As-Sa'diAl‑Ahzab · 33:1–12

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

الأحزاب

Al-Ahzab

The Combined Forces · Medinan · 73 ayahs

33:1–3Page 418

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ ٱتَّقِ ٱللَّهَ وَلَا تُطِعِ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقِينَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمٗا ١

O Prophet, fear Allāh and do not obey the disbelievers and the hypocrites. Indeed, Allāh is ever Knowing and Wise.

وَٱتَّبِعۡ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٗا ٢

And follow that which is revealed to you from your Lord. Indeed Allāh is ever, of what you do, Aware.

وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلٗا ٣

And rely upon Allāh; and sufficient is Allāh as Disposer of affairs.1

1- Ey Peygamber! Allah’a karşı takvalı ol! Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. 2- Rabbinden sana vahyedilene uy! Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 3- Allah’a tevekkül et! Vekil olarak Allah yeter.

(Medine’de inmiştir. 73 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Yani ey Allah’ın kendisine lütufta bulunarak peygamberlik verdiği, vahyine mazhar kılarak ayrıcalıklı bir konuma yükselttiği, diğer insanlardan üstün kıldığı kişi! Rabbinin üzerindeki nimetleri dolayısıyla -herkesten çok senin için gerekli olan ve başkalarına göre sana daha fazlasını yerine getirmek düşen- takvânın gereğini yerine getir: O’nun emir ve yasaklarına uy, O’nun risaletini tebliğ et, sana gönderdiği vahyi kullarına eksiksiz ilet ve bütün insanlara samimi olarak öğüt ver. Herhangi bir kimse bunları yapmaktan seni alıkoymasın, hiçbir kimse seni bu yolundan geri çevirmesin. Allah’a ve Rasûlüne düşmanlığını açıkça ortaya koymuş hiçbir kâfire de içten içe yalanlayıp küfrünü saklayan ve bunun aksini açığa vuran hiçbir münafığa da asla itaat etme! İşte bunlar gerçek düşmanlardır. Takvâyı eksilten ve takvâ ile çelişen bazı hususlarda bile olsa onlara itaat etme! Onların arzularına uyma! Çünkü onlar, seni doğrudan uzaklaştırırlar. 2. Aksine sen “Rabbinden sana vahyedilene uy!” Çünkü asıl hidâyet ve rahmet odur. Bu şekilde hareket etmekle de Rabbinin mükâfatını umabilirsin. “Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Sizin yaptığınızı bildiği hayır ve şerre uygun olarak da amellerinize karşılık verecektir.

3. Şâyet içinde sen onlara saptırıcı hevâları hususunda itaat etmeyecek olursan, onların sana zarar verecekleri yahut insanların hidâyete ukaştırılmasında bir eksiklik husule gelebileceği gibi bir düşünce yer edecek olursa, böyle bir düşünceyi kendinden uzaklaştır ve onun yerine buna zıt duyguları yerleştir. Bu ise Yüce Allah’a tevekkül etmektir. Onun için kendisine gelebilecek herhangi bir zarar önlenemeyen, fayda sağlayamayan, hayatı ve ölümü elinde bulunduramayan, öldükten sonra diriltemeyen bir kimse, Rabbine nasıl güvenip dayanması gerekiyorsa sen de öylece Allah’a tevekkül et! Onların şerlerinden esenliğe kavuşmak ve emrolunduğun dini gereği gibi uygulamak için bu yolu izle! Her ne olursa olsun bu işin gerçekleşmesi hususunda da yalnızca Allah’a güven. “Vekil olarak Allah yeter.” Bütün işler O’na havale olunur. O da o işleri ve kulları için daha uygun olanları yerine getirir. Çünkü kulun maslahatları, onun bilemeyeceği bir şekilde olabilir. Kulun hiç bir şekilde güç yetiremeyeceği bir şekilde kulun maslahatına olan şeyi yerine getirmeye ancak O kadirdir. O, kula bizzat kendisinden, hatta anne ve babasından bile daha merhametlidir. Kullarına herkesten daha çok şefkatlidir. Özellikle ihsanıyla gözetip büyüttüğü, gizli ve açık bereketlerini onlara bol bol ihsan ettiği has kulları için bu böyledir. Hele de işlerini kendisine havale etmesini emretmiş ve onları gerçekleştirme vaadinde bulunmuşsa! İşte böyle bir durumda kolaylaştırılan her bir hususun, zorluğu giderilen her bir konumun, kolaylaşan zorlukların, ortadan kalkan sıkıntıların, gerekleri yerine getirilen hallerin, karşılanan ihtiyaçların, arka arkaya inen bereketlerin, geri püskürtülen musibetlerin ve kaldırılan kötülüklerin haddini hesabını sorma gitsin. İşte bu durumda işlerini Efendisine havale eden zayıf kulun, kalabalık insan gruplarının altından kalkamadığı işleri tek başına yaptığını, Allah’ın o kimseye güçlü yiğitlere zor gelen işleri kolaylaştırdığını görmek mümkündür. Yardım elbette ki Allah’tandır.

33:4–5Page 418

مَّا جَعَلَ ٱللَّهُ لِرَجُلٖ مِّن قَلۡبَيۡنِ فِي جَوۡفِهِۦۚ وَمَا جَعَلَ أَزۡوَٰجَكُمُ ٱلَّٰٓـِٔي تُظَٰهِرُونَ مِنۡهُنَّ أُمَّهَٰتِكُمۡۚ وَمَا جَعَلَ أَدۡعِيَآءَكُمۡ أَبۡنَآءَكُمۡۚ ذَٰلِكُمۡ قَوۡلُكُم بِأَفۡوَٰهِكُمۡۖ وَٱللَّهُ يَقُولُ ٱلۡحَقَّ وَهُوَ يَهۡدِي ٱلسَّبِيلَ ٤

Allāh has not made for a man two hearts in his interior. And He has not made your wives whom you declare unlawful1 your mothers. And He has not made your claimed [i.e., adopted] sons your [true] sons. That is [merely] your saying by your mouths, but Allāh says the truth, and He guides to the [right] way.

ٱدۡعُوهُمۡ لِأٓبَآئِهِمۡ هُوَ أَقۡسَطُ عِندَ ٱللَّهِۚ فَإِن لَّمۡ تَعۡلَمُوٓاْ ءَابَآءَهُمۡ فَإِخۡوَٰنُكُمۡ فِي ٱلدِّينِ وَمَوَٰلِيكُمۡۚ وَلَيۡسَ عَلَيۡكُمۡ جُنَاحٞ فِيمَآ أَخۡطَأۡتُم بِهِۦ وَلَٰكِن مَّا تَعَمَّدَتۡ قُلُوبُكُمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمًا ٥

Call them1 by [the names of] their fathers; it is more just in the sight of Allāh. But if you do not know their fathers - then they are [still] your brothers in religion and those entrusted to you. And there is no blame upon you for that in which you have erred but [only for] what your hearts intended. And ever is Allāh Forgiving and Merciful.

4- Allah, hiçbir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız hanımlarınızı analarınız saymamıştır. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar, ağızlarınızla gevelediğiniz (boş) sözlerden ibarettir. Allah, hakkı söyler ve doğru yola da O iletir. 5- Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha âdildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yaptığınız hatalardan dolayı size bir günah yoktur; ama bile bile yaptıklarınız (böyle değildir). Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.

4. Yüce Allah, kullarını gerçekle ilgisi olmayan sözleri dolayısı ile azarlamakta ve gerçeğin söyledikleri gibi olmadığını açıklamaktadır. Çünkü onların bu kabilden sözleri asılsız bir yalandır ve dinen çirkin birtakım hususlar, bu gibi sözlerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, Yüce Allah’ın takdir etmediği şeylerin var olduğunu ya da meydana geldiğini haber veren her tür konuşma hakkında geçerlidir. Ancak Yüce Allah, bunlar arasından şu hususları -bizzat meydana gelmiş olmaları ve açıklanmalarına ileri derecede ihtiyaç duyulması dolayısı ile- özellikle söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah hiçbir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır.” Böyle bir şey olmaz. O bakımdan sakın siz herhangi bir kimse için: Onun göğsünde iki kalp vardır, demeyesiniz. O takdirde sizler ilâhî hilkat hakkında yalan söylemiş olursunuz. Sizlerin hanımlarınıza: Sen benim için annemin sırtı gibisin yahut sen bana annem gibisin (haramsın) demek sureti ile “zıhâr yaptığınız hanımlarınızı analarınız saymamıştır.” Allah, onları sizin anneleriniz kılmamıştır; çünkü kişinin annesi, ancak kendisini doğuran kadındır. Anne, kişi için hem haramlık, hem hürmet itibari ile kadınlar arasında en üstün değere sahip olandır. Hanım ise kişiye en helâl olan kadındır. Birbiri ile bu kadar zıt konumda olan iki kadının biri ötekine nasıl benzetilebilir? Böyle bir şey caiz değildir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Aranızdan hanımlarına zıhâr yapanların hanımları onların anaları değildir. Onların anaları ancak onları doğuranlardır. Şüphe yok ki bunlar elbette çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar.”(el-Mücadele, 58/2)“Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır.” Bu buyruktaki “evlâtlıklar” anlamına gelen “الأدعياء” kelimesi, kişinin kendisinden olmadığı halde çocuğu olduğunu iddia ettiği yahut onu evlatlık edinmiş olması sebebi ile kendisine nispet edilen çocuk demektir. Cahiliye döneminde ve İslâm’ın ilk yıllarında bu vardır. Yüce Allah, bu uygulamayı iptal edip ortadan kaldırmayı murat ettiğinden öncelikle bunun çirkinliğini ve böyle bir iddianın batıl ve yalan olduğunu açıklamıştır. Batıl ve yalan olan hiçbir şeyin ise Allah’ın şeriatında yeri yoktur. O nedenle Allah’ın kullarının da böyle bir vasfı kazanmamaları gerekir. O nedenle Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah, sizden olmadığı halde kendinize ait olduğunu ileri sürdüğünüz yahut size nispet edilen çocukları, sizin öz oğullarınız kılmamıştır. Sizin gerçek evlâtlarınız, sizden doğanlar, sizden olanlardır. Kendinize nispet ettiğiniz ama başkalarından olma olan çocuklara gelince bunlar, sizin kendi öz çocuklarınız gibi olamazlar. “Bunlar” sizin evlâtlıklar hakkında söylediğiniz: Bu filanın oğludur, yahut Onun babası falandır, şeklindeki sözleriniz “ağızlarınızla gevelediğiniz (boş) sözlerden ibarettir.” Yani bunun aslı da hiçbir anlamı da yoktur. “Allah, hakkı söyler.” Kesin doğru ve gerçek olanı bildirir. Bundan dolayı O, size buyrukları ve şeriati ile buna uymanızı emretmiştir. O’nun sözü de haktır, şeriati de haktır. Batıl olan söz ve fiiller ise hiçbir şekilde ona nispet edilemez. Bunların, O’nun hidâyeti ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü O, ancak dosdoğru ve hak olan yollara iletir. Her ne kadar iyi kötü hepsi O’nun meşîeti ile meydana gelmiş olsa da bu böyledir. Çünkü O’nun meşîeti hayır ve şer namına var olan her bir şeyi kuşatacak şekilde umumidir. Daha sonra Yüce Allah, onlara batıl iddiaları ihtiva eden önceki hallerini açıkça terk etmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır:

5. “Onları” yani evlat edindiğiniz kimseleri onların gerçek “babalarına nispet ederek çağırın. Bu Allah katında daha âdildir.” Daha doğru ve daha uygundur. “Eğer” gerçek “babalarını bilmiyorsanız onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” Yani bunlar, Allah’ın dininde sizin kardeşleriniz ve bu yolla sizin dostlarınız olan kimselerdir. O bakımdan onları gerçek iman kardeşliği ile ve bu esas üzere dostlukla çağırın. Onları evlat edinenlere nispet ederek çağırmayı terk etmek, kesin bir emirdir ve böyle bir şey yapmak caiz değildir. Öz babalarına nispet ederek çağırmaya gelince eğer babalarının kim oldukları biliniyor ise onlara nispet edilerek çağırılmalıdırlar. Şâyet babalarının kim oldukları bilinmiyor ise onlar hakkında bilinenle yetinilmelidir. Bu ise din kardeşliği ve din üzere dostluktur. Sakın babalarını bilmeyişiniz, onları kendilerini evlat edinenlere nispet ederek çağırmanıza mazeret olur, zannetmeyesin. Çünkü bu konudaki sakınca, bu bilmeyiş ile ortadan kalkmaz. Sizden herhangi bir kimse dili sürçüp yanlışlıkla “yaptığınız hatalardan dolayı” onu evlat edinen kimseye nispet edip çağırması sebebi ile “size bir günah yoktur.” Bundan dolayı sorumluluk söz konusu değildir. Yahut gerçekte babası olmamakla birlikte zahiren babası olduğu bilinen kimseye nispet ederek o şahsı çağıracak olursanız, hata ile olması halinde, bunda bir vebal yoktur. “Ama bile bile yaptıklarınız (böyle değildir).” Kasten caiz olmayan sözleri söylemenizden ötürü sizi sorumlu tutacaktır. “Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Günahlarınızı bağışlamış ve size merhamet etmiştir. Çünkü geçmişte yaptıklarınızdan dolayı sizi cezalandırmamıştır. Yaptığınız hataları da müsamaha ile karşılamıştır. Din ve dünyanızı ıslah eden hükümleri sizlere açıklaması da size olan merhametindendir. Bu sebeple Yüce Rabbimize hamd-ü senâlar olsun.

33:6Page 418

ٱلنَّبِيُّ أَوۡلَىٰ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ مِنۡ أَنفُسِهِمۡۖ وَأَزۡوَٰجُهُۥٓ أُمَّهَٰتُهُمۡۗ وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضٖ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُهَٰجِرِينَ إِلَّآ أَن تَفۡعَلُوٓاْ إِلَىٰٓ أَوۡلِيَآئِكُم مَّعۡرُوفٗاۚ كَانَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡكِتَٰبِ مَسۡطُورٗا ٦

The Prophet is more worthy of the believers than themselves,1 and his wives are [in the position of] their mothers. And those of [blood] relationship are more entitled [to inheritance] in the decree of Allāh than the [other] believers and the emigrants, except that you may do to your close associates a kindness [through bequest]. That was in the Book2 inscribed.

6- Peygamber, mü’minler için kendi canlarından önce gelir. Onun hanımları da onların analarıdır. Akrabalar da Allah’ın Kitabı gereğince birbirlerine (varis olmaya) diğer mü’minlerden ve muhacirlerden daha layıktırlar. Ancak dostlarınıza (vasiyette bulunarak) iyilikte bulunmanız müstesnâ. Bunlar, Kitapta yazılmıştır.

6. Yüce Allah, mü’minlere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in durumunu ve mertebesini kendisi vasıtası ile anlayacakları ve böylece bu durumuna ve mertebesine uygun olarak ona muamele edecekleri bir haber vermektedir:“Peygamber mü’minler için kendi canlarından önce gelir.” İnsana en yakın ve sahip olduğu en ileri şey, canıdır. İşte Allah Rasûlü mü’min için canından önce gelir. Çünkü o, kendilerine samimiyetle öğüt vermiş, iyiliklerini istemiş, onlara şefkat ve merhamet göstermiştir. Bütün mahlukat arasında onlara en merhametli ve en şefkatli olan odur. Allah Rasûlü’nün onlar üzerindeki lütuf ve ihsanı herkesten daha çoktur. Onlara zerre ağırlığınca bir hayır ulaşmışsa, zerre ağırlığınca bir kötülük de onlardan uzaklaşmışsa bu, ancak onun vasıtası ile olmuştur. O nedenle onlara düşen görev, nefislerinin istekleri yahut herhangi bir insanın isteği, Allah Rasûlünün isteği ile çatışacak olursa Allah Rasûlünün isteğine öncelik tanımaktır. Kim olursa olsun başkasının sözü ile Allah Rasûlünün sözüne karşı çıkmamalı, onun uğrunda canlarını, mallarını ve evlatlarını feda edebilmeli, bütün varlıklardan daha çok onu sevmeli, o buyurmadıkça kendileri bir söz söylememeli ve onun önüne geçmemelidirler. O sallallahu aleyhi ve sellem -bazı ashabın kıraatinde de olduğu gibi- mü’minlerin babasıdır. Tıpkı bir babanın evladını yetiştirmesi gibi ashabını yetiştirmiştir. Böyle bir babalığın sonucu da onun hanımlarının, mü’minlerin anneleri olmasıdır. Yani hürmet, onlarla evlenmenin haram oluşu ve onlara saygı gösterme noktasında anneleri gibidirler. Ancak halvet ve mahremiyet bundan müstesnadır. Bu ifadeler, sanki ileride gelecek olan ve daha önceleri “Muhammed oğlu Zeyd” diye anılan Zeyd b. Harise’nin kıssasına dair bir mukaddime gibidir. Nitekim Yüce Allah:“Muhammed sizin adamlarınızdan hiç kimsenin babası değildir.”(el-Ahzab, 33/40) buyruğu ile Zeyd’in Peygamber’le nesep bağını ve ona nispet edilmesini kesip atmıştır. Yüce Allah, bu âyet-i kerimede de bütün mü’minlerin Allah Rasûlünün evlâtları durumunda olduğunu haber vermektedir. Bu konuda kimsenin kimseye bir üstünlüğü yoktur. Onlardan herhangi bir kimse ona neseben nispet edilmese bile hiç şüphesiz aralarındaki iman bağı kopmaz. O bakımdan hiç kimse üzülmesin. Allah Rasûlünün hanımlarının, mü’minlerin anneleri olmalarının bir sonucu olarak onların, Peygamber’den sonra herhangi bir kimse tarafından nikahlanmaları helâl değildir. Nitekim Yüce Allah, şu buyruğunda da bu gerçeği açıkça ifade etmektedir:“... onun ardından zevcelerini nikâhlamanız da sizin için ebediyyen olacak bir şey değildir.”(el-Ahzâb, 33/53)“Akrabalar” uzak ya da yakın olsunlar “Allah’ın Kitabı” yani hükmü “gereğince birbirlerine (varis olmaya) diğer mü’minlerden ve muhacirlerden daha layıktırlar.” Sözü geçen bu mü’min akrabalar ister muhacir olsunlar, ister muhacir olmasınlar “zevi’l-erhâm” diye bilinen yakın akrabalardır ve mirasta daha önce gelirler. Akrabalar birbirlerine mirasçı olur ve birbirlerine iyilikte bulunurlar. Onların bu yakınlıkları da anlaşma ile yapılan akrabalık ve yardımlaşma bağlarından ve evlâtlıklardan önce gelir. Nitekim bunlar, daha önceleri bu sebepler dolayısı ile “zevi’l-erham” diye bilinen yakın akrabalardan ayrı olarak mirasçı oluyorlardı. İşte bu mirasçılık bağını Yüce Allah, bu buyrukla koparmakta ve mirası -bir lütuf ve hikmeti olarak- akrabalara tahsis etmektedir. Çünkü durum, eski âdet üzere devam edecek olsa idi akrabaları mirastan mahrum etmek için pek çok fesat ve kötülükler baş gösterir ve hilelere başvurulurdu. Bu âyet-i kerime, veli gereke bütün konularda -nikah veliliği, mal ve benzeri hususlardaki velilik gibi- “zevi’l-erham”ın veliliğinin söz konusu olacağına da delildir. “Ancak dostlarınıza (vasiyette bulunarak) iyilikte bulunmanız müstesnâ.” Onlara Yüce Allah tarafından tespit edilmiş farz bir hisse ve bir hak yoktur. Bu iyilik, sizin kendi isteğinizle olacak bir şeydir. Dilerseniz siz, bunu bir bağış olarak yapabilirsiniz ve bir iyilik olarak onlara malınızdan verebilirsiniz. “Bunlar” sözü edilen hükümler “Kitapta yazılmıştır.” Allah, bunu yazılı olarak tespit ve takdir etmiştir. Bunun yerine gelmesi kaçınılmazdır.

33:7–8Page 419

وَإِذۡ أَخَذۡنَا مِنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِيثَٰقَهُمۡ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٖ وَإِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَى ٱبۡنِ مَرۡيَمَۖ وَأَخَذۡنَا مِنۡهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظٗا ٧

And [mention, O Muḥammad], when We took from the prophets their covenant and from you and from Noah and Abraham and Moses and Jesus, the son of Mary; and We took from them a solemn covenant

لِّيَسۡـَٔلَ ٱلصَّٰدِقِينَ عَن صِدۡقِهِمۡۚ وَأَعَدَّ لِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابًا أَلِيمٗا ٨

That He may question the truthful about their truth.1 And He has prepared for the disbelievers a painful punishment.

7- Hani biz peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Mûsâ’dan ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet, Biz onlardan sağlam bir söz almıştık. 8- Bu, Allah'ın doğru sözlü kimselerin doğruluklarını sorgulaması içindir. O, kâfirler için de can yakıcı bir azap hazırlamıştır.

7. Yüce Allah, genel olarak bütün peygamberlerden ve özellikle de burada sözü edilen beş peygamberden oluşan “ulu’l-azm” diye bilinen (azim sahibi) peygamberlerden oldukça sağlam ve pekiştirilmiş bir söz almış olduğunu haber vermektedir. Bu ise Allah’ın dinini gereği gibi uygulamak ve yolunda cihad etmek üzere alınmış bir sözdür. Önceki peygamberler bu yolda ilerlemişlerdir. Bu, onların efendileri ve en faziletlileri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile peygamberlik sona erinceye kadar böylece devam etmiştir. Allah, bu buyrukta da bütün insanlara bu peygamberlere uymalarını emretmektedir. 8. Yüce Allah, peygamberleri de onlara tâbi olanları da bu sağlam sözün gereğini eksiksiz bir şekilde yerine getirip getirmediklerine, bu sözlerine sadık kalıp kalmadıklarına dair sorgulayacaktır. Samimi olarak bağlı kalmışlarsa onları Naim cennetleri ile mükâfatlandıracaktır. Eğer kâfir olmuşlarsa onları can yakıcı bir azapla cezalandıracaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Müminler arasında Allah’a vermiş oldukları sözde, içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır.”(el-Ahzâb, 33/22)

33:9–11Page 419

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَآءَتۡكُمۡ جُنُودٞ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحٗا وَجُنُودٗا لَّمۡ تَرَوۡهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا ٩

O you who have believed, remember the favor of Allāh upon you when armies came to [attack] you and We sent upon them a wind and armies [of angels] you did not see. And ever is Allāh, of what you do, Seeing.

إِذۡ جَآءُوكُم مِّن فَوۡقِكُمۡ وَمِنۡ أَسۡفَلَ مِنكُمۡ وَإِذۡ زَاغَتِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَبَلَغَتِ ٱلۡقُلُوبُ ٱلۡحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِٱللَّهِ ٱلظُّنُونَا۠ ١٠

[Remember] when they came at you from above you and from below you, and when eyes shifted [in fear], and hearts reached the throats, and you assumed about Allāh [various] assumptions.

هُنَالِكَ ٱبۡتُلِيَ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَزُلۡزِلُواْ زِلۡزَالٗا شَدِيدٗا ١١

There the believers were tested and shaken with a severe shaking.

9- Ey iman edenler! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine bir rüzgar ve görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. 10- Hani onlar, size hem üst hem de alt tarafınızdan gelmişlerdi. O vakit (korkudan) gözler yerinden kaymış, yürekler de ağızlara gelmişti. Allah hakkında da türlü zanlarda bulunuyordunuz. 11- İşte orada mü’minler imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı.

9-10. Yüce Allah, mü’min kullarına üzerlerindeki nimetini hatırlatmakta ve bu nimete şükretmeye onları teşvik etmektedir. Şöyle ki Mekkeliler ve Hicazlıların orduları üst taraflarından, Necidlilerinki de alt taraflarından gelmişler; Allah Rasûlünün ve ashab-ı kiramın kökten yok edilmesi konusunda aralarında sözleşmişlerdi. Söz konusu olay Hendek gazvesinde olmuştu. Medine çevresinde bulunan yahudi kabileler de onlarla bu konuda ittifak etmiş, o bakımdan pek büyük ordularla, çok kalabalık askerlerle üzerlerine gelmişlerdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem da Medine çevresinde hendek kazmıştı. Yoğun ordular Medine’yi kuşatmış ve sıkıntılar alabildiğine büyümüştü. Kalpler korkudan ta gırtlaklara gelip dayanmıştı. Pek çok kimse, güçlü bir kuşatma altında ve oldukça sıkıntılı bir durumda olduğunu görünce olmadık zan ve kanaatlere kapılmıştı. Medine kuşatması uzun bir süre devam etmiş ve durum, Yüce Allah’ın şu buyruğunda belirttiği noktaya varmıştı:“O vakit (korkudan) gözler yerinden kaymış, yürekler de ağızlara gelmişti. Allah hakkında da türlü zanlarda bulunuyordunuz.” Yani Yüce Allah’ın dinine yardım etmeyeceği ve onu tamama erdirmeyeceği şeklinde kötü zanlara kapılmıştınız. 11. “İşte orada mü’minler” bu pek büyük fitne ile “imtihandan geçirilmiş ve” korku, huzursuzluk ve açlık ile “şiddetli bir şekilde” imanları açıkça ortaya çıksın, yakînleri daha bir artsın diye “sarsılmışlardı.” Yüce Allah’a hamdolsun ki onların imanları ve ileri derecedeki yakînleri, öncekileri de sonrakileri de geride bırakacak şekilde ortaya çıkmıştı. Sıkıntılar alabildiğine artıp zorluklar üst üste bindiğinde imanları “ayne’l-yakîn” derecesine ulaşmıştı: “Müminler ise birleşen orduları gördüklerinde: Allah’ın ve Rasûlünün bize vaat ettiği işte budur. Allah da Rasûlü de doğru söylemiştir, dediler ve (bu,) onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.”(el-Ahzab, 33/22)

33:12Page 419

وَإِذۡ يَقُولُ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ مَّا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ إِلَّا غُرُورٗا ١٢

And [remember] when the hypocrites and those in whose hearts is disease said, "Allāh and His Messenger did not promise us except delusion,"

12- O vakit münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar da:“Allah ve Rasûlü bize aldatmacadan başka bir şey vaat etmemiştir” diyorlardı.

12. İşte orada münafıkların münafıklığı ve içlerinde gizleyip sakladıkları da açıkça ortaya çıkmış oldu. Zorluk ve şiddet zamanlarında münafıkların âdeti de budur. Münafığın bu durumda imanı sebat göstermez. Olaylara ve hali hazırdaki duruma kısır aklı ile bakar ve bunun neticesinde sahip olduğu zanların doğru olacağını zanneder.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском