As-Sa'diAs‑Saffat · 37:50–82

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

As-Saffat 37:50–82

37:50–61Page 447

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ ٥٠

And they will approach one another, inquiring of each other.

قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ ٥١

A speaker among them will say, "Indeed, I had a companion [on earth].

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ ٥٢

Who would say, 'Are you indeed of those who believe

أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ ٥٣

That when we have died and become dust and bones, we will indeed be recompensed?'"

قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ ٥٤

He will say,1 "Would you [care to] look?"

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ ٥٥

And he will look and see him1 in the midst of the Hellfire.

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ ٥٦

He will say, "By Allāh, you almost ruined me.

وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ ٥٧

If not for the favor of my Lord, I would have been of those brought in [to Hell].

أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ ٥٨

Then, are we not to die

إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ ٥٩

Except for our first death, and we will not be punished?"

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ٦٠

Indeed, this is the great attainment.

لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ ٦١

For the like of this let the workers [on earth] work.

50- Onlardan bir kısmı diğerlerine yönelip birbirlerine soru sorarlar. 51- İçlerinden birisi der ki:“Benim bir arkadaşım vardı.” 52- “Diyordu ki: ‘Sen de mi (dirilişe) inananlardansın?’ 53- ‘Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltilip hesaba çekileceğiz?’ 54- (Devamla): “Ona bakmak ister misiniz?” der. 55- Sonra da bakar ve onu cehennemin ortasında görür. 56- (Ona) der ki: “Vallahi, az kalsın beni de helâk edecektin.” 57- “Eğer Rabbimin (üzerimdeki) nimeti olmasaydı, ben de (cehenneme) konanlardan olurdum.” 58- (Cennetteki arkadaşlarına dönerek:)“Artık biz, hiç ölmeyeceğiz, değil mi?” 59- “İlk ölümümüzden başka… Hem bize azap da edilmeyecek!” 60- “Gerçekten bu, en büyük kurtuluştur.” 61- İşte çalışanlar böylesi için çalışsınlar.

50-53. Yüce Allah, cennetliklerin yiyecekleri, içecekleri, güzel eşleri, güzel meclisleri ile doruk noktasına ulaşmış nimetlerini, sevinçlerinin mükemmelliğini söz konusu ettikten sonra kendi aralarındaki konuşmalarını, geçmişe dair konular açmalarını da nakletmekte ve onların bu sohbetlerinin ve karşılıklı soru sormalarının, içlerinden birisinin şu sözleri söyleyecek noktaya kadar ulaşacağını bildirmektedir:“Gerçekten benim” dünyada iken “bir arkadaşım vardı.” Ve o, öldükten sonra dirilişi inkâr ediyor, beni de öldükten sonra dirilişi tasdik edişim dolayısı ile kınıyor ve:“diyordu ki: Sen de mi (dirilişe) inananlardansın? Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuz vakit, evet biz (bu hale geldikten sonra) mı diriltilip hesaba çekileceğiz?” ve amellerimizin karşılıklarını göreceğiz? Yani sen, bu son derece garip ve gerçekleşme ihtimali oldukça uzak olan böyle bir şeyi nasıl tasdik edersin? Bizler parçalanıp dağıldıktan, toprak ve kemik kırıntıları haline geldikten sonra tekrar diriltilecek ve yeniden hayata döndürülecek, sonra da amellerimiz dolayısı ile hesaba çekilip amellerimizin karşılığını göreceğiz öyle mi?! Böylece cennetteki kişi, kardeşlerine şunları söyleyecek: İşte benim size anlattığım olay budur. Benimle arkadaşımın başından bunlar geçti. Ancak ben, iman ve tasdikimi muhafaza ettim. O ise öldükten sonra dirilişi yalanlamaya devam etti. Nihâyet öldük ve ölümden sonra diriltildik. İşte ben, sizin gördüğünüz ve peygamberlerin bize haber verdiği bu nimetlere ulaştım. O ise hiç şüphesiz azaba uğramış bulunuyor. 54. “(Devamla): “Ona” durumunu görmek için “bakmak ister misiniz?” der.” Böylelikle içinde bulunduğumuz halle daha bir sevinelim ve daha bir memnun olalım. Ve bunu gözlerimizle görmüş olalım. Cennet ehlinin durumundan, onların birinin diğeri ile sevinmesinden ve birbirlerine muvafakat edeceklerinden açıkça anlaşıldığına göre onlar da onun bu isteğini kabul edecekler ve arkadaşının durumunu görmek için onunla birlikte gidecekler. 55. “Sonra da bakar ve onu” yani arkadaşanı “cehennemin ortasında görür.” Azabın ortasında, azap her tarafını kuşatmış, dört bir yanından çevresini sarmış halde onu görür. 56. Arkadaşı, hali dolayısı ile onu kınayarak, Yüce Allah’a da onun hile ve tuzaklarından kendisini koruduğu için şükrederek ona “der ki: Vallahi, az kalsın beni de helâk edecektin.” Beni karşı karşıya bırakmak istediğin şüpheler dolayısıyla ve kendi asılsız iddialarınla nerede ise beni de helâk edecektin. 57. “Eğer Rabbimin” İslâm üzere bana sebat vermek şeklindeki “nimeti olmasaydı ben de” seninle birlikte azap içine “konanlardan olurdum.” 58-59. “Artık biz, hiç ölmeyeceğiz, değil mi? İlk ölümümüzden başka… Hem bize azap da edilmeyecek.” Bu mü’min, bu sözleri cennet ehline hitaben, orada ebediyen kalacakları ve azaptan kurtuldukları için Allah’ın nimeti ile sevinç duyma ve bunu itiraf etme anlamında soru üslubunda dile getirecektir. (Ellinci âyet-i kerimede geçen): “Onlardan bir kısmı diğerlerine yönelip birbirlerine soru sorarlar” buyruğunda neyi sordukları belirtilmemiştir. Onlardan bahsedilen husus ise lezzet ve sevinçleridir. Bu da onların, söz konusu edilmesi lezzet verecek türden olan her bir şeyi birbirlerine soracaklarına, dünyada iken anlaşmazlık konusu olan ve içinden çıkılamayan meseleleri dile getireceklerine delildir. Bilindiği gibi ilim ehlinin zevki, ilme dair sorular sormak ve onun hakkında araştırmalar yapmaktır. Bu ise dünya hayatındaki konuşmalarda görülegelen zevkin çok üstünde olacaktır. Cennetlikler, bu kabilden en yüksek ve üstün noktaya sahip olacaklardır. Cennette ilmi hakikatler onlar için ifade edilmesi mümkün olmayacak şekilde açıklık kazanmış olacaktır.

60. Yüce Allah, cennetliklerin nimetlerini ve bu güzel vasıflar ile nitelendirilişini söz konusu ettikten sonra onu övüp amelde bulunan kimseleri bu nimetler için amelde bulunmaya teşvik etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Gerçekten bu, en büyük kurtuluştur.” Kendisi vasıtası ile her türlü hayra nail oldukları, nefislerin arzuladığı her şeyi elde edip her türlü sıkıntı ve hoşlanılmayan husustan da uzak oldukları bir kurtuluştur. Acaba bunun üstünde bir kurtuluş olabilir mi? Gayelerin zirvesi ve güzel sonuçların en ilerisi bundan başkası olabilir mi? Çünkü orada yerin ve göklerin Rabbinin rızasına mazhar olmuş, O’na yakın olmaktan dolayı sevince gark olmuş, O’nun marifeti ile nimete ermiş, O’nu görmek ile sürur bulmuş, O’nun sözünü işitmekten dolayı da neşe dolmuş olacaklardır.

61. Çünkü o, en değerli şeylerin, uğrunda harcanmasına en layık olan şeydir. Arif ve akıllı kimselerin, kendisi için kollarını sıvamalarını en fazla o hak etmektedir. Aklı başında ve kararlı bir kimsenin, ufacık bir anını dahi bu değerli yurda yakınlaştıracak herhangi bir amelle uğraşmaksızın geçirmesi, çok pişmanlıklar duymayı gerektiren büyük bir ziyandır. Ya işlediği günahlar ile helâk yurdu olan cehenneme doğru giden kişinin hali ne olacaktır?!

37:62–74Page 448

أَذَٰلِكَ خَيۡرٞ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ ٦٢

Is that [i.e., Paradise] a better accommodation or the tree of zaqqūm?

إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةٗ لِّلظَّٰلِمِينَ ٦٣

Indeed, We have made it a torment for the wrongdoers.

إِنَّهَا شَجَرَةٞ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ ٦٤

Indeed, it is a tree issuing from the bottom of the Hellfire,

طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ ٦٥

Its emerging fruit as if it was heads of the devils.

فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ٦٦

And indeed, they will eat from it and fill with it their bellies.

ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبٗا مِّنۡ حَمِيمٖ ٦٧

Then indeed, they will have after it a mixture of scalding water.

ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ ٦٨

Then indeed, their return will be to the Hellfire.

إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ ٦٩

Indeed they found their fathers astray.

فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ ٧٠

So they hastened [to follow] in their footsteps.

وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ٧١

And there had already strayed before them most of the former peoples,

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ ٧٢

And We had already sent among them warners.

فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ ٧٣

Then look how was the end of those who were warned -

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ ٧٤

But not the chosen servants of Allāh.

62- Ziyafet olarak bu mu iyidir yoksa Zakkûm ağacı mı? 63- Biz onu zalimler için bir azap/imtihan kıldık. 64- Şüphesiz o, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır. 65- Meyvesi de tıpkı şeytanların başları gibidir. 66- Onlar bu ağaçtan yiyecekler ve karınlarını ondan dolduracaklardır. 67- Sonra onun üzerine kaynar suyla karışık bir içecek vardır onlar için. 68- Sonra da dönüşleri yine cehenneme olacaktır. 69- Çünkü onlar atalarını dalalet içinde bulmuşlardı da 70- Onların peşlerinden koşturuyorlardı. 71- Andolsun ki bunlardan önce de geçmiştekilerin birçoğu sapmıştı. 72- Andolsun onlara da uyarıcılar göndermiştik. 73- Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak! 74- Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ.

62. “Ziyafet olarak bu mu iyidir?” Yani cennetliklerin, göreceklerini açıkladığımız bu nimetler mi hayırlıdır yoksa cehennemde bulunacak bütün türleri ile azap mı hayırlıdır? Yiyeceklerin hangisi iyidir? Cennette verileceği anlatılan yiyecekler mi yoksa cehennemliklerin yiyeceği olan “Zakkûm ağacı mı?”

63. “Biz onu” küfür ve masiyetlerle kendilerine haksızlık eden “zalimler için bir azap/imtihan” azap ve ibretli bir ceza “kıldık.” 64. “Şüphesiz o, cehennemin dibinden” yani ortasından “çıkan bir ağaçtır.” Onun çıkacağı yer orasıdır. Çıkacağı yer, yerlerin en kötüsüdür. Ağacın biteceği yerin kötülüğü orada ekili olan şeyin de kötülüğüne ve değersizliğine delildir. Bundan dolayı Yüce Allah, onun nereden bittiğini haber vermekle o ağacın ne kadar kötü olduğuna dikkatimizi çekmektedir. Vereceği mahsulün niteliklerine dair anlattıkları da buöyledir: 65. “Meyvesi de şeytanların başları gibidir.” Artık bundan sonra o meyvenin tadını, onu yiyenlerin karınlarında ve iç organlarında ne gibi tahribatlara sebep olacağını hiç sorma! Üstelik onlar bundan hiçbir şekilde kurtulamayacaklar, başka bir tarafa da kaçamayacaklardır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır: 66. “Onlar bu ağaçtan yiyecekler ve karınlarını ondan dolduracaklardır.” Cehennemliklerin yiyeceği işte budur. O ne kötü bir yiyecektir! Arkasından Yüce Allah onların içeceklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

67. “Sonra onun üzerine” yani bu yiyeceklerin hemen arkasına “kaynar suyla” yani sıcaklığı en ileri dereceye ulaşmış sıcak bir suyla “karışık bir içecek vardır onlar için.” Nitekim Yüce Allah, başka bir yerde şöyle buyurmaktadır:“Eğer feryad edip yardım isterlerse erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su ile yardımlarına varılacaktır.”(el-Kehf, 18/29); “(Hiç bu) ateşte ebediyen kalan ve bağırsaklarını paramparça eden kaynar sudan içirilen kimse gibi midir?”(Muhammed, 47/15)

68. “Sonra da dönüşleri” dönüp varacakları, kalacakları ve barınacakları yer, oranın şiddetli azabını ve pek büyük sıcağını tatmak üzere “yine cehenneme olacaktır.” Öyleki oradaki bedbahtlıktan daha ileri bir bedbahtlık olmayacaktır. Burada:“Onların böyle bir yurda girmelerine sebep nedir?”, diye bir soru sorulmuşcasına şöyle buyrulduğunu görüyoruz:

69. “Çünkü onlar atalarını dalalet içinde bulmuşlardı da” sapıklıkta “onların peşlerinden koşturuyorlardı” süratle gidiyorlar, peygamberlerinin kendilerini çağırdıklarına dönüp bakmıyorlardı bile. İlahi kitapların kendilerini sakındırdığı şeylere ve kendilerine samimi olarak öğüt verenlerin sözlerine hiç aldırış etmiyorlardı. Aksine şu sözleri ile onlara itiraz edip duruyorlardı:“Biz atalarımızı bir din üzere bulduk ve muhakkak bizler onların izlerine uyanlarız.”(ez-Zuhruf, 43/23) 71. “Andolsun ki bunlardan” bu muhataplardan “önce de geçmiştekilerin birçoğu sapmıştı” ve onların pek azı iman etmiş ve hidâyet bulmuştu. 72. Yine “andolsun onlara da” sapıklıklarından ve dalâletlerinden dolayı “uyarıcılar göndermiştik.” 73. “Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak?” Onların sonu helâk oldu, rezil ve rüsvay oldular. O halde bunlar da sapıklıkları üzere devam etmekten sakınsınlar. Çünkü o takdirde öncekilerin başına gelenler, onların da başına gelir.

74. Uyarılanların hepsi, sapık kimseler olmadıklarından, aksine aralarından iman ederek dinlerini yalnız Allah için halis kılanlar bulunduğundan dolayı Yüce Allah, böylelerini helâk edilmekten istisnâ ederek şöyle buyurmaktadır:“Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ” Yani Yüce Allah’ın kendilerini kurtararak ihlâsları dolayısı ile özellikle rahmetini kendilerine tahsis ettiği kimseler müstesnâdır. Onların âkıbetleri güzel olmuştur.

Daha sonra Yüce Allah yalanlayıcı ümmetlerin âkıbetlerinden bir örnek olmak üzere şöyle buyurmaktadır:

37:75–82Page 448

وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحٞ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ ٧٥

And Noah had certainly called Us, and [We are] the best of responders.

وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ ٧٦

And We saved him and his family from the great affliction.

وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ ٧٧

And We made his descendants those remaining [on the earth]

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ ٧٨

And left for him [favorable mention] among later generations:

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٖ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ ٧٩

"Peace upon Noah among the worlds."

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٨٠

Indeed, We thus reward the doers of good.

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٨١

Indeed, he was of Our believing servants.

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ ٨٢

Then We drowned the others [i.e., disbelievers].

75- Andolsun ki Nuh Bize seslen(ip dua et)mişti. Biz (duaya) ne güzel karşılık veririz! 76- Biz onu ve ehlini o büyük felaketten kurtardık. 77- Geride yalnız onun zürriyetini baki kıldık. 78- Sonra gelenler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık. 79- Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun! 80- Şüphesiz Biz, ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. 81- Gerçekten o, Bizim mü’min kullarımızdandır. 82- Sonra da diğerlerini (kavmini) suda boğduk.

75-82. Yüce Allah, kulu ve rasûlü, rasûllerin ilki Nuh aleyhisselam’ın haberini vermektedir. O, kavmini uzunca bir süre Allah’ın yoluna davet ettiği halde bu daveti, kendisinden kaçıp uzaklaşmalarından başka bir şeylerini artırmadı. O da Rabbine dua ederek şöyle yalvardı:“Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan tek bir kimse bırakma!”(Nuh, 71/26) Yüce Allah da onun duasını kabul etti ve bu kabulden ötürü de zatını överek şöyle buyurdu: “Biz (duaya) ne güzel karşılık veririz!” Dua edenlerin duasını, onların yalvarıp yakarmalarını ne güzel işitiriz ve kabul ederiz! Yüce Allah, duasını tıpkı istediği şekilde kabul etti. Kendisini ve aile halkını o büyük felaketten kurtardı, bütün kâfirleri de suda boğdu. Geride sadece onun soyundan gelenler kaldı. O nedenle bütün insanlar Nuh aleyhisselam’ın soyundandır. Yüce Allah, ayrıca Kıyamete kadar devam edecek şekilde onun güzel bir surette övülmesini sağladı. Çünkü Nuh aleyhisselam Yüce Allah’a ihsan üzere ibadet etmiş, insanlara da ihsanda bulunmuş bir kimse idi. Yüce Allah’ın da ihsan sahiplerine uygulayageldiği kanunu şu şekildedir: İhsanlarına uygun olarak onların övgüsünü yaymak. Yüce Allah’ın:“Gerçekten o, Bizim mü’min kullarımızdandır” buyruğu şunu göstermektedir: İman, kulların ulaşabildiği en yüksek mertebedir ve o, dinin bütün şer’î hükümlerini, itikadî esaslarını ve fer’î meselelerini tamamı ile kapsamaktadır. Çünkü Yüce Allah, yarattıklarının en üstün olanlarını iman ile övmüştür.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском