As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
An-Nisa 4:174–176
4:174–175Page 105
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدۡ جَآءَكُم بُرۡهَٰنٞ مِّن رَّبِّكُمۡ وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ نُورٗا مُّبِينٗا ١٧٤
O mankind, there has come to you a conclusive proof from your Lord, and We have sent down to you a clear light.1
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَٱعۡتَصَمُواْ بِهِۦ فَسَيُدۡخِلُهُمۡ فِي رَحۡمَةٖ مِّنۡهُ وَفَضۡلٖ وَيَهۡدِيهِمۡ إِلَيۡهِ صِرَٰطٗا مُّسۡتَقِيمٗا ١٧٥
So those who believe in Allāh and hold fast to Him - He will admit them to mercy from Himself and bounty and guide them to Himself on a straight path.
174- Ey insanlar! Rabbinizden size bir burhan geldi. Size apaçık bir nur da indirdik. 175- Allah’a iman edip de O’na sarılanlara gelince O; onları kendinden bir rahmetin ve lütfun içine yerleştirecek ve kendisine varan dosdoğru bir yola iletecektir.
174. Yüce Allah, insanlara ulaştırmış olduğu kesin deliller ve apaçık nurlar dolayısı ile lütfunu hatırlatmakta, onlara karşı delili ortaya koyup izlemeleri gereken yolu da açıkça göstererek şöyle buyurmaktadır:“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir burhan” yani hakkı gösteren ve onu açıklayıp netleştiren, hakkın zıddını da ortaya koyan kat’i deliller “geldi.” Bu, hem aklî delilleri hem de naklî delilleri kapsamakta, yine hem afakî (insanların dış dünyalarındaki) belgeleri hem de enfusi (iç dünyalarındaki) delilleri ihtiva etmektedir: “Onun, gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar âyetlerimizi onlara hem afakta hem kendi nefislerinde göstereceğiz.”(Fussilet, 41/53) Yüce Allah’ın: “Rabbinizden” buyruğunda, bu delilin ne kadar şerefli ve ne kadar büyük olduğuna delil teşkil edecek bir incelik vardır. Çünkü bu burhan, sizi hem dini hem dünyevi terbiyesi ile besleyip büyüten Rabbinizden gelmiştir. İşte kendisi sebebi ile övülmeye ve şükredilmeye layık olan size yönelik bu terbiyesinin bir parçası da kendileri vasıtası ile sizleri dosdoğru yola iletmek ve nimetlerle dolu cennetlere ulaştırmak için bu apaçık delilleri size ulaştırmış olmasıdır. “Size apaçık bir nur da indirdik.” Bu da Kur’ân-ı Kerim’dir. Ki o öncekilerin de sonrakilerin ilimlerini, faydalı ve doğru haberleri, adaleti, ihsanı ve hayır olan her bir emri, buna karşılık her türlü zulüm ve kötülüğü de yasaklamayı ihtiva etmektedir. Eğer insanlar onun nurları ile aydınlanmayacak olurlarsa karanlık içerisinde kalırlar. Eğer onun hayrından yararlanmayacak olurlarsa büyük bir bedbahtlık içerisine düşerler. Ancak insanlar, Kur’ân-ı Kerîm’e iman ve onunla yararlanmaları açısından iki kısma ayrılmışlardır:
175. “Allah’a iman edip de” yani O’nun varlığını kabul ederek, bütün kemal sıfatlara sahip olduğuna, her türlü eksiklik ve kusurdan da münezzeh olduğuna inanan ve “O’na sarılanlara” yani Allah’a sığınan, O’na güvenen, kendi güç ve imkânlarının bu hususta işe yaramadığını kabul ederek Rablerinin yardımını isteyenlere “gelince O, onları kendinden bir rahmetin ve lütfun içine yerleştirecek” yani Yüce Allah onları özel bir rahmetle saracak, onları hayırlara muvaffak kılacak, onları bol bol mükâfatlandıracak, her türlü belayı da onlardan uzaklaştıracak “ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektir” Onları ilme, amele, hakkı bilip gereğince amel etmeye muvaffak kılacaktır. Diğer taraftan kim de Allah’a iman etmez, O’na sarılmaz, O’nun kitabına sıkı sıkıya tutunmaz ise Allah, onlara rahmette bulunmayacak ve onları lütfundan mahrum bırakacaktır. Onları kendi hallerine bırakacaktır. Bu nedenle de onlar hidâyet bulamayacaklar, aksine imanı terk etmelerinin bir cezası olarak apaçık bir sapıklığa düşecekler, bunun sonucunda da büyük bir zarar ve mahrumiyetle karşı karşıya kalacaklardır. Yüce Allah’tan af, afiyet ve esenlik temenni ederiz.
4:176Page 106
يَسۡتَفۡتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفۡتِيكُمۡ فِي ٱلۡكَلَٰلَةِۚ إِنِ ٱمۡرُؤٌاْ هَلَكَ لَيۡسَ لَهُۥ وَلَدٞ وَلَهُۥٓ أُخۡتٞ فَلَهَا نِصۡفُ مَا تَرَكَۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمۡ يَكُن لَّهَا وَلَدٞۚ فَإِن كَانَتَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَۚ وَإِن كَانُوٓاْ إِخۡوَةٗ رِّجَالٗا وَنِسَآءٗ فَلِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمۡ أَن تَضِلُّواْۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمُۢ ١٧٦
They request from you a [legal] ruling. Say, "Allāh gives you a ruling concerning one having neither descendants nor ascendants [as heirs]." If a man dies, leaving no child but [only] a sister, she will have half of what he left. And he inherits from her if she [dies and] has no child. But if there are two sisters [or more], they will have two thirds of what he left. If there are both brothers and sisters, the male will have the share of two females.1 Allāh makes clear to you [His law], lest you go astray. And Allāh is Knowing of all things.
176- Senden fetvâ isterler. De ki: Allah size kelâle hakkında şöyle fetva verir: Eğer çocuğu bulunmayıp da kızkardeşi bulunan bir erkek ölürse bıraktığının yarısı kızkardeşe aittir. Eğer o (kızkardeşin) çocuğu yoksa o erkek de kızkardeşine mirasçı olur. Eğer kızkardeşler iki tane iseler erkek kardeşin bıraktığının üçte ikisini alırlar. Şâyet erkek ve kız (karışık) kardeşler iseler o zaman erkek için kadının iki payı kadar vardır. Allah yanılmayasınız diye size açıklıyor. Allah her şeyi çok iyi bilendir.
176. Şanı Yüce Allah insanların, Rasûlüne sallallahu aleyhi ve sellem’den kelale hakkında fetva istediklerini haber vermektedir. Bu sorunun kelale hakkında olduğunun delili ise:“De ki: Allah size kelâle hakkında şöyle fetva verir” buyruğudur. Kelâle ise bir kimsenin kendi öz oğlu, oğlunun oğlu, babası ve dedesi hayatta olmaksızın vefat etmesi haline denir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer çocuğu bulunmayıp da” yani erkek olsun, kız olsun, kendi öz çocuğu olsun, oğlundan çocuğu (torunu) olsun çocuğu bulunmayacak olursa ve aynı şekilde babası ve dedesi de yoksa, demektir. Babasının olmadığına delil, bu buyrukta kardeşlerin mirasçı olacakların söz konusu edilmesidir ki kardeşlerin baba ile birlikte miras alamayacakları icma ile kabul edilmiştir. İşte bir kimse çocuğu da babası da bulunmaksızın ölür de anne baba bir yahut sadece baba bir -anne bir olmaz çünkü onun hükmü daha önceden geçmişti- “kızkadeşi bulunan bir erkek ölürse bıraktığının yarısı” yani erkek kardeşinin geriye bıraktığı nakit, gayrimenkul, ev eşyası ve buna benzer şeylerin yarısı “kızkardeşe aittir.” Bu da önceden geçtiği üzere borcunun ödenmesinden ve vasiyetinin yerine getirilmesinden sonra söz konusudur. “Eğer o (kızkardeşin) çocuğu yoksa” ve onun mirastan alacağı bir miktar da bulunmuyorsa “o erkek de kızkardeşine” yani anne baba bir yahut baba bir erkek kardeş, kız kardeşine “mirasçı olur.” Çünkü erkek kardeş asabedir, eğer farz hisse sahibi veya ona ortak olacak yahut da farzlardan arta kalanı alacak başka bir asabe yok ise kızkardeşinin geriye bıraktığı malının tamamını alır. “Eğer kızkardeşler iki tane” ve daha yukarı “iseler erkek kardeşin bıraktığının üçte ikisini alırlar. Şâyet erkek ve kız (karışık) kardeşler iseler” yani baba bir erkek kardeşler, kızkardeşlerle bir arada bulunacak olurlarsa “o zaman erkek için kadının iki payı kadar vardır.” Bu durumda kadınların farz hissesi düşer ve onların erkek kardeşleri onların hisselerinden arta kalanı alır. “Allah yanılmayasınız diye size açıklıyor.” Yüce Allah gerek duyacağınız hükümleri size kendi lütuf ve ihsanı olmak üzere açıklamaktadır. Böylelikle O’nun beyanı ile hidâyet bulasınız, hükümleri gereğince amel edesiniz, cahilliğiniz ve bilgisizliğiniz sebebi ile de dosdoğru yoldan sapıp uzaklaşmayasınız. “Allah her şeyi çok iyi bilendir.” Yani O, gizliyi de açığı da bilir, geçmiştekileri de gelecektekileri de bilir. Sizin O’nun açıklamasına ve O’nun size öğretmesine ihtiyacınız olduğunu da bilir. O bakımdan bütün zaman ve mekanlarda sürekli olarak size fayda sağlayacak olan ilminden size gerekli olanları öğretir. Nisâ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd ve şükürler olsun.
***
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences