As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Luqman 31:25–34
31:25–28Page 413
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۚ قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ٢٥
And if you asked them, "Who created the heavens and earth?" they would surely say, "Allāh." Say, "[All] praise is [due] to Allāh"; but most of them do not know.
لِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ ٢٦
To Allāh belongs whatever is in the heavens and earth. Indeed, Allāh is the Free of need, the Praiseworthy.
وَلَوۡ أَنَّمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ مِن شَجَرَةٍ أَقۡلَٰمٞ وَٱلۡبَحۡرُ يَمُدُّهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦ سَبۡعَةُ أَبۡحُرٖ مَّا نَفِدَتۡ كَلِمَٰتُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٞ ٢٧
And if whatever trees upon the earth were pens and the sea [was ink], replenished thereafter by seven [more] seas, the words1 of Allāh would not be exhausted. Indeed, Allāh is Exalted in Might and Wise.
مَّا خَلۡقُكُمۡ وَلَا بَعۡثُكُمۡ إِلَّا كَنَفۡسٖ وَٰحِدَةٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٌ ٢٨
Your creation and your resurrection will not be but as that of a single soul.1 Indeed, Allāh is Hearing and Seeing.
25- Andolsun onlara:“Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, onlar kesinlikle:“Allah” diyeceklerdir. Sen: “Allah’a hamdolsun” de. Hayır, onların çoğu bilmezler. 26- Göklerde ve yerde olanlar yalnız Allah’ındır. Şüphesiz Allah Ğanîdir, Hamîddir. 27- Eğer yeryüzünde bulunan tüm ağaçlar kalem ve denizler de ardından yedi deniz daha katılarak (mürekkep) olsaydı yine de Allah’ın sözleri tükenmezdi. Şüphesiz Allah Azîzdir, Hakîmdir. 28- Sizin yaratılmanız ve (öldükten sonra) diriltilmeniz, ancak tek bir can gibidir. Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir, görendir.
25. “Andolsun onlara” yani şu hakkı yalanlayan müşriklere: “Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan” hiç şüphesiz putlarının bunlardan hiçbir şeyi yaratmamış olduklarını anlayacaklar ve “kesinlikle” onları tek başına “Allah” yarattı “diyeceklerdir.” Onlara itiraf ettikleri hususu inkâr ettikleri gerçeğe dair delil getirerek onları susturmak üzere “Allah’a hamdolsun, de.” Yani bunu açık seçik ortaya çıkartan ve bizzat kendi sözlerinizi sizin aleyhinize delil olarak ortaya koyan Allah’a hamdolsun. Eğer onlar, gerçekten bilen kimseler olsalardı, tek başına varlıkları yaratıp idare edenin aynı şekilde tek başına ibadete ve tevhid edilmeye lâyık olduğunu da kesinlikle bilirlerdi. Ama “hayır, onların çoğu bilmezler.” Bundan dolayı da başkalarını O’na ortak koşarlar, hayret ve şaşkınlık içinde -hiçbir basiret söz konusu olmaksızın- içinde oldukları çelişkiye razı olmuşlardır.
26. Yüce Allah, bu iki âyet-i kerimede sıfatlarının genişliğine bir örnek zikretmekte, böylece kullarını kendisini bilmeye, sevmeye ve dinlerini yalnızca O’na halis kılmaya davet etmektedir. Yine egemenliğinin her şeyi kuşatacak şekilde kapsamlı olduğunu, göklerde ve yerde bulunan her bir şeyin -ki bu da ulvi ve süfli âlemin her birini kapsar- O’nun mülkü olduğunu, bunlar hakkında kaderî hükmü, şer’î hükümleri ve cezaî hükümleri ile tasarrufta bulunduğunu söz konusu etmektedir. Hepsi O’nun mülkü ve O’nun kullarıdır; O’nun tarafından idare edilmekte ve O’nun emrine boyun eğmektedirler. Onların hiçbirisinin mülkten en ufak bir payı yoktur. O, “Ğani”dir (hiçbir şeye muhtaç olmayandır, çok zengindir); yaratılmışların muhtaç olduğu hiçbir şeye O’nun ihtiyacı yoktur: “Ben onlardan rızık istemiyorum, Beni doyurmalarını da istemiyorum.”(ez-Zâriyât, 51/57) Peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin amellerinin Allah’a hiçbir faydası yoktur. Bu amellerin faydası, onları işleyenleredir. Allah’ın onlara da onların amellerine de ihtiyacı yoktur. Dünya ve âhiretlerinde onları zengin kılmış ve varlıklı kılmış olması da O’nun Ğani oluşunun bir tecellisidir. Daha sonra Yüce Allah, “Hamid” olduğunu haber vermekte, övgüye layık oluşunun zatının ayrılmaz bir vasfı olduğunu bildirmektedir. O, bütün yönleri ile hamde layık olandır. O, zatı itibari ile de sıfatları ile de hamde layıktır. O’nun her bir sıfatı bütün yönleri ile en mükemmel ve en eksiksiz şekilde hamdedilmeye layık olduğunu ortaya koyar. Çünkü her bir sıfat bir azamet ve bir kemâl sıfatıdır. Bütün yaptıkları ve yarattıkları dolayısı ile O hamde layıktır. Vermiş olduğu bütün emirler, koymuş olduğu bütün yasaklar dolayısı ile de hamde layıktır. Kulları hakkında ve kullar arasında gerek bu dünya hayatında, gerek âhiret hayatında verdiği ve vereceği bütün hükümleri dolayısı ile de O, hamde layıktır.
27. Daha sonra Yüce Allah, kalpleri alabildiğine etkileyecek, akıllara durgunluk verecek, düşünceleri hayrete düşürecek, akıl ve basiret sahiplerinin onu öğrenmek için enine boyuna seyahat edecekleri bir açıklama ile kelâmının genişliğini ve sözlerinin azametini haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Eğer yeryüzünde bulunan tüm ağaçlar” kendileri ile yazı yazılacak “kalem ve denizler de ardından yedi deniz daha katılarak(mürekkep) olsaydı” şüphesiz bütün bu kalemler kırılıp tükenir ve bu mürekkep nihâyete ererdi, ama “yine de Allah’ın sözleri tükenmezdi.” Bu, gerçekle ilgisi bulunmayan mübalağalı bir ifade değildir. Aksine şanı yüce Rabbimiz, akılların kendi sıfatlarını kısmen dahi idrâk edemeyeceklerini, bununla birlikte kullarına kendisini tanıtmasının onlara ihsan ettiği nimetlerin en değerlisi, ulaşabildikleri en üstün şeref olduğunu, ama aynı zamanda O’nu layık-ı vechiyle tanımalarına da imkân olmadığını bilmektedir. Fakat tamamı elde edilemeyen bir şey, tamamen de terk edilmez. İşte bu bakımdan Yüce Allah, onların kalplerini aydınlatacak, göğüslerine genişlik verip rahatlatacak ve elde ettikleri bilgiyi elde edemediklerine delil göstermelerini sağlayacak şekilde sıfatlarının bir bölümüne bu şekilde dikkatlerini çekmiş bulunmaktadır. Ki böylelikle onlar da en faziletlileri ve Rabbini en iyi bilenlerinin söylediği gibi söylesinler:“Biz seni hakkıyla övemeyiz, Sen kendi zatını nasıl övmüşsen öylesindir.”[4] Yoksa durum onlar tarafından gereği gibi idrak edilebilmekten çok daha ileri ve çok daha büyüktür. Bu misal, kavrayışların ve zihinlerin ulaşmaya güç yetiremediği bir manayı nispeten anlaşılabilir bir ifade ile anlatma kabilindendir. Yoksa ağaçlar, belirtilen miktarın kat kat fazlası dahi olsa ve denizlere de kat kat fazlası ilave edilse yine bunların hepsinin -mahlûk olduklarından dolayı- sonlarının gelmesi ve bitip tükenmeleri tasavvur edilebilecek şeylerdir. Ama Yüce Allah’ın kelâmının bitip tükenmesi tasavvur dahi olunamaz. Hatta şer’î ve aklî delil, O’nun sözlerinin bitip tükenmesinin, sonunun gelmesinin söz konusu olmayacağını bize göstermiştir. Her bir şeyi yoktan var eden Yaratıcı ve O’nun sıfatları dışında her şey nihâyete erer:“Şüphesiz ki varış, Rabbine olacaktır.”(en-Necm, 53/42) Akıl, Yüce Allah’ın ilk oluşunun ve son oluşunun hakiki mahiyetini tasavvur etse şöyle bir durum ortaya çıkacaktır: Zihnin geçmiş zaman olarak varsaydığı her bir şeye dair bütün varsayım ve tahminler ne kadar geriye doğru uzanıp giderse gitsin hiç şüphesiz Yüce Allah, sonu tasavvur olunamayacak şekilde bütün bu varsayımlardan çok daha öncedir. Yine zihin ve akıl, gelecek zamanlara dair neyi varsaysa ve bu varsayım ve değerlendirmeler ne kadar uzayıp gitse, dili ve kalbi ile buna yardımcı olabilecek bütün yardımcılar da bu varsayıma katkıda bulunsa hiç şüphesiz Yüce Allah, sonu gelmemek üzere yine varsayılan o nihai gelecek zamanlardan sonra da ebediyyen var olacaktır. İşte Yüce Allah, bütün bu zamanlarda hüküm verir, söz söyler, buyurur, dilediğini dilediği zaman dilediği şekilde yapar. O’nun iradesini, söz ve fiillerini engelleyecek hiç bir güç yoktur. İşte akıl, bunları tasavvur edebildiği takdirde Yüce Allah’ın kelâmına dair vermiş olduğu bu örneğin, kulların bu sıfatın bir bölümünü idrâk etmeleri için olduğunu anlar. Yoksa işin gerçek mahiyeti, bundan daha büyük ve çok daha ileridir. Daha sonra Yüce Allah izzetinin celâlini ve hikmetinin kemalini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah Azizdir, Hakimdir.” Bütünü ile izzet (güç, kuvvet) yalnız O’nundur. Ulvi ve süfli âlemde ne kadar güç varsa mutlaka O’ndandır. Yaratıklara bu gücü veren O’dur. O’nun verdiği güç olmaksızın hiçbir varlık hiçbir şey yapamaz. O, izzeti ile bütün mahlukatı emri altına almış, onlarda tasarruf etmekte ve onların işlerini çekip çevirmektedir. Hikmeti ile de bütün yaratıkları yaratmış, hikmet ile onları var etmiştir ki sona erişleri de hikmetle olacaktır. Bütün bu varlıklardan gözetilen maksat da hikmettir. Aynı şekilde emirler ve yasaklar da hikmetle verilmiştir. Onlardan gözetilen nihai maksat da hikmettir. O halde O, bütün yaratmalarında ve emirlerinde hikmeti sonsuz olandır; “Hakîm”dir. Daha sonra kudretinin azamet ve kemâlini söz konusu etmekte ve aklın bunu tasavvur etmesinin imkânsız olduğunu ifade ederek şöyle buyurmaktadır:
28. Bu, akıllara hayret verecek bir şeydir. Çokluklarına rağmen insanların yaratılması ve ölüp darmadağın olduktan sonra da hepsinin diriltilmesi bir anda ve sanki tek bir canı yaratması gibi olacaktır. O halde öldükten sonra dirilişi, amellerden dolayı hesaba çekilişi, amellerin karşılıklarının verilişini uzak görmenin, Allah’ın azametini, kuvvet ve kudretini bilmemekten başka bir açıklaması yoktur. Daha sonra Yüce Allah, işitilecek her bir şeyi işittiğini ve görülecek her bir şeyi gördüğünü söz konusu ederek:“Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir, görendir” buyurmaktadır.
31:29–30Page 414
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلّٞ يَجۡرِيٓ إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗى وَأَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ٢٩
Do you not see [i.e., know] that Allāh causes the night to enter the day and causes the day to enter the night and has subjected the sun and the moon, each running [its course] for a specified term, and that Allāh, of whatever you do, is Aware?
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ ٣٠
That is because Allāh is the True Reality, and that what they call upon1 other than Him is falsehood, and because Allāh is the Most High, the Grand.
29- Görmez misin ki Allah geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. Güneşi ve ayı (sizin hizmetinize) boyun eğdirmiştir ki her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 30- Bütün bunların sebebi şudur: Allah, hakkın ta kendisidir. Onların O’nun dışında yalvardıkları ise bâtıldır ve Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
29. Bu buyrukta da Yüce Allah, kâinatta tek başına tasarruf sahibi olduğunu, kâinatı idare ettiğini, geceyi gündüze, gündüzü de geceye eklemekte olduğunu, böylece bri geldi mi diğerinin gittiğini, tasarrufunun her şeyi kapsadığını ve bunu tek başına yaptığını ifade etmektedir. O, güneşe ve aya da boyun eğdirmiştir ve her ikisi de belli bir düzen içinde akıp gitmektedir. Onları yarattığı günden beri de bu düzenleri bozulmamıştır. Bu sayede kulların birtakım maslahatlarının, din ve dünyalarını ilgilendiren -ve kendisi ile ibret alıp yararlanacakları türden- menfaatleri gerçekleşmektedir. Güneş ve ayın “her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider.” Bu süre geldi mi artık onların akıp gitmeleri son bulur. Onların güçleri işlemez olur. Bu ise güneşin dürüleceği, ayın ışığının söndürüleceği, dünyanın sona erip âhiret yurdunun başlayacağı vakit olan Kıyamet gününde olacaktır. “Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan” hayır ve şer hepsinden “haberdardır.” Bunlardan hiçbir şey O’na gizli saklı değildir. O, itaatkârları mükâfatlandırmak, isyankârları da cezalandırmak sureti ile bu amellerinizin karşılığını size verecektir.
30. “Bütün bunların” size azametine ve sıfatlarına dair yaptığı açıklamaların “sebebi şudur: Allah” zatında ve sıfatlarında “hakkın ta kendisidir.” Onun dini de haktır, rasûlleri haktır, azap tehdidi de haktır, O’na ibadet de hakkın ta kendisidir. “Onların O’nun dışında yalvardıkları ise” zatı itibari ile de sıfatları itibari ile de “bâtıldır.” Eğer Yüce Allah, bu varlıkları var etmemiş olsa idi, bunlar kendiliklerinden var olamazdı. Eğer bu varlıkların canlılığını sürdürmelerine fırsat vermeyecek olsa, bu varlıkların hiçbirisi hayatta kalamaz. Bunlar, bu mahiyetleri ile batıl olduklarına göre onlara ibadet de batıl üstüne batıl olur. “Ve Allah çok yücedir.” Zatı ile bütün mahlukatının üstündedir. O’nun sıfatları da başka hiçbir varlığın sıfatıyla kıyas edilemeyecek kadar yüce ve üstündür. O, yaratılmışların üstündedir ve onların hepsini emri altına almıştır. “Çok büyüktür” zatı ve sıfatında büyüklük (kibriyâ) yalnız O’nundur. Göklerde ve yerdekilerin kalplerinde de kibriya yalnız O’nun hakkıdır.
31:31–32Page 414
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِنِعۡمَتِ ٱللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنۡ ءَايَٰتِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٖ لِّكُلِّ صَبَّارٖ شَكُورٖ ٣١
Do you not see that ships sail through the sea by the favor of Allāh that He may show you of His signs? Indeed in that are signs for everyone patient and grateful.
وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوۡجٞ كَٱلظُّلَلِ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ فَمِنۡهُم مُّقۡتَصِدٞۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا كُلُّ خَتَّارٖ كَفُورٖ ٣٢
And when waves come over them like canopies, they supplicate Allāh, sincere to Him in religion [i.e., faith]. But when He delivers them to the land, there are [some] of them who are moderate [in faith]. And none rejects Our signs except everyone treacherous and ungrateful.
31- Görmez misin ki gemiler, Allah’ın nimeti sayesinde denizde akıp gitmektedir? Bu, size delillerinden bir kısmını göstermesi içindir. Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır. 32- Onları gölgelik gibi bir dalga kuşattığında dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkarınca da onlardan kimisi (imanla küfür arasında) orta bir yol tutar. Âyetlerimizi pek vefasız, çok nankör kimselerden başkası inkâr etmez.
31. Yani Yüce Allah’ın kudretinin, rahmetinin ve kullarına inâyetinin etkilerini görmez misin? O, denizi takdîri emri, lütuf ve ihsanı ile gemilerin onda akıp gitmelerine elverişli olacak şekilde amade kılmıştır. Bundan maksat ise “size delillerinden bir kısmını göstermesi”dir. Çünkü bunlardan yararlanılır ve bunlardan ibret alınır. “Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.” Delillerden yararlanacak kimseler, sıkıntılara karşı çokça sabreden, rahat ve bolluk halinde de çokça şükreden, Allah’a itaate de O’na isyan etmemeye de ve O’nun acı takdirlerine karşı da çokça sabreden, Allah’ın dini ve dünyevi nimetlerine karşı O’na çokça şükreden kimselerdir.
32. Yüce Allah, insanların denizde yolculuk yapıp da dalgaların, üzerlerini gölge gibi kaplamasını ve onların, bu halde Allah’a ihlâs ile dua ettiklerini söz konusu etmektedir. “Onları kurtarıp karaya çıkarınca da” iki kısım olurlar: “Onlardan kimileri orta yolu tutar.” Yani gereği gibi, tam bir şekilde Allah’a şükretmez. Aksine günahkâr ve kendi nefislerine zulmeden kimseler olurlar. Diğer bir kesim ise Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük eder, onları inkâr edip küfre sapar. Bundan dolayı da Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimizi pek vefasız, çok nankör kimselerden başkası inkâr etmez.” Bu gibi vefasızların vefasızlıklarından birisi de şudur: Bunlar, Rablerine “Eğer sen bizi bu denizden ve sıkıntıdan kurtaracak olursan şükredenlerden olacağız”, diyerek verdikleri sözlerinde durmayışlarıdır. Bunlar verdikleri bu sözü bozarlar, bunun gereğini yerine getirmezler. Bununla birlikte bu gibileri Allah’ın nimetlerini de inkâr eden “çok nankör” kimselerdir. Peki, Allah’ın böyle bir sıkıntıdan kurtarmış olduğu kimselere Allah’ın nimetlerine tam anlamı ile şükretmekten başka bir davranış yakışır mı?
31:33Page 414
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡ وَٱخۡشَوۡاْ يَوۡمٗا لَّا يَجۡزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِۦ وَلَا مَوۡلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِۦ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ ٣٣
O mankind, fear your Lord and fear a Day when no father will avail his son, nor will a son avail his father at all. Indeed, the promise of Allāh is truth, so let not the worldly life delude you and be not deceived about Allāh by the Deceiver [i.e., Satan].
33- Ey insanlar! Rabbinize karşı takvalı olun ve babanın oğluna, oğlun da babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı bir günden korkun. Şüphe yok ki Allah’ın vaadi haktır. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan) da sakın sizi Allah ile aldatmasın.
33. Yüce Allah, emirlerini yerine getirmek ve yasaklarını terk etmekten demek olan takvâyı insanlara emretmekte; herkesin kendisinden başka hiçbir şeyi önemsemeyip hiçbir şeye aldırmayacağı o zorlu gün olan Kıyamet gününden korkmaları gerektiğine de dikkatlerini çekmektedir:“Babanın oğluna, oğlun da babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı bir günden korkun.” Bular birbirlerinin ne iyiliklerine bir şey katabilecek, ne de kötülüklerinden bir şey eksiltebilecektir. Çünkü her bir kulun ameli, artık tamamlanmış ve onun alacağı karşılık da kesinleşmiş olacaktır. Yüce Allah'ın bu dehşetli güne dikkatleri çekmesi, kula takva konusunda güç verecek ve bunu ona kolaylaştıracak bir husustur. Bu da Yüce Allah’ın kullarına rahmetinin bir tecellisidir. Onlara kendilerini mutluluğa ulaştıracak takvâyı emretmekte ve bundan dolayı da onlara mükâfat vaat etmektedir. Yine onları cezaya karşı da uyarmakta ve öğütlerle, korkutucu şeyleri haber vermekle de onları uyarmaktadır. Ey âlemlerin Rabbi! Bundan dolayı sana hamd-ü senalar olsun. “Şüphe yok ki Allah’ın vaadi haktır.” Bundan şüpheye düşmeyin. Bu vaadi doğru kabul etmeyen kimseler gibi amellerde bulunmayın. O nedenle Yüce Allah:“O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın” buyurmaktadır. Ynai dünya hayatı süsü, allı pullu hali, içindeki fitne ve imtihan araçları ile sizleri aldatmasın. “O çok aldatıcı” olan şeytan “da sakın sizi Allah ile aldatmasın.” Şeytan, her zaman için insanı aldatmakta ve hiçbir zaman onun yakasını bırakmamaktadır. Yüce Allah’ın kulları üzerinde bir hakkı vardır. Şöyle ki O, amellerinin karşılığını kendilerine vermek ve kullar onun hakkını eksiksiz olarak yerine mi getirmişlerdir yoksa bu konuda kusurlu mu hareket etmişlerdir diye ortaya çıkarmak için bir süre belirlemiş ve onlara bunu vaat etmiştir. O halde bu, önemsenmesi gereken bir husustur. Kulun bunu daima gözünün önünde bulundurması ve uğrunda didinip duracağı ana sermayesi yapması gerekir. Böyle bir maksadın önündeki en büyük engel ise şüphesiz fitneye düşüren dünya ve kötülükleri güzel göstererek vesvese veren şeytandır. O nedenle Yüce Allah kullarına hem dünyaya aldanmalarını hem de o çok aldatıcının kendilerini Allah ile aldatmasına kanmalarını yasaklamaktadır:“Şeytan onlara vaatlerde bulunur, olmayacak kuruntulara sürükler. Oysa şeytan kendilerine aldatmadan başka bir şey vaat etmez.”(en-Nisâ, 4/120)
31:34Page 414
إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ وَيَعۡلَمُ مَا فِي ٱلۡأَرۡحَامِۖ وَمَا تَدۡرِي نَفۡسٞ مَّاذَا تَكۡسِبُ غَدٗاۖ وَمَا تَدۡرِي نَفۡسُۢ بِأَيِّ أَرۡضٖ تَمُوتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرُۢ ٣٤
Indeed, Allāh [alone] has knowledge of the Hour and sends down the rain and knows what is in the wombs.1 And no soul perceives what it will earn tomorrow, and no soul perceives in what land it will die. Indeed, Allāh is Knowing and Aware.
34- Şüphesiz kıyametin bilgisi, Allah katındadır. Yağmuru O indirir ve rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.
34. Yüce Allah’ın ilminin görüneni ve görünmeyeni, gizlilikleri ve açıkları kuşattığı bilinen bir husustur. Allah, bazen kullarını gaybî pek çok husustan haberdar edebilir. Burada sözü edilen beş husus ise bütün mahlukattan gizleyip kendine sakladığı hususlardandır. Başkaları şöyle dursun bunları ne mürsel bir peygamber ne de mukarreb bir melek bilebilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz kıyametin bilgisi, Allah katındadır.” Onun ne zaman kopacağını O bilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır. Onun vaktini kendisinden başkası açıklayamaz. Göklerde ve yerde ağır basmıştır o. O size ancak ansızın gelir.”(el-A’râf, 7/187)“Yağmuru O indirir.” Onu indiren ve ne zaman ineceğini bilen, yalnızca O’dur. “Rahimlerde olanı O bilir.” Rahimlerde olanı var eden, ne olduğunu bilen, erkek midir, dişi midir bunu da bilen, O’dur. Bundan dolayı rahimlerde olanlarla görevli olan melek Rabbine:“O erkek mi olacak kız mı?”, diye sorar. Yüce Allah da dilediği hükmü verir.[5]“Hiç kimse yarın” gerek dinî, gerek dünyevî hususlarla ilgili olarak “ne kazanacağını bilemez.”“Yine hiç kimse hangi yerde öleceğini de bilemez.” Aksine bütün bunları bilen sadece ve sadece Yüce Allah’tır. Yüce Allah, bütün bu hususların bilgisinin özellikle kendisi için söz konusu olduğunu belirttikten sonra genel olarak ilminin her şeyi kuşattığını da belirterek:“Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” buyurmaktadır. O’nun bilgisi gizlilikleri de açıkta olanları da, sırları ve gizlilikleri de kuşatmıştır. Kullardan bu beş hususun bilgisini saklamış olması da O’nun eksiksiz hikmetinin bir tecellisidir. Çünkü bunların gizli olmasında, bu husus üzerinde düşünenlere kapalı kalmayacak pek çok maslahatlar vardır.
Lokmân Sûresi’nin tefsiri -Yüce Allah’ın lütfu ve yardımıyla- burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.
***
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences