As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
An-Naml 27:45–82
27:45–53Page 381
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحًا أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمۡ فَرِيقَانِ يَخۡتَصِمُونَ ٤٥
And We had certainly sent to Thamūd their brother Ṣāliḥ, [saying], "Worship Allāh," and at once they were two parties conflicting.
قَالَ يَٰقَوۡمِ لِمَ تَسۡتَعۡجِلُونَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبۡلَ ٱلۡحَسَنَةِۖ لَوۡلَا تَسۡتَغۡفِرُونَ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ ٤٦
He said, "O my people, why are you impatient for evil before [i.e., instead of] good?1 Why do you not seek forgiveness of Allāh that you may receive mercy?"
قَالُواْ ٱطَّيَّرۡنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَۚ قَالَ طَٰٓئِرُكُمۡ عِندَ ٱللَّهِۖ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٞ تُفۡتَنُونَ ٤٧
They said, "We consider you a bad omen, you and those with you." He said, "Your omen [i.e., fate] is with Allāh. Rather, you are a people being tested."1
وَكَانَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ تِسۡعَةُ رَهۡطٖ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ ٤٨
And there were in the city nine family heads causing corruption in the land and not amending [its affairs].
قَالُواْ تَقَاسَمُواْ بِٱللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِۦ مَا شَهِدۡنَا مَهۡلِكَ أَهۡلِهِۦ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ٤٩
They said, "Take a mutual oath by Allāh that we will kill him by night, he and his family. Then we will say to his executor,1 'We did not witness the destruction of his family, and indeed, we are truthful.'"
وَمَكَرُواْ مَكۡرٗا وَمَكَرۡنَا مَكۡرٗا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ٥٠
And they planned a plan, and We planned a plan, while they perceived not.
فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ مَكۡرِهِمۡ أَنَّا دَمَّرۡنَٰهُمۡ وَقَوۡمَهُمۡ أَجۡمَعِينَ ٥١
Then look how was the outcome of their plan - that We destroyed them and their people, all.
فَتِلۡكَ بُيُوتُهُمۡ خَاوِيَةَۢ بِمَا ظَلَمُوٓاْۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗ لِّقَوۡمٖ يَعۡلَمُونَ ٥٢
So those are their houses, desolate because of the wrong they had done. Indeed in that is a sign for people who know.
وَأَنجَيۡنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ ٥٣
And We saved those who believed and used to fear Allāh.
45- Andolsun ki Semûd’a “Allah’a ibadet edin” diye (çağrıda bulunması için) kardeşleri Salih’i gönderdik. Birden onlar, birbirleri ile çekişen iki fırkaya bölündüler. 46- Dedi ki:“Ey kavmim! İyilik dururken ne diye kötülükte acele ediyorsunuz? Merhamete nail olmak ümidiyle Allah’tan mağfiret dileseniz ya?” 47- Dediler ki:“Sen ve sana uyanlar bize uğursuzluk getirdiniz.” Dedi ki: “Sizin uğursuzluk (saydığınız şey), Allah katında (takdir edilmiştir). Bilakis siz, sınanan bir toplumsunuz.” 48- O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan dokuz kişi vardı. 49- Onlar, kendi aralarında Allah adına yemin ederek dediler ki:“Andolsun Salih’e ve ailesine gece baskın yapacağız, sonra da velisine: Biz, onun ailesi öldürüldüğü sırada orada değildik. Gerçekten biz, doğru söylüyoruz, diyeceğiz.” 50- Onlar bir tuzak kurdular. Biz de bir tuzak kurduk, fakat onlar farkında bile değillerdi. 51- Tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu bir bak: Biz onları da kavimlerini de hep birlikte helâk ettik. 52- İşte zulümleri sebebiyle onların harabeye dönmüş ıssız evleri! Şüphesiz bunda bilen bir toplum için bir ibret vardır. 53- İman edenleri ve korkup sakınmakta olanları da kurtardık.
45. Yüce Allah, bilinen kabile olan Semûd’a neseben kardeşleri Sâlih aleyhisselam’ı peygamber olarak gönderdiğini, onun da onlara yalnızca Allah’a ibadet ederek putları ve koştukları ortakları terk etmelerini emrettiğini haber vermektedir. “Birden onlar” kimi mü’min, kimi kâfir -ki çoğu böyle idi- olmak üzere “birbirleri ile çekişen iki fırkaya bölündüler.”
46. “Dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken ne diye kötülükte acele ediyorsunuz?” Niçin hallerinizin düzelmesine, dini ve dünyevi işlerinizin salah bulmasına sebep teşkil edecek olan iyilikleri işlemek yerine kötülükler işlemekte acele ediyor ve bunun için özel bir gayret harcıyorsunuz? Oysa kötülükleri işlemeye yönelmenizi gerektirecek herhangi bir husus bulunmamaktadır. Şirkinizden ve isyanınızdan tevbe ederek, günahlarınızı bağışlamanızı isteyerek ve “merhamete nail olmak ümidiyle Allah’tan mağfiret dileseniz ya?” Çünkü Allah’ın rahmeti, ihsan sahiplerine pek yakındır. Günahlarından tevbe edenler de ihsan sahiplerindendir.
47. Kavmi, peygamberleri Sâlih’e karşı çıkarak ve onu yalanlayarak “dediler ki: Sen ve sana uyanlar bize uğursuzluk getirdiniz.” Kahrolasıcalar! Salih’in yüzünden hayır görmediklerini, onun ve beraberindeki mü’minlerin, kendi dünyevi isteklerinin gerçekleşmesine engel olduklarını iddia ettiler. âlih aleyhisselam da onlara “dedi ki: “Sizin uğursuzluk (saydığınız musietler), Allah katında (takdir edilmiştir).” Yani Allah’ın başınıza getirdiği musibetlerin sebebi, sizin günahlarınızdır. “Bilakis siz” darlıkla, bollukla, hayırla ve şerle aklınızı başınıza alıp tevbe edecek misiniz, etmeyecek misiniz diye “sınanan bir toplumsunuz.” İşte peygamberlerini yalanlamakta tutturdukları yol ve ona verdikleri karşılık bu idi.
48. Sâlih aleyhisselam’ın içinde bulunduğu ve kavminin büyük çoğunluğunu barındıran “o şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan dokuz kişi vardı.” Yani onların sıfatı, yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaktı. Islah gibi herhangi bir maksatları ve buna yönelik bir davranışları yoktu. Onlar Sâlih’e düşmanlık etmek, dinine dil uzatmak ve kendi kavimlerini de böyle davranmaya çağırmak için gerekli hazırlıklarını yapmışlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Şu yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan günahkârların emrine de itaat etmeyin.”(eş-Şuara, 26/150-152)
49. Onlar, bu çirkin hallerini sürdürdüler ve ihâyet bu düşmanlıkları sonucunda “kendi aralarında” her birisi diğerine “Allah adına yemin ederek dediler ki: Andolsun Salih’e ve ailesine gece baskın yapacağız” gece gidip onları öldüreceğiz. “Sonra da velisine” bize karşı çıkıp bizim hakkımızda davacı olacak ve bizim onları öldürdüğümüzü iddia edecek olursa, biz bunu inkâr edeceğiz ve yemin edip:“Biz, onun ailesi öldürüldüğü sırada orada değildik. Gerçekten biz, doğru söylüyoruz, diyeceğiz.” Böylece kendi aralarında anlaştılar.
50. “Onlar bir tuzak kurdular.” Sâlih’i ve aile halkını öldürmek üzere -yakınlarından çekindikleri için kavimlerinden bile gizlice- plan kurdular. “Biz de” peygamberimiz Salih’e yardım edip işini kolaylaştırmak ve yalanlayan kavmini helâk etmek üzere “bir tuzak kurduk, fakat onlar farkında bile değillerdi.”
51. “Tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu bir bak!” Maksatları gerçekleşti mi? Onlar, bu kurdukları planlarla istediklerini elde edebildiler mi yoksa planları aleyhlerine mi işledi? Tabii ki aleyhlerine oldu zira “biz onları da kavimlerini de hep birlikte helâk ettik.” Onları kökten imha ettik. Gelen azap çığlığı ile onlardan tek bir kimse geride kalmamak üzere helâk oldular.
52. “İşte zulümleri sebebiyle onların harabeye dönmüş ıssız evleri!” Yani zulümlerinin, Allah’a ortak koşmalarının ve yeryüzünde azgınlık etmelerinin sonucu olarak evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş, orada daha önce yaşayanlardan hiçbir kimse kalmamış, ıssızlaşmış. Artık orada konup göçen kimse de yok. “Şüphesiz bunda” hakikatleri “bilen” ve Yüce Allah’ın gerçek dostlarına da düşmanlarına da yaptıklarını düşünen ve bundan ibret alan “bir toplum için” zulmün âkıbetinin yok olmak, helâk edilmek, imanın âkıbetinin ise adalet, kurtuluş ve umduğuna nail olmak olduğunu bilen kimseler için “bir ibret vardır.”
53. Yani biz Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere iman eden, Allah’a ortak koşmaktan ve masiyetlerden sakınan, O’na itaat olan işleri yapan ve peygamberlerine de itaat edip uyan takvâ sahiplerini kurtardık.
27:54–58Page 381
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَتَأۡتُونَ ٱلۡفَٰحِشَةَ وَأَنتُمۡ تُبۡصِرُونَ ٥٤
And [mention] Lot, when he said to his people, "Do you commit immorality1 while you are seeing?2
أَئِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهۡوَةٗ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٞ تَجۡهَلُونَ ٥٥
Do you indeed approach men with desire instead of women? Rather, you are a people behaving ignorantly."
۞ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَخۡرِجُوٓاْ ءَالَ لُوطٖ مِّن قَرۡيَتِكُمۡۖ إِنَّهُمۡ أُنَاسٞ يَتَطَهَّرُونَ ٥٦
But the answer of his people was not except that they said, "Expel the family of Lot from your city. Indeed, they are people who keep themselves pure."
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَٰهَا مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ ٥٧
So We saved him and his family, except for his wife; We destined her to be of those who remained behind.
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ ٥٨
And We rained upon them a rain [of stones], and evil was the rain of those who were warned.
54- Lût’u da an. Hani o, kavmine şöyle demişti:“Siz göz göre göre bu hayasızlığı mı yapıyorsunuz?!” 55- “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?! Doğrusu siz cahillik eden bir toplumsunuz.” 56- Kavminin cevabı yalnızca:“Çıkarın Lût(u ve) tabilerini ülkenizden. Çünkü onlar fazla temiz kalmak isteyen insanlarmış!” demek oldu. 57- Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı hariç. Onun geride kalanlardan olmasını takdir etmiştik. 58- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!
54. Yani kulumuz ve rasûlümüz Lût’u ve onun kavmine Yüce Allah’a davet ederek ve samimi bir şekilde öğüt vererek söylediği şu sözlerine dair o değerli haberini de an:“Siz göz göre göre bu hayasızlığı” onun çirkin olduğunu bile bile, akılların ve fıtratların çok çirkin gördüğü, şeriatlerin hayasızca bulduğu o son derece kötü fiili mi “yapıyorsunuz?” Siz, bu hususta inatlaşmakta, bunu zulmederek ve Allah’a karşı da cüretkârlık ederek işlemektesiniz.
55. Daha sonra bu hayasızlığı şöylece açıklamaktadır:“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?” Bu hale nasıl geldiniz de erkeklere ve onların pisliklerin çıktığı yer olan arkalarına arzu duyar oldunuz? Yüce Allah’ın sizler için yaratmış olduğu ve nefislerin kendisine meylettiği kadınların uygun yerlerini nasıl bıraktınız? Siz, nasıl işleri ters-yüz ettiniz de çirkin olan şeyi güzel, güzel olan şeyi çirkin gördünüz? “Doğrusu siz” Allah’ın sınırlarını aşarak, haram kıldığı şeyleri işleme cesaretini göstererek “cahillik eden bir toplumsunuz.”
56. “Kavminin cevabı” onun dediklerini kabul etmek, dediklerine uyarak kötü fiillerinden vazgeçmek, öğüt dinlemek ve akıllarını başına almak şeklinde olmadı. Aksine onların cevabı, karşı çıkmak ve kendilerine samimi olarak öğüt veren peygamberlerini, o güvenilir rasûllerini yurdundan sürmek ve ülkesinden çıkarmak tehdidinden başka bir şey olmadı. Kavminin ona verdiği cevap:“yalnızca: “Çıkarın Lût(u ve) tabilerini ülkenizden” demekten ibaretti. Onlara:“Siz onlara neden böyle bir şekilde ceza veriyorsunuz? Yurtlarından çıkartılmalarını gerektiren günahları nedir?” diye bir soru sorulmuş gibi onlar, bunu şöyle cevaplandırmışlardı:“Çünkü onlar fazla temiz kalmak isteyen insanlarmış!” Yani onlar, livatadan; erkeklere arka yoldan yaklaşmaktan uzak duran kimselerdir. Kahrolasıcalar! Onlar en üstün iyiliği, en çirkin kötülük gibi değerlendirdiler. Peygamberlerine isyan etmekle, kendilerine verdiği öğütlere karşı gelmekle yetinmediler de onu yurdundan çıkartacak noktaya geldiler. Musibet konuşmaya adeta bağlıdır, dilini tutamayan mutlaka açık verir. İşte onlar da:“Çıkarın Lût(u ve) tabilerini ülkenizden. Çünkü onlar fazla temiz kalmak isteyen insanlarmış!” demişlerdi ki bu sözden şu anlaşılmaktadır: “Sizler, pislik ve iğrençliklerle kirlenmiş pis kimselersiniz ki bu durum, ülkenize azabın inmesini, ordan çıkanların da kurtulmasını gerektirir.” Bundan dolayı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu görüyoruz:
57. Şöyle ki melekler, misâfir sûretinde Lût’un yanına gelip de kavmi onların geldikleri haberini alınca, onlara kötülük yapmak kasdıyla Lût aleyhisselam’ın yanına gelmişler; o da onlara karşı kapıyı kilitlemişti ve çok zor durumda kalmıştı. Daha sonra melekler ona işin iç yüzünü haber verip kendisini bu kavmin arasından kurtarmak üzere geldiklerini, bu kavmi helâk etmek istediklerini, bunun için de onlara gelecek azabın vaktinin sabah olduğunu bildirdiler. Kendisine de karısı müstesnâ geceleyin yola koyulmasını emrettiler. Çünkü karısına da kavmine isabet eden ceza isabet edecekti. Lût aleyhisselam geceleyin aile halkıyla birlikte yola çıktı ve hep birlikte kurtuldular. Sabahleyin de kavmi azaba uğratıldı. Yüce Allah yurtlarını kaldırıp başlarına geçirdi. Altı üste, üstü alta geldi. Onlara Allah tarafından işaretlenmiş ve pişmiş çamurdan taşlar yağdırıldı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 58. Onların yağmurları ne kötü, azapları da ne fena bir azaptır! Çünkü onlar, uyarılıp korkutuldukları halde yaptıkları kötülüklerden vazgeçmediler, yollarını terk etmediler. Yüce Allah da o çetin azabı onlara gönderdi.
27:59Page 382
قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ وَسَلَٰمٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَىٰٓۗ ءَآللَّهُ خَيۡرٌ أَمَّا يُشۡرِكُونَ ٥٩
Say, [O Muḥammad], "Praise be to Allāh, and peace upon His servants whom He has chosen. Is Allāh better or what they associate with Him?"
59- De ki:“Allah’a hamdolsun, seçtiği kullarına da selam olsun. Şimdi, Allah mı hayırlıdır yoksa onların ortak koştukları mı?”
59. Sıfatlarının kemali, pek güzel iyilikleri ve bağışları, yalanlayıcıları ve zalimleri cezalandırmasındaki adaleti ve hikmeti dolayısıyla kemal derecede hamde, övgü ve senaya layık olan “Allah’a hamdolsun.” Bütün âlemlere üstün kıldığı seçkin nebilere, rasûllere, âlemlerin Rabbi Allah’ın seçkin kullarına da “selam olsun.” Bu, onların şanlarını yüceltmek, üstün derecelerine dikkat çekmek, onların kötülük ve pisliklerden uzak olduklarını, Rableri hakkında söyledikleri şeylerin kusur ve ayıplardan uzak olduğunu belirtmek ve buna dikkat çekmek içindir. “Şimdi, Allah mı hayırlıdır, yoksa koştukları ortaklar mı?” Bu, cevabı bilinen bir sorudur. Yani sıfatları kâmil, lütufları pek büyük olan o yüce Rab Allah mı hayırlıdır yoksa onunla birlikte tapındıkları, her açıdan eksik, fayda veremeyen, zararı önleyemeyen, ne kendilerine, ne de kendilerine ibadet edenlere zerre ağırlığınca bir hayır sağlayamayan putlar ve heykeller mi hayırlıdır? Elbette ki Allah, onların koştukları ortaklardan hayırlıdır.
aha sonra Yüce Allah, kendisinin yegane mabud/ilâh, O’na ibadetin hak, O’nun dışındaki varlıklara ibadetin ise batılın ta kendisi olduğunu açıkça ortaya koyan ve bunu gösteren ayrıntılı bilgileri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
27:60Page 382
أَمَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ حَدَآئِقَ ذَاتَ بَهۡجَةٖ مَّا كَانَ لَكُمۡ أَن تُنۢبِتُواْ شَجَرَهَآۗ أَءِلَٰهٞ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ هُمۡ قَوۡمٞ يَعۡدِلُونَ ٦٠
[More precisely], is He [not best] who created the heavens and the earth and sent down for you rain from the sky, causing to grow thereby gardens of joyful beauty which you could not [otherwise] have grown the trees thereof? Is there a deity with Allāh?1 [No], but they are a people who ascribe equals [to Him].
60- (Onları mı hayırlıdır) yoksa göklerle yeri yaratan ve sizin için gökten bir su indiren mi? Nitekim biz, o suyla öyle güzel bahçeler bitirdik ki sizin, onların ağaçlarını bitirmeniz mümkün değildir. Allah ile birlikte bir ilâh mı var? Elbette yok, ama onlar (başkalarını) Allah’a denk tutan bir topluluktur.
60. Yani gökleri ve göklerde bulunan güneşi, ayı, yıldızları, melekleri; yeri ve orada bulunan dağları, denizleri, ırmakları, ağaçları ve başka şeyleri yaratan, “sizin için” faydanıza olmak üzere “gökten bir su indiren mi” hayırlıdır yoksa o ortak koştuklarınız mı? “Nitekim biz, o suyla” ağaçlarının çokluğu, çeşitliliği ve güzel meyveleri dolayısıyla görünüşü “öyle güzel bahçeler bitirdik ki sizin, onların ağaçlarını bitirmeniz” Yüce Allah’ın yağmur lütfu olmasaydı “mümkün değildir.” O halde “Allah ile birlikte bir ilâh mı var” ki o da O’nunla birlikte bütün bunları yapmış da o bakımdan onunla birlikte ibadet edilmeye ve O’na ortak koşulmaya hak kazanmış?! “Hayır, onlar Allah’a” başkalarını “denk tutan” onları O’na eş koşan “bir topluluktur.” Halbuki onlar, ulvi âlemi de süfli âlemi de yaratanın ve hepsine rızık verenin yalnızca O olduğunu pekala bilmektedirler.
27:61Page 382
أَمَّن جَعَلَ ٱلۡأَرۡضَ قَرَارٗا وَجَعَلَ خِلَٰلَهَآ أَنۡهَٰرٗا وَجَعَلَ لَهَا رَوَٰسِيَ وَجَعَلَ بَيۡنَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ حَاجِزًاۗ أَءِلَٰهٞ مَّعَ ٱللَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٦١
Is He [not best] who made the earth a stable ground and placed within it rivers and made for it firmly set mountains and placed between the two seas a barrier? Is there a deity with Allāh? [No], but most of them do not know.
61- (Onlar mı hayırlıdır) yoksa yeryüzünü yerleşmeye elverişli kılan, içerisinde ırmaklar var eden, orada sabit dağlar yaratan ve iki deniz arasına da engel koyan mı? Allah ile birlikte bir ilâh mı var? Elbette yok, ama onların çoğu bilmiyorlar.
61. Yani hiçbir iş yapamayan, rızık veremeyen, fayda sağlayamayan, hayır getiremeyen, her açıdan eksik olan putlar ve heykeller mi hayırlıdır “yoksa yeryüzünü yerleşmeye elverişli kılan” kulların, üzerinde barınabileceği, meskenlerini kurup ekin ekebilecekleri, bina yapabilecekleri, gidip gelebilecekleri şekilde “yerleşmeye elverişli kılan, içerisinde ırmaklar” kulların ekinlerini, ağaçlarını ve davarlarını sulamakta kullandıkları, kendileri de su ihtiyaçlarını karşıladıkları nehirler “var eden, orada” yeryüzü sarsılmasın diye “sabit” sağlam kazıklar mesabesinde olup oraya sebat veren “dağlar yaratan” acı ve tuzlu deniz ile tatlı denizden/ırmaklardan ibaret “iki deniz arasına” birbirlerine karışmalarını önleyen bir “engel koyan mı?” Çünkü karışacak olurlarsa her ikisinden de gözetilen fayda ortadan kalkar. O bakımdan Yüce Allah, her iki deniz arasına bir engel koymuştur. Irmaklar, yeryüzünde denizlerden uzak olarak akar ve böylelikle onlardan hasıl olacak maksat ve faydalar da ortaya çıkar. “Allah ile birlikte” bütün bunları yapan başka “bir ilâh mı var” ki o, Allah’a eş kabul edilsin ve O’nunla birlikte ortak tutulsun? “Elbette yok, ama onların çoğu bilmiyorlar.” İleri gelenlerini taklit ederek Allah’a ortak koşuyorlar. Yoksa onlar, gereği gibi bilen kimseler olsalardı O’na hiçbir şeyi ortak koşmazlardı.
27:62Page 382
أَمَّن يُجِيبُ ٱلۡمُضۡطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكۡشِفُ ٱلسُّوٓءَ وَيَجۡعَلُكُمۡ خُلَفَآءَ ٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهٞ مَّعَ ٱللَّهِۚ قَلِيلٗا مَّا تَذَكَّرُونَ ٦٢
Is He [not best] who responds to the desperate one when he calls upon Him and removes evil and makes you inheritors of the earth?1 Is there a deity with Allāh? Little do you remember.
62- (Onlar mı hayırlıdır) yoksa darda kalan, kendisine dua ettiğinde onun duasını kabul edip de sıkıntısını gideren ve sizi yeryüzünün halefleri yapan mı? Allah ile birlikte bir ilâh mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz?
62. Yani sıkıntıların bunalttığı, isteğini gerçekleştirmekte zorluklarla karşılaşan, içinde bulunduğu halden kurtulmak zorunda bulunan, sıkıntı içerisinde olan kimsenin duasını bir ve tek olan Allah’tan başka kabul eden mi var? Belayı, kötülüğü ve musibeti Allah’tan başka açıp gideren mi var? Size yeryüzünde imkân ve iktidarlar veren, rızıklarıyla imdadınıza yetişen, sizlere bunca nimetlerini ulaştıran ve sizi sizden öncekilerin yerine gelmiş halefler kılan, ölümünüzden sonra sizin de yerinize halef olarak başka bir kavim getirecek olan Allah ile birlikte bütün bunları yapan başka bir ilâh mı var? Bunların hiç birisini Allah ile beraber yapan başka hiç kimse yoktur. Hatta siz dahi bunu kabul etmektesiniz, ey müşrikler! Nitekim onlara herhangi bir sıkıntı isabet ettiğinde dinlerini yalnızca Allah’a halis kılarak Allah’a dua ederlerdi. Çünkü bu sıkıntıyı önlemeye ve ortadan kaldırmaya yalnızca O’nun güç yetirdiğini biliyorlardı. “Ne kadar az düşünüyorsunuz?” Bu işleri ne kadar az düşünüyorsunuz? Gerçekler ne kadar az hatırınıza geliyor? Sizler bunları hakkıyla düşünecek olsanız öğüt alırsınız ve hidâyete gelirsiniz. Fakat gaflet ve yüz çevirme, sizin her tarafınızı kuşatmış bulunuyor. O bakımdan sizler aklınızı başınıza almıyor, doğru yola gelmiyorsunuz.
27:63Page 382
أَمَّن يَهۡدِيكُمۡ فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَمَن يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشۡرَۢا بَيۡنَ يَدَيۡ رَحۡمَتِهِۦٓۗ أَءِلَٰهٞ مَّعَ ٱللَّهِۚ تَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٦٣
Is He [not best] who guides you through the darknesses of the land and sea and who sends the winds as good tidings before His mercy? Is there a deity with Allāh? High is Allāh above whatever they associate with Him.
63- (Onlar mı hayırlıdır) yoksa kara ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde müjde olarak rüzgarları gönderen mi? Allah ile birlikte bir ilâh mı var? Allah onların ortak koştuklarından/koşmalarından çok yücedir.
63. Yani denizin ve karanın karanlıklarında herhangi bir yol göstericinin bulunmadığı, gözle görülecek bir alâmet ve işaretin görülmediği, kurtuluşa açılan bir yolun bulunmadığı bir hale düştüğünüzde size O’nun hidâyeti, yol bulmayı kolaylaştırması dışında sizi doğru yola iletecek kim vardır? Kendileri vasıtasıyla doğru yolu bulabildiğiniz sebepleri sizin için kim var etmiştir? “Ve rahmetinin önünde müjde olarak rüzgarları gönderen mi?” Yağmurdan önce rüzgarları gönderip onlar vasıtasıyla bulutları kaldıran, sonra bunları birbirine kaynaştıran, sonra bulutları üst üste yığan, sonra bunlara yağmur aşılatan, sonra da yağmur yağdıran bulutları gönderip daha yağmurun yağmasından önce kulların sevinmelerini sağlayan mı hayırlıdır yoksa onların putları mı? “Allah ile birlikte” bütün bunları yapan “bir ilâh mı var?” Yoksa bütün bunları yalnızca O mu yapıyor? O halde neden O’na başka şeyleri ortak koşmakta ve O’ndan başkasına ibadet etmektesiniz? “Allah onların ortak koştuklarından/koşmalarından çok yücedir.” Onların ortak koşmalarından, başkalarını O’na eşit tutmalarından münezzehtir, pek büyüktür, üstündür.
27:64Page 383
أَمَّن يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَمَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۗ أَءِلَٰهٞ مَّعَ ٱللَّهِۚ قُلۡ هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٦٤
Is He [not best] who begins creation and then repeats it and who provides for you from the heaven and earth? Is there a deity with Allāh? Say, "Produce your proof, if you should be truthful."
64- (Onlar mı hayırlıdır) yoksa varlıkları ilkin yaratan sonra da onları (ölümden sonra) diriltecek olan, gökten ve yerden de size rızık veren mi? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var? De ki:“Eğer doğru söylüyorsanız haydi delilinizi getirin.”
64. İlkin yaratmayı başlatan, bütün yaratıkları yoktan var eden ve bunları ta baştan beri yaratan, sonra da öldükten sonra diriliş gününde tekrar var edecek olan kimdir? Gökten ve yerden yağmur ve bitkilerle sizi kim rızıklandırmaktadır? O halde “Allah ile birlikte” bunları yapan ve bunlara güç yetirebilen “başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız haydi” söylediklerinize dair “delilinizi” belgenizi “getirin.” Eğer sizler, putların bu hususların birisinde dahi olsun O’na ortak olduklarını söylemekte iseniz bu, herhangi bir delile dayalı olmayan bir iddiadan ibarettir. O nedenle delil getirip bunun doğruluğunu ispatlayın. Aksi takdirde bu konuda delilinizin olmadığını ve batıl bir iddiada bulunan kimseler olduğunuzu bilin. Tek başına bütün tasarruflarda bulunan ve bütün ibadet çeşitlerinin yalnızca kendisine yapılmasını hak edenin, Yüce Allah olduğuna dair kat’i delillere ve doğru olan belgelere dönerek onların gösterdiği gerçeği kabul edin.
27:65–69Page 383
قُل لَّا يَعۡلَمُ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ٱلۡغَيۡبَ إِلَّا ٱللَّهُۚ وَمَا يَشۡعُرُونَ أَيَّانَ يُبۡعَثُونَ ٦٥
Say, "None in the heavens and earth knows the unseen except Allāh, and they do not perceive when they will be resurrected."
بَلِ ٱدَّٰرَكَ عِلۡمُهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكّٖ مِّنۡهَاۖ بَلۡ هُم مِّنۡهَا عَمُونَ ٦٦
Rather, their knowledge is arrested concerning the Hereafter. Rather, they are in doubt about it. Rather, they are, concerning it, blind.
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبٗا وَءَابَآؤُنَآ أَئِنَّا لَمُخۡرَجُونَ ٦٧
And those who disbelieve say, "When we have become dust as well as our forefathers, will we indeed be brought out [of the graves]?
لَقَدۡ وُعِدۡنَا هَٰذَا نَحۡنُ وَءَابَآؤُنَا مِن قَبۡلُ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٦٨
We have been promised this, we and our forefathers, before. This is not but legends of the former peoples."
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٦٩
Say, [O Muḥammad], "Proceed [i.e., travel] through the land and observe how was the end of the criminals."
65- De ki:“Göklerde ve yerde olan hiç kimse gaybı bilemez, onu ancak Allah bilir. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” 66- Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır. Dahası onlar âhiretten yana şüphe içindedirler. Hatta onlar ona karşı kördürler. 67- Kâfirler dediler ki:“Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” 68- “Andolsun ki bu tehdit, hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı (Ama biz böyle bir şey görmedik). Bu, eskilerin efsanlerinden başka bir şey değil!” 69- De ki:“Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!”
65. Yüce Allah, göklerin ve yerin gaybını tek başına kendisinin bildiğini haber vermektedir. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyrukları da bunu ifade etmektedir:“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Ondan başkası bunları bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. Bir yaprak düşmeyegörsün mutlaka O onu bilir. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane (bile olsa) onu bilir; yaş ve kuru müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir Kitaptadır.”(el-En’am, 6/59); “Kıyametin bilgisi muhakkak Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez. Muhakkak Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”(Lokman, 31/34) İşte bu ve diğer tüm gaybi hususların bilgisi Allah’a mahsustur. Bunları ne mukarreb bir melek, ne de mürsel bir nebi bilir. Bunları tek başına O bildiğine, bilgisiyle bütün sırları, bütün gizli saklıları kuşattığına göre ibadet de yalnızca O’na yapılmalıdır. aha sonra Yüce Allah, âhireti yalanlayanların bilgilerinin ne kadar kıt olduğunu haber vermekte ve bu hususta bir noktadan, daha da açık olan bir başka noktaya geçerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar, ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Yani öldükten sonra dirilişin, kabirlerden kalkışın ne zaman olacağını da bilmezler. Bundan dolayı bu diriliş için gerekli hazırlıkları yapmıyorlar.
66. “Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır.” Onların âhirete dair bilgileri yakîn/kesin değildir. Kalbe ulaşan bir bilgi de değildir. İlmin en az ve en asgari derecesi ise zayıf ve güçsüz olmasıdır. Ama onların ne güçlü, ne zayıf bir bilgileri dahi yoktur. Zira “onlar âhiretten yana şüphe içindedirler.” Şüphe ise ilmi ortadan kaldırır. Çünkü ilmin hiçbir mertebesi, şüphe ile bir arada bulunmaz. “Hatta onlar ona” âhirete “karşı kördürler.” Basiretleri âhirete karşı körelmiştir. Kalplerinde âhiretin vukuuna dair ne bir bilgi, ne de bir ihtimale yer vardır. Aksine onlar, âhireti inkâr etmiş ve uzak bir ihtimal olarak kabul etmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
67. “Kâfirler dediler ki: Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” Yani bu, imkânsız bir şeydir, çok uzak bir ihtimaldir. Onlar, kudreti kamil olanın kudretini, kendilerinin oldukça zayıf kudretlerine kıyas ederek bu sonuca varmışlardı.
68. “Andolsun ki bu tehdit” yani öldükten sonra diriliş “hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı.” Ancak başımıza böyle bir şey gelmedi ve buna dair bir örnek de görmedik. “Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değil!” Bunlar, kendileriyle oyalanılan, vakit geçirilen, aslı-astarı olmayan, doğru olma ihtimali de bulunmayan geçmişlere ait haberler ve hikayelerdir. u buyruklarla Allah, yalanlayanların hallerine dair verdiği haberlerde önce onların, âhiretin ne zaman gerçekleşeceğini bilemediklerini, daha sonra onların âhiret hakkındaki bilgilerinin zayıf olduğunu, daha sonra bu bilgilerinin şüpheden ibaret olduğunu, daha sonra ise onların bu hususta kör ve basiretsiz olduklarını, en sonda da onların âhireti büsbütün inkâr ederek bunun gerçekleşmesinin çok uzak bir ihtimal olduğunu ileri sürdüklerini haber vermektedir. Yani bu sebeplerden ötürü kalplerinden âhiret korkusu çıkıp gitmiştir. Bundan dolayı da Allah’a isyanı gerektiren işleri yapmaya kalkışmışlar, kolaylıkla hakkı yalanlamış, batılı tasdik etmişlerdir. Arzu ve isteklerini yerine getirmeyi ibadetleri ifa etmeye tercih etmişler, bunun sonucunda da dünya ve âhiretlerini kaybetmişlerdir.
69. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberlerin verdikleri haberlerin doğruluğuna dikkatleri çekerek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!” Siz, isyanlarını sürdürdüğü halde âkıbeti pek feci olmayan tek bir günahkâr kavim bulamayacaksınız. Zira Allah onları hallerine uygun bir şekilde felaketlere ve cezalara çarptırmıştır.
27:70–72Page 383
وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَلَا تَكُن فِي ضَيۡقٖ مِّمَّا يَمۡكُرُونَ ٧٠
And grieve not over them or be in distress from what they conspire.
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٧١
And they say, "When is [the fulfillment of] this promise, if you should be truthful?"
قُلۡ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي تَسۡتَعۡجِلُونَ ٧٢
Say, "Perhaps it is close behind you [i.e., very near] - some of that for which you are impatient.
70- Onlar için üzülme ve kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da endişe etme! 71- Diyorlar ki:“Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) tehdidi ne zaman?” 72- De ki:“(Ne biliyorsunuz) belki de o acele ettiğiniz (azabın) bir kısmı, hemen ardınızdadır.”
70. Yani şu yalanlayanların haline ve onların iman etmeyişlerine kederlenme, ey Muhammed! Çünkü sen onların kötü olduklarını, hayra elverişli olmadıklarını bilseydin, üzülmezdin. Diğer taraftan kurdukları hile ve tuzaklar dolayısıyla tedirgin de olma, kalbine bir darlık da gelmesin. Çünkü onların kurdukları tuzaklar, sonunda başlarına geçecektir:“Onlar bu tuzağı kurarlarken, Allah da bunun karşılığında kendilerine tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranlara karşılık verenlerin en hayırlısıdır.”(el-Enfâl, 8/30)
71. Öldükten sonra dirilişi ve Yüce Rasûlün getirdiği hakkı yalanlayan kimseler, azabın çabucak gelmesini isteyerek:“Eğer doğru söylüyorsanız bu (azap) tehdidi ne zaman” gerçekleşecek? derler. Oysa bu, kıt akıllılıklarından ve cahilliklerinden ötürüdür. Çünkü bu azabın gerçekleşmesi ve zamanı, Yüce Allah tarafından tayin edilmiş ve onun kaderi ile takdir edilmiştir. O’nun bu azabı çabuk getirmemesi, onların bu sözlerle gözettikleri maksadın kısmen dahi doğruluğuna delil teşkil etmez. Bununla birlikte Yüce Allah onların çabucak gelmesini istedikleri bu azaptan onları sakındırmak üzere şöyle buyurmaktadır:
72. “De ki: “(Ne biliyorsunuz) belki de o acele ettiğiniz (azabın) bir kısmı, hemen ardınızdadır.” Size çok yakındır ve başınıza gelmesi iyice yakınlaşmıştır.
27:73–75Page 383
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَشۡكُرُونَ ٧٣
And indeed, your Lord is the possessor of bounty for the people, but most of them are not grateful."
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ ٧٤
And indeed, your Lord knows what their breasts conceal and what they declare.
وَمَا مِنۡ غَآئِبَةٖ فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّا فِي كِتَٰبٖ مُّبِينٍ ٧٥
And there is nothing concealed1 within the heaven and the earth except that it is in a clear Register.2
73- Şüphesiz Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler. 74- Şüphesiz Rabbin, hem göğüslerinin gizlediklerini hem de açığa vurduklarını elbette bilir. 75- Gökte ve yerde gizli olan her bir şey, mutlaka apaçık bir Kitaptadır.
73. Yüce Allah, cömertliğinin genişliğine, lütuflarının çokluğuna kullarının dikkatini çekmekte ve bunlara karşı şükretmeye onları teşvik etmektedir. Bununla birlikte insanların çoğu şükretmekten yüz çevirmiş ve nimetlerle meşgul olup o nimetleri kendilerine ihsan edeni unutmuşlardır.
74. “Şüphesiz Rabbin, hem göğüslerinin gizlediklerini” içinde sakladıklarını “hem de açığa vurduklarını elbette bilir.” O bakımdan gizlilikleri de açığa vurulanları da bilenden sakınsınlar ve O’nun gözetimi altında olduklarını bilsinler.
75. “Gökte ve yerde gizli olan her bir şey” hem ulvi hem süfli âlemin gizli-saklı her bir şeyi “mutlaka apaçık bir Kitaptadır.” Bu Kitap, olmuş ve Kıyametin kopacağı ana kadar olacak her şeyi ihtiva etmektedir. Gizli ya da açık meydana gelen her bir şey mutlaka Levh-i Mahfuzda yazılana uygun olarak meydana gelir.
27:76–77Page 383
إِنَّ هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ أَكۡثَرَ ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ ٧٦
Indeed, this Qur’ān relates to the Children of Israel most of that over which they disagree.
وَإِنَّهُۥ لَهُدٗى وَرَحۡمَةٞ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ ٧٧
And indeed, it is guidance and mercy for the believers.
76- Gerçekten bu Kur’ân, İsrailoğullarına hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeylerin çoğunu anlatmaktadır. 77- Şüphesiz o, mü’minler için bir hidâyet rehberi ve rahmettir.
76. Bu buyruk, Kur’ân-ı Kerîm’in kendisinden önce indirilmiş kitaplar hakkında hüküm verme konumunda olduğunu, bu kitaplar hususunda İsrailoğulları arasındaki görüş ayrılıklarına ve şüphelere dair geniş açıklamalar getirdiğini haber vermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in anlattıkları sayesinde bu konuda içinden çıkılmaz olan hususlar ortadan kalkmış, hakkında anlaşmazlığa düşülen meselelerle ilgili doğrunun ne olduğu ortaya çıkmış olmaktadır. Bu kitap, bu kadar üstün ve bu derece açık olduğuna, her türlü anlaşmazlığı ortadan kaldırıp anlaşılamayan her bir hususu açıkladığına göre o, Allah’ın kulları üzerindeki en büyük nimetidir, demektir. Ancak herkes, bu nimete şükürle karşılık vermemektedir. Ondan dolayı Yüce Allah, bu Kitabın faydasının, nur ve hidâyetinin mü’minlere has olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır:
77. “Şüphesiz o” kendisine inanan, onu tasdik eden, onu kabul ile karşılayan, onun üzerinde iyiden iyiye düşünen ve manaları üzerinde tefekkür eden “mü’minler için” sapıklıktan, azgınlıktan ve şüphelerden uzaklaştırıp doğru yolu gösteren “bir hidâyet rehberi ve” kalplerini şifaya kavuşturan, dini ve dünyevi işlerini doğrultan “rahmettir.” İşte bu kimseler, bu Kitap ile dosdoğru yola ulaşırlar, mutluluğu, kurtuluşu, umduklarına nail olmayı ihtiva eden rahmete kavuşurlar.
27:78Page 384
إِنَّ رَبَّكَ يَقۡضِي بَيۡنَهُم بِحُكۡمِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡعَلِيمُ ٧٨
Indeed, your Lord will judge between them by His [wise] judgement. And He is the Exalted in Might, the Knowing.
78- Şüphesiz Rabbin aralarında hükmünü verecektir. O, Azizdir, her şeyi bilendir.
78. Yani Yüce Allah, birbirleriyle anlaşmazlık içerisinde bulunanlar, ihtilafa düşenler arasında adaletli hükmüyle ve hak sahibine hakkı veren yargısı ile hükmünü verecek, haklıyı haksızdan ayırt edecektir. ünyada anlaşmazlığa düşenler arasında delilin açıkça görülememesi ve birtakım maksatlar sebebiyle bazı hususlarda tereddüt söz konusu olsa dahi bu hususlara dair vakıaya uygun hakkın ne olduğu, Cenab-ı Allah haklarında hüküm vereceği vakitte açıkça ortaya çıkacaktır. “O, Azizdir” Bütün yaratılmışları emrine boyun eğdiren ve bu sebepten de yaratılmışların kendisine itaat ettiği yüce zattır. “Her şeyi bilendir.” Yani anlaşmazlığa düşenlerin sözlerini, bu anlaşmazlığın sebebini, gaye ve maksadını çok iyi bildiği gibi herkesi de hakkındaki bilgisine göre cezalandıracak, karşılığını verecektir.
27:79–81Page 384
فَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنَّكَ عَلَى ٱلۡحَقِّ ٱلۡمُبِينِ ٧٩
So rely upon Allāh; indeed, you are upon the clear truth.
إِنَّكَ لَا تُسۡمِعُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَلَا تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوۡاْ مُدۡبِرِينَ ٨٠
Indeed, you will not make the dead hear, nor will you make the deaf hear the call when they have turned their backs retreating.
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِي ٱلۡعُمۡيِ عَن ضَلَٰلَتِهِمۡۖ إِن تُسۡمِعُ إِلَّا مَن يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسۡلِمُونَ ٨١
And you cannot guide the blind away from their error. You will only make hear those who believe in Our verses so they are Muslims [i.e., submitting to Allāh].
79- O halde sen Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık hak üzeresin. 80- Sen, ölülere işittiremezsin. Arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da daveti işittiremezsin. 81- Sen körleri de sapıklıklarından kurtarıp doğru yola erdiremezsin. Sen ancak âyetlerimize iman edip de teslim/müslüman olanlara (davetini) duyurabilirsin.
79. Yani menfaatlerin elde edilmesi, zararların defedilmesi, risaletin tebliğ edilip dinin dimdik ayakta tutulması ve düşmanlara karşı cihad edilmesi hususlarında Rabbine güvenip dayan. “Çünkü sen apaçık hak üzeresin.” Hak üzere olan kimse ise hakka çağırır. Onun zaferi için çalışır. Böyle bir kimsenin başkalarına göre daha çok Allah’a tevekkül etmesi gerekir. Çünkü o; kararlı, doğruluğu bilinen, hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüdün söz konusu olmadığı bir işi gerçekleştirme uğrunda çalışır, didinir. ynı şekilde onun sahip olduğu hak son derece açıktır. Üstü kapalı bir tarafı yoktur, hakkında şüpheyi gerektirecek bir yanı bulunmamaktadır. en görevini yerine getirip bu hususta Allah’a gereği gibi tevekkül edecek olursan, sapıtanların sapıklığının sana zararı olmaz. Onları hidâyete iletmek de senin görevin değildir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
80. Yani onları davet edip de onlara seslendiğinde seini duyuramazsın. Özellikle de “arkalarını dönüp gittiklerinde” Çünkü arkalarını dönüp gittikleri vakit hiç mi hiç işitmezler.
81. “Sen körleri de sapıklıklarından kurtarıp doğru yola erdiremezsin” buyruğu Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir: “Muhakkak ki sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğine hidâyet verir.”(el-Kasas, 28/56)“Sen ancak âyetlerimize iman edip de teslim/müslüman olanlara (davetini) duyurabilirsin.” İşte bunlardır sana itaat edecekler. Bunlar, Allah’ın âyetlerine iman edenler, amelleriyle ve teslimiyetleriyle bunlara itaat edenlerdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ancak dinleyenler kabul ederler. Ölüleri ise Allah diriltecektir, sonra yalnız O’na döndürüleceklerdir.”(el-En’âm, 6/36)
27:82Page 384
۞ وَإِذَا وَقَعَ ٱلۡقَوۡلُ عَلَيۡهِمۡ أَخۡرَجۡنَا لَهُمۡ دَآبَّةٗ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ تُكَلِّمُهُمۡ أَنَّ ٱلنَّاسَ كَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا لَا يُوقِنُونَ ٨٢
And when the word [i.e., decree] befalls them,1 We will bring forth for them a creature from the earth speaking to them, [saying] that the people were, of Our verses, not certain [in faith].
82- (Azap) sözü aleyhlerinde hak olu(p kıyamet yakaşı)nca biz onlara yerden bir dâbbe çıkartırız. O da onlara insanların âyetlerimize iman etmediklerini söyler.
82. Yani Yüce Allah’ın kesin olarak tespit ettiği ve vaktini belirlediği o sözün insanlar hakkında gerçekleşeceği vakitte “biz onlara yerden bir dâbbe çıkartırız.” Yahut da bu semadan olmayan, yeryüzü canlılarından bir dâbbe/canlı olacaktır. Bu dâbbe “onlara” yani kullara “insanların âyetlerimize iman etmediklerini söyler.” Onlarla bu şekilde konuşur. Yani insanların ilimleri ve Allah’ın âyetlerine dair yakînleri zayıfladığından dolayı Yüce Allah’ın böyle bir dâbbeyi ortaya çıkartması, insanlara hakkında şüpheye düştükleri hususu açıkça göstermek üzere Allah’ın hayret verici âyetlerinden birisi olacaktır. u dâbbe âhir zamanda Kıyamet alâmetlerinden birisi olarak ortaya çıkacağı bildirilen meşhur dâbbedir (dâbbetu’l-arz). Nitekim bu hususta pek çok hadis vardır. ncak Allah ve Rasûlü, bu dâbbenin keyfiyetini söz konusu etmemişlerdir. Sadece onun etkisi ve ondan gözetilen maksattan söz etmişler ve onun, Allah’ın âyetlerinden bir âyet olarak insanlar hakkında sözün gerçekleşme vakti geldiği ve insanların Allah’ın âyetleri hakkında tereddüde düştükleri bir vakitte olağanüstü bir olay olarak ortaya çıkıp insanlarla konuşacağını bildirmişlerdir. Böylelikle o, mü’minler lehine bir delil ve belge, inat eden kafirlere karşı da aleyhte bir delil ve belge olacaktır.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences