As-Sa'diAn‑Nisa · 4:19–34

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

An-Nisa 4:19–34

4:19–21Page 80

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرۡهٗاۖ وَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ لِتَذۡهَبُواْ بِبَعۡضِ مَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةٖ مُّبَيِّنَةٖۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِن كَرِهۡتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـٔٗا وَيَجۡعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيۡرٗا كَثِيرٗا ١٩

O you who have believed, it is not lawful for you to inherit women by compulsion.1 And do not make difficulties for them in order to take [back] part of what you gave them2 unless they commit a clear immorality [i.e., adultery]. And live with them in kindness. For if you dislike them - perhaps you dislike a thing and Allāh makes therein much good.

وَإِنۡ أَرَدتُّمُ ٱسۡتِبۡدَالَ زَوۡجٖ مَّكَانَ زَوۡجٖ وَءَاتَيۡتُمۡ إِحۡدَىٰهُنَّ قِنطَارٗا فَلَا تَأۡخُذُواْ مِنۡهُ شَيۡـًٔاۚ أَتَأۡخُذُونَهُۥ بُهۡتَٰنٗا وَإِثۡمٗا مُّبِينٗا ٢٠

But if you want to replace one wife with another and you have given one of them a great amount [in gifts], do not take [back] from it anything. Would you take it in injustice and manifest sin?

وَكَيۡفَ تَأۡخُذُونَهُۥ وَقَدۡ أَفۡضَىٰ بَعۡضُكُمۡ إِلَىٰ بَعۡضٖ وَأَخَذۡنَ مِنكُم مِّيثَٰقًا غَلِيظٗا ٢١

And how could you take it while you have gone in unto each other and they have taken from you a solemn covenant?

19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık işlemedikçe kendilerine verdiğinizin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Şâyet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin), çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pekçok hayır takdir etmiş olabilir. 20- Bir eş bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle (mehir) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın. İftira ve apaçık bir günah olduğu halde onu alacak mısınız? 21- Hem birbirinizle kaynaşmış ve onlar sizden kuvvetli bir söz almış iken onu nasıl alabilirsiniz?

19. Cahiliye döneminde bir kimse ölüp de geriye hanımını bırakacak olursa kardeşi, amcasının oğlu ya da bunlara benzer herhangi bir yakını ölenin hanımının herkesten daha çok kendi hakkı olduğunu düşünür ve kadın ister hoşlansın ister hoşlanmasın onu alıkoyardı. Şayet kendisi isterse kadının rızasına bakmaksızın uygun göreceği bir mehir verip onunla evlenirdi. Şâyet kadını beğenmeyecek olursa da onu evlenmekten alıkoyar, ancak kendisinin arzu ettiği biri çıkarsa evlenmesine müsaade ederdi. Bazen de ölen yakınının mirasından yahut kendi mehrinden ona bir şeyler vermedikçe onu evlendirmeye yanaşmazdı. Kişi aynı zamanda hoşlanmadığı karısına vermiş olduğu mehrin bir bölümünü geri almak kastı ile onu sıkıştırırdı. İşte Yüce Allah mü’minlere bütün bu halleri şu iki durum dışında yasakladı: 1. Eğer kadının kendisi ilk kocasının yakını ile evlenmeye razı olur ve onun nikâhı altına girmeyi kabul ederse. Nitekim Yüce Allah’ın:“zorla” ifadesinden anlaşılan da budur. 2. Eğer kadın, zina etmek veya çirkin ve ahlaksız sözler söylemek ya da kocasına eziyet etmek gibi apaçık bir hayasızlık işleyecek olursa. İşte bu durumda kocasının onun yaptığına ceza olmak üzere -eğer bu adalete dayanıyorsa- mehrinden bazı şeyler vermesini sağlamak kastı ile onu sıkıştırması caiz olur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlarla iyi geçinin.” Bu hem söz ile hem davranış ile geçinmeyi kapsar. Kocanın hanımı ile güzel arkadaşlık etmesi, eziyetten geri durması, iyilikte bulunması, güzel davranması vb. gibi şekilllerde hanımı ile iyi geçinmesi bir görevidir. Marûf bir şekilde hanımın nafakasını, giyimini ve benzeri ihtiyaçlarını karşılaması da buna dahildir. Kocanın, kendisi durumunda olan erkeklerin, hanımı durumundaki kadınlara karşı maruf olan iyilikleri zaman ve mekân şartları çerçevesinde yerine getirmesi gerekir. Bu da durumların değişmesi ile değişiklik gösterir. “Şâyet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin); çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır takdir etmiş olabilir.” Yâni ey kocalar, onlardan hoşlanmasanız bile hanımlarınızı nikâhınız altında tutmalısınız. Çünkü bunda büyük bir hayır vardır. Allah’ın emrine uymak, Yüce Allah’ın dünya ve âhiret mutluluğunun kaynağı olan emirlerini kabul etmek bu hayrın bir parçasıdır. Kişinin sevmemekle birlikte, kendisini evli kalmaya zorlaması, nefsine karşı bir cihaddır ve güzel ahlaka sahip olmak için bir çabadır. Bu da bu hayırlar arasında yer alır. Belki de bu hoşlanmayış zamanla ortadan kalkar ve -kimi vakalarda görüldüğü üzere- bunun yerini sevgi alabilir. Belki Allah o hoşlanmadığı hanımdan kendisine salih bir evlat verir ve o, bu dünyada da âhirette de ebeveynine faydalı olabilir. Bütün bunlar böyle bir hanımı nikâh altında tutmanın mümkün olması, sakıncalı olmaması halinde söz konusudur. Eğer mutlaka ayrılık zorunlu ise ve böyle bir hanımı nikâh altında tutmanın hiçbir yolu yok ise bu durumda nikâh altında tutmak şart değildir. O takdirde Yüce Allah’ın şu buyruğu bize yol göstermektedir:

20. “Bir eşi” boşayarak “bırakıp da yerine” evlenerek “başka bir eş almak isterseniz” bunda sizin için bir günah, bir zorluk, bir vebal yoktur. Ama “öncekine” yâni kendisinden ayrıldığınız hanıma veya ikinci olarak evleneceğiniz hanıma “yüklerle” pek çok malı mehir olarak “vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın.” Aksine bu malı onlara bırakın, mehri tastamam verin ve bu konuda onları savsaklamayın. Faziletli ve uygun olan, mehri az tutmak sureti ile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e uymak olmakla birlikte bu aytte, yüklü miktarda mehir vermenin haram olmadığına delil vardır. Delalet yönü de şudur: Yüce Allah kocaların yapabilecekleri bir durumu haber vermekte ve onların bu durumlarını reddetmemektedir. O halde bu da çok miktarda mehir vermenin haram olmadığının delilidir. Eğer dini bakımdan bir fesat ve karşı konulamayacak kadar maslahata aykırılık ihtiva edecek olursa çok miktarda mehir vermek yasaklanabilir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İftira ve apaçık bir günah olduğu halde onu alacak mısınız?” Böyle bir şey helâl olmaz. Eğer sizler çeşitli hile yollarına başvurarak alsanız dahi böyle bir işin günahı gâyet açıktır. Yüce Allah, bu yasağın hikmetini de şöyle beyan etmektedir:

21. Bunu şöylece açıklayabiliriz: Nikah akdinden önce hanım kocaya haramdır. Kocaya helâl olmayı, ancak kocanın kendisine vereceği mehir ile kabul edebilmektedir. Koca hanımı ile gerdeğe girip onunla kaynaştıktan ve mehirden önce haram olan ilişkiyi kurduktan sonra ise -kadın ancak bu bedelin verilmesi karşılığında böyle bir işe razı olduğuna göre- bu durumda koca bedelin/mehrin karşılığını tamamıyla almış olur ve bu bedeli ödemekle de yükümlü olur. Peki, verdiği bedelin karşılığını tamamıyla aldıktan sonra nasıl verdiği bu bedeli geri almak isteyebilir? Şüphesiz ki bu zulüm ve haksızlığın en büyüğüdür. Ayrıca Yüce Allah nikah akdi ile de kocadan hanımının haklarını yerine getireceğine dair ağır bir söz almıştır.

4:22Page 81

وَلَا تَنكِحُواْ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةٗ وَمَقۡتٗا وَسَآءَ سَبِيلًا ٢٢

And do not marry those [women] whom your fathers married, except what has already occurred.1 Indeed, it was an immorality and hateful [to Allāh] and was evil as a way.

22- Babalarınızın nikâhladığı kadınları nikâhlamayın. Ancak geçmiş olan müstesnâ. Çünkü bu, bir hayasızlık ve gazaba sebep olan iğrenç bir iştir ve kötü bir yoldur.

22. “Babalarınızın” yâni ne kadar yukarı doğru giderse gitsin babalarınızın (ve dedelerinizin) evlendikleri kadınlarla evlenmeyin. “Çünkü bu, bir hayasızlık” oldukça çirkin ve kötü bir işti. “gazaba sebep olan iğrenç bir iştir” hem Allah’ın hem de insanların gazabına sebep olan bir davranıştır. Hatta bu davranış sebebi ile oğul babasına, baba da oğluna gazap eder. Halbuki oğlun ona iyi davranması emrdilmiştir. “ve kötü bir yoldur.” Bu yolu izleyen kimseler için oldukça kötü bir yoldur. Zira bu, İslâm’ın uzak durulmasını emrettiği ve yaklaşılmamasını istediği cahili adetlerdendir.

Bu âyet-i kerimeler hem nesepten, emzirmeden, evlilik bağından kaynaklanan akrabalıktan ve bir arada tutulmadan dolayı kendileri ile evlenilmesi haram kılınan kadınları hem de evlenilmeleri helâl olan kadınları açıklamaktadır.

4:23–24Page 81

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمۡ أُمَّهَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُمۡ وَعَمَّٰتُكُمۡ وَخَٰلَٰتُكُمۡ وَبَنَاتُ ٱلۡأَخِ وَبَنَاتُ ٱلۡأُخۡتِ وَأُمَّهَٰتُكُمُ ٱلَّٰتِيٓ أَرۡضَعۡنَكُمۡ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَٰعَةِ وَأُمَّهَٰتُ نِسَآئِكُمۡ وَرَبَٰٓئِبُكُمُ ٱلَّٰتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّٰتِي دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمۡ تَكُونُواْ دَخَلۡتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ وَحَلَٰٓئِلُ أَبۡنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنۡ أَصۡلَٰبِكُمۡ وَأَن تَجۡمَعُواْ بَيۡنَ ٱلۡأُخۡتَيۡنِ إِلَّا مَا قَدۡ سَلَفَۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ٢٣

Prohibited to you [for marriage] are your mothers, your daughters, your sisters, your father's sisters, your mother's sisters, your brother's daughters, your sister's daughters, your [milk] mothers who nursed you, your sisters through nursing, your wives' mothers, and your step-daughters under your guardianship [born] of your wives unto whom you have gone in. But if you have not gone in unto them, there is no sin upon you. And [also prohibited are] the wives of your sons who are from your [own] loins, and that you take [in marriage] two sisters simultaneously, except for what has already occurred.1 Indeed, Allāh is ever Forgiving and Merciful.

۞ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡۖ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمۡ أَن تَبۡتَغُواْ بِأَمۡوَٰلِكُم مُّحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَۚ فَمَا ٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهِۦ مِنۡهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةٗۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيۡكُمۡ فِيمَا تَرَٰضَيۡتُم بِهِۦ مِنۢ بَعۡدِ ٱلۡفَرِيضَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمٗا ٢٤

And [also prohibited to you are all] married women except those your right hands possess.1 [This is] the decree of Allāh upon you. And lawful to you are [all others] beyond these, [provided] that you seek them [in marriage] with [gifts from] your property, desiring chastity, not unlawful sexual intercourse. So for whatever you enjoy [of marriage] from them, give them their due compensation2 as an obligation. And there is no blame upon you for what you mutually agree to beyond the obligation. Indeed, Allāh is ever Knowing and Wise.

23- Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kızkardeşleriniz, eşlerinizin anaları ve kendileri ile zifafa girdiğiniz eşlerinizden himayenizde bulunan üvey kızlarınız(la evlenmek) size haram kılındı. Eğer o kadınlarla zifafa girmemiş iseniz sizin için bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi birlikte almanız da (size haramdır). Ancak geçmişte olanlar müstesnâ. Şüphesiz Allah mağfiret edendir, çok merhametlidir. 24- Evli kadınlar da (size haramdır). Sahip olduğunuz cariyeler müstesnâ. Bunlar Allah’ın size (farz olarak) yazdıklarıdır. Geriye kalan (kadın)lara gelince iffetinizi koruyarak ve zinaya sapmaksızın mallarınızla (onları nikâhlama yolunu) aramanız size helâl kılındı. O halde onlardan hangisi ile faydalandı iseniz bundan dolayı onlara tayin edildiği şekilde mehirlerini verin. Onun miktarını tayin ettikten sonra gönül hoşluğu ile (eksiltme ya da artırma konusunda) uzlaşmanızda size bir vebal yoktur. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.

23. Nesepten dolayı kendileri ile evlenilmesi haram olan kadınlar: Bunlar, Yüce Allah’ın sözünü ettiği şu yedi kimsedir: Anne; ne kadar yukarı çıkarsa çıksın (nineler de dahil) kendisi vasıtası ile dünyaya gelinen kadındır. Ne kadar aşağı giderse gitsin (torunlarla birlikte) tüm kız çocuklar. Anne baba bir yahut baba bir ya da baba bir kızkardeşler. Babanın kızkardeşleri yahut dedenin kız kardeşleri olan halalar. Annenin kızkardeşi yahut ninenin kızkardeşi olan teyzeler ki ister mirasçı olsunlar ister olmasınlar fark etmez. Erkek kardeşin kızları ve kızkardeşin kızları, ne kadar aşağı giderlerse gitsinler (yani kız yeğenler ve onların kızları ile torunları). İşte âyet-i kerimede ifade edilen bu kadınlar, ilim adamlarının icmasıyla nesep yolu ile haram kılınan kadınlardır. Nesep bağı olup da bu sayılanların dışında kalanlar ise Yüce Allah’ın:“Geriye kalan (kadın)lara gelince... size helâl kılındı” buyruğunun kapsamına girmektedir. Mesela hala kızı, amca kızı, dayı ve teyze kızları gibi. Süt emme dolayısıyla haram kılınan kadınlar: Yüce Allah bunlar arasından sadece sütanneyi ve süt kız kardeşi zikretmiştir. Süt, anneye ait olmayıp (sütannenin) kocasına ait olmasına rağmen sütannenin haram kılınması, sütün sahibinin (sütannenin kocasının), süt emenin (süt) babası olduğunun delilidir. Emme yoluyla babalık ve annelik sabit olduğuna göre onların yakın akrabalarının da akrabalığı (süt emen hakkında) sabit olur. Mesela sütanne ve süt babanın kardeşleri, usul ve füruları gibi. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:“Neseb yoluyla haram olan, süt emme yoluyla da haram olur” buyurmaktadır. Bu durumda evlenme haramlığı, süt emziren kadınla onun kocası yönünden nesep bağı olan akrabalar arasında olduğu şekilde geçerlidir. Süt emen çocuk yönünden ise yalnızca onun zürriyetinden gelenler için geçerlidir (süt emen çoğun diğer kardeşleri hakkında ise haramlık söz konusu değildir). Bununla birlikte süt emmenin -sünnetin beyan ettiği üzere- ilk iki yıl içinde en az beş defa gerçekleşmiş olması şartı vardır. Evlilik bağından kaynaklanan akrabalık sebebi ile haram kılınan kadınlar: Bunlar da dört tanedir: Ne kadar yukarı doğru giderlerse gitsinler babaların hanımları ve ne kadar aşağı inerlerse insinler oğulların hanımları -ki bunlar ister miras alsınlar ister hacbedilsinler fark etmez-, ne kadar yukarı doğru giderlerse gitsinler hanımların anneleri (ve nineleri). İşte bu üçü, sırf nikâh akdinin yapılması ile (ilişki olmasa da) haram olurlar. Dördüncüsü ise üvey kızdır. Bu da ne kadar aşağı giderse gitsin zevcenin başka kocadan olma kızıdır. Koca, annesi ile gerdeğe girmedikçe bunlar haram olmazlar. Nitekim Yüce Allah da şöyle buyurmuştur:“ve kendileri ile zifafa girdiğiniz eşlerinizden himayenizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı.” Cumhur der ki: Yüce Allah’ın: “Himayenizde bulunan üvey kızlarınız” kaydı ile çoğunlukla görülen duruma işaret edilmiştir. Yoksa bunun mefhumunun (şart olarak) alınmaması gerekir. Zira bir kimse üvey kızını himayesine almasa dahi onunla evlenmesi haramdır. Ancak bu kaydın getirilmesinin iki faydası vardır: 1. Himayede bulunan üvey kızın haram kılınış hikmetine dikkat çekilmekte ve bunun tıpkı kız evlat gibi olduğu anlatılmaktadır. O bakımdan böyle bir kızla evlenmenin mubah kabul edilmesi oldukça çirkin bir şeydir. 2. İkinci bir husus ise bu, himayede bulunan üvey kızla başbaşa kalmanın caiz olduğuna delildir ve böyle bir kız bir kişinin kendi himayesinde bulunan öz kızları gibidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Aynı anda nikâh altında bulundurulması haram kılınan kadınlar: Şanı Yüce Allah iki kızkardeşi aynı nikâh altında bulundurmayı söz konusu ederek, bunu haram kılmıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bir kadının, halası ve teyzesi ile birlikte aynı nikâh altında bulundurulmasını haram kılmıştır. Faraza biri erkek diğeri kadın kabul edildiği takdirde birbirleri ile evlenmeleri haram olan her iki kadının aynı anda aynı nikâh altında bulundurulmaları haramdır. Bunun sebebi ise bu evliliklerin akrabalık bağlarının kopartılmasına yol açmasıdır.

24. Kendileri ile evlenilmesi haram kılınan kadınlar arasında:“evli kadınlar” yâni kocası bulunan kadınlar da vardır. Bir kocanın nikâhı altında bulunduğu sürece bir kadının nikâhlanması haramdır. Boşanmadıkça ve iddeti tamamlanmadıkça başkası tarafından nikâhlanamaz. “Sahip olduğunuz cariyeler müstesnâ.” Yâni savaş esiri olarak aldığınız cariyeler bu hükümden müstesnâdır. Zira kocası bulunan kâfir bir kadın, esir alınacak olursa istibradan (hamile olmadığı anlaşıldıktan) sonra müslümanlara helâl olur. Ancak kocası bulunan bir cariye satılacak yahut hibe edilecek olursa bu takdirde onun nikâhı fesholmaz. Çünkü ikinci mâlik, birincisi durumundadır (yâni nikâhını feshettirecek farklı bir konumu yoktur). Ayrıca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in (cariye olan) Berîre’yi muhayyer bıraktığı olay da bunu göstermektedir. “Bunlar Allah’ın size (farz olarak) yazdıklarıdır.” O halde bunlara bağlı kalın ve O’nun yazdıkları ile hidâyet bulun. Çünkü şifâ ve nûr bundadır. Helâl ve haram, Allah’ın kitabı ile geniş geniş açıklanmış ve gösterilmiştir. Yüce Allah’ın:“Geriye kalan (kadın)lara gelince... size helâl kılındı” buyruğunun kapsamına bu âyet-i kerimede sözü edilmeyen bütün kadınlar girmekte olup bunlarla evlenmek helâldir. Haram olanlar sınırlıdır. Helâl olanların ise Yüce Allah’ın lütuf ve rahmeti, kullarına kolaylık dilemesi dolayısı ile sınırlandırılması söz konusu değildir. “Mallarınızla (onları nikâhlama yolunu) aramanız” yâni Allah’ın size mubah kıldığı kadınlardan uygun görüp tercih ettiklerinizle evlenme yoluna gitmeniz “size helâl kılındı”. Şu şartla ki bunu “iffetinizi koruyarak” hem kendinizin hem eşlerinizi iffetini koruyarak “ve zinaya sapmaksızın” yapmalısınız. Çünkü suyunu harama akıtan bir kimse, hiç şüphesiz eşinin iffetini korumuş olmaz. Çünkü kendi şehvetini haramla tatmin olmuş olur. Böylelikle helâl yoldan ihtiyacını karşılama isteğinde bir zayıflama olur ve bunun sonucunda hanımının iffetini korumamış olur. Bu buyrukta ancak iffetli kimselerin evlendirileceğine delil vardır. Çünkü Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Zina eden erkek ancak zina eden veya müşrik olan bir kadını nikâhlayabilir. Zina eden kadını da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlayabilir.”(en-Nur, 24/3)“O halde onlardan hangisi ile faydalanır iseniz” yâni kimlerle evlendi iseniz “bundan dolayı onlara tayin edildiği şekilde mehirlerini” onlardan faydalanmanın karşılığı olarak “verin.” İşte bundan dolayı koca hanımı ile gerdeğe girdi mi artık onun mehrini ödemesi gerekir. “Tayin edildiği şekilde” ifadesi onların mehirlerini tayin edilen şekilde vermenin, Allah’ın farz kıldığı bir hüküm olduğunu göstermektedir. Yoksa bu, kişinin dilerse yerine getireceği, dilerse kabul etmeyeceği bir bağış kabilinden değildir. Bu ifadeye şöyle mana vermek de mümkündür: Onların mehirlerini tayin etmiş olduğunuz miktarlarda ödeyin. Bu miktarı ödemeniz sizin için farz olmuştur. O nedenle bu miktarı hiçbir şekilde eksiltmeye kalkışmayın. “Onun miktarını tayin ettikten sonra gönül hoşluğu ile (eksiltme ya da artırma konusunda) uzlaşmanızda size bir vebal yoktur.” Yâni kocanın tayin edilen miktardan fazlasını vermesi yahut da hanımın bu miktarı düşürmesi ve bunu gönül hoşluğu ile yapmasının bir mahzuru yoktur. Çoğu müfessirlerin görüşü bu şekildedir. Yine onların önemli bir kesimi de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerime İslâm’ın ilk dönemlerinde helâl olan mut’â (anlaşmaya dayalı geçici) nikâhı hakkında inmiştir. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu haram kılmıştır. İşte haram kılınmadan önce bu mut’â nikâhının süresinin ve mehrinin tespit edilmesi emredilmiştir. Aralarında tayin ettikleri bu süre bitip de birbirleri ile uzlaşacak olurlarsa yine onlara bir vebal yoktur, demektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır. “Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir” ilmi kâmil ve geniştir. “mutlak hüküm ve hikmet sahibidir.” Hikmeti tam ve eksiksizdir. İşte ilim ve hikmetinin bir tecellisi olarak sizin için bu hükümleri teşrî’ buyurmuş ve helâl ile haramı birbirinden ayıran bu sınırları çizmiştir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

4:25Page 82

وَمَن لَّمۡ يَسۡتَطِعۡ مِنكُمۡ طَوۡلًا أَن يَنكِحَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن فَتَيَٰتِكُمُ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۚ وَٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِإِيمَٰنِكُمۚ بَعۡضُكُم مِّنۢ بَعۡضٖۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذۡنِ أَهۡلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ مُحۡصَنَٰتٍ غَيۡرَ مُسَٰفِحَٰتٖ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخۡدَانٖۚ فَإِذَآ أُحۡصِنَّ فَإِنۡ أَتَيۡنَ بِفَٰحِشَةٖ فَعَلَيۡهِنَّ نِصۡفُ مَا عَلَى ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ مِنَ ٱلۡعَذَابِۚ ذَٰلِكَ لِمَنۡ خَشِيَ ٱلۡعَنَتَ مِنكُمۡۚ وَأَن تَصۡبِرُواْ خَيۡرٞ لَّكُمۡۗ وَٱللَّهُ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ٢٥

And whoever among you cannot [find] the means to marry free, believing women, then [he may marry] from those whom your right hands possess of believing slave girls. And Allāh is most knowing about your faith. You [believers] are of one another. So marry them with the permission of their people and give them their due compensation [i.e., mahr] according to what is acceptable. [They should be] chaste, neither [of] those who commit unlawful intercourse randomly nor those who take [secret] lovers. But once they are sheltered in marriage, if they should commit adultery, then for them is half the punishment for free [unmarried] women. This [allowance] is for him among you who fears affliction [i.e., sin], but to be patient is better for you. And Allāh is Forgiving and Merciful.

25- İçinizden hür olan mü’min kadınları nikâhlayacak imkânı bulamayanlar sahip olduğunuz mü’min cariyelerinizden alsın. Allah imanınızı çok iyi bilendir. Siz birbirinizdensiniz. Zinadan kaçınan, gizli dost edinmeyen namuslu kadınlar olmaları halinde onları velilerinin izni ile nikâhlayın ve mehirlerini de güzellikle kendilerine verin. Şâyet evlendikten sonra fuhuş işlerlerse onlara evli ve hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu, içinizden günaha girmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, pek merhametlidir.

25. “İçinizden hür olan mü’min kadınları nikâhlayacak imkânı bulamayanlar...” Yâni aranızdan namuslu hür ve mü’min kadınları nikâhlayabilmek için gerekli imkan demek olan mehri bulamayanlar ve bununla birlikte de zinaya düşmekten ve zorluk çekmekten korkan kimselerin mü’min ve mülkiyet altında bulunan cariyeleri nikâhlamaları caizdir. Bu zahire göre böyledir. Zira samimi olan mü’min ile samimi olmayan mü’minleri en iyi bilen, Yüce Allah'tır. Çünkü dünya işlerinde esas olan zahir hallerdir, âhiret hükümleri ise kalpte saklı olan hallere mebnidir. Bu cariyeleri “velilerinin” yâni ister bir kişi ister birden fazla olsun efendilerinin “izni ile nikâhlayın ve mehirlerini de güzellikle kendilerine verin” yâni cariye dahi olsalar hür kadına mehir vermek icabettiği gibi cariyeye de mehir vermek icabeder. Ancak cariyeleri nikâhlamanın caiz olması onların zinadan uzak duran iffetli “Zinadan kaçınan, gizli dost edinmeyen namuslu kadınlar olmaları” şartına bağlıdır. Yâni ne açıktan ne de gizli bir şekilde zina işleyen kimselerden olmamaları gerekir. Özetleyecek olursak müslüman hür bir erkeğin, bir cariyeyi nikâhlayabilmesi Yüce Allah’ın sözünü ettiği şu dört şartın yerine gelmesi halinde caizdir: Bu cariyelerin mü’min olmaları, zahiren ve batınen iffetli olmaları, hür kadını nikâhlayabilecek imkanın bulunamaması ve evlenememekten dolayı çok zorluk ve sıkıntı çekilmesidir. Bu şartlar tahakkuk ettiği takdirde cariyelerin nikâhlanmaları caiz olur. Bununla birlikte cariyelerle nikâhlanmayıp sabretmek daha faziletlidir. Çünkü cariyelerle evlenmek, doğacak çocukları köle olmakla karşı karşıya bırakır ve böyle bir nikâh, bir ayıp ve aşağılanma sebebidir. Bu, sabretmek mümkün ise böyledir. Eğer ancak cariyelerle evlenmek sureti ile harama karşı direnebiliniyor ise o takdirde onlarla nikâhlanmak şart olur. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, pek merhametlidir” buyurmuştur. “Şâyet evlendikten sonra” yâni evlenirseler -veya müslüman olursalar- ve “fuhuş işlerlerse onlara evli ve hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir.” Bu, yarısı mümkün olan cezadır ki o da celde (sopa) cezasıdır. Cariyeler zina ettikleri takdirde onlara elli sopa vurulur. Recme gelince cariyeler hakkında bu, söz konusu değildir. Çünkü recmin ikiye bölünmesi mümkün değildir. Birinci görüşe göre eğer cariyeler evlenmeyecek olurlarsa haklarında had cezası olmaz. Onlar için sadece kendilerini fuhuş işlemekten alıkoyacak kadar bir tazir cezası söz konusudur. İkinci görüşe göre cariyeler müslüman kadınlardan farklıdır. Onlar bir hayasızlık ve fuhuş işleyecek olurlarsa tazir olunurlar. Âyet-i kerime Yüce Allah’ın “Ğafur ve Rahim” ismi kerimleri ile sona ermektedir. Çünkü bu hükümler kullara bir rahmet, ilâhi bir kerem ve ihsandır. Yüce Allah onlar aleyhine işi dar tutmamaış, aksine olabildiğince geniş tutmuştur. Haddin söz konusu edilmesinden sonra Allah’ın bağışlayıcılığının söz konusu edilmesi, hadlerin keffaret olduğuna ve Allah’ın hadler vasıtası ile kullarının günahlarını bağışladığına bir işaret olabilir. Nitekim bu hususta hadis de varid olmuştur. Sözü geçen had konusunda erkek kölenin hükmü de cariyenin hükmü gibidir. Çünkü bu açıdan aralarında her hangi bir fark yoktur.

4:26–28Page 82

يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمۡ وَيَهۡدِيَكُمۡ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكُمۡ وَيَتُوبَ عَلَيۡكُمۡۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٞ ٢٦

Allāh wants to make clear to you [the lawful from the unlawful] and guide you to the [good] practices of those before you and to accept your repentance. And Allāh is Knowing and Wise.

وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيۡكُمۡ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُواْ مَيۡلًا عَظِيمٗا ٢٧

Allāh wants to accept your repentance, but those who follow [their] passions want you to digress [into] a great deviation.

يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمۡۚ وَخُلِقَ ٱلۡإِنسَٰنُ ضَعِيفٗا ٢٨

And Allāh wants to lighten for you [your difficulties]; and mankind was created weak.

26- Allah size açıkça bildirmek, sizi sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 27- Allah tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler. 28- Allah sizden hafifletmek ister. Zaten insan zayıf yaratılmıştır.

26. Şanı Yüce Allah o büyük lütfu ve muazzam ihsanlarını, mü’min kullarını güzel terbiye edişini ve dininin kolaylığını şöylece bildirmektedir:“Allah size açıkça bildirmek” hakkı, batılı, helâli, haramı vb. gibi açıklanmasına ihtiyaç duyduğunuz her şeyi açıklamak “sizi sizden öncekilerin” yâni kendilerine nimet vermiş olduğu peygamberlerin ve onlara tâbî olanların “yollarına” övülmeye değer davranış ve doğru fiillerine, mükemmel nitelik ve özelliklerine ve eksiksiz muvaffakiyetlerine “iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister.” Bundan dolayı da O, irâdesini tahakkuk ettirmiş, size açıklamalar yapmış ve beyanlarda bulunmuştur. Tıpkı sizden öncekilere beyanda bulunduğu gibi. İlim ve amel itibari ile de sizi çok büyük bir hidâyete mazhar kılmıştır. “Tevbelerinizi kabul etmek ister.” Hallerinizde ve sizin için gönderdiği şer’î hükümlerde size lütfu ile muamele etmek ister. Tâ ki Allah’ın çizdiği sınırlarda durmak, O’nun helâl kıldığı şeyler ile yetinme imkânını elde edesiniz. Böylelikle de Allah’ın size sağlayacağı kolaylık sayesinde günahlarınız azalsın. İşte bu da Allah’ın kullarının tevbesini kabul etmesinin bir parçasıdır. Yine onların tevbelerini kabul etmesinin bir parçası olmak üzere günah işledikleri takdirde onlara rahmet kapılarını açar. Kalplerine kendisine yönelip huzurunda tevazuyla boyun eğme duygusunu yerleştirir, sonra da onlara verdiği bu muvaffakiyeti kabul ederek tevbelerini de kabul buyurur. Bundan dolayı hamd ve şükür yalnız O’nadır. “Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Yâni ilmi ve hikmeti eksiksiz ve tam olandır. Size daha önceden bilmediğiniz şeyleri öğretmiş olması da O’nun ilminin bir tecellisidir. İşte burada sayılanlar ve hadler de bunlardandır. Hikmet ve rahmetinin, tevbesini kabul etmeyi gerektirdiği kimselerin tevbelerini kabul etmesi de O’nun hikmetindendir. Tevbeye elverişli olmayanları da hikmet ve adaletinin de gerektirdiği şekilde yardımsız bırakması da O’nun hikmetindendir.

27. “Allah tevbelerinizi kabul etmek ister” sizin perişanlığınızı giderecek, dağınıklığınızı bir araya toplayacak ve uzaklarınızı yakın edecek bir tevbe nasib etmek ister. “Şehvetlerine uyanlar ise” şehvetleri ve nefsi arzuları ne tarafa giderse onların arkasından gidenler, onları sevdikleri Rablerinin rızasının önüne geçirenler, hevâlarına tapınanlar, kâfir, isyankâr ve hevâlarını Rablerine itaatin önüne geçiren çeşitli kimseler, işte bunlar “ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi” dosdoğru yoldan saparak kendilerine gazap olunan ve sapıtmış kimselerin yollarına düşmenizi “isterler.” Bunlar sizleri Rahmân olan Allah’ın itaatinden, şeytanın itaatine çevirmek isterler. Mutluluğun tümü emirlerini yerine getirmekte olan zatın sınırlarından uzaklaştırarak tam bir bedbahtlık olan şeytana tâbî olmaya yöneltmek isterler. Sizler Yüce Allah’ın sizin salâhınızı, felâhınızı ve mutluluğunuzu gerektiren fiilleri emrettiğini; şehvetlerinin peşinden giden bu kimselerin ise sizlere alabildiğine hüsran ve bedbahtlığı ihtiva eden şeyleri emrettiğini öğrendiğinize göre artık bu iki davetçiden istediğinizi tercih edin ve bu iki yoldan daha iyi bulduğunuzu seçin.

28. “Allah” size vermiş olduğu emirler ile size koyduğu yasakların kolaylığı sebebi ile “sizden hafifletmek ister.” Diğer taraftan şer’î bazı hükümlerin yerine getirilmesinde eğer bir zorluk meydana geliyor ise ihtiyacınızın gerektirdiği şeyleri size mubah kılmıştır. Leş, kan ve benzeri şeyleri yemenin zaruret halinde mübah olması, hür bir kimsenin yukarda belirtilen şartlar çerçevesinde cariye ile evlenmesinin mubah kılınması vb. gibi. Bunlar ise O’nun mükemmel rahmeti, kapsamlı ihsanı, ilim ve hikmeti ile insanın bünyesi, irâdesi, azmi, imanı, sabrı kısaca bütün yönleri ile zayıf olduğunu bilmesi dolayısı iledir. Bu da Yüce Allah’ın insanın altından kalkamayacağı; iman, sabır ve gücünün kaldıramayacağı şeyleri hafifletmesini uygun ve münasip kılmaktadır.

4:29–30Page 83

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضٖ مِّنكُمۡۚ وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَنفُسَكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمۡ رَحِيمٗا ٢٩

O you who have believed, do not consume one another's wealth unjustly1 but only [in lawful] business by mutual consent. And do not kill yourselves [or one another]. Indeed, Allāh is to you ever Merciful.

وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ عُدۡوَٰنٗا وَظُلۡمٗا فَسَوۡفَ نُصۡلِيهِ نَارٗاۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا ٣٠

And whoever does that in aggression and injustice - then We will drive him into a Fire. And that, for Allāh, is [always] easy.

29- Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Aranızda karşılıklı anlaşma ile gerçekleştirdiğiniz bir ticaret olması müstesnâ. Kendinizi öldürmeyin. Şüphe yok ki Allah size karşı çok merhametlidir. 30- Kim sınırları aşarak ve haksızlık ederek bunu yaparsa biz onu ateşe sokacağız. Bu da Allah’a pek kolaydır.

29. Yüce Allah mü’min kullarına mallarını aralarında batıl yollarla yemelerini yasaklamaktadır. Bu yasak gasb, hırsızlık, kumar ve âdi kazanç yolları ile başkasının malını almayı ve yemeyi kapsar. Hatta bunun kapsamına bir kimsenin kendi malını azgınlık ve israf yollarında yemesi dahi girebilir. Çünkü bu da batıl yollardandır ve hak değildir. Yüce Allah malları batıl yolla yemeyi haram kılmakla birlikte diğer taraftan da ticaretle ve karşılıklı rıza gibi şartları içeren ve engellerden de uzak olan kazanç yolları ile malları yemeyi müslümanlara mubah kılmıştır. “Kendinizi öldürmeyin” yâni hem biriniz diğerini öldürmesin, hem de kimse kendisini öldürmesin (intihar etmesin). Kişinin kendisini tehlikeye atması, telef ve yok olmaya götürecek tehlikeli işler yapması da bunun kapsamına girmektedir. “Şüphe yok ki Allah size karşı çok merhametlidir.” Canlarınızı, mallarınızı koruma altına alması, size bunları boşa harcamaktan ve telef etmekten men etmesi ve buna bağlı olarak bir takım ceza ve sınırlar getirmiş olması da O’nun rahmetinin bir tecellisidir. Burada “mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin” ve “kendinizi öldürmeyin” özlü ifadeleri üzerinde düşünelim. Bu ifadelerde hem başkasının mallarını, hem de kişinin kendi malını yemesi, hem kişinin kendisini öldürmesi, hem de başkasını öldürmesi oldukça kısa bir şekilde yasaklanmaktadır. Zira bu ifadeler:“Kiminiz kiminizin malını yemesin” ibaresi ile “Kiminiz kiminizi öldürmesin” ibarelerinden daha kısadır. Üstelik bu ibareler başkalarının malı ile başkalarının canını ifade etmede yetersiz kalmaktadır. Çünkü ayette malların ve canların, mü’minlere izafe edilmesi, mü’minlerin karşılıklı sevgi, merhamet, şefkat ve maslahatları itibari ile tek bir vücut gibi olduklarını ifade etmektedir. Zira iman onları hem dini hem de dünyevi maslahatlar etrafında bir araya getirmektedir. Şanı Yüce Allah batıl yollarla malları yemeyi yasakladıktan sonra -ki bu hem malı batıl yollarla yiyen için hem de malı alınan kimse için son derece zararlıdır- onlara maslahatlarını gerçekleştirecek çeşitli kazanç yollarını, ticareti, çeşitli meslekleri ve ücretle iş yaptırma yollarını mubah kılarak:“Aranızda karşılıklı anlaşma ile gerçekleştirdiğiniz bir ticaret olması müstesna” buyurmaktadır. Yani bu şekildeki mal kazanma yolları sizin için mubah kılınmıştır. Ticarette karşılıklı rıza şartının aranması, yapılan akdin faiz akdi olmamasının şart olduğuna delalet etmesi içindir. Çünkü faizli akitler, ticaret türünden değildir. Aksine ticaretin esas maksadına aykırıdır. Diğer taraftan akit taraflarının razı olmaları ve bu akdi hür tercihleri ile yapmaları da şarttır. Akit konusu olan varlığın bilinmesi de bu rızanın tamamlayıcı unsurlarından biridir. Çünkü akde konu olan şey bilinmiyorsa o şeyin teslim edilebileceğin dair bir rızanın oluşması düşünülemez. Çünkü teslim edilmesi mümkün olmayan şeyin satışı, kumarın satışına benzer. Bütün çeşitleri ile garar (tehlikeli, bir tarafa zararlı) satış ise rıza ile yapılmaktan uzaktır. O bakımdan bu gibi akitler geçerli olamaz. Yine bu âyet-i kerimede akitlerin ona delalet edebilecek söz ya da fiille gerçekleşebileceğini ortaya koymaktadır. Çünkü Yüce Allah karşılıklı rızayı şart koşmaktadır. Rıza hangi yolla gerçekleşirse akit de o yolla gerçekleşmiş olur. Daha sonra Yüce Allah:“Şüphe yok ki Allah size karşı çok merhametlidir” buyruğu ile âyeti sona erdirmektedir. İşte kanlarınızı ve mallarınızı himaye altına alması, onları koruması ve onları haksızca çiğnemenizi yasaklaması da O’nun merhametindendir. Daha sonra da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

30. “Kim” bilmeyerek ve unutarak değil de “sınırları aşarak ve haksızlık ederek bunu yaparsa” batıl yollarla malları yer ve cana kıyma yoluna başvurursa “biz onu ateşe sokacağız.” Buradaki “ateş” anlamındaki “نارا” kelimesinin belirtisiz gelmesi onun çok büyük bir ateş olduğunu ifade etmektedir. “Bu da Allah’a pek kolaydır.”

4:31Page 83

إِن تَجۡتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنۡهَوۡنَ عَنۡهُ نُكَفِّرۡ عَنكُمۡ سَيِّـَٔاتِكُمۡ وَنُدۡخِلۡكُم مُّدۡخَلٗا كَرِيمٗا ٣١

If you avoid the major sins which you are forbidden, We will remove from you your lesser sins and admit you to a noble entrance [into Paradise].

31- Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin (küçük) günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir mekâna sokarız.

31. Şanı Yüce Allah mü’minlere kendilerine yasak kılınan büyük günahlardan uzak kaldıkları takdirde diğer bütün küçük günahlarını bağışlayacağı, onları oldukça şerefli bir mekana, hayrı pek bol olan cennete sokacağı vaadinde bulunmaktadır. O cennet ki hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından geçirmediği güzellikler ihtiva etmektedir. Bu da Allah'ın mümin kullarına olan bir lütuf ve ihsanıdır. Büyük günahlardan uzak durmanın kapsamına farzları işlemek de girmektedir. Çünkü farzları terk eden kimse büyük günah işlemiş olur. Beş vakit namaz, cuma namazı, Ramazan orucu vb. gibi. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur. “Beş vakit namaz, Cumadan Cumaya (kılınan Cuma namazı) ramazandan ramazana (tutulan Ramazan orucu) büyük günahlardan uzak kalındığı sürece aralarındaki (küçük günahlara) keffarettir.” Büyük günahlar için yapılan tanımların en güzeli şudur: Büyük günah, dünyada hakkında had cezası, âhirete yönelik olarak da hakkında tehdit bulunan, kendisi nedeniyle imanın ortada kalkacağının bildirildiği, hakkında lânetin söz konusu olduğu ve gazabı gerektirdiği belirtilen bütün günahlardır.

4:32Page 83

وَلَا تَتَمَنَّوۡاْ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعۡضَكُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٞ مِّمَّا ٱكۡتَسَبُواْۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٞ مِّمَّا ٱكۡتَسَبۡنَۚ وَسۡـَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٗا ٣٢

And do not wish for that by which Allāh has made some of you exceed others. For men is a share of what they have earned, and for women is a share of1 what they have earned. And ask Allāh of His bounty. Indeed Allāh is ever, of all things, Knowing.

32- Allah’ın kendisi ile kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay olduğu gibi kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi bilendir.

32. Şanı Yüce Allah mü’minlere Allah’ın başkalarını üstün kıldığı hususları mümkün olsun ya da olmasın temenni etmelerini yasaklamaktadır. Buna göre kadınların, erkeklerin -kendileri sebebi ile kadınlara üstün kılındıkları- özelliklerini temenni etmemeleri, fakir ve ihtiyaç sahibi kimselerin de zengin ve iyi durumda olan kimselerin halini temenni etmemeleri gerekir. Çünkü bu şekildeki kuru temenniler bizatihi kıskançlıktır. Zira kıskançlık (haset), Allah’ın başkası üzerindeki nimetini senin, kendinin olmasını temenni etmen ve o nimetin o kimseden alınmasını istemendir. Diğer taraftan kıskançlık Allah’ın kaderine öfkelenmeye, tembelliğe ve batıl temennilere meyletmeye yol açar. Bu ise beraberinde hayırlı bir ameli ve kazancı getirmez. Övülmeye değer olan iki özellik vardır: Kulun gücü oranında dini ve dünyevi maslahatlarına, kendisine fayda sağlayacak işleri yapmaya çalışması ve Yüce Allah’tan, lütfundan ihsanda bulunmasını dilemesi, ne kendisine ne de Rabbinden başka hiçbir kimseye de güvenmemesidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur:“Erkeklere kazandıklarından” yani istenen sonuçları verecek amellerinden “bir pay olduğu gibi kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.” Hiçbir kimse kazandığından ve çalışıp didindiğinden başka bir şeye nail olamaz. “Allah’tan O’nun lütfunu isteyin.” Yani din ve dünyaya dair bütün maslahatlarınızda O’nun lütfundan isteyin. İşte kulun kemali ve mutluluğunun adresi budur. Yoksa ameli terk eden, kendisine güvenen, Rabbine muhtaç olduğunu hatırına getirmeyen yahut da her iki olumsuz tavrı da birlikte takınan bir kimse, hiç şüphesiz ilâhi yardıma mazhar olamaz ve hüsrana uğrar. Yüce Allah’ın:“Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi bilendir” buyruğu da şunu ifade etmektedir: O, ehil olduğunu bildiği kimselere lütfunu ihsan eder, layık olmadığını bildiği kimselere ise lütfunu vermez.

4:33Page 83

وَلِكُلّٖ جَعَلۡنَا مَوَٰلِيَ مِمَّا تَرَكَ ٱلۡوَٰلِدَانِ وَٱلۡأَقۡرَبُونَۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتۡ أَيۡمَٰنُكُمۡ فَـَٔاتُوهُمۡ نَصِيبَهُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ شَهِيدًا ٣٣

And for all, We have made heirs to what is left by parents and relatives. And to those whom your oaths have bound [to you] - give them their share.1 Indeed Allāh is ever, over all things, a Witness.

33- Anne babanın ve yakın akrabaların geriye bıraktıklarından her biri için mirasçılar kıldık. Yeminlerinizle mirasçı kıldıklarınıza da paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

33. “Anne babanın ve yakın akrabaların geriye bıraktıklarından her biri için” yani biz bütün insanlar için güçlerinden yararlanmak, yardımlarını almak, işler üzerinde karşılıklı yardımlaşmak için dost edindikleri “mirasçılar kıldık.” Bu buyruk usul, furû ve nisbeten uzak bütün diğer akrabaları da kapsamaktadır. Sözü geçen “mirasçılar (موالي)” da yakın akrabaları kapsamaktadır. Daha sonra Yüce Allah “mevali”den başka bir türü şöylece söz konusu etmektedir: “Yeminlerinizle mirasçı kıldıklarınıza da” yani kendileri ile yardımlaşmak, karşılıklı destek olmak, mallarda ortaklaşmak ve buna benzer şartlar ile akitleşip antlaştığınız ve ittifak ettiğiniz kimselere de... Bütün bunlar Yüce Allah’ın kulları üzerindeki nimetlerindendir. Çünkü mevali, bir kimsenin tek başına güç yetiremediği hususlarda birbirleri ile yardımlaşırlar. İşte bunlara “da paylarını verin.” Yani bu mevaliye de yerine getirilmesi gereken yardım, dayanışma ve destek olma gibi -Allah’a isyanı gerektirmeyen hususlarda- hak ettiklerini verin. Miras ise bu tür mevaliden daha yakın olan akrabaların hakkıdır. “Şüphesiz Allah her şeye şahittir.” O ilmi ile bütün hususlara muttali olandır, kullarının bütün davranışlarını görendir ve onların bütün sözlerini işitendir.

4:34Page 84

ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعۡضَهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ وَبِمَآ أَنفَقُواْ مِنۡ أَمۡوَٰلِهِمۡۚ فَٱلصَّٰلِحَٰتُ قَٰنِتَٰتٌ حَٰفِظَٰتٞ لِّلۡغَيۡبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُۚ وَٱلَّٰتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهۡجُرُوهُنَّ فِي ٱلۡمَضَاجِعِ وَٱضۡرِبُوهُنَّۖ فَإِنۡ أَطَعۡنَكُمۡ فَلَا تَبۡغُواْ عَلَيۡهِنَّ سَبِيلًاۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيّٗا كَبِيرٗا ٣٤

Men are in charge of women1 by [right of] what Allāh has given one over the other and what they spend [for maintenance] from their wealth. So righteous women are devoutly obedient, guarding in [the husband's] absence what Allāh would have them guard.2 But those [wives] from whom you fear arrogance3 - [first] advise them; [then if they persist], forsake them in bed; and [finally], strike them [lightly].4 But if they obey you [once more], seek no means against them. Indeed, Allāh is ever Exalted and Grand.

34- Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bu, Allah’ın bazılarını bazılarına üstün kılmış olmasından ve erkeklerin mallarından harcamalarından dolayı böyledir. Saliha kadınlar, itaatli olan ve Allah’ın koruması ile kendileri de gizli olanı koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine bir yol aramayın. Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.

34. “Erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler.” Yani erkekler kadınların Allah’ın haklarını yerine getirmelerini, Allah’ın farzlarını muhafaza etmelerini ve fesadı gerektirici işlerden uzak durmalarını sağlamak sureti ile onlar üzerinde idarecidirler. Zira erkekler, kadınları bu sınırlar çerçevesinde tutmakla yükümlüdürler. Aynı şekilde kadınlara harcamada bulunmaları, onların giyim ve mesken ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile de idarecidirler. Daha sonra Yüce Allah erkeklerin kadınlar üzerindeki bu idarecilik vasfını gerektiren sebebi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Bu, Allah’ın bazılarını bazılarına üstün kılmış olmasından ve erkeklerin mallarından harcamalarından dolayı böyledir.” Yani erkeklerin kadınlar üzerindeki üstünlüğünden ve ayrıca onlara karşı faziletli davranmalarından dolayı bu böyledir. Erkeklerin kadınlara üstün oluşlarının birkaç yönü vardır: 1- Evvela velâyet (yönetici olmak) erkeklere hastır. Peygamberlik ve risalet de böyledir. Cihad, bayram namazları ve Cumalar gibi bir çok ibâdetler de erkeklere hastır. 2- Yüce Allah, kadınların benzerine sahip olmaları söz konusu olmayan akıl, ağırbaşlılık, sabır ve sıkıntılara katlanmak gibi özellikler vermiştir. 3- Yüce Allah kadınlara harcamada bulunmayı, onların nafakalarını sağlamayı da erkeklere özel bir görev olarak vermiştir. Hatta nafakaların birçoğunu karşılamak erkeklere has bir görevdir. Onlar bu yönleri ile kadınlardan ayrılmaktadırlar. Yüce Allah’ın:“harcamalarından dolayı” buyurup da neyi harcadıklarını söz konusu etmeyişinin sırrı da bu olsa gerektir. Bu ifade bütün harcamalar hakkında delil olsun diye böyle gelmiştir. İşte bütün bunlar erkeğin hanımı için bir yönetici ve bir efendi konumunda olduğunu göstermektedir. Hanımı ise onun yanında korunup gözetilmesi gereken bir varlıktır. O nedenle erkeğin görevi, Allah’ın gözetimi altına verdiği bu varlığın haklarını yerine getirmektir. Kadının görevi de hem Rabbine hem de kocasına itaat etmektir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Saliha kadınlar itaatlı olan” şanı Yüce Allah’a itaatkâr olan “ve Allah’ın koruması ile kendileri de gizli olanı koruyanlardır.” Yani kocalarının gıyabında dahi onlara itaat eder, gerek kendi nefisleri hakkında gerekse de kocasının malı hususunda kocasını gereği gibi koruyup kollarlar. Bu da Allah’ın o kadınları koruması, onlara bu konuda muvaffakiyetler vermesi ile gerçekleşir. Çünkü kendiliklerinden bunu yapamazlar. Çünkü nefis kötülüğü emredicidir. Fakat kim Allah’a tevekkül ederse Allah da dini ve dünyası ile ilgili hususlarda onun için önemli olan hususlarda ona yeter. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Serkeşlik etmelerinden” yani söz ya da davranışları ile kocalarına itaat etmeyip baş kaldıracaklarından “endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin.” Bu durumda kocaları kolaylık sırasına göre onları tedib eder. Önce Yüce Allah’ın kocaya itaat etme ve ona karşı gelme hususundaki hükmünü açıklayarak kocasına itaati teşvik edip ona karşı gelmekten sakındıran buyruklarını hatırlatarak öğüt verir. Şâyet başkaldırmasından vazgeçerse zaten istenen budur. Aksi takdirde koca -maksadı gerçekleştirecek kadarı ile- onunla birlikte yatmamak ve onunla ilişki kurmamak sureti ile ondan uzak durur. Bu da sonuç vermezse iz bırakmayacak şekilde onu döver. Eğer bu yollardan herhangi birisi ile maksat hâsıl olursa ve kadınlar size itaat ederlerse “artık aleyhlerine bir yol aramayın.” Yani bu durumda arzuladığınız amaç gerçekleşmiş demektir. O halde geçmişte olanlardan dolayı onlara sitem etmeyi, hatırlanması zarar verebilecek ve kötülüklerin ortaya çıkmasına neden olabilecek kusurları araştırmayı bırakın. “Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.” Yâni bütün yönlerden ve her hususta mutlak yücelik ve üstünlük O’nundur. O, zatı ile yüce ve üsttedir, kadri ile yüce ve üstündür, kahredici gücü ile de yüce ve üstündür. Kendisinden daha büyük bir şey olmayan en büyüktür, O’ndan daha azametli ve daha yüce kimse kimse yoktur. O zatı ile de sıfatları ile de büyük ve yücedir.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском