As-Sa'diAl‑Hashr · 59:18–24

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Al-Hashr 59:18–24

59:18–21Page 548

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلۡتَنظُرۡ نَفۡسٞ مَّا قَدَّمَتۡ لِغَدٖۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ ١٨

O you who have believed, fear Allāh. And let every soul look to what it has put forth for tomorrow - and fear Allāh. Indeed, Allāh is Aware of what you do.

وَلَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ نَسُواْ ٱللَّهَ فَأَنسَىٰهُمۡ أَنفُسَهُمۡۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ ١٩

And be not like those who forgot Allāh, so He made them forget themselves. Those are the defiantly disobedient.

لَا يَسۡتَوِيٓ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِۚ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ هُمُ ٱلۡفَآئِزُونَ ٢٠

Not equal are the companions of the Fire and the companions of Paradise. The companions of Paradise - they are the attainers [of success].

لَوۡ أَنزَلۡنَا هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانَ عَلَىٰ جَبَلٖ لَّرَأَيۡتَهُۥ خَٰشِعٗا مُّتَصَدِّعٗا مِّنۡ خَشۡيَةِ ٱللَّهِۚ وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَٰلُ نَضۡرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ٢١

If We had sent down this Qur’ān upon a mountain, you would have seen it humbled and splitting from fear of Allāh. And these examples We present to the people that perhaps they will give thought.

18- Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkup sakının. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. 19- Allah’ı unutan, bu sebeple Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir. 20- Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 21- Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik sen onun Allah korkusundan başını eğerek yarılıp parçalandığını görürdün. İşte bu misalleri Biz insanlar düşünsünler diye veriyoruz.

18. Yüce Allah, mü’min kullarına imanın gereği olan hususları emretmektedir ki bunlar da gizli ve açık bütün hallerde takvâya sarılmak, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu emirlere bağlı kalmak, O’nun koyduğu sınırlara riâyet etmek, neyin faydalarına, neyin zararlarına olduğuna dikkat etmek ve kıyamet gününde kendilerine fayda sağlayacak yahut zarar verecek amellerini gözden geçirmeleridir. Çünkü âhireti sürekli gözlerinin önünde bulunduracak, kalplerini ona doğru yöneltecek, oradaki kalma yerlerine gereken önemi verecek olurlarsa, oraya ulaştıracak güzel amellerinin çok olması için çalışırlar. Bu amelleri onları iptal edecek, bozacak ve bu yolda kendilerini ilerlemekten alıkoyacak hususlardan arındırıp temizlemek için olanca gayretlerini harcarlar. Aynı şekilde Allah’ın yapıp ettiklerinden haberdar olduğunu, hiçbir amellerinin O’na gizli kalmadığını, hiçbir şeyin O’nun yanında kaybolmadığını ve O’nun hiçbir şeyi ihmal etmediğini bildikleri takdirde de çokça çalışıp gayret ederler. Bu âyet-i kerime, kulun nefsini hesaba çekmesinin temel dayanağını oluşturur. Buna göre kul, daima kendisini gözden geçirmelidir. Eğer bir hata tespit ederse onu terk etmek, samimi bir şekilde tevbe etmek, o hataya götüren sebeplerden yüz çevirmek suretiyle onu telafi etmelidir. Eğer Allah’ın emirlerinden herhangi birini yerine getirmede kusurlu olduğunu görürse onu tamamlamak ve en güzel şekilde yapmak için bütün gayretini ortaya koymalı ve Rabbinden yardım dilemelidir. Yine kul, Allah’ın kendisine olan lütuf ve ihsanları ile kendisinin kusurları arasında da bir mukayese yapmalıdır. Çünkü bu, kaçınılmaz olarak Rabbinden haya etmesini gerektirir.

19. En büyük mahrumiyet ise kulun bu ilâhi emirden/nefis muhasebesinden gaflete düşmesi ve Allah’ı unutan, O’nu anmaktan ve haklarını yerine getirmekten gafil olan, buna karşılık kendi nefislerinin istek ve arzularını yerine getirmeye çalışan, bir fayda elde edemeyen ve kayda değer hiçbir şeye sahip olamayan, aksine Allah'ın kendi nefislerinin faydasına olan şeyleri kendilerine unutturduğu, kendilerine yarar sağlayacak şeylerden onları gafil kıldığı kimselere benzemesidir. Zira bu kimseler aşırıya kaçan günahkar kimseler olurlar. Dünya ve âhirette zarar ederler. Öyle büyük bir aldanışa düşerler ki onu telafi etmeye de düzeltmeye de imkân bulamazlar. Çünkü bunlar, Rabblerine itaatin sınırları dışına çıkan ve O’nun masiyetlerine düşen fâsık kimselerdirler.

20. Şimdi Allah’tan korkup takvaya önem veren, yarın için ne hazırladığına bakan, bundan dolayı da Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve salihlerle birlikte nimet dolu cennetlere ve esenlikli bir yaşama hak kazanan kimseler ile Allah’ı anmaktan gaflete düşen, O’nun haklarını unutan böylelikle de dünyada bedbaht olup âhirette de azabı hak eden kimseler hiç bir olurlar mı? Elbette olmazlar. Zira ilk grup gerçek kurtuluşa erenlerdir, sonrakiler ise hüsrana uğrayanların ta kendileridirler.

21. Yüce Allah’ın kullarına bu açıklamaları yaparak Kitab-ı Aziz’inde birtakım emir ve yasaklar koymuş olması, onların kendilerini davet ve teşvik ettiği bu hususlara tez elden koşmalarını gerektirir. İsterse kalplerinin katılığı, yalçın dağları andırsın. Çünkü bu Kur’ân, bir dağın üzerine indirilmiş olsaydı o dağın Allah korkusundan dolayı başını eğerek parçalanıp dağılmış olduğu görülürdü. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in kalpler üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Zira onun öğütleri, kayıtsız ve şartsız olarak en büyük öğütlerdir. Onun emir ve yasakları da pek çok hikmet ve maslahatları ihtiva eder. Ayrıca hem nefisler hem de bedenler için pek kolaydırlar. Zorluk ve meşakkat içermediği gibi aralarında bir çelişki, tutarsızlık, tekellüf ve zorlanmayı gerektirecek hususlar da yoktur. Bu emir ve yasaklar, bütün zaman ve mekânlara elverişlidir ve herkese uygundur. Daha sonra Yüce Allah şunu haber vermektedir: O, insanlara misaller verir. Kullara kitabında helâlı ve haramı açıklar. Bunu da âyetleri üzerinde düşünsünler, tefekkür etsinler diye yapar. Çünkü bunlar üzerinde tefekkür etmek, kulun önünde ilmin hazinelerini açar. Ona hayır ve şerrin yollarını açıkça gösterir, üstün ahlâki değerleri işlemeye ve güzel huylara sahip olmaya onu teşvik eder. Kötü huylardan da uzak tutar. O bakımdan kula Kur’ân üzerinde gereği gibi tefekkür etmekten, anlamları üzerinde iyiden iyiye düşünmekten daha faydalı olacak bir şey yoktur.

59:22–24Page 548

هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِۖ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ ٢٢

He is Allāh, other than whom there is no deity, Knower of the unseen and the witnessed.1 He is the Entirely Merciful, the Especially Merciful.

هُوَ ٱللَّهُ ٱلَّذِي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلۡمَلِكُ ٱلۡقُدُّوسُ ٱلسَّلَٰمُ ٱلۡمُؤۡمِنُ ٱلۡمُهَيۡمِنُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡجَبَّارُ ٱلۡمُتَكَبِّرُۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٢٣

He is Allāh, other than whom there is no deity, the Sovereign,1 the Pure,2 the Perfection,3 the Grantor of Security,4 the Overseer,5 the Exalted in Might,6 the Compeller,7 the Superior.8 Exalted is Allāh above whatever they associate with Him.

هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡخَٰلِقُ ٱلۡبَارِئُ ٱلۡمُصَوِّرُۖ لَهُ ٱلۡأَسۡمَآءُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٢٤

He is Allāh, the Creator,1 the Producer,2 the Fashioner;3 to Him belong the best names.4 Whatever is in the heavens and earth is exalting Him. And He is the Exalted in Might, the Wise.5

22- O, kendisinden başka hiçbir (hak) ilâh olmayan Allah'tır. Gaybı/görünmeyeni de görüneni de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. 23- O, kendisinden başka hiçbir (hak) ilâh olmayan Allah'tır. Meliktir, Kuddûstür, Selâmdır, Mü’mindir, Müheymindir, Azizdir, Cebbardır, Mütekebbirdir. Allah, onların ortak koşmalarından/koştuklarından münezzehtir. 24- O, Hâlık, Bâri ve Musavvir olan Allah’tır. En güzel isimler yalnız O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar hep O’nu tesbih eder. O Azîzdir, Hakîmdir.

22. Bu âyet-i kerimeler, Allah’ın güzel isimlerinden ve üstün sıfatlarından şânları büyük, delil olma özellikleri harikulade olan pek çoğunu içermektedir. Yüce Allah, bize kendisinden başka hiçbir hak ilâh bulunmadığını, yegane ma’bud ve gönülden sevilmesi gereken zatın kendisi olduğunu haber vermektedir. Bunun sebebi, O’nun kemâlinin büyüklüğü, ihsanının kapsayıcılığı ve her şeyi kendisinin çekip çevirmesidir. O’nun dışındaki her bir ilâh batıldır, sahtedir. Zerre ağırlığı kadar dahi ibadete layık değildir. Çünkü muhtaçtır, âcizdir, eksiktir. Ne kendisine, ne de başkasına en ufak bir fayda sağlayamaz. Daha sonra Yüce Allah, zatını insanların gördüğü ve göremediği her şeyi kuşatan ve her şeyi kapsayan büyük bir bilgiye sahip olmakla nitelendirmektedir. Sonra da her şeyi kuşatan ve her bir canlıya ulaşan rahmetinin genelliğini dile getirmektedir.

23. Sonra Yüce Allah, yine ulûhiyetinin her şeyi kapsadığını ve yegane ilâhın kendisi olduğunu tekrarlamakta, Melik olduğunu, yani bütün her şeye mutlak olarak kendisinin mâlik ve egemen olduğunu bildirmektedir. Ulvi ve süfli âleme, onlarda bulunan bütün varlıklara sadece O sahiptir. Hepsi Yüce Allah’ın mülküdürler, O’na muhtaçtırlar, O’nun tarafından idare olunmaktadırlar. “Kuddûstür, Selâmdır.” Yani her türlü kusurdan ve eksiklikten uzak, tazim olunan, şanı yüceltilen, takdîs edilendir. Çünkü “Kuddûs”, her türlü eksiklikten münezzeh olduğuna, sıfat ve celalinde ta’zime layık olduğuna delildir. "Mü’mindir.” Rasûllerini ve peygamberlerini getirdikleri apaçık âyetlerle, kesin belgelerle, açık ve seçik delillerle doğrulayandır, tasdik edendir. [Müheymindir; bütün yaratılmışları ve yaptıkları amelleri gören ve gözetendir.]“Azîzdir.” Kimse O’nu yenik düşüremez, kimse O’na karşı koyamaz. Aksine her şeyi emrinin altına alan O’dur. Her şey O’na boyun eğmiştir. “Cebbârdır.” Bütün kulları emri altına almıştır. Bütün mahlukat, O’na boyun eğip itaat etmiştir. Kırık kalplilerin kalbini onaran, kalbini zengin kılan O’dur. "Mütekebbirdir.” Büyüklük ve azamet yalnız O’nundur. Her türlü kusurdan, zulüm ve haksızlıktan münezzehtir. "Allah, onların ortak koşmalarından/koştuklarından münezzehtir.” Bu ise Allah’a ortak koşan, O’na karşı çıkan herkesin Allah’ı nitelendirdiği her türlü sıfattan genel olarak O’nun tenzih edilmesini ifade eder.

24. “O, Hâlık” her şeyi yaratan “Bâri”, bütün varlıklrı yoktan var eden “Musavvir” suret ve şekli olan bütün varlıklara suret veren “Allah’tır” Bütün bu isimler, yaratma, idare ve takdir etmekle alakalıdır. Bütün bunlar, yalnız Yüce Allah’a aittir ve bunlarda hiçbir kimse O’na ortak değildir. "En güzel isimler yalnız O’nundur.” Kendisinden başka hiçbir kimsenin bilemediği ve sayamadığı kadar çok isimleri vardır. Bütün bu isimlerin hepsi de en güzel isimlerdir, yani kemâl sıfatlara hatta sıfatların en mükemmellerine ve en yücelerine delildirler. Bunların hiçbirisinde hiçbir bakımdan eksiklik yoktur. Bunların bir güzelliği de şudur: Yüce Allah, bu isimleri sever, bunları sevenleri de sever. O, kullarının bu isimlerle kendisine dua etmelerini ve bunları anarak kendisinden dilekte bulunmalarını da sever. Kemâlinin, güzel isimlerin ve yüce sıfatların yalnız kendisine ait olmasının bir tecellisi de şudur: Göklerde ve yerde bulunanların hepsi sürekli olarak O’na muhtaçtırlar. Hamd ile O’nu tesbih ederler. İhtiyaçlarını O’ndan isterler. O da lütuf ve keremi ile rahmet ve hikmetinin gerektirdiklerini onlara verir. "O Azîzdir, Hakîmdir.” Ne isterse o olur, hikmet ve maslahatı olmayan hiçbir şey de yaratmaz.

Haşr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, yalnız Allah’adır.

***

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском