As-Sa'diSad · 38:30–64

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Sad 38:30–64

38:30–40Page 455

وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَٰنَۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ ٣٠

And to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allāh].

إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِيِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلۡجِيَادُ ٣١

[Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses.

فَقَالَ إِنِّيٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ ٣٢

And he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until it [i.e., the sun] disappeared into the curtain [of darkness]."

رُدُّوهَا عَلَيَّۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ ٣٣

[He said], "Return them to me," and set about striking1 [their] legs and necks.

وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدٗا ثُمَّ أَنَابَ ٣٤

And We certainly tried Solomon and placed on his throne a body;1 then he returned.2

قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَهَبۡ لِي مُلۡكٗا لَّا يَنۢبَغِي لِأَحَدٖ مِّنۢ بَعۡدِيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ ٣٥

He said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower."

فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ ٣٦

So We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed,

وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٖ وَغَوَّاصٖ ٣٧

And [also] the devils [of jinn] - every builder and diver

وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ ٣٨

And others bound together in irons.

هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابٖ ٣٩

[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account."

وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابٖ ٤٠

And indeed, for him is nearness to Us and a good place of return.

30- Biz, Davud’a Süleyman’ı bahşettik. O, ne güzel kuldu! Çünkü o, (Allah’a) çokça yönelen biri idi. 31- Hani ona akşam üzeri bir ayağını toynağı üzerinde dikerek duran safkan koşu atları sunulmuştu. 32- O demişti ki:“Ben mal sevgisi yüzünden Rabbimi anmaktan geri kaldım.” Derken güneş gözden kayboldu. 33- (O:)“Onları bana geri getirin.”(dedi). Sonra da boyunlarına ve ayaklarına vurmaya başladı. 34- Andolsun biz Süleyman’ı imtihandan geçirdik ve tahtı üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o, (tevbe ederek Allah'a) yöneldi. 35- Dedi ki:“Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver! Çünkü Sen, bol bol ihsan edensin.” 36- Biz de emri ile istediği yere yumuşak bir şekilde esip giden rüzgarı onun emrine verdik. 37- Ve şeytanları, (onlardan) her bir bina ustasını, dalgıçları ve; 38- Zincirlerle bağlı olan diğerlerini de (onun emrine verdik). 39- “İşte bu, Bizim bağışımızdır. Artık ister ver, ister (vermeyip) yanında tut; hesapsızdır.” 40- Şüphesiz onun, nezdimizde yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.

30. Yüce Allah, Davud aleyhisselam’dan övgü ile söz edip onun başından geçen olayları ve mazhar olduğu lütufları zikrettikten sonra oğlu Süleyman aleyhisselam’dan da övgü ile söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Biz Davud’a Süleyman’ı bahşettik.” Ona Süleyman’ı lütfederek ihsanda bulunduk ve onunla gözünü aydın ettik. “O” Süleyman aleyhisselam “ne güzel kuldu!” Yani o, övülmeyi gerektiren sıfatlara sahipti. “Çünkü o” bütün hallerinde Allah’a “çokça yönelen biri idi.” Gönülden O’na bağlı idi, hep O’na yöneliyordu. O’nu candan seviyor, O’nu anıyor, O’na dua ediyor, yalvarıp yakarıyordu. O’nu razı edecek hususlarda bütün gayretini ortaya koyuyor, O’nun rızasını her şeyin önünde tutuyordu. İşte bunun bir göstergesi de şu olaydır:

31. Süleyman’a, durdukları vakit tek ayağını tırnağı üzere dikip öbür ayakları üzerinde duran göz alıcı ve hoşa giden bir görünüşe sahip olan -özellikle de hükümdarlar gibi- bunlara ihtiyacı olan kimseler için önemli olan bu atlar, ona sunuldu. Derken güneş battı. Böylelikle bu atlar, onu akşam namazından ve akşam üzeri Allah’ı anmaktan oyalamış oldu. 32. O da yaptığına pişman olarak ve kendisini Allah’ı anmaktan oyalayan şeyleri Allah’a feda etme niyeti ile Allah’ın sevgisini ve Allah’ı sevmeyi onlardan öne geçirerek dedi ki:“Ben mal sevgisi yüzünden Rabbimi anmaktan geri kaldım.” Burada sevmek, tercih etmek manasınadır. Yani ben mal sevgisini -özellikle de at sevgisini- tercih ederek “Rabbimi anmaktan geri kaldım. Derken güneş gözden kayboldu” 33. “Onları bana getirin” dedi. Sonra da “boyunlarına ve ayaklarına vurmaya başladı.” Yani boyunlarına ve ayaklarına kılıç darbeleri indirerek onları kesmeye başladı.

34. “Andolsun Biz Süleyman’ı imtihandan geçirdik.” Hükümdarlığının elinden gitmesi ve ondan ayrı kalması ile onu sınadık. Bunun sebebi, beşer tabiatının gerektirdiği bir yanılma olmuştu. “Ve tahtı üzerine bir ceset” bir şeytan “bıraktık.” Yüce Allah, bu şeytanın onun hükümdarlık tahtına oturmasını hüküm ve takdir etmişti. Bu da Süleyman aleyhisselam’ın sınanması döneminde onun mülkünde tasarruf etmişti. “Sonra o” Süleyman aleyhisselam tevbe ederek Yüce Allah’a “yöneldi.”

35-38. Yüce Allah, onun duasını kabul buyurdu, onu mağfiret etti ve hükümdarlığını ona geri verdi. Ayrıca kendisinden sonra hiçbir kimsenin sahip olamayacağı bir mülkü de fazladan ihsan etti. Bu ise şeytanların onun emrine verilmiş olması idi. Onlar, ona istediği binayı yapıyor, onun için denizlere dalıyor, oradan inciler ve süs eşyaları çıkartıyorlardı. Aralarından isyan edenler olursa onları da zincire vurup bağlıyordu. 39. Ona dedik ki:“İşte bu Bizim bağışımızdır.” Onunla gözün aydın olsun. Bundan dilediğin kimseye “ister ver ister” dilediğin kimseye de “(vermeyip) yanında tut; hesapsızdır.” Bu hususta senin için herhangi bir sıkıntı yoktur ve hesaba çekilmen de söz konusu olmayacaktır. Çünkü Yüce Allah, onun adaletinin mükemmel, verdiği hükümlerin çok güzel olduğunu biliyordu. Bu bağışların Süleyman aleyhisselam’a dünyada verilmiş olmasından, âhirette de benzeri lütufların ona verilmeyeceği sanılmasın. Aksine âhirette de onun için pek büyük bir hayır olacaktır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:

40. Yani o, Allah’a yakınlaştırılmış ve Yüce Allah’ın çeşitli lütuflarına mazhar olmuş, kendilerine lütufta ve ihsanda bulunulmuş kullardandır. Davud ve Süleyman -ikisine de selâm olsun-

38:41–44Page 455

وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِنُصۡبٖ وَعَذَابٍ ٤١

And remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment."

ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَۖ هَٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدٞ وَشَرَابٞ ٤٢

[So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for a] cool bath and drink."

وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةٗ مِّنَّا وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٤٣

And We granted him his family and a like [number] with them as mercy from Us and a reminder for those of understanding.

وَخُذۡ بِيَدِكَ ضِغۡثٗا فَٱضۡرِب بِّهِۦ وَلَا تَحۡنَثۡۗ إِنَّا وَجَدۡنَٰهُ صَابِرٗاۚ نِّعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٞ ٤٤

[We said], "And take in your hand a bunch [of grass] and strike with it and do not break your oath."1 Indeed, We found him patient, an excellent servant. Indeed, he was one repeatedly turning back [to Allāh].

41- Kulumuz Eyyûb’u da hatırla! Hani o, Rabbine:“Şeytan, bana bitkinlik ve eziyet verdi” diye seslenmişti. 42- “Ayağını yere vur! İşte hem yıkanacak, hem de içilecek soğuk bir su!” 43- Biz, ona tarafımızdan bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir öğüt olmak üzere aile halkını ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bağışladık. 44- (Ona dedik ki:)“Eline bir demet sap al da onunla (hanımına) vur ve yeminini bozma!” Gerçekten Biz, onu sabırlı bulduk. O, ne güzel kuldu! Çünkü o, (Allah'a) çokça yönelen biri idi.

41. Yani öğüt ve şeref sahibi bu Kitapta “kulumuz Eyyûb’u da” en güzel şekli ile “hatırla” ve en güzel şekilde onu öv! Ona hastalık isabet etmiş ve o, bu sıkıntılara sabretmişti. Rabbinden başkasına şikâyet etmediği gibi O’ndan başkasına da sığınmamıştı. “Hani o, Rabbine” başkasına değil de yalnızca O’na şikâyet ederek demişti ki: Rabbim “şeytan bana bitkinlik ve eziyet verdi” yani bana yorgunluk, meşakkat ve sıkıntı verdi. Şeytan, bedenine musallat olmuş ve ona üflemişti. Bunun neticesinde de vücudunda yaralar açılmış, arkasından da bu yaralar irin tutmuştu. Alabildiğine sıkıntıya düşmüştü, aynı şekilde aile halkı ve malı da telef olup gitmişti.

42. Ona:“Ayağını yere vur” denildi. Yani oradan kendisi ile yıkanacağın, içeceğin bir su kaynasın ve böylelikle hastalığın ve seni rahatsız eden hususlar senden uzaklaşıp gitsin diye ayağını yere vur! O da denileni yapınca yorgunluğu ve sıkıntıları gitti, Yüce Allah ona şifa verdi.

43. “Biz ona tarafımızdan” kulumuz Eyyub’a sabrettiği için “bir rahmet” verdik; tarafımızdan dünyevî ve uhrevî bir mükâfat ile rahmetimizden onu mükâfatlandırdık “ve olgun akıl sahipleri için de bir öğüt olmak üzere” akıl sahipleri Eyyub’un durumunu hatırlayıp ibret alsınlar ve böylelikle sıkıntılara sabredildiğinde Yüce Allah’ın, dünya ve âhirette bunun mükâfatını verdiğini ve bu durumdaki kimsenin dua etmesi halinde duasını kabul ettiğini bilsinler diye “aile halkını” bir görüşe göre Yüce Allah aile halkını diriltmiştir “ve onlarla birlikte bir o kadarını daha” dünyada “bağışladık.” Yüce Allah, böylelikle onu zenginleştirdi ve ona çok büyük miktarda mal verdi.

44. “(Ona dedik ki:) “Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminini bozma.” Müfessirlerin dediğine göre o, hastalığı ve sıkıntısı esnasında bir sebepten ötürü hanımına öfkelenmiş ve eğer Allah, kendisine şifa verecek olursa hanımına yüz sopa vuracağına dair yemin etmişti. Yüce Allah da ona şifa vermişti. Ancak hanımı salih ve gerçekten ona iyilikte bulunan birisi idi. O nedenle Yüce Allah, hem hanımına, hem de kendisine merhamet buyurdu ve ona içinde yüz tane sap bulunan bir demet ile bir defa vurarak yemininin gereğini yerine getirmesi yönünde fetva vermiş oldu. “Gerçekten Biz onu” yani Eyyûb’u “sabırlı bulduk.” Onu pek büyük zorluklarla ve sıkıntılarla sınadık da o, Allah rızası için bunlara sabretti. “O ne güzel kuldu!” Rahatlık zamanında da zorluk zamanında da sıkıntılı zamanlarında da bolluk zamanlarında da ubûdiyetin bütün mertebelerinde kemâle ermişti. “Çünkü o, (Allah'a) çokça yönelen biri idi.” Dinî ve dünyevî hususlarda Yüce Allah’a çokça yönelir, Rabbini çokça anar, O’na çokça dua eder, O’nu çok severdi ve O’na yürekten bağlı idi.

38:45–47Page 456

وَٱذۡكُرۡ عِبَٰدَنَآ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ أُوْلِي ٱلۡأَيۡدِي وَٱلۡأَبۡصَٰرِ ٤٥

And remember Our servants, Abraham, Isaac and Jacob - those of strength and [religious] vision.

إِنَّآ أَخۡلَصۡنَٰهُم بِخَالِصَةٖ ذِكۡرَى ٱلدَّارِ ٤٦

Indeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter].

وَإِنَّهُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ ٤٧

And indeed they are, to Us, among the chosen and outstanding.

45- Güç ve basiret sahibi kullarımız olan İbrahim, İshak ve Yakub’u da an! 46- Biz, onları hususi bir özellikle seçip ihlâsa erdirmiştik ki bu özellik daima ahiret yurdunu hatırlamaktır. 47- Şüphesiz onlar katımızda seçkin ve hayırlı kimselerdendirler.

45. Yüce Allah, buyuruyor ki:“Güç” yani Yüce Allah’a ibadet hususunda güç sahibi, Allah’ın dini hususunda da “basiret sahibi kullarımız olan İbrahim” Halilullah ile oğlu “İshak ve” onun oğlu “Yakub’u da” güzel bir şekilde “an!” Böylece Yüce Allah, onları hem faydalı ilme sahip olmak, hem de çokça salih amel işlemekle nitelendirmektedir.

46. “Biz onları hususi” pek büyük ve oldukça muazzam “bir özellikle seçip ihlâsa erdirmiştik ki bu özellik daima ahiret yurdunu hatırlamaktır.” Âhiret yurdunu hatırlamayı onların kalplerine yerleştirdik ve en seçkin vakitlerde onun için amelde bulunmalarını sağladık. İhlâs ve Allah’ın gözetimi altında olma bilinci, onların daimi vasfı idi. Ayrıca kendileri de âhiret yurdunu hatırlamanın bir sebebidirler. Öğüt alan kimseler, onların hallerini düşünerek öğüt alır ve ibret almak isteyenler de onlar vasıtası ile ibret alırlar. Ayroca onlar, en güzel şekilde anılan kimselerdir.

47. “Şüphesiz onlar katımızda” Allah’ın en seçkin kulları arasından seçmiş olduğu “seçkin ve” güzel ahlâk sahibi, dosdoğru ameller işleyen “hayırlı kimselerdendirler.”

38:48Page 456

وَٱذۡكُرۡ إِسۡمَٰعِيلَ وَٱلۡيَسَعَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ وَكُلّٞ مِّنَ ٱلۡأَخۡيَارِ ٤٨

And remember Ishmael, Elisha and Dhul-Kifl, and all are among the outstanding.

48- İsmail’i, Elyesa’ı ve Zülkifl’i de an! Hepsi de hayırlı kimselerdendi.

48. Yani bu peygamberleri de en güzel şekilde an, en güzel övgülerle öv! Çünkü onların her biri, Yüce Allah’ın insanlar arasından seçtiği hayırlı kimselerdi. Allah, onları amel, ahlâk, övülmeye değer sıfatlar ve dosdoğru hasletlerin en mükemmeli ile seçkin kılmıştı.

38:49–54Page 456

هَٰذَا ذِكۡرٞۚ وَإِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ لَحُسۡنَ مَـَٔابٖ ٤٩

This is a reminder. And indeed, for the righteous is a good place of return -

جَنَّٰتِ عَدۡنٖ مُّفَتَّحَةٗ لَّهُمُ ٱلۡأَبۡوَٰبُ ٥٠

Gardens of perpetual residence, whose doors will be opened to them.

مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدۡعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ وَشَرَابٖ ٥١

Reclining within them, they will call therein for abundant fruit and drink.

۞ وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ أَتۡرَابٌ ٥٢

And with them will be women limiting [their] glances1 and of equal age.

هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ ٥٣

This is what you, [the righteous], are promised for the Day of Account.

إِنَّ هَٰذَا لَرِزۡقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ ٥٤

Indeed, this is Our provision; for it there is no depletion.

49- Bu, bir hatırlatmadır. Şüphe yok ki takvâ sahipleri için güzel bir dönüş yeri vardır. 50- (O da) kapıları kendileri için açılmış olan Adn cennetleridir. 51- Onlar orada (tahtlarına) yaslanırlar ve (hizmetçilerinden) pek çok meyve ve içecek isterler. 52- Yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış yaşıt (huriler) vardır. 53- İşte bu (nimetler), hesap günü için size vaat edilenlerdir. 54- İşte bu, bizim bitmez tükenmez rızkımızdır.

49. “Bu” Yani bu seçkin peygamberlere ve onların güzel vasıflarına dair anlatılanlar “bir hatırlatmadır.” Onlar, şanı yüce, üstün ve şerefli bu Kur’ân-ı Kerîm’de anılmış, hatırlanmışlardır. Öğüt alanlar onların durumları ile öğüt alır. Güzel örneklere uymak isteyen kimseler, onların övülmeye değer vasıflarına uyarlar. Bu anma sayesinde Yüce Allah’ın onlara lütfetmiş olduğu tertemiz vasıfları ve insanlar arasında yaydığı namları bilinmiş olur.

İşte bu, anma/hatırlama çeşitlerinden biridir. Yani hayırlı kimselerin hatırlanmasıdır. Bu anma/hatırlama çeşitlerinden birisi de iyi kimselerle kötü kimselerin görecekleri karşılıkların hatırlanmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Şüphe yok ki takvâ sahipleri için” erkek olsun kadın olsun emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak sureti ile Rablerinden korkup sakınan kimseler için “güzel bir dönüş yeri vardır.” Daha sonra bu dönüş yerini etraflı bir şekilde açıklamak üzere Allah şöyle buyurmaktadır:

50. Bu cennetin konaklarının ve meskenlerinin kapıları kendileri için açılmış olacaktır. Kendileri, açma ihtiyacını bile duymayacaklardır. Aksine orada kendilerine hizmet edilecek. Adn cennetleri, sürekli kalınacak cennetler demektir. O cennetlerde bulunanlar, başka bir yere gitmek istemeyeceklerdir. Çünkü o cennetlerin mükemmelliği ve nimetlerinin kemali hatırlarına böyle bir şey getirmeyeceği gibi kendileri de oradan çıkmayacaklar ve çıkarılmayacaklardır. İşte bu da onların tam bir güven ve huzur içerisinde olacaklarına, Adn cennetlerinde kapılarının kapanmasını gerektirecek hiçbir şey bulunmayacağına delildir.

51. “Onlar orada” süslü tahtlara ve dayalı döşeli mekanlara “yaslanırlar ve (hizmetçilerinden) pek çok meyve ve içecek isterler.” Hizmetçilerine canlarının çektiği, gözlerinin zevk alacağı meyve ve içecek türünden her bir şeyi getirmelerini emrederler. Bu da oradaki nimetlerin, rahat ve huzurun kemaline, zevklerin en mükemmel şekilde olacağına delildir.

52. “Yanlarında” onlara eş olarak verilecek olan hûrilerden “bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş/eşlerinin bakışlarını üzerlerinde toplamış.” Hem kendileri sadece eşlerine bakar, hem de eşleri yalnız kendilerine bakar. Çünkü hepsi de çok güzeldir. Her biri diğerini sever, ondan başkasına göz dikmez. Kimse eşinin yerine bir başkasını istemez. Onun yerinde bir başkasının olmasını arzu etmez. Bunlar “yaşıt” ve gençlik yaşının en mutedili, en güzeli ve en tatlısı olan bir yaştadırlar

53. “İşte bu” ey takvâ sahipleri! Salih amellerinizin karşılığı olmak üzere “hesap günü için size vaat edilenlerdir.”

54. “İşte bu” nimet yurdunun sakinlerine ihsan ettiğimiz “bizim bitmez tükenmez rızkımızdır.” Ardı arkası kesilmez. Aksine o, bütün vakitlerde var olacak ve her an artıp duracaktır. Keremi sonsuz, çok şefkatli, pek merhametli son derece cömert, lütfu geniş, hiçbir kimseye muhtaç olmayan, her türlü hamde layık, Latif, Rahman, mutlak egemen, Celil, Cemil, pek lütufkar, göz kamaştırıcı ihsanların sahibi, nimetleri sayılamayacak, iyiliğinin bir kısmı dahi kuşatılamayacak kadar kesintisiz ve kapsamlı lütufların sahibi olan yüce Rab için bunlar, pek büyük şeyler değildir.

38:55–64Page 456

هَٰذَاۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٖ ٥٥

This [is so]. But indeed, for the transgressors is an evil place of return -

جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَا فَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ ٥٦

Hell, which they will [enter to] burn, and wretched is the resting place.

هَٰذَا فَلۡيَذُوقُوهُ حَمِيمٞ وَغَسَّاقٞ ٥٧

This - so let them taste it - is scalding water and [foul] purulence.

وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦٓ أَزۡوَٰجٌ ٥٨

And other [punishments] of its type [in various] kinds.

هَٰذَا فَوۡجٞ مُّقۡتَحِمٞ مَّعَكُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِهِمۡۚ إِنَّهُمۡ صَالُواْ ٱلنَّارِ ٥٩

[Its inhabitants will say], "This is a company bursting in with you. No welcome for them. Indeed, they will burn in the Fire."

قَالُواْ بَلۡ أَنتُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِكُمۡۖ أَنتُمۡ قَدَّمۡتُمُوهُ لَنَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ ٦٠

They will say, "Nor you! No welcome for you. You, [our leaders], brought this upon us, and wretched is the settlement."

قَالُواْ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدۡهُ عَذَابٗا ضِعۡفٗا فِي ٱلنَّارِ ٦١

They will say, "Our Lord, whoever brought this upon us - increase for him double punishment in the Fire."

وَقَالُواْ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالٗا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلۡأَشۡرَارِ ٦٢

And they will say, "Why do we not see men whom we used to count among the worst?1

أَتَّخَذۡنَٰهُمۡ سِخۡرِيًّا أَمۡ زَاغَتۡ عَنۡهُمُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ ٦٣

Is it [because] we took them in ridicule, or has [our] vision turned away from them?"

إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقّٞ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ ٦٤

Indeed, that is truth [i.e., reality] - the quarreling of the people of the Fire.

55- Bu (muttakilerin mükafatı) böyledir. Azgınlar için ise gerçekten kötü bir dönüş yeri vardır. 56- (O da) cehennemdir. Onlar oraya gireceklerdir. O, ne kötü döşektir! 57- İşte (cezaları) bu! Tatsınlar onu! Kaynar su ve irindir o. 58- Onun türünden daha başka çeşit çeşit (azaplar da) vardır. 59- (Önderler diyecek ki:)“İşte bu, sizinle birlikte (ateşe) zorla girecek bir gruptur. Rahat yüzü görmesin onlar! Zira ateşi boylayacaklardır.” 60- (Tabiler de:)“Hayır! Asıl siz rahat yüzü görmeyin! Zira bunu başımıza siz getirdiniz. Ne kötü bir yerdir burası!” diyecekler. 61- Diyecekler ki:“Rabbimiz! Bunu başımıza kim getirdi ise onun ateşteki azabını kat kat artır.” 62- Diyecekler ki:“Ne oluyor; kendilerini kötülerden saydığımız adamları niye (aramızda) göremiyoruz?” 63- “Alaya aldığımız o kimseler (burada yok mu); yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?” 64- Cehennem ehlinin (bu şekilde) çekişmeleri, hiç şüphesiz bir gerçektir.

55. “Bu böyledir.” Takvâ sahipleri için açıkladığımız şekilde mükâfaatlar vardır. “Azgınlar” küfür ve isyanlarında haddi aşanlar “için ise gerçekten kötü bir dönüş yeri vardır.” Onların varacakları, dönüp girecekleri yer çok kötüdür. Daha sonra Allah, bu yerin mahiyeti ile ilgili geniş açıklamalarda bulunmak üzere şöyle buyurmaktadır:

56. Her türlü azabı kendisinde toplamış, harareti çok çetin, soğuğu da en ileri derecede bulunan “cehennemdir. Onlar oraya gireceklerdir.” Orada kendilerini her yönden kuşatacak olan bir azaba maruz kalacaklardır. Onların üstlerinde de altlarında da ateş katmanları bulunacaktır. “O, ne kötü döşektir!” Onlara hazırlanmış olan bu mesken ve bu karar yeri ne kadar da kötüdür!

57. “İşte” varacakları yer “bu!” Bu şiddetli azap, bu horluk, bu rezillik ve bu ibretli cezalara çarptırılacaklardır. “Tatsınlar onu! Kaynar su” Alabildiğine sıcak bir sudur. Onu içecekler ve bu kaynar su bağırsaklarını paramparça edecektir. “ve irindir o.” içecekler arasında en tiksinti verici olan, tadı son derece acı, kokusu son derece iğrenç bir irindir.

58. “Onun türünden” o kabilden “daha başka çeşit çeşit (azaplar da) vardır.” Azabın türlüsü, çeşitlisi olacaktır. Bunlarla azap edilecek ve perişan olacaklardır.

59-60. Cehennem ateşine gelip bir araya toplanacakları vakit birbirlerine sövüp sayacak ve aralarında şöyle konuşacaklardır:“(Önderler diyecek ki:) “İşte bu, sizinle birlikte (ateşe) zorla girecek bir gruptur. Rahat yüzü görmesin onlar! Zira ateşi boylayacaklardır.” Cehenneme atılmak üzere sonradan getirilen grup da onlara: “Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Zira bunu” bu azabı, ona davet etmeniz, bizi fitneye düşürüp saptırmanız ve bu azaba sebep olmanızdan ötürü “başımıza siz getirdiniz. Ne kötü bir yerdir” Hepimiz için çok kötü ve çok şerli bir kalma yeridir “burası!, diyecekler.” Sonra da kendilerini azdırıp saptıranlara şöyle beddua ederler:

61. Başka bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Herkese (azap) iki kattır. Fakat siz bilmiyorsunuz.”(el-A’raf, 7/38)

62. Ateşe girdikten sonra “Diyecekler ki: “Ne oluyor; kendilerini kötülerden saydığımız adamları niye (aramızda) göremiyoruz?” Yani kötülerden olduklarını, cehennem azabını hak ettiklerini iddia ettiğimiz kimseleri niye göremiyoruz? Bunlar, mü’minlerdir. Kahrolasıca cehennem ehli, onları ateşte görebilecekler mi diye onları orada arayacaklardır.

63. “Alaya aldığımız o kimseler (burada yok mu); yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?” Onları burada görmeyişimizin iki sebebi olabilir: Ya bizler, onları kötülerden saymakla hata ettik. Aksine onlar iyi ve hayırlı kimselerdir. Bizim onlara söylediğimiz sözler ise sadece onlarla alay etmek kabilinden idi. Nitekim işin aslı da budur. Zira Yüce Allah cehennemliklere şöyle buyuracaktır:“Gerçek şu ki kullarımdan: Rabbimiz iman ettik, bize mağfiret ve rahmet buyur. Sen rahmet edenlerin hayırlısısın, diyen bir topluluk vardı. Siz ise onları alaya aldınız. Öyle ki onlar(la alayınız) size Beni anmayı unutturdu. Siz onlara gülüp geçiyordunuz.”(el-Müminûn, 109/110) Onları göremeyişimizin ikinci sebebi ise şu olabilir: Belki de onlar bizimle birlikte azaptadırlar, fakat gözümüzden kaçmış bulunuyorlar. Aslında onlar da bizimle birlikte azap görmektedirler, ama biz onları göremiyoruz. Bu düşüncenin, dünya hayatında iken kalplerinde besledikleri bir inanç olması ihtimali vardır. Böylece onların dünyada besledikleri bu inanç ve iman ehli kimselerin ateşte azap göreceklerine çokça hüküm vermeleri kalplerinde iyice yer etmiştir, öyle ki onların ayrılmaz bir sıfatı haline gelmiştir. O bakımdan onlar cehennem ateşine de bu halleri ile girecekler ve bu sözleri söyleyeceklerdir. Yine bu sözleri, dünyada hakikatleri tersyüz ettikleri gibi cehennem ateşinde de aynı şekilde hakikatleri sulandırmak maksadı ile söyleyecekleri bir söz de olabilir. Ondan dolayı A’raftakiler cehennemdekilere şöyle diyeceklerdir:“Kendilerini Allah’ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettiğimiz kimseler bunlar mı idi? İşte onlara: Girin cennete, size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz (denilmiştir).”(el-Araf, 7/49) Yüce Allah, söz söyleyenlerin en doğrusu olduğu halde verdiği bu haberi tekid etmek üzere şöyle buyurmaktadır:

64. “Cehennem ehlinin (bu şekilde) çekişmeleri” sözünü ettiğim bu karşılıklı atışmaları “hiç şüphesiz bir gerçektir” bunda en ufak bir tereddüt yoktur.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском