As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Ali 'Imran 3:75–115
3:75–76Page 59
۞ وَمِنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ مَنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِقِنطَارٖ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ وَمِنۡهُم مَّنۡ إِن تَأۡمَنۡهُ بِدِينَارٖ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيۡكَ إِلَّا مَا دُمۡتَ عَلَيۡهِ قَآئِمٗاۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لَيۡسَ عَلَيۡنَا فِي ٱلۡأُمِّيِّـۧنَ سَبِيلٞ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ٧٥
And among the People of the Scripture is he who, if you entrust him with a great amount [of wealth], he will return it to you. And among them is he who, if you entrust him with a [single] coin, he will not return it to you unless you are constantly standing over him [demanding it]. That is because they say, "There is no blame upon us concerning the unlearned."1 And they speak untruth about Allāh while they know [it].
بَلَىٰۚ مَنۡ أَوۡفَىٰ بِعَهۡدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُتَّقِينَ ٧٦
But yes, whoever fulfills his commitment and fears Allāh - then indeed, Allāh loves those who fear Him.
75- Kitap ehlinden öyle kimseler vardır ki, sen ona bir kantar (altın) emanet etsen, onu sana (eksiksiz) öder. Yine onlardan öyle kimseler vardır ki ona tek bir altın emanet etsen, sen onu ısrarla istemedikçe onu sana ödemez. Bunun sebebi onların:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” demeleridir. Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar. 76- Hayır! Kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa şüphesiz Allah sakınanları sever.
75. Yüce Allah, Kitap ehli hakkında bize şöyle haber vermektedir: Onlardan bir kesim, güvenilir kimselerdir. Öyle ki onlardan birine çok miktarda altın para güvenip teslim edecek olursan, onu sana tamamıyla öder. Onlardan bir kesimin de hain kimseler olduklarını haber vermektedir ki bunlar en ufak bir bir miktarda dahi hainlik ederler. Bu son derece çirkin hainliklerine rağmen onlar bir de batıl gerekçelerle yaptıklarını tevil ederek mazeret gösterirler ve:“Ümmiler hakkında bize bir vebal yoktur” derler. Yani biz bu ümmilere (Araplara) hainlik edecek ve onların mallarını helâl kabul edip yiyecek olursak, bize bir günah olmaz. Çünkü onların saygı duyulması gereken bir hakları, dokunulmazlıkları yoktur. Yüce Allah ise şöyle demektedir:“Onlar bile bile Allah’a karşı yalan söylüyorlar.” Yani böyle bir şey yaptıkları takdirde büyük bir vebal altında olduklarını bildikleri halde bunu söylerler. Böylelikle onlar bir taraftan hainlik etmekte, diğer taraftan Arapları hakir görmektedirler. Üstelik Allah’a karşı da yalan söylemektedirler ve bunu bile bile yapmaktadırlar. Yoksa böyle bir şeyi bilgisizliklerinden ve şaşkınlıklarından yapan kimseler gibi değildirler.
76. “Hayır” yani durum dedikleri gibi değildir. Çünkü “kim ahdini yerine getirir ve sakınırsa” yani hem Allah’ın haklarını hem de kullarının haklarını yerine getirirse işte sakınan (takvâ sahibi olan) kişi budur ve Allah böylelerini sever. Öte yandan kim bunun aksine hareket eder de kendisi ile insanlar arasındaki ahit ve akitlerini yerine getirmeyecek olursa ve Allah’tan da sakınmazsa işte Allah böylelerine de gazap eder ve bu tutum dolayısı ile onları en ağır ve ibretlik şekilde cezalandırır.
3:77Page 59
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشۡتَرُونَ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ وَأَيۡمَٰنِهِمۡ ثَمَنٗا قَلِيلًا أُوْلَٰٓئِكَ لَا خَلَٰقَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيۡهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمۡ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ٧٧
Indeed, those who exchange the covenant of Allāh and their [own] oaths for a small price will have no share in the Hereafter, and Allāh will not speak to them or look at them on the Day of Resurrection, nor will He purify them; and they will have a painful punishment.
77- Şüphesiz Allah’a olan ahitlerini ve yeminlerini az bir pahaya değiştirenler var ya, işte onlar için âhirette hiçbir nasip yoktur. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azap da vardır.
77. Yani dinlerini dünyalık karşılığında değiştirerek, dünyanın azıcık menfaatini tercih eden ve yalan yeminlerle, yerine getirilmeyen ahit ve sözlerle dünyalık elde edenlerle, işte “Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için can yakıcı bir azap da vardır.” Yani Allah’ın bunlara gazap etmesi hak olmuştur. Allah’ın bunları cezalandırması kaçınılmaz olmuştur. Onlar Allah’ın mükâfaatından mahrum kalacaklardır. Allah tarafından temize çıkarılma imkânını da kaybetmişlerdir. Aksine onlar Kıyamet gününde günahlara bulanmış olarak, büyük hatalarla ve suçlarla kirlenmiş olarak geleceklerdir.
3:78Page 60
وَإِنَّ مِنۡهُمۡ لَفَرِيقٗا يَلۡوُۥنَ أَلۡسِنَتَهُم بِٱلۡكِتَٰبِ لِتَحۡسَبُوهُ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِۖ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ ٧٨
And indeed, there is among them a party who alter the Scripture with their tongues so you may think it is from the Scripture, but it is not from the Scripture. And they say, "This is from Allāh," but it is not from Allāh. And they speak untruth about Allāh while they know.
78- Onlardan öyle bir zümre vardır ki Kitabı (okurken) siz (okuduklarını) Kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler. Hâlbuki o (okudukları) kitaptan değildir. “Bu, Allah'ın katındandır” derler, hâlbuki o Allah katından değildir. Onlar Allah’a karşı bile bile yalan söylerler.
78. Yani Kitap ehlinden Allah’ın Kitabını tahrif eden bir kesim vardır. “tabı (okurken) siz (okuduklarını) Kitaptan sanasınız diye dillerini eğip bükerler.” Bu, hem lafzî tahrifi hem de manevi tahrifi kapsar. Diğer taraftan bunlar bu çirkin tahriflerine rağmen bu tahriflerinin Kitaptan olduğu vehmini verirler. Hâlbuki bunu yaparken yalan söylemekte ve açıktan açığa da Allah’a yalan isnat etmektedirler. Bunu yaparken kendi vahim durumlarını ve kötü hallerini de çok iyi bilmektedirler.
3:79–80Page 60
مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤۡتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحُكۡمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادٗا لِّي مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَٰكِن كُونُواْ رَبَّٰنِيِّـۧنَ بِمَا كُنتُمۡ تُعَلِّمُونَ ٱلۡكِتَٰبَ وَبِمَا كُنتُمۡ تَدۡرُسُونَ ٧٩
It is not for a human [prophet]1 that Allāh should give him the Scripture2 and authority and prophethood and then he would say to the people, "Be servants to me rather than Allāh," but [instead, he would say], "Be pious scholars of the Lord because of what you have taught of the Scripture and because of what you have studied."
وَلَا يَأۡمُرَكُمۡ أَن تَتَّخِذُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ أَرۡبَابًاۚ أَيَأۡمُرُكُم بِٱلۡكُفۡرِ بَعۡدَ إِذۡ أَنتُم مُّسۡلِمُونَ ٨٠
Nor could he order you to take the angels and prophets as lords. Would he order you to disbelief after you had been Muslims?
79- Allah'ın kendisine kitab, hüküm ve peygamberlik verdiği hiçbir beşerin insanlara:“Allah’ı bırakın da bana kul olun!” demesi, olacak şey değildir. Aksine o:“(Başkalarına) öğretmekte ve okuyup öğrenmekte olduğunuz Kitap sayesinde Rabbânîler olun”(der). 80- O, size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Müslüman olduktan sonra size küfrü emreder mi hiç?!
79. Yani Allah’ın vahyi, Kitabı ve peygamberliği lütfettiği, ona şer’î hükümleri verdiği bir insanın, diğer insanlara kendisine ibadet etmelerini, peygamberlere ve meleklere ibadet edip onları rabler edinmelerini emretmesi son derece imkânsız ve hiç olmayacak bir şeydir. Çünkü bu, bizatihi küfürdür. İşte bu peygamber de nasıl böyle bir şey yapabilir ki? Yüce Allah ona her yönden küfrün zıddı olan İslâm’ı göndermiş iken o nasıl olur onun zıddı olan küfrü emredebilir? Böyle bir şeye imkân yoktur; çünkü onun durumu ve üzerinde bulunduğu gerçek, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu faziletler ve özellikler tam bir ubudiyeti gerektirir, bir ve tek, gücü her şeye yeten Allah’a tam anlamı ile boyun eğip itaati gerektirir. Bu, Necran heyetine verilen bir cevaptır. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara yalnızca Allah’a ibadet edip O’na itaat etmelerini emrettiğinde gururları onların imana yönelmelerini engellemiş ve kibirleri dolayısı ile: Ey Muhammed, sana ibadet etmemizi mi emrediyorsun? demişlerdi. Şanı Yüce Allah böylelikle onların söylediklerinin geçersiz olduğunu, onların ve benzerlerinin bu husustaki sözlerinin açıkça bâtıl olduğunu ifade buyurmuştur.
3:81–82Page 60
وَإِذۡ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ لَمَآ ءَاتَيۡتُكُم مِّن كِتَٰبٖ وَحِكۡمَةٖ ثُمَّ جَآءَكُمۡ رَسُولٞ مُّصَدِّقٞ لِّمَا مَعَكُمۡ لَتُؤۡمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥۚ قَالَ ءَأَقۡرَرۡتُمۡ وَأَخَذۡتُمۡ عَلَىٰ ذَٰلِكُمۡ إِصۡرِيۖ قَالُوٓاْ أَقۡرَرۡنَاۚ قَالَ فَٱشۡهَدُواْ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ ٨١
And [recall, O People of the Scripture], when Allāh took the covenant of the prophets, [saying], "Whatever I give you of the Scripture and wisdom and then there comes to you a messenger confirming what is with you, you [must] believe in him and support him." [Allāh] said, "Have you acknowledged and taken upon that My commitment?"1 They said, "We have acknowledged it." He said, "Then bear witness, and I am with you among the witnesses."
فَمَن تَوَلَّىٰ بَعۡدَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ٨٢
And whoever turned away after that - they were the defiantly disobedient.
81- Hani Allah peygamberlerden:“Size verdiğim kitap ve hikmetten sonra size beraberinizdekini tadik edici bir peygamber gelirse ona mutlak iman edecek ve yardım edeceksiniz” diye söz aldığı zaman: (Bunu) kabul edip bu ağır sorumluluğu yüklendiniz mi?” demişti. Onlar da:“Kabul ettik” demişlerdi. O da: Öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım.” buyurmuştu. 82- Artık kim bundan sonra yüz çevirirse işte onlar fasıkların tâ kendileridirler.
81-82. Yüce Allah şöyle haber vermektedir: O, bütün peygamberlerden söz ve ahit almıştır. Buna sebep ise onlara verdiği ve lütfettiği kitap ve hikmettir. Bu kitap ve hikmet ise Allah’ın hakkını eksiksiz olarak yerine getirmeyi ve bunu tastamam ifa etmeyi gerektirir. Şöyle ki şâyet onlara beraberlerinde bulunanı tasdik eden, kendileri ile gönderilen tevhidi, hak ve adaleti, şeriatlerin ittifakla kabul ettikleri esasları doğrulayan buyruklar getiren peygambere iman edecekler ve ona yardım edeceklerdir. Onlar da kendilerinden alınan bu sözü kabul ettiklerini söylemiş, itiraf etmiş ve bu söze bağlı kalacaklarını belirtmişlerdi. Buna dair onları şahit tuttuğu gibi bizzat kendisi de onlara karşı şahitlik etmiştir. Bu söze muhalefet edenleri de tehdit etmişti. Bu, bütün peygamberler arasında ortak bir husustur. Onların hepsinin izledikleri yol aynıdır. Onların her birisinin davetini hepsi ittifakla kabul etmiş ve onaylamışlardır. Bunun kapsamına şu da girmektedir: Yüce Allah bütün peygamberlerden Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman edeceklerine ve onun dinine (yetiştikleri takdirde) yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Buna göre peygamberlere tâbi olduğunu kim iddia ederse, işte peygamberlerin dini budur; Allah’ın onlardan yerine getirmelerini istediği ve onların da ikrar ve itiraf ettikleri din budur. O halde önceki peygamberlere uyduğunu iddia ettiği halde Muhammed’e uymaktan yüz çeviren kimse hiç şüphesiz fasıktır, Allah’a itaatın dışına çıkmıştır. Uyduğunu iddia ettiği peygamberi de yalanlamış ve onun yoluna muhalefet etmiştir. İşte bu kitap ehli ve diğer din mensupları arasından Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmeyen herkese karşı getirilmiş kesin bir delil ve belgedir. Onlar, peygamberlerin önderi ve sonuncusu olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmedikleri sürece uyduklarını iddia ettikleri kendi peygamberlerine de iman etmiş olamazlar.
3:83–85Page 60
أَفَغَيۡرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبۡغُونَ وَلَهُۥٓ أَسۡلَمَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ طَوۡعٗا وَكَرۡهٗا وَإِلَيۡهِ يُرۡجَعُونَ ٨٣
So is it other than the religion of Allāh they desire, while to Him have submitted [all] those within the heavens and earth, willingly or by compulsion, and to Him they will be returned?
قُلۡ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدٖ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ ٨٤
Say, "We have believed in Allāh and in what was revealed to us and what was revealed to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, and the Descendants [al-Asbāṭ], and in what was given to Moses and Jesus and to the prophets from their Lord. We make no distinction between any of them, and we are Muslims [submitting] to Him."
وَمَن يَبۡتَغِ غَيۡرَ ٱلۡإِسۡلَٰمِ دِينٗا فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡهُ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٨٥
And whoever desires other than Islām as religion - never will it be accepted from him, and he, in the Hereafter, will be among the losers.
83- Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hâlbuki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istemez O’na teslim olmuştur ve hepsi de O’na döndürülecektir. 84- De ki:“Biz, Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmâil’e, İshâk’a, Yakûb’a ve oğullarına indirilene; Musâ’ya, İsâ’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere de (iman ettik). Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız. Biz yalnız O’na teslim olmuşlarız.” 85- Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur.
83-85. Yüce Allah’ın bu ümmete emretmiş olduğu imanın esaslarından olan bu esaslar, Bakara Sûresi’nde de geçmiş bulunmaktadır. Bütün kitaplar ve peygamberler bunları ittifakla kabul etmiştir. Herkesin hedeflemesi gereken hususlar bunlardır, gerçek İslâm dini de bunlardır. Kim bunlardan başkasını arayacak olursa onun ameli reddolunur. Onun itibar olunacak bir dini olmaz. Kim bunu kabul etmez ve bundan yüz çevirecek olursa nereye gidecektir? Ağaçlara, taşlara ve ateşe ibadete mi? Yoksa hahamları, rahipleri, haçları ilâh mı edinecek? Yoksa âlemlerin Rabbini inkâra mı yönelecek? Yoksa şeytanların telkinlerinden ibaret olan batıl dinlere mi yönelecek? İşte bütün bunlar, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaklardır.
3:86–91Page 61
كَيۡفَ يَهۡدِي ٱللَّهُ قَوۡمٗا كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ وَشَهِدُوٓاْ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقّٞ وَجَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ٨٦
How shall Allāh guide a people who disbelieved after their belief and had witnessed that the Messenger is true and clear signs had come to them? And Allāh does not guide the wrongdoing people.
أُوْلَٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمۡ أَنَّ عَلَيۡهِمۡ لَعۡنَةَ ٱللَّهِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ ٨٧
Those - their recompense will be that upon them is the curse of Allāh and the angels and the people, all together,
خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنۡهُمُ ٱلۡعَذَابُ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ ٨٨
Abiding eternally therein. The punishment will not be lightened for them, nor will they be reprieved,
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ وَأَصۡلَحُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ٨٩
Except for those who repent after that1 and correct themselves. For indeed, Allāh is Forgiving and Merciful.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بَعۡدَ إِيمَٰنِهِمۡ ثُمَّ ٱزۡدَادُواْ كُفۡرٗا لَّن تُقۡبَلَ تَوۡبَتُهُمۡ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ ٩٠
Indeed, those who disbelieve [i.e., reject the message] after their belief and then increase in disbelief - never will their [claimed] repentance be accepted, and they are the ones astray.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارٞ فَلَن يُقۡبَلَ مِنۡ أَحَدِهِم مِّلۡءُ ٱلۡأَرۡضِ ذَهَبٗا وَلَوِ ٱفۡتَدَىٰ بِهِۦٓۗ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ ٩١
Indeed, those who disbelieve and die while they are disbelievers - never would the [whole] capacity of the earth in gold be accepted from one of them if he would [seek to] ransom himself with it. For those there will be a painful punishment, and they will have no helpers.
86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara.
89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.
3:92Page 62
لَن تَنَالُواْ ٱلۡبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَۚ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيۡءٖ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٞ ٩٢
Never will you attain the good [reward]1 until you spend [in the way of Allāh] from that which you love. And whatever you spend - indeed, Allāh is Knowing of it.
92- Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar Birr’e kavuşamazsınız. Her ne infak ederseniz muhakkak ki Allah onu çok iyi bilendir.
92. Bütün hayırları kapsayan bir isim olup cennete ulaştıran yol olan Birr’e (iyiliğe) sevdiğiniz en güzel ve en temiz mallarınızdan infak etmedikçe ulaşamazsınız. Çünkü nefislerin sevdiği güzel şeylerin infak edilmesi, kişinin cömertliğinin, en üstün ahlâki değerlere sahip olduğunun, merhamet ve yumuşak kalpliliğinin en büyük delillerdendir. Aynı şekilde bu, Allah’ı sevmenin ve O’nun sevgisini mal sevgisinden önde tutmanın en önde gelen delillerindendir. Zira nefislerin mala olan sevgi ve tutkunluğu nefsin yapısında bulunan bir husustur. İşte Allah’ın sevgisini kendi nefsinin sevdiklerine tercih eden kimse, kemalin en yüksek zirvesine ulaşmış olur. Aynı şekilde hoş ve temiz şeyleri infak edip Allah’ın kullarına ihsanda bulunan kimselere de Allah ihsan eder. Onu böyle bir hale gelmeksizin elde edilemeyen pek çok amel ve ahlaki davranışlara muvaffak kılar. Aynı şekilde böyle bir infakta bulunan bir kimsenin diğer salih amelleri ve üstün ahlaki değerleri yerine getirmesi öncelikle söz konusudur. Bununla birlikte hoş ve temiz şeylerin infak edilmesi en mükemmel hallerden biridir. Kul güzel olsun veya olmasın, az ya da çok olsun her neyi infak ederse şüphesiz “Allah onu çok iyi bilendir.” O nedenle infak eden herkese ameline uygun karşılığını verecektir. Dünyada infak ettiğinin yerine başkasını ona ihsan etmekle, âhirette de pek büyük nimetlerle o kimseyi mükâfaatlandıracaktır.
3:93–94Page 62
۞ كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلّٗا لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسۡرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ مِن قَبۡلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوۡرَىٰةُۚ قُلۡ فَأۡتُواْ بِٱلتَّوۡرَىٰةِ فَٱتۡلُوهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ٩٣
All food was lawful to the Children of Israel except what Israel [i.e., Jacob] had made unlawful to himself before the Torah was revealed. Say, [O Muḥammad], "So bring the Torah and recite it, if you should be truthful."
فَمَنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٩٤
And whoever invents about Allāh untruth after that - then those are [truly] the wrongdoers.
93- Tevrat indirilmeden önce İsrail’in kendisine haram kıldığından başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helâl idi. De ki:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” 94- Kim bundan sonra Allah’a karşı yalan uydurursa işte onlar, zalimlerin tâ kendileridir.
93-94. Yahudilerin İsa ile Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine dil uzattığı hususlardan birisi de, onların neshin batıl olduğunu iddia etmeleri ve bir peygamberin kendisinden önceki peygambere muhalif bir hüküm getirmesinin imkânsız olduğunu söylemeleridir. Yüce Allah ise onları, bildikleri bir hususu hatırlatarak yalanlamaktadır. Şöyle ki onlar, Tevrat’ın inişinden önce bütün yiyeceklerin İsrailoğullarına helâl olduklarını biliyorlardı. Bunlardan ancak İsrail diye bilinen Yakub aleyhisselam’ın yakalandığı bir hastalıktan ötürü kendisine yasak kıldığı cüz’i bazı şeyler müstesna idi. Diğer taraftan Tevrat da önceden helâl olan pek çok şeyi nesh edip bunların haram olduklarını belirten birçok hüküm ihtiva etmektedir. Şimdi eğer onlar bu hususu inkâr edecek olurlarsa kendilerine:“Eğer siz doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirin de onu okuyun.” de! Yani sizler neshin olmadığı, yeniden bir takım şeylerin helâl veya haram kılınmadığı iddiasında doğru söylüyorsanız haydi Tevrat’ı getirin ve okuyun. Bir kimsenin dillendirip kabul ettiği ve reddetmediği bir hususu ona karşı delil getirmek, delil getirmenin en ileri derecelerinden birisidir. Eğer bu kimse bu durumda hakka boyun eğerse, yapması gerekeni yerine getirmiş olur. Şâyet bu açıklamadan sonra kabul etmeyip hakka boyun eğmezse, o kimsenin artık yalan söylediği, itiraz ettiği, zulme yöneldiği ve izlediği yolun batıl olduğu açıkça ortaya çıkmış olur ki, yahudilerin yaptığı da işte budur.
3:95Page 62
قُلۡ صَدَقَ ٱللَّهُۗ فَٱتَّبِعُواْ مِلَّةَ إِبۡرَٰهِيمَ حَنِيفٗاۖ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٩٥
Say, "Allāh has told the truth. So follow the religion of Abraham, inclining toward truth; and he was not of the polytheists."1
95- De ki:“Allah doğru söylemiştir. O halde hanif olan İbrahim’in dinine uyun. O müşriklerden değildi.”
95. Yani de ki: Yüce Allah bütün söylediklerini doğru söylemiştir. Esasen Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki? O, bu âyet-i kerimelerde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletinin doğruluğuna dair pek çok delilleri, çağrısının hak olduğuna dair pek çok kesin belgeleri açıkça ortaya koymaktadır. Yine bu âyet-i kerimelerde Rasûlünü yalanlayan ve davetini reddedip haktan sapan Kitap ehlinin yolunun batıl olduğuna dair belgeleri de ortaya koymaktadır. Allah bunları ortaya koyarken doğruyu söylemiştir. Bunun doğru olduğuna kullarını da açık delil ve belgelerle ikna etmiştir. Dağlar dahi bu deliller karşısında paramparça olur, yiğit insanlar onların önünde boyun eğer. İşte böyle bir durumda bütün insanlar için İbrahim’in dinine uyulması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Onun dini de tevhid, Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmaması, Allah’ın gönderdiği bütün rasûller ile indirdiği bütün kitapların tasdik edilmesi ve batıl olan diğer bütün dinlerden yüz çevirilmesidir. Çünkü İbrahim aleyhisselam, tevhide uymayan her bir şeyden yüz çeviren, şirkten ve müşriklerden uzak olduğunu açıkça ortaya koyan bir kimse idi.
3:96–97Page 62
إِنَّ أَوَّلَ بَيۡتٖ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكٗا وَهُدٗى لِّلۡعَٰلَمِينَ ٩٦
Indeed, the first House [of worship] established for mankind was that at Bakkah [i.e., Makkah] - blessed and a guidance for the worlds.
فِيهِ ءَايَٰتُۢ بَيِّنَٰتٞ مَّقَامُ إِبۡرَٰهِيمَۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنٗاۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلۡبَيۡتِ مَنِ ٱسۡتَطَاعَ إِلَيۡهِ سَبِيلٗاۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ ٩٧
In it are clear signs [such as] the standing place of Abraham. And whoever enters it [i.e., the Ḥaram] shall be safe. And [due] to Allāh from the people is a pilgrimage to the House - for whoever is able to find thereto a way. But whoever disbelieves [i.e., refuses] - then indeed, Allāh is free from need of the worlds.1
96- Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’de bulunan, mübarek ve âlemlere hidâyet olan (Kabe)dir. 97- Orada apaçık alâmetler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin o Evi hac etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah âlemlere muhtaç değildir.
96-97. Yüce Allah Beyt-i Haramının azametini ve onun, Yüce Allah’ın yeryüzünde kendisine ibadet edilmesi ve zikrinin yüceltilmesi için kurduğu ilk ev olduğunu, bunda bütün âlemler için birçok bereketlerin, çeşitli hidâyet sebeplerinin, türlü maslahat ve menfaatlerin, pek çok faziletlerin bulunduğunu, bu Beytte apaçık alâmetlerin de var olduğunu haber vermektedir. Bu alametler, İbrahim’in hacdaki makamlarını ve hac için gidip gelişlerini hatırlatmaktadır. Ondan sonra da peygamberlerin efendisi ve önderi (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in) makamlarını ve konumlarını da hatırlatmaktadır. Burada Harem diye bilinen bir yer de vardır ki buraya giren ilhi kader gereği güven içinde olur, şer’an ve dinen de emniyet altına alınır. Özetle bu özellikleri ihtiva eden bu Beyti -ki onun üstün değerlerinin etraflıca sayılması uzun sürer- Yüce Allah ona yol bulabilen, güç yetirebilen mükelleflere onu haccetmeyi farz kılmıştır. Ona yol bulabilenler ise kendisine uygun herhangi bir binek ve edineceği azık ile oaraya ulaşabilme gücünü bulabilen herkestir. Bundan dolayı Yüce Allah önceden var olan ve gelecekte var olacak bütün bineklere uygulanması mümkün olan bir ifade tarzı kullanmış bulunmaktadır. Bu da Kur’ân-ı Kerîm’in mucizelerinden birisidir. Çünkü Kur’ân’ın hükümleri bütün zamanlara ve bütün hallere elverişlidir. Bunlar olmaksızın mükemmel bir salaha da imkân yoktur. Kim bunlara kulak verir ve haccı ifa ederse elbette ki o hidâyet bulan mü’minlerdendir. Kim de inkâr eder ve Allah’ın evini haccetme emrine uymazsa o da dinin dışına çıkmış bir kimse olur. Kim de inkâr edip kâfir olursa şüphesiz Allah’ın hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
3:98–99Page 62
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعۡمَلُونَ ٩٨
Say, "O People of the Scripture, why do you disbelieve in the verses of Allāh while Allāh is Witness over what you do?"
قُلۡ يَٰٓأَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ تَبۡغُونَهَا عِوَجٗا وَأَنتُمۡ شُهَدَآءُۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعۡمَلُونَ ٩٩
Say, "O People of the Scripture, why do you avert from the way of Allāh those who believe, seeking to make it [seem] deviant, while you are witnesses [to the truth]? And Allāh is not unaware of what you do."
98- De ki:“Ey Kitap ehli! Allah bütün yaptıklarınıza şahit iken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?” 99- De ki:“Ey Kitap ehli! Kendiniz (doğruluğuna) şahit olduğunuz halde Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri o yoldan döndürmek istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.”
98-99. Bundan önceki buyruklarda Kitap ehline karşı deliller ortaya konmuştur. Ancak onlar bu delillerden önce de peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i tıpkı kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlardı. İşte bu delillerin ortaya konulmasından sonra Yüce Allah, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri sebebi ile Kitap ehlinden inada giden kimseleri azarlamakta, insanları Allah’ın yolundan alıkoyduklarından ötürü yaptıklarını kötülemektedir. Çünkü bu kitap ehlinin avamı, onların alimlerinin arkasından gitmektedir. Ancak Yüce Allah onların bütün hallerini bilmektedir ve bu yaptıklarından ötürü onları eksiksiz olarak cezalandıracaktır.
3:100–101Page 62
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقٗا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ يَرُدُّوكُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ كَٰفِرِينَ ١٠٠
O you who have believed, if you obey a party of those who were given the Scripture, they would turn you back, after your belief, [to being] unbelievers.
وَكَيۡفَ تَكۡفُرُونَ وَأَنتُمۡ تُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمۡ رَسُولُهُۥۗ وَمَن يَعۡتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدۡ هُدِيَ إِلَىٰ صِرَٰطٖ مُّسۡتَقِيمٖ ١٠١
And how could you disbelieve while to you are being recited the verses of Allāh and among you is His Messenger? And whoever holds firmly to Allāh1 has [indeed] been guided to a straight path.
100- Ey iman edenler! Eğer siz Kitap ehlinden bir kesime itaat edecek olursanız onlar, imanınızdan sonra sizi kâfir yaparlar. 101- Allah’ın âyetleri size okunuyor ve O’nun peygamberi de aranızda bulunuyor iken nasıl olur da inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa dosdoğru yola iletilmiş olur.
100-101. Yüce Allah Kitap ehline karşı delilleri ortaya koyup küfür ve inatları sebebi ile onları azarladıktan sonra, mü’min kullarını da onlara aldanmaktan yana sakındırmakta, Kitap ehlinden bu kesimin esas itibari ile onlara zarar vermeyi ve imandan sonra onları küfre döndürmeyi çokça arzu ettiklerini beyan etmektedir. Ama sizler -Allah’a hamd olsun ki- ey mü’minler! Allah size bu dini lütfedip siz bu dinin üstün belgelerini ve güzelliklerini, erdemlerini, değerlerini gördükten sonra, maslahatınıza olan bütün şeylere sizi ileten Allah Rasûlü de aranızda bulunduktan, siz de Allah’a ve onun dini olan ipine sımsıkı sarıldıktan sonra, artık onların sizleri dininizden geri çevirmelerine imkân yoktur. Çünkü apaydınlık ve sapasağlam esaslar ve kaideler üzerinde yükselen bu dine kalpler kendiliğinden meyleder. Bu din kalplere bütünü ile hakim olur. Kulları en üstün amaçlara ve en üstün maksatlara ulaştırır. “Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa” yani kim O’na tevekkül eder ve O’nun himayesine sığınırsa “dosdoğru yola iletilmiş olur.” İşte bu ifade O’na sımsıkı sarılmayı teşvik etmekte, hidâyetin ve kurtuluşun yolunun bu olduğunu ortaya koymaktadır.
3:102–105Page 63
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسۡلِمُونَ ١٠٢
O you who have believed, fear Allāh as He should be feared and do not die except as Muslims [in submission to Him].
وَٱعۡتَصِمُواْ بِحَبۡلِ ٱللَّهِ جَمِيعٗا وَلَا تَفَرَّقُواْۚ وَٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ كُنتُمۡ أَعۡدَآءٗ فَأَلَّفَ بَيۡنَ قُلُوبِكُمۡ فَأَصۡبَحۡتُم بِنِعۡمَتِهِۦٓ إِخۡوَٰنٗا وَكُنتُمۡ عَلَىٰ شَفَا حُفۡرَةٖ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنۡهَاۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ ١٠٣
And hold firmly to the rope1 of Allāh all together and do not become divided. And remember the favor of Allāh upon you - when you were enemies and He brought your hearts together and you became, by His favor, brothers. And you were on the edge of a pit of the Fire, and He saved you from it. Thus does Allāh make clear to you His verses that you may be guided.
وَلۡتَكُن مِّنكُمۡ أُمَّةٞ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلۡخَيۡرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ١٠٤
And let there be [arising] from you a nation inviting to [all that is] good, enjoining what is right and forbidding what is wrong,1 and those will be the successful.
وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَٱخۡتَلَفُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡبَيِّنَٰتُۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ عَظِيمٞ ١٠٥
And do not be like the ones who became divided and differed after the clear proofs had come to them. And those will have a great punishment
102- Ey iman edenler! Allah’tan hakkıyla korkun ve ancak müslüman olarak ölün. 103- Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti ile kardeş olmuştunuz. Yine siz ateşten bir çukurun kenarında idiniz de oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor. 104- Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. 105- Siz, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
102-103. Bu âyet-i kerimelerde Yüce Allah mü’min kullarını, üzerlerindeki büyük nimetlere karşılık şükür borçlarını yerine getirmeye teşvik etmektedir. Bunun da O’ndan hakkıyla korkmaları, takvâ sahibi olmaları, O’na gereği gibi itaat etmeleri, O’na isyandan kaçınmaları ve bütün bunlarda O’na karşı ihlâslı olmaları ile olacağını bildirmekte ve dinlerini dosdoğru uygulayarak kendilerine ulaştırmış olduğu ipine sımsıkı sarılmalarını istemektedir. Çünkü O, bu ipi onlarla kendi zatı arasında bir yol kılmıştır. Allah’ın ipinden kasıt da O’nun dini, Kitabı ve bunlar etrafında toplanıp bölünmemek demektir. İşte Allah onlardan bunu ölünceye dek sürdürmelerini istemektedir. Yine Yüce Allah, bu nimetten önceki hallerini de onlara hatırlatmaktadır ki, bundan önce onlar birbirlerine düşman idiler ve darmadağınık haldeydiler. Bu din vasıtası ile O, onları bir araya getirdi, kalplerini birbirine kaynaştırdı ve onları kardeş yaptı. Onlar dibinde ateş bulunan bir uçurumun kenarında idiler. İşte onları böyle bir bedbahtlıktan çekip kurtardı ve mutluluk yoluna ulaştırdı. “İşte Allah” Allah’a şükre ve O’nun ipine sımsıkı sarılmaya götüren yolu izleyip de “hidâyet bulasınız diye size âyetlerini böylece apaçık bildiriyor.” 104. Yüce Allah devamla müminlere bu hallerini tamamlamalarını ve dinlerini tam anlamı ile uygulama imkânını sağlayacak olan en büyük sebebi yerine getirmelerini emretmektedir. Şöyle ki “Sizden hayra” yani dine, onun itikadi ve fer’i bütün hükümlerine “çağıran, iyiliği emreden” iyilik (maruf) dinen ve aklen güzel olduğu bilinen her şeydir, “kötülükten alıkoyan” kötülük (münker) ise dinen ve aklen çirkin olduğu bilinen her şeydir, “bir topluluk” yeterli sayıda bir kesim “bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Yani bütün istediklerini elde eden ve korktukları her bir şeyden kurtulan kimseler onlardır. İlim öğrenen ve öğretenler, insanlara özel ve genel olarak ders, hutbe ve vaaz verenler, insanların namaz kılıp zekât vermelerini ve dinin hükümlerini uygulamalarını sağlamak için Allah rızasını elde etmek gayesi ile gayret gösteip onları kötülüklerden alıkoyanlar, zikre geçen bu kesimin kapsamına girmektedir. Buna göre genel olsun, özel olsun insanları hayra çağıran yahut da genel veya özel bir nasihatta bulunan herkes bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir. 105. Yüce Allah, mü’min kullarına tefrikaya düşenlerin yollarını izlemelerini yasaklamaktadır. Hâlbuki onlara din ve apaçık belgeler gelmişti, bunlar gereği gibi dini uygulamalarını ve birlik olmalarını gerektirdiği halde onlar ayrılığa düştüler, ihtilaf ettiler ve gruplara ayrıldılar. Ancak bu durumları bilgisizlik ve sapıklıklarının bir sonucu değildi. Aksine onlar bunu bilerek ve kötü maksat gözeterek yapmışlardı. Birbirlerini kıskanarak ve haksızlığa saparak bu hale gelmişlerdi. Bundan dolayı Yüce Allah:“İşte onlar için büyük bir azap vardır.” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu büyük azabın ne zaman gerçekleşeceğini, bu can yakıcı azabın ne zaman onlara dokunacağını açıklayarak şöyle buyurmaktadır
3:106–107Page 63
يَوۡمَ تَبۡيَضُّ وُجُوهٞ وَتَسۡوَدُّ وُجُوهٞۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسۡوَدَّتۡ وُجُوهُهُمۡ أَكَفَرۡتُم بَعۡدَ إِيمَٰنِكُمۡ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ ١٠٦
On the Day [some] faces will turn white and [some] faces will turn black. As for those whose faces turn black, [to them it will be said], "Did you disbelieve [i.e., reject faith] after your belief? Then taste the punishment for what you used to reject."
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبۡيَضَّتۡ وُجُوهُهُمۡ فَفِي رَحۡمَةِ ٱللَّهِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ ١٠٧
But as for those whose faces turn white, [they will be] within the mercy of Allāh. They will abide therein eternally.
106- O gün kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha! O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın”(denir). 107- Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.
106-107. “O gün kimi yüzler ağaracak kimi yüzler kararacaktır...” Yüce Allah Kıyamet gününde insanların mutluluk ve bedbahtlık noktasında birbirlerinden farklı olacaklarını bildirmektedir. Allah’a iman eden, Rasûlünü tasdik eden, emirlerini yerini getirip yasaklarından uzak duran mutlu ve bahtiyarların yüzlerinin ağaracağını haber vermektedir. Yüce Allah bunları cennetlere koyacak, pek çok ilâhi lütufları onlara bol bol ihsan edecektir ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Allah’ın peygamberlerini yalanlayan, O’nun emrine karşı gelip isyan eden, dinlerinde fırka fırka bölüp ayrılığa düşen bedbaht kimselerin de o gün yüzlerinin kararacağını, azarlanacaklarını ve kendilerine:“İmanınızdan sonra kâfir oldunuz ha!” denilecektir. Yani Nasıl küfrü imana tercih ettiniz? Yine onlara:“O halde kâfir olmanızdan ötürü azabı tadın” denilecektir.
3:108–109Page 63
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتۡلُوهَا عَلَيۡكَ بِٱلۡحَقِّۗ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمٗا لِّلۡعَٰلَمِينَ ١٠٨
These are the verses of Allāh. We recite them to you, [O Muḥammad], in truth; and Allāh wants no injustice to the worlds [i.e., His creatures].
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ ١٠٩
To Allāh belongs whatever is in the heavens and whatever is on the earth. And to Allāh will [all] matters be returned.
108- Bunlar Allah’ın âyetleridir ki onları sana hak ile okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez. 109- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür.
108. Yüce Allah peygamberine okumuş olduğu âyetlerinden övgü ile söz etmektedir. Bu ayetler hak ve batılı, Allah’ın dostları ile düşmanlarını birbirinden ayırmakta, Allah'ın bir tarafa hazırladığı mükâfaatları, diğerlerine ise hazırladığı cezayı bildirmektedir. Yine Allah, bunları lütuf, adalet ve hikmetinin gerektirdiğini, O’nun kullarına asla zulmetmediğini, amellerinin karşılığını eksik vermeyeceğini yahut da hiçbir kimseye suç yere azap etmeyeceğini yahut da başkasının günahını ona yüklemeyeceğini de haber vermektedir. Şanı Yüce Allah emir vermenin ve şeriat koymanın kendi hak ve yetkisi olduğunu söz konusu ettikten sonra eksiksiz mülkiyet, egemenlik, tasarruf ve saltanatın da yalnız kendisinin olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
109. “Bütün işler yalnız Allah’a döndürülür” O da yilik yapanlara iyiliklerinin karşılığını verir, kötülük yapanları da isyanları dolayısı ile cezalandırır. Şanı Yüce Allah, üç türlü hüküm ve tasarrufunu sık sık bir arada söz konusu etmekte ve böylelikle kullarına mutlak hâkimin kendisi olduğunu beyan etmektedir. Buna göre gerek kaderî hükümler, gerek şer’î hükümler, gerekse de cezaî hükümler yalnız O’nundur. O dünyada da âhirette de kulları arasında hüküm verendir. O’nun dışındaki diğer yaratıklar ise haklarında hüküm verilenlerdir. Bunların emretmek adına bir şeye sahip olmaları söz konusu değildir.
3:110–111Page 64
كُنتُمۡ خَيۡرَ أُمَّةٍ أُخۡرِجَتۡ لِلنَّاسِ تَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَتَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَتُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِۗ وَلَوۡ ءَامَنَ أَهۡلُ ٱلۡكِتَٰبِ لَكَانَ خَيۡرٗا لَّهُمۚ مِّنۡهُمُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَأَكۡثَرُهُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ١١٠
You are the best nation produced [as an example] for mankind. You enjoin what is right and forbid what is wrong and believe in Allāh. If only the People of the Scripture had believed, it would have been better for them. Among them are believers, but most of them are defiantly disobedient.
لَن يَضُرُّوكُمۡ إِلَّآ أَذٗىۖ وَإِن يُقَٰتِلُوكُمۡ يُوَلُّوكُمُ ٱلۡأَدۡبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ ١١١
They will not harm you except for [some] annoyance. And if they fight you, they will show you their backs [i.e., retreat]; then they will not be aided.
110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Kitap ehli de iman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler olmakla birlikte onların çoğu fasıktır. 111- Onlar (dil ile) eziyet etmenin dışında size asla zarar veremezler. Şayet sizinle savaşacak olurlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
110-111. Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği vasıflarla bu ümmeti üstün kılmıştır. Onlar bu özellikler sayesinde temayüz etmiş ve diğer ümmetlerden üstte olmuşlardır. Onlar, insanlar içinde nasihat, hayrı istemek, davet, öğretim, irşat, iyiliği emretme, kötülüğü engelleme konularında insanlara en fazla hayrı dokunan kimselerdir. Onlar, hem imkan ölçüsünde insanların yararına olan işlerde koşuşturmak suretiyle ahlaklarını kemale erdirmişlerdir, hem de Allah'a iman etmek ve imanın gereklerini yerine getirmek suretiyle nefislerini kemale erdirmişlerdir. Şayet ehli kitap da onlar gibi iman edecek olsalardı onlar da doğru yolu bulurlardı ve bu da onlar için çok hayırlı olurdu. Ancak onlardan pek az kimse iman etmiştir. Çoğu ise fasık, Allah'a ve Rasul’e itaatten çıkan, müminlere savaş açan ve onlara var güçleriyle zarar vermeye çalışan kimselerdir. Buna rağmen onlar, müminlere dilleriyle eziyet etmekten başka bir zarar veremezler. Zira onlarla savaşacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara kimse yardım da etmez. Nitekim Allah'ın haber verdiği gibi de olmuştur. Onlar Müslümanlarla savaştıkları vakit arkalarını dönüp kaçmışlar ve Allah, onlara karşı Müslümanlara zafer ihsan etmiştir.
3:112Page 64
ضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيۡنَ مَا ثُقِفُوٓاْ إِلَّا بِحَبۡلٖ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبۡلٖ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبٖ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَسۡكَنَةُۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانُواْ يَكۡفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقۡتُلُونَ ٱلۡأَنۢبِيَآءَ بِغَيۡرِ حَقّٖۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعۡتَدُونَ ١١٢
They have been put under humiliation [by Allāh] wherever they are overtaken, except for a rope [i.e., covenant] from Allāh and a rope [i.e., treaty] from the people [i.e., the Muslims].1 And they have drawn upon themselves anger from Allāh and have been put under destitution. That is because they disbelieved in [i.e., rejected] the verses of Allāh and killed the prophets without right. That is because they disobeyed and [habitually] transgressed.
112- Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar zillet damgası üzerlerine vurulmuştur. Ancak Allah’ın ahdine ve insanların emanına sığınmış olmaları müstesna. Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar ve üzerlerine fakirlik damgası vurulmuştur. Bunun sebebi onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleridir. Bu, onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır.
112. Bu buyrukta Yüce Allah yahudilere zillet damgası vurulmuş olduğunu haber vermektedir. Bu nedenle onlar nerede olurlarsa olsunlar korku içerisindedirler. Herhangi bir antlaşma yahut İslâm’ın hükmüne boyun eğip cizye vermeyi kabul etmek suretiyle güven sağlayacak bir sebebe sarılmaları dışında hiçbir şey onları güven altında bulundurmaz. Yahut da “insanların emanına sığınmış olmaları müstesna” Yani başkalarının yönetim ve nezaretleri altında bulunmaları halinde kendilerini emniyet altında hissedebilirler. Nitekim öteden beri durumlarının böyle olduğu görülmüştür. Son dönemlerde Filistin’de elde ettikleri geçici egemenliği de ancak diğer büyük devletlerin yardım ve desteği ile ve bu büyük devletlerin onlara her türlü imkânı hazırlamaları sonucu elde edebilmişlerdir. “Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar.” Allah onlara gazap etmiştir. Zillet ve fakirlik ile onları cezalandırmıştır. Buna sebep ise Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Onlar bunu bilgisizliklerinden dolayı yapmıyorlardı. Haddi aşmalarından ve inatlarından dolayı yapıyorlardı. Onlara verilen bu çeşitli cezalar “onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır.” Şanı Yüce Allah onlara asla zulmetmemiş ve suçsuz yere onları cezalandırmamıştır. Onlara verdiği bu cezalar, onların haddi aşmaları, düşmanlık etmeleri, küfre sapmaları, peygamberleri yalanlamaları ve korkunç cinâyetler işlemelerinden dolayıdır.
3:113–115Page 64
۞ لَيۡسُواْ سَوَآءٗۗ مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ أُمَّةٞ قَآئِمَةٞ يَتۡلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ وَهُمۡ يَسۡجُدُونَ ١١٣
They are not [all] the same; among the People of the Scripture is a community1 standing [in obedience], reciting the verses of Allāh during periods of the night and prostrating [in prayer].
يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِي ٱلۡخَيۡرَٰتِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ١١٤
They believe in Allāh and the Last Day, and they enjoin what is right and forbid what is wrong and hasten to good deeds. And those are among the righteous.
وَمَا يَفۡعَلُواْ مِنۡ خَيۡرٖ فَلَن يُكۡفَرُوهُۗ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِٱلۡمُتَّقِينَ ١١٥
And whatever good they do - never will it be denied them. And Allāh is Knowing of the righteous.
113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.
113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır.
115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences