As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
ق
Qaf
The Letter "Qaf" · Meccan · 45 ayahs
50:1–4Page 518
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ ١
Qāf.1 By the honored Qur’ān...2
بَلۡ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٞ مِّنۡهُمۡ فَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَيۡءٌ عَجِيبٌ ٢
But they wonder that there has come to them a warner from among themselves, and the disbelievers say, "This is an amazing thing.
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗاۖ ذَٰلِكَ رَجۡعُۢ بَعِيدٞ ٣
When we have died and have become dust, [we will return to life]? That is a distant [i.e., unlikely] return."
قَدۡ عَلِمۡنَا مَا تَنقُصُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۡهُمۡۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظُۢ ٤
We know what the earth diminishes [i.e., consumes] of them, and with Us is a retaining record.
1- Kâf. Mecîd olan Kur’ân’a yemin olsun. 2- Doğrusu onlar içlerinden bir uyarıcı geldiğine şaştılar da o kafirler şöyle dediler:“Bu çok şaşılacak bir şey!” 3- “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)?! Böyle bir dönüş, çok uzak bir ihtimal!” 4- Biz, yerin onlardan neyi eksilttiği pek iyi biliriz. Yanımızda da (her şeyi) kayıt altına alan bir Kitap vardır.
(Mekke’de inmiştir. 45 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Yüce Allah, Mecid olan yani anlamları geniş kapsamlı, yüce, çok yönlü, pek bereketli, iyilikleri çok fazla olan Kur’ân’a yemin etmektedir. Mecd ve mecîd, niteliklerin geniş ve yüce olması demektir. Bu şekilde anılmaya en layık söz, elbette ki bu Kur’ân-ı Kerim’dir. O, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerini kapsadığı gibi en mükemmel şekli ile fesahatı, en akıcı lafızları, en geniş ve güzel manaları da ihtiva eden bir kitaptır. Bu da ona kâmil anlamı ile tabi olmayı, ona hemen itaat edip boyun eğmeyi ve onu lütfettiği için de Allah’a şükretmeyi gerektirir.
2. Ama insanların çoğu, Allah’ın nimetlerinin kadrini bilmemektedir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Rasûlullah’ı yalanlayanlar “içlerinden bir uyarıcı” kendilerine zararlı olacak şeylere karşı onları uyaran, faydalı olacak şeyleri emreden, kendi cinslerinden olan, ondan algılama imkânları bulunan ve durumunu, doğruluğunu bilmeleri mümkün olan böyle bir peygamber gelmesine “şaştılar.” Hiç de şaşmaları gerekmeyen böyle bir duruma şaştılar. Halbuki asıl buna hayret edenlerin akıllarına şaşılır. “O kafirler şöyle dediler…” zeka ve görüşlerindeki bir eksiklikten dolayı değil de sırf küfürleri ve yalanlamaları dolayısı ile “Bu, çok şaşılacak bir şey!” garip ve tuhaf bir şey! Onların bu şaşmalarında iki durum söz konusudur: Ya onlar hayret edip garip karşıladıklarını söylerken doğru söylemektedirler. Bu da onların son derece cahil ve kıt akıllı olduklarını, aklı başında bir kimsenin söylediği sözleri garip karşılayan bir deliye, bir süvarinin birkaç süvari ile karşılaşmasına şaşıran korkak bir kimseye ve cömertlerin cömertliklerini hayretle karşılayan cimriye benzediklerini ortaya koymaktadır. Bu durumdaki birisinin hayret etmesinden, hayret edilene herhangi bir zarar gelir mi? Böyle birisinin hayret etmesi, onun cahilliğinin ve haksızlığının ileri derecede oluşundan başka bir şeye delil olabilir mi? Yahut da onlar, kendilerinin hatalı olduklarını bile bile bu işe hayret etmektedirler. Bu ise en büyük ve en çirkin bir zulümdür.
3. Daha sonra Yüce Allah, onların neye şaştıklarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)?! Böyle bir dönüş, çok uzak bir ihtimal!” Onlar, gücü her şeye yeten, her bakımdan kamil olan Yüce Allah’ın kudretini, bütün yönleri ile âciz ve muhtaç olan kulun kudretine kıyasladılar. Hiçbir bilgisi olmayan cahili, her şeyi bilene kıyas ettiler. 4. Halbuki O, berzahta kaldıkları süre içerisinde yerin onların cesetlerinden neyi eksilttiğini muhakkak bilir. Üstelik O, bunları kendi katında bulunan ve her türlü değişklikten yana korunmuş olan Kitab’ında tek tek kaydetmiştir. Bu kitap, hayatlarında ve ölümlerinde karşı karşıya kalacakları her bir şeyi içermektedir. Bu buyrukta Yüce Allah'ın, kendisinden başka hiçbir kimsenin bilmediği kamil ve geniş bir ilme sahip olması, ölüleri diriltmeye kadir olduğuna delil gösterilmektedir.
50:5Page 518
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ فَهُمۡ فِيٓ أَمۡرٖ مَّرِيجٍ ٥
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition.
5- Doğrusu onlar, hak kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar. Şimdi karmakarışık ve şaşkın bir hal içindeler.
5. “Doğrusu” onların söyledikleri sözler, inat ve doğruyu yalanlamaktan ibarettir. Onlar doğruluğun en üstün seviyesinde bulunan “hak kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar. Şimdi karmakarışık ve şaşkın bir hal içindeler.” İşleri karmakarışık ve şüphelidir. Hiçbir şeyde sebat gösteremezler, herhangi bir noktada istikrarları yoktur. Senin hakkında kimi zaman sen sihirbazsın, kimi zaman delisin, kimi zaman şairsin, derler. Kur’ân-ı Kerim hakkındaki kanaatleri de bu şekilde türlü karmaşıktır. Onların her birisi kendi bozuk kanaatine göre bir şeyler söylemektedir. Hakkı yalanlayan herkesin hali de budur. O karmakarışık ve şaşkın bir hal içinde kalır. Herhangi bir şekilde onun istikrarı söz konusu olmaz. Bütün işleri çelişkili ve tutarsızdır. Diğer taraftan hakka uyan ve onu hakkı tasdik eden kimsenin işi ise dosdoğrudur, yolu mutedildir ve işi ile sözü birbirini tutar.
50:6–11Page 518
أَفَلَمۡ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوۡقَهُمۡ كَيۡفَ بَنَيۡنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٖ ٦
Have they not looked at the heaven above them - how We structured it and adorned it and [how] it has no rifts?
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجٖ ٧
And the earth - We spread it out and cast therein firmly set mountains and made grow therein [something] of every beautiful kind,
تَبۡصِرَةٗ وَذِكۡرَىٰ لِكُلِّ عَبۡدٖ مُّنِيبٖ ٨
Giving insight and a reminder for every servant who turns [to Allāh].
وَنَزَّلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ مُّبَٰرَكٗا فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ جَنَّٰتٖ وَحَبَّ ٱلۡحَصِيدِ ٩
And We have sent down blessed rain from the sky and made grow thereby gardens and grain from the harvest
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتٖ لَّهَا طَلۡعٞ نَّضِيدٞ ١٠
And lofty palm trees having fruit arranged in layers -
رِّزۡقٗا لِّلۡعِبَادِۖ وَأَحۡيَيۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةٗ مَّيۡتٗاۚ كَذَٰلِكَ ٱلۡخُرُوجُ ١١
As provision for the servants, and We have given life thereby to a dead land. Thus is the emergence [i.e., resurrection].
6- Üstlerindeki göğe bakmazlar mı biz onu nasıl bina edip süslemişiz? Onun hiçbir deliği-gediği de yoktur. 7- Yeri de yayıp döşedik, oraya sabit dağlar yerleştirdik ve orada göz alıcı her çeşitten bitkiler bitirdik. 8- Allah'a yönelen her bir kula basiret ve öğüt olsun diye (yaptık bunları). 9,10- Gökten de bereketli bir su indiririz de onunla bahçeler, biçilecek ekin taneleri ve üst üste dizili meyve tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitiririz. 11- Kullara rızık olması için. Bir de o suyla ölü bir beldeye hayat veririz. İşte (kabirlerden) çıkış da böyledir.
6. Yüce Allah, yalanlayıcıların halini ve onları yerdiği hususları söz konusu ettikten sonra gerektiği gibi ibret alıp onların delil oldukları gerçekleri görmeleri için onları âfâkî/kevni âyetleri üzerinde düşünmeye çağırmakta ve şöyle buyurmaktadır: "Üstlerindeki göğe bakmazlar mı biz onu nasıl bina edip süslemişiz? Onun hiçbir deliği-gediği de yoktur.” Böyle bir bakışın herhangi bir külfeti, yorgunluğu gerektiren herhangi bir tarafı yoktur. Böyle bir bakış gayet kolaydır. O halde göğün dört bir yanının nasıl pürüzsüz olduğuna, yapısının sağlamlığına, yıldız ve gezegenlerle süslenmiş olduğuna niye bakmıyorlar? Bu yıldızlar son derece güzel ve tatlı bir görünüm içerisinde ufukta bir uçtan diğerine kadar yayılmışlardır. Gökte herhangi bir kusur, bir gedik, bir tutarsızlık ve bir dengesizlik görülmemektedir. Allah orayı yeryüzünde yaşayanlara adeta bir tavan kılmış, orada kendileri için zorunlu ve faydalarına olan pek çok şeyi var etmiştir.
7. Yeryüzüne de bakmazlar mı? Biz “yeri de yayıp döşedik.” Onu alabildiğine genişlettik. Orada canlılar yerleşebilmekte, istikrar bulmaktadırlar. Orası, canlıların bütün maslahatlarına cevap verecek haldedir. “oraya sabit dağlar yerleştirdik” Yeri sarsıntılardan ve çalkalanmalardan koruması ve sabit kalması için köklü dağlarla sağlamlaştırdık. “Orada göz alıcı her çeşitten bitkiler bitirdik.” Bakanlara neşe veren, basiret gözü ile görenleri hayrette bırakan ve beğenilerini kazanan, gözlere aydınlık veren, Âdemoğullarının ve hayvanlarının yemeleri ve menfaatleri için her türlü bitkiden bitirmiştir.
8-11. Bu faydalı bitkiler arasındanda özellikle üzüm, nar, turunç, elma vb. gibi çeşitli lezzetli meyveleri ihtiva eden bahçeleri zikretmiştir. Yine uzun boylu hurma ağaçları da bunlardandır ki oların hem uzun süre faydaları vardır hem de gövdeleri göğe doğru alabildiğine yükselir, boy atarlar. Çoğu ağaçlar ise bu kadar uzun değildir. Salkımlarından taze tomurcuklar çıkar. Kullar da bunlardan katık ve meyve olarak rızıklanırlar, yararlanırlar. Kimisini yerler, kimisini de kendileri ve davarları için saklarlar. Yüce Allah’ın yağmur ile ve bu yağmurun bir neticesi olan yeryüzündeki ve yer altındaki nehirler ile çıkarttığı buğday, arpa, mısır, pirinç, darı ve buna benzer “biçilen ekin taneleri” de bu bitkilerdendir. İşte bütün bu varlıklara bakmak, cahilliğin körlüğünden kurtulmayı sağlayana bir “basiret”tir. Bunlar ayrıca “öğüt” için yaratılmıştır. Kul, bunlar vasıtası ile din ve dünyasında kendisi ile yararlanacağı şeyleri düşünüp öğüt alır. Allah’ın ve peygamberlerinin verdiği haberleri hatırlar, bunlar üzerinde ibretle düşünür. Ancak bu, herkes için böyle değildir. Aksine bunlar “Allah'a yönelen her bir kul” için böyledir. Allah’a muhabbet, korku ve ümit ile, O’nun davetçisinin çağrısını kabul ederek yönelenler için böyledir. Yalanlayıp yüz çevirene gelince âyetlerin ve uyarıların iman etmeyen bir kavme fayda vermediği açıktır. Özetle bunlardaki göz kamaştırıcı yaratılış, güç ve sağlamlık, Yüce Allah’ın kudretinin kemaline delildir. Bunlardaki güzellik, her şeyin sağlam yapılmış olması, harikulade yaratılış, Allah’ın “ahkemu’l-hakimîn” olduğunu gösterir ve her şeyi bildiğini ortaya koyar. Bunlardaki kulların menfaatine ve maslahatına olan şeyler, Yüce Allah’ın her şeyi kuşatmış olan rahmetine, bütün canlıları kaplamış olan cömertliğine delildir. Bunlardaki yaratılışın azameti, olağanüstü güzellik, Yüce Allah’ın tek, eşsiz ve samed olduğuna, hiçbir eş ve evlat edinmediğine, hiçbir kimsenin O’nun dengi olmadığına, ibadetin, önünde zilletle eğilmenin, sevgi ile bağlanmanın, kendisinden başkası için asla söz konusu olamayacağına delildir. Ölümünden sonra yeryüzünün hayat bulması da Allah’ın, amellerin karşılıklarını vermek üzere ölüleri dirilteceğine delildir. İşte bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Bir de o suyla ölü bir beldeye hayat veririz. İşte (kabirlerden) çıkış da böyledir.” Yüce Allah, gökteki ve yerdeki âyetleri/delilleri hatırlattıktan sonra daha önceki ümmetlerin azapla yakalanışlarını hatırlatarak muhataplara yalanlamalarını sürdürmemelerini bildirmekte ve onları uyarmaktadır. Böyle devam edecek olurlarsa, kendilerinden önceki inkarcı benzerlerinin başına gelen musibetler, onların da başına gelecektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
50:12–15Page 518
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحٖ وَأَصۡحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ ١٢
The people of Noah denied before them,1 and the companions of the well2 and Thamūd
وَعَادٞ وَفِرۡعَوۡنُ وَإِخۡوَٰنُ لُوطٖ ١٣
And ʿAad and Pharaoh and the brothers [i.e., people] of Lot
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ وَقَوۡمُ تُبَّعٖۚ كُلّٞ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ ١٤
And the companions of the thicket and the people of Tubbaʿ. All denied the messengers, so My threat was justly fulfilled.
أَفَعَيِينَا بِٱلۡخَلۡقِ ٱلۡأَوَّلِۚ بَلۡ هُمۡ فِي لَبۡسٖ مِّنۡ خَلۡقٖ جَدِيدٖ ١٥
Did We fail in the first creation? But they are in confusion over a new creation.
12- Onlardan önce Nûh’un kavmi, Ashab-ı Ress ve Semûd da yalanlamıştı. 13- Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri; 14- Ashab-ı Eyke ve Tubba’ kavmi de... Her biri rasulleri yalanladı da (azap) tehdidim hak oldu. 15- Biz, ilk yaratışta aciz mi kaldık (ki diriltmekten aciz kalalım)? Hayır, bilakis onlar yeniden yaratılıştan yana kuşku içindedirler.
12-14. Yani onlardan önceki ümmetler de şerefli rasûllerini, pek yüce peygamberlerini yalanlamışlardı. Kavmi, Nûh’u yalanladığı gibi, Semûd kavmi Salih’i, Âd kavmi Hûd’u, Lût’un kardeşleri Lût’u, Ashab-ı Eyke Şuayb’ı, Tubba’ kavmi de -İslâm’dan önceki dönemlerde Yemen’e kral olan herkese Tubba denirdi- Allah’ın kendilerine göndermiş olduğu peygamberi yalanlamışlardı. Allah bize bu peygamberin kim olduğunu ve hangi Tubba’dan söz edildiğini haber vermemektedir. Çünkü -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- bu Tubba’, başlarından geçen olaylar, özellikle de bunun gibi büyük bir olay ilk Araplar tarafından bilinen meşhur kimseler idi. İşte bütün bunlar, Allah’ın kendilerine gönderdiği peygamberleri yalanladılar. Böylece Allah’ın tehdit ettiği azap ve cezanın gelip onları bulması hak oldu. Siz ey Muhammed’i yalanlayanlar! Onlardan daha hayırlı değilsiniz. Onlara gönderilen peygamberler de Allah nezdinde size gönderilen Peygamberden daha üstün değildir. O bakımdan onların işledikleri cürümleri işlemekten sakının ki onların başına gelen musibet gelip sizi de bulmasın.
15. Daha sonra Yüce Allah, ilk yaratmayı ikinci yaratmaya (dirilişe) delil kılmıştır. Sonraki yaratma, âhiretteki yaratmadır. Yüce Allah, bunca varlıkları yoktan var ettiğine göre ölümlerinden sonra çürümüş kemik ve toz toprak oluşlarından sonra onları tekrar yaratacaktır. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Biz, ilk yaratışta aciz mi kaldık?” Kudredimiz zaafa mı uğradı? Hayır, böyle bir şey olmadı. Bizler, bundan ne âciz düştük ne de yorulduk. Onların da bu konuda bir şüpheleri yoktur. “Doğrusu onlar yeniden yaratılıştan yana kuşku içindedirler.” İşte hakkında şüphe ettikleri, içinden çıkamadıkları husus budur. Oysa şüphe etmeyi gerektirecek ne var ki? Tekrar yaratma, ilk yaratmadan elbette daha kolaydır. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Yaratılmışları ilkin yoktan var eden, sonra da tekrar yaratacak olan O’dur ve bu, O’na göre daha kolaydır.”(er-Rûm, 30/27)
50:16–18Page 519
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُۥۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ ١٦
And We have already created man and know what his soul whispers to him, and We are closer1 to him than [his] jugular vein.
إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٞ ١٧
When the two receivers [i.e., recording angels] receive,1 seated on the right and on the left.
مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيدٞ ١٨
He [i.e., man] utters no word except that with him is an observer prepared [to record].
16- Andolsun biz insanı yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. 17- Zira sağında ve solunda oturmuş iki kaydedici (melek, yaptıklarını) kaydeder. 18- Ağzından tek bir söz çıkmaz ki yanında (yazmaya) hazır bir gözcü (melek) olmasın.
16. Yüce Allah, erkekleriyle kadınlarıyla insan türünü yaratanın yalnız kendisi olduğunu, onun bütün hallerini, içinden geçenleri ve nefsinin kendisine verdiği vesveseleri çok iyi bildiğini haber vermektedir. O, insana “şah damarından daha yakın”dır. Şah damarı ise insana en yakın olan şeydir. Bu damar, boğaza çok yakın olan bir damardır. Bu ifadeler, insanın yaratıcısının gözetimi altında olduğunu, O’nun; kalbinden ve iç dünyasından haberdar olduğunu, bütün hallerinde kendisine çok yakın olduğunu bilmesini ve düşünmesini gerektirir. Öyleyse O’nun, kendisini yasakladığı bir yerde ve işte görmesinden yahut emrettiği bir yerde ve işte bulunmamasından sakınması ve utanması gerekir.
17. Aynı şekilde şerefli yazıcı melekleri de hatırında tutmalı, onlara saygı duymalı, âlemlerin Rabbini razı etmeyecek bir iş yapmaktan yahut bu türden bir söz söyleyip bunun yazıya geçirilmesinden sakınması gerekir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Kulun bütün amellerini yazmak üzere biri “sağında” bu iyiliklerini yazandır, bir diğeri de “solunda” bu da kötülüklerini yazandır “oturmuş”tur. Bunların her birisi, bu halde görevini yerine getirmeye hazır bekleyen ve bundan asla gaflete düşmeyen “iki kaydedici”dirler.
18. Hayır veya şer türünden insanın “ağzından tek bir söz çıkmaz ki mutlaka yanında” onu gözetleyen, durumunu gören “hazır bir gözcü (melek) olmasın.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Şüphe yok ki üzerinizde bekçiler, çok şerefli yazıcılar vardır. Onlar ne yaparsanız bilirler.”(el-İnfitâr, 82/10-12)
50:19–22Page 519
وَجَآءَتۡ سَكۡرَةُ ٱلۡمَوۡتِ بِٱلۡحَقِّۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنۡهُ تَحِيدُ ١٩
And the intoxication of death will bring the truth; that is what you were trying to avoid.
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡوَعِيدِ ٢٠
And the Horn will be blown. That is the Day of [carrying out] the threat.
وَجَآءَتۡ كُلُّ نَفۡسٖ مَّعَهَا سَآئِقٞ وَشَهِيدٞ ٢١
And every soul will come, with it a driver and a witness.1
لَّقَدۡ كُنتَ فِي غَفۡلَةٖ مِّنۡ هَٰذَا فَكَشَفۡنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلۡيَوۡمَ حَدِيدٞ ٢٢
[It will be said], "You were certainly in unmindfulness of this, and We have removed from you your cover,1 so your sight, this Day, is sharp."
19- Nihayet ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. “İşte bu, kendisinden kaçıp durduğun şeydir!” 20- Sûr’a da üfürülür. İşte bu, tehdit (edilen azabın gerçekleşeceği) gündür. 21- Her nefis beraberinde bir bekçi ve bir şâhit ile birlikte gelecektir. 22- “Andolsun sen bunlardan yana gaflet içindeydin. Şimdi (gaflet) perdeni kaldırdık. Artık bugün gözün pek keskindir.”
19. “Nihayet” Allah’ın âyetlerini yalanlayan gafile “ölüm sarhoşluğu” geri çevrilmesi ve kendisinden kaçıp kurtulunması mümkün olmayan bir şekilde “gerçekten gelir. “İşte bu, kendisinden kaçıp durduğun” geri kalmaya çalıştığın ve arkanı dönüp uzaklaştığın “şeydir.”
20. “Sûr’a da üfürülür. İşte bu, tehdit (edilen azabın gerçekleşeceği)” Yani Yüce Allah’ın zalimleri tehdit ettiği cezayı kendilerine vereceği, mü’minlere de vaat ettiği mükâfatı vereceği “gündür.”
21. “Her nefis beraberinde” kendisini Kıyamet gününde hesabın görüleceği yere götüren ve geri kalma imkânını kendisine vermeyecek olan “bir bekçi ve” hayrı ile şerri ile yaptığı işler hakkında şahitlik edecek “bir şâhit ile birlikte gelecektir.” Bu, Yüce Allah’ın kullarının yaptıklarına gereken itinayı gösterdiğine, onların amellerini tespit ettiğine ve adaletle onlara kaşrılık vereceğine delildir.
22. Aynı zamanda bu, kulun devamlı hatırında tutması gereken hususlardan birisidir. Fakat insanların çoğu gâfildir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Andolsun sen bunlardan yana gaflet içindeydin.” Bu sözler, Kıyamet gününde haktan yüz çevirip yalanlayan kimselere ağır bir azar ve kınama olmak üzere söylenecektir. Yani sen bunu gerçekten yalanlayan ve bunun için amelde bulunmayan bir kimse idin. “Şimdi” kalbini örten, böylelikle uykunu ağırlaştırıp yüz çevirişini sürdürüp gitmene neden olan “perdeni kaldırdık. Artık bugün gözün pek keskindir.” Kendisini dehşete ve korkuya düşürecek türlü azapları ve ibretli cezaları açıkça görmektedir. Yahut da bu sözler, Allah tarafından kula söylenecektir. O dünyada iken ne için yaratıldığından yana gaflette idi. Kıyamet gününde ise uyanacak, uykusu dağılacak ama o vakit elden kaçırmış olduğu fırsatları telafi etmek ve yapamadıklarını yapmak imkânını bulamayacaktır. Bütün bunlarla Allah, kulları uyarmaktadır. O pek büyük günde yalanlayanların karşı karşıya kalacakları durumu hatırlatmakla onları sakındırmaktadır. Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
50:23–29Page 519
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ ٢٣
And his companion, [the angel], will say, "This [record] is what is with me, prepared."
أَلۡقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٖ ٢٤
[Allāh will say], "Throw into Hell every obstinate disbeliever,
مَّنَّاعٖ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٖ مُّرِيبٍ ٢٥
Preventer of good, aggressor, and doubter,
ٱلَّذِي جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلۡقِيَاهُ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ ٢٦
Who made [as equal] with Allāh another deity; then throw him into the severe punishment."
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطۡغَيۡتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدٖ ٢٧
His [devil] companion will say, "Our Lord, I did not make him transgress, but he [himself] was in extreme error."
قَالَ لَا تَخۡتَصِمُواْ لَدَيَّ وَقَدۡ قَدَّمۡتُ إِلَيۡكُم بِٱلۡوَعِيدِ ٢٨
[Allāh] will say, "Do not dispute before Me, while I had already presented to you the threat [i.e., warning].
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمٖ لِّلۡعَبِيدِ ٢٩
The word [i.e., decree] will not be changed with Me, and never will I be unjust to the servants."
23- Yanındaki (melek): “İşte bu (amel defteriyle birlikte) yanımda hazırdır.” der. 24- (Allah şöyle buyurur:)“Atın cehenneme her inatçı kâfiri…” 25- “Hayrı alabildiğine engelleyen, haddi aşan, şüpheci kimseyi…” 26- “Allah ile birlikte başka bir ilâh edineni. Haydi ikiniz atın onu şiddetli azabın içine!” 27- Yanındaki (şeytan) ise diyecek ki: “Rabbimiz! Onu ben azdırmadım; fakat o, (haktan) uzak bir sapıklık içinde idi.” 28- Buyurur ki:“Huzurumda çekişmeyin. Zira Ben size daha önce tehdidimi bildirmiş idim.” 29- “Benim yanımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.”
23. “Yanındaki” yani şu yüz çeviren yalanlayıcı kimse ile birlikte bulunan ve Allah’ın hem kendisini hem de amellerini muhafaza etmekle görevlendirdiği melek, Kıyamet gününde onu da amellerini de huzura getirip “İşte bu (amel defteriyle birlikte) yanımda hazırdır.” Yani kendisini koruyup gözetmekle ve amellerini yazmakla görevlendirildiğim kişiyi işte huzura getirdim, der.
24. Ona amelinin karşılığı verilir. Sonra da cehennem ateşini hak eden o kimseye şöyle denir: "Atın cehenneme” Allah’ın âyetlerine karşı çokça inatlaşan, küfre sapan, pek çok masiyetler işleyen, haram ve günah şeyleri yapma cesaretini gösteren “her inatçı kâfiri.”
25. “Hayrı alabildiğine engelleyen” yani imkanı dahilindeki hayrı engelleyen ki bu hayrın en ileri derecesi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imandır. O, malının da bedeninin de başkalarına sağlayacağı faydayı önler. Allah’ın kullarına karşı da O’nun hudutlarını karşı da “haddi aşan” biridir, çok günahkardır. Allah’ın vaadinde ve tehdidinde şüphe eden “şüpheci” bir kimsedir. Böylelikle o, imanı ve ihsanı bulunmayan, buna karşılık küfür, haksızlık, şüphe, tereddüt ve cimrilik vasfına sahip olan biridir.
26. Üstelik Rahman olan Allah’tan başka ilâhlar da edinir:“Allah ile birlikte başka bir ilâh edineni” Allah ile birlikte kendisi için dahi bir fayda sağlayamayan, bir zararı önleyemeyen, öldürme ve hayat verme imkânı bulunmayan, diriltemeyen başka varlıklara ibadet eder. “Haydi ikiniz” ey onunla birlikte olan iki melek! “atın onu şiddetli azabın” en büyük, en ağır ve en çetin azabın “içine.”
27. “Yanındaki” şeytan, ondan uzaklaştığını ilan ederek ve işlediği günahı kendisine yükleyerek “diyecek ki: Rabbimiz, onu ben azdırmadım.” Yani benim onun üzerinde herhangi bir nüfuzum, otoritem, ona karşı herhangi bir delil ve belgem yoktu. “Fakat o, uzak bir sapıklık içinde idi.” Kendi tercihi ile sapan ve haktan uzaklaşan odur. Nitekim Yüce Allah, bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“İş olup bitince şeytan da der ki: Doğrusu Allah’ın size verdiği söz gerçekti. Ben de size vaatte bulunmuştum. Ama size verdiğim sözde durmadım...”(İbrahim, 14/22)
28. Yüce Allah, onların kendi aralarındaki tartışmalarına cevap olmak üzere şöyle buyurur:“Benim huzurumda çekişmeyin.” Huzurumdaki bu çekişmenizin hiçbir faydası yoktur. “Zira Ben size daha önce tehdidimi bildirmiş idim.” Peygamberlerim sizlere apaçık âyetlerle, net delillerle, göz kamaştırıcı belgelerle gelmiş, size karşı delilim ortaya konulmuştu. Artık sizin ileri sürecek bir deliliniz kalmamıştır. Sizler dünyada iken cezalandırılması kaçınılmaz olan amelleri işlemiş bulunuyorsunuz.
29. “Benim yanımda söz değiştirilmez.” Allah’ın verdiği sözde durmaması ve bildirdiğinin gerçekleşmemesi mümkün değildir. Çünkü Allah’tan daha doğru sözlü, O’ndan daha doğru haber veren hiçbir kimse yoktur. “Ve ben kullara zulmedici değilim.” Aksine onlara hayır ve şer türünden işledikleri amellerin karşılığını veririm. Kötülükleri artırılmayacağı gibi iyilikleri de eksiltilmez.
50:30–35Page 519
يَوۡمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمۡتَلَأۡتِ وَتَقُولُ هَلۡ مِن مَّزِيدٖ ٣٠
On the Day We will say to Hell, "Have you been filled?" and it will say, "Are there some more,"
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ غَيۡرَ بَعِيدٍ ٣١
And Paradise will be brought near to the righteous, not far,
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٖ ٣٢
[It will be said], "This is what you were promised - for every returner [to Allāh] and keeper [of His covenant].
مَّنۡ خَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِ وَجَآءَ بِقَلۡبٖ مُّنِيبٍ ٣٣
Who feared the Most Merciful in the unseen and came with a heart returning [in repentance].
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٖۖ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُلُودِ ٣٤
Enter it in peace. This is the Day of Eternity."
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيۡنَا مَزِيدٞ ٣٥
They will have whatever they wish therein, and with Us is more.
30- O gün cehenneme:“Doldun mu?” diyeceğiz. O:“Daha yok mu?” diyecek. 31- Cennet de takva sahiplerine iyice yaklaştırılır. 32- (Onlara denir ki:) İşte size, yani Allah'a çokça yönelen ve (O’nun emir ve yasaklarını) muhafaza edenlere vaat edilen (mükafat) budur! 33- Gıyaben Rahmân’dan korkan ve (hakka) dönen bir kalp ile gelen (kimselerdir onlar). 34- “Oraya selâmet ile girin. İşte bu, ebedilik günüdür.” 35- Orada diledikleri her şey onlarındır. Yanımızda fazlası da var.
30. Yüce Allah kullarını uyarıp korkutarak şöyle buyurmaktadır:“O gün cehenneme: Doldun mu? diyeceğiz.” Bu da cehenneme atılanların çokluğu dolayısı ile sorulacak bir sorudur. “O: Daha yok mu? diyecek.” Rabbi adına öfkelenerek kâfirlere karşı duyduğu kin ile isyankâr günahkârların daha da çok içine atılmasını istemeye devam edecektir. Yüce Allah da ona kendisini büsbütün dolduracağını vaadetmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Ben cehennemi cin ve insanlarla dolduracağım.”(Hûd, 11/119) Sonunda Yüce Rabbimiz, teşbihten münezzeh ayağını üzerine koyacak ve cehennem birbirine doğru girip çekilecek ve:“Yeter, yeter.” diyecek. Yani bu bana yeter, artık doldum.
31. “Cennet de takva sahiplerine iyice yaklaştırılır.” Yani görülecek şekilde, içindeki ebedi nimetlere, sevinç ve sürûra bakılacak şekilde yakıbkaştırılır, uzak olmaz. Cennet, ancak o kimselere yaklaştırılır ki, onlar Rablerinden korkup sakınırlar, küçüğü ile büyüğü ile şirki terk ederler, Rablerinin emirlerine uyarlar ve O’na boyun eğerler.
32. Onlara tebrik maksadı ile şöyle denilir:“İşte size, yani Allah'a çokça yönelen ve (O’nun emir ve yasaklarını) muhafaza edenlere vaat edilen (mükafat) budur.” Bu cenneti ve içinde bulunan canların çektiği, gözlerin bakmaktan zevk aldığı her bir şeyi Allah, bütün vakitlerinde O’nu zikretmekle, muhabbetle, O’ndan yardım isteyerek, O’na dua ederek, O’ndan korkarak ve O’ndan umarak Allah’a yönelenlere; yine Allah’ın emirlerini ihlâs ile ve en mükemmel şekli ile tamamlayan ve koyduğu sınırları gereği gibi muhafaza edenlere vaat etmiştir.
33. “Gıyaben Rahmân’dan korkan” Yani Rabbini tanıyarak ve rahmetini umarak O’ndna korkan ve bu korkuyu gıyaben, yani insanların gözlerinden uzakta iken de sürdüren demektir. İşte gerçek korku/haşyet budur. İnsanların gördüğü ve hazır bulundukları bir haldeki haşyete gelince, bu bazen riyakârlık ve gösteriş için yapılabilir. O bakımdan bu, haşyetin varlığına delil olmaz. Asıl faydalı olan haşyet, kulun hem insanların görmediği yerde, hem de görebileceği yerde haşyet duymasıdır. Gıyaben Allah'tan korkmaktan kasıt, gıyaben iman etmekteki mana olabilir. Buna göre buradaki gıyab/gayb, şehadetin/görünenin karşıt anlamı olur ki azap ve Allah'ın ayetlerinin geldiği görüldüğünde sahip olunan iman ve korku, ihtiyari değil, zaruri/mecburidir ve hiçbir faydası yoktur. Burada daha açık olan anlam da bu sonuncusudur. “ve (hakka) dönen bir kalp ile gelen” yani Mevlâsına dönen ve O’nu razı eden hususlara doğru yönelen.
34. Takvâ sahibi ve iyilerden olan bu kimselere şöyle denilecektir:“Oraya selâmet ile” yani türlü afet ve kötülüklerden yana esenlikte olarak ve hoşa gitmeyen bütün her şeyden uzak ve emniyet içerisinde “girin.”. Oranın nimetleri kesintisizdir. O nimetleri gölgelendiren ve hevesi kursakta bırakan hiçbir şey olmayacaktır. “İşte bu, ebedilik günüdür.” Bugünün sona ermesi de bugünde ölüm de söz konusu değildir. Neşeyi olumsuz olarak etkileyecek hiçbir şey yoktur.
35. “Orada diledikleri her şey onlarındır.” Ne isterlerse orada derhal onlar için var edilecektir. “Yanımızda” bütün bunlardan ayrı olarak “fazlası da var.” Rahman ve Rahim olan Allah, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatırından geçirmediği mükâfatlara onları gark edecektir. Bunun en büyüğü, en üstünü ve en değerlisi ise O’nun kerim vechini/yüzünü görme ve kelâmını işitme hazzını elde etme ve O’na yakın olma nimetine ermek olacaktır. Yüce Allah’tan, lütfu ile bunları bizlere nasip etmesini dileriz.
50:36–37Page 520
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَشَدُّ مِنۡهُم بَطۡشٗا فَنَقَّبُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ هَلۡ مِن مَّحِيصٍ ٣٦
And how many a generation before them did We destroy who were greater than them in [striking] power and had explored throughout the lands. Is there any place of escape?
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلۡبٌ أَوۡ أَلۡقَى ٱلسَّمۡعَ وَهُوَ شَهِيدٞ ٣٧
Indeed in that is a reminder for whoever has a heart or who listens while he is present [in mind].
36- Biz, onlardan önce nice nesiller helâk ettik ki onlar, bunlardan çok daha güçlü idiler ve yerin de altını üstüne getirmişlerdi. Ama var mı (azaptan) kaçıp kurtulacak bir yer? 37- Şüphesiz bunda kalbi olan veya (zihnen) hazır bulunup kulak veren kimse için bir öğüt vardır.
36. Allah’a ortak koşan ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan kimseleri korkutmak üzere Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz, onlardan önce nice nesiller” pek çok ümmetler “helâk ettik ki onlar, bunlardan çok daha güçlü idiler.” Yani yeryüzündeki güç ve eserleri daha fazla idi. “Yerin de altını üstüne getirmişlerdi.” Yani çok sağlam kaleler, oldukça yüksek köşkler yapmışlar, ağaçlar dikmiş, ırmaklar akıtmış, ekmiş, biçmiş, imar etmişler, pek çok yerleri de yıkmışlardı. Allah’ın peygamberlerini yalanlayıp âyetlerini inkâr edince Allah onları can yakıcı bir ceza, çok çetin bir azap ile yakalayıverdi. “Ama var mı (azaptan) kaçıp kurtulacak bir yer!?” Allah’ın azabı üzerlerine indi mi Allah’ın azabından kurtuluş ve kurtarıcı olmaz. Güçlerinin, mallarının ve çocuklarının da kendilerine hiçbir faydası olmadı.
37. “Şüphesiz bunda kalbi olan” yani sağlam, diri, arınmış ve kavrayış sahibi bir kalbi olan. İşte böyle bir kimse, Allah’ın âyetlerinden birisini duysa hemen öğüt alır, ondan yararlanır ve onunla yükselir. Aynı şekilde Allah’ın âyetlerine kulak veren, bunları doğru yolu bulmak üzere dinleyen ve kalbi “hazır bulunup kulak veren kimse için bir öğüt vardır.” Böylesi için öğüt, ibret, şifa ve hidâyet söz konusudur. Allah’ın âyetlerine kulak vermeyip yüz çeviren kimseye gelince bu âyetler, böyle birisine hiçbir fayda vermez. Çünkü böyle bir kimse, kabul etmez. Yüce Allah’ın hikmeti de bu niteliğe sahip olan kimselere hidâyet vermemeyi gerektirir.
50:38–40Page 520
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٖ ٣٨
And We did certainly create the heavens and earth and what is between them in six days, and there touched Us no weariness.
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ ٱلۡغُرُوبِ ٣٩
So be patient, [O Muḥammad], over what they say and exalt [Allāh] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting,
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَأَدۡبَٰرَ ٱلسُّجُودِ ٤٠
And [in part] of the night exalt Him and after prostration [i.e., prayer].
38- Andolsun biz gökleri, yeri ve iki arasındakileri altı günde yarattık. Bize hiç yorgunluk da dokunmadı. 39- O halde onların söylediklerine sabret ve hem güneş doğmadan önce hem de batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et! 40- Gecenin bir kısmında ve secdelerin/namazların ardında da O’nu tesbih et.
38. Bu buyrukla Yüce Allah, pek büyük kudreti ve etkin meşîeti ile vücuda getirdiği en büyük mahlukat hakkında haber vermektedir:“Andolsun biz gökleri, yeri ve iki arasındakileri altı günde yarattık.” Bu günlerin ilki pazar, sonuncusu cuma günüdür. Bunları yüce zatına herhangi bir yorgunluk, bitkinlik, acizlik vb. bir şey dokunmaksızın var etmiştir. Büyüklüklerine ve azametlerine rağmen bunları var edenin, ölüleri tekrar diriltmesi, elbette ve öncelikle söz konusudur.
39-40. “O halde onların söylediklerine” seni yermelerine ve yalanlamalarına “sabret!” Onların eziyetleri ile uğraşacak yerde Rabbine itaat et, günün başında ve sonunda, gecenin çeşitli vakitlerinde ve namazların akabinde Rabbini tesbih et. Çünkü Yüce Allah’ı anmak, nefislere teselli verir, ünsiyet kazandırır ve sabrı kolaylaştırır.
50:41–45Page 520
وَٱسۡتَمِعۡ يَوۡمَ يُنَادِ ٱلۡمُنَادِ مِن مَّكَانٖ قَرِيبٖ ٤١
And listen on the Day when the Caller1 will call out from a place that is near -
يَوۡمَ يَسۡمَعُونَ ٱلصَّيۡحَةَ بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُرُوجِ ٤٢
The Day they will hear the blast [of the Horn] in truth. That is the Day of Emergence [from the graves].
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيۡنَا ٱلۡمَصِيرُ ٤٣
Indeed, it is We who give life and cause death, and to Us is the destination
يَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلۡأَرۡضُ عَنۡهُمۡ سِرَاعٗاۚ ذَٰلِكَ حَشۡرٌ عَلَيۡنَا يَسِيرٞ ٤٤
On the Day the earth breaks away from them [and they emerge] rapidly; that is a gathering easy for Us.
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِجَبَّارٖۖ فَذَكِّرۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ ٤٥
We are most knowing of what they say, and you are not over them a tyrant.1 But remind by the Qur’ān whoever fears My threat.
41- Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver. 42- O gün onlar o hak çığlığı işiteceklerdir; işte o, (kabirlerden) çıkış günüdür. 43- Hiç şüphesiz hayat veren de biziz, öldüren de. Dönüş de yalnız bizedir. 44- O gün yer yarılır da onlar hızla çıkıp (mahşer meydanına koşarlar). Bu, bizim için pek kolay bir haşirdir/toplamadır. 45- Biz, onların söylediklerini pek iyi biliriz. Sen de onları (imana zorlayacak) bir zorba değilsin. O nedenle sen benim tehdidimden korkanlara Kur’ân ile hatırlat/öğüt ver.
41. “Seslenenin” yani Sûr’a üfleyecek olan İsrafil aleyhisselam’ın “yakın bir yerden” yani yeryüzünden Sûra üfürmek sureti ile “sesleneceği güne” kalbinle “kulak ver!”
42. “O gün onlar” yani herkes, hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüdün söz konusu olmadığı “o hak” dehşetli ve dehşete düşürücü “çığlığı işiteceklerdir; işte o” gün, kabirlerden “çıkış günüdür.” Her şeye gücü yeten Allah’ın gerçekleştireceği bir gündür. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
43-44. “Hiç şüphesiz hayat veren de biziz, öldüren de. Dönüş de yalnız bizedir. O gün yer yarılırda onlar” ölüler “hızla çıkıp” kıyamet günü hesap için duracakları mahşer yerine çağıranın çağrısına icabet ederler. “Bu, Bizim için pek kolay olan bir haşirdir/toplamadır.” Allah için bu çok kolaydır, bunda yorulmayı gerektirecek ve onu külfete düşürecek hiçbir şey yoktur.
45. “Biz, onların” Sana, seni üzecek ve eziyet verecek türden neler “söylediklerini pek iyi biliriz.” Biz, bunu daha iyi bildiğimize göre sen de bizim sana ne derece itina gösterdiğimizi, işlerini nasıl kolaylaştırdığımızı ve düşmanlarına karşı sana nasıl yardım ettiğimizi de biliyorsun! O halde kalbini ferah tut, ruhun huzur bulsun ve şunu bilesin ki; biz sana bizzat senin kendine duyduğun rahmet ve şefkatten daha merhametli ve şefkatliyizdir. O halde senin için geriye Allah’ın vaadini beklemekten ve Allah’ın ulu’l-azm peygamberlerine uymaktan başka bir şey kalmamaktadır. “Sen de” onlara musallat kılınmış “bir zorba değilsin.” Aksine “Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavmin bir yol göstericisi vardır.”(er-Râd, 13/7) Bundan dolayı devamla şöyle buyurmaktadır: "O nedenle sen benim tehdidimden korkanlara Kur’ân ile hatırlat/öğüt ver.” Hatırlatmak, akıl ve fıtratlarda yer etmiş bulunan hayrı sevme, tercih etme ve işleme ile kötülükten nefret edip uzak durma hususlarını hatırlatmaktır. Hatırlatılmak sureti ile öğüt alanlar ise Allah’ın tehdidinden korkanlardır. İlâhî tehditlerden korkmayan ve bunlara inanmayan kimselere gelince bunlara hatırlatmanın faydası sadece onlara karşı delilin ortaya konulmasıdır. Böylece onlar:“Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi”(el-Maide, 5/19) diyemezler.
Kâf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Başında, sonunda, gizli ve açık tüm hamdler Allah’a mahsustur.
***
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences