righteous deeds - for those will be the highest degrees [in position]:

جَنَّٰتُ عَدۡنٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ ٧٦

Gardens of perpetual residence beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. And that is the reward of one who purifies himself.1

74- Her kim Rabbine günahkar (bir kafir) olarak varırsa onun için cehennem vardır. O orada ne ölür, ne de yaşar. 75- Kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak gelirse işte onlar için en yüksek dereceler vardır. 76- Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri (vardır ki) orada ebedi kalacaklardır. İşte arınan kimselerin mükâfatı budur.

74. Yüce Allah, huzuruna günahkar olan -ki burada günahkar, her açıdan günaha batmış olan demektir ki bu da küfrü ifade eder- ve ölünceye kadar da bu halini sürdürüp de o halde Allah'a gelen kimse için cehennem ateşi olduğunu haber vermektedir. O cehennem ki ibretli cezası çok şiddetlidir, çetindir. Zincirleri büyüktür, derinliği çok fazladır. Soğuğu da sıcağı da can yakıcıdır. Onda bulunan ceza ciğerleri ve kalpleri eritir. Orada azap gören bir kimsenin ölmemesi de yaşamaması da bu azabın şiddetli oluşunun bir göstergesidir. Orada azap gören ölmez ki bu azaptan kurtulsun. Ama zevk alacağı bir hayat da sürmez. Onun sürdüğü hayatta kalp, ruh ve beden, miktarı hiç kimse tarafından tespit edilemeyecek büyük azaplar çeker. Bu azap bir an dahi hafifletilmez. Orada azap gören bir kimse yardım isteyecek ama kimse yardımına koşmayacak, dua edecek ama duası kabul olunmayacaktır. Evet, o yardım isteyecek olursa, yüzü yakan ve erimiş maden tortusunu andıran bir su ile yardımına koşulacak, dua edecek olursa da ona:“Yıkılın içerisine, bana da söz söylemeyin.”(el-Mü’minûn, 23/108) diye cevap verilecektir.

75-76. Kim de Rabbinin huzuruna O’na iman etmiş, peygamberlerini tasdik etmiş, kitaplarına uymuş, farz ve müstehab türünden “salih amelde bulunmuş bir mümin olarak gelirse onlar için en yüksek dereceler vardır.” O yüksek konaklarda, süslenmiş köşklerde, kesintisiz lezzelter içerisinde, akıp duran ırmaklar arasında ebedi bir hayat sürecektir. Sevinci pek büyük olacak, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından dahi geçirmediği nimetler elde edecektir. “İşte” şirkten, küfürden, fasıklıktan, isyandan temizlenip “arınan kimselerin mükâfatı budur.” Bu ise ya bu tür günahları hiç işlemeyen yahut da bunlardan yaptıklarından tevbe eden ve nefsini arındırıp iman ve salih amel ile bu tevbesini daha da güzelleştiren kimseler içindir. Çünkü arınmanın (tezkiyenin) iki anlamı vardır: Birisi temizlemek ve kirleri yok etmek, diğeri ise hayrı arttırmak demektir. İşte “zekât”a da bu iki özellik dolayısıyla bu isim verilmiştir.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском