As-Sa'diAl‑An'am · 6:128–146

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Al-An'am 6:128–146

6:128–135Page 144

وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ جَمِيعٗا يَٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ قَدِ ٱسۡتَكۡثَرۡتُم مِّنَ ٱلۡإِنسِۖ وَقَالَ أَوۡلِيَآؤُهُم مِّنَ ٱلۡإِنسِ رَبَّنَا ٱسۡتَمۡتَعَ بَعۡضُنَا بِبَعۡضٖ وَبَلَغۡنَآ أَجَلَنَا ٱلَّذِيٓ أَجَّلۡتَ لَنَاۚ قَالَ ٱلنَّارُ مَثۡوَىٰكُمۡ خَٰلِدِينَ فِيهَآ إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٞ ١٢٨

And [mention, O Muḥammad], the Day when He will gather them together [and say], "O company of jinn, you have [misled] many of mankind." And their allies among mankind will say, "Our Lord, some of us made use of others, and we have [now] reached our term which You appointed for us." He will say, "The Fire is your residence, wherein you will abide eternally, except for what Allāh wills. Indeed, your Lord is Wise and Knowing."

وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّي بَعۡضَ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعۡضَۢا بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ١٢٩

And thus will We make some of the wrongdoers allies of others for what they used to earn.1

يَٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ رُسُلٞ مِّنكُمۡ يَقُصُّونَ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِي وَيُنذِرُونَكُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَاۚ قَالُواْ شَهِدۡنَا عَلَىٰٓ أَنفُسِنَاۖ وَغَرَّتۡهُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَشَهِدُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ أَنَّهُمۡ كَانُواْ كَٰفِرِينَ ١٣٠

"O company of jinn and mankind,1 did there not come to you messengers from among you, relating to you My verses and warning you of the meeting of this Day of yours?" They will say, "We bear witness against ourselves"; and the worldly life had deluded them, and they will bear witness against themselves that they were disbelievers.

ذَٰلِكَ أَن لَّمۡ يَكُن رَّبُّكَ مُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ بِظُلۡمٖ وَأَهۡلُهَا غَٰفِلُونَ ١٣١

That is because your Lord would not destroy the cities for wrongdoing1 while their people were unaware.

وَلِكُلّٖ دَرَجَٰتٞ مِّمَّا عَمِلُواْۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعۡمَلُونَ ١٣٢

And for all are degrees [i.e., positions resulting] from what they have done. And your Lord is not unaware of what they do.

وَرَبُّكَ ٱلۡغَنِيُّ ذُو ٱلرَّحۡمَةِۚ إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَسۡتَخۡلِفۡ مِنۢ بَعۡدِكُم مَّا يَشَآءُ كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوۡمٍ ءَاخَرِينَ ١٣٣

And your Lord is the Free of need, the possessor of mercy. If He wills, He can do away with you and give succession after you to whomever He wills, just as He produced you from the descendants of another people.

إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَأٓتٖۖ وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ ١٣٤

Indeed, what you are promised is coming, and you will not cause failure [to Allāh].1

قُلۡ يَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَامِلٞۖ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ ١٣٥

Say, "O my people, work according to your position; [for] indeed, I am working. And you are going to know who will have succession in the home.1 Indeed, the wrongdoers will not succeed."

128- Hepsini toplayacağı o günde (Allah): “Ey cin topluluğu, insanlardan birçoğunu kendinize uydurdunuz”(buyuracak). Onların dostları olan insanlar da şöyle diyecek:“Rabbimiz! Kimimiz kimimizden faydalandı ve nihâyet bizim için takdir ettiğin vakte eriştik.” Şöyle buyuracak: “Ateş sizin barınağınızdır. Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere orada ebediyen kalacaksınız.” Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir. 129- İşte biz, kazanmakta oldukları yüzünden zalimlerin kimini kimine böylece veli (dost ve idareci) kılarız. 130- (Allah:) Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan, bu güne kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? (diyecek). Onlar da:“(Evet,) kendi aleyhimize şahitlik ederiz (ki, geldi)” diyecekler. Dünya hayatı onları aldatmış ve onlar, kendi aleyhlerinde kâfir kimseler olduklarına dair şahitlik etmişlerdir. 131- Bu (peygamberlerin gönderilişi) Rabbinin, şehirleri halkı (tebliğden) habersizken haksız yere helâk etmeyişinden dolayıdır. 132- Herkesin, işlediklerine göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir. 133- Rabbin hiçbir şeye muhtaç olmayandır, rahmet sahibidir. Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize sizden sonra dilediğini getirir. Nitekim sizi de başka bir kavmin soyundan yaratmıştır. 134- Size vaadolunanlar, hiç şüphesiz gelip çatacaktır. Siz (Allah’ı) aciz bırakamazsınız. 135- De ki:“Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Bu yurdun sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz.” Şüphesiz zalimler felaha eremezler.

128. “Hepsini” yani cinleri de insanları da onlardan sapanları da başkalarını saptıranları da hep birlikte “toplayacağı o günde (Allah)” insanları saptıran, onlara kötülükleri süslü gösteren, onları masiyetlere sürükleyen cinleri azarlayarak:“Ey cin topluluğu! İnsanlardan bir çoğunu” saptırmak, Allah yolundan alıkoymak sureti ile “kendinize uydurdunuz” buyuracak. Siz nasıl benim yasaklarımı çiğnediniz ve peygamberlerime karşı çıkma cesaretini gösterdiniz? Allah’a savaş açarak, Allah’ın kullarını O’nun yolundan alıkoyup cehennem yoluna götürmeye nasıl canla başla çalıştınız? İşte bugün size lanetim hak olmuştur, sizden intikam almam şarttır. Küfrünüze ve başkalarını saptırmanıza göre size olan azabımı artıracağım. İleri süreceğiniz bir mazeretiniz, sığınacağınız bir sığınak, size iltimasta bulunacak bir şefaatçiniz ve kabul olunacak bir duanız olmayacaktır. İşte o vakit böylelerine isabet edecek ibretli azabı, horluğu ve vebali sorma gitsin! Bundan dolayı Yüce Allah onların ileri sürebilecekleri herhangi bir mazeretlerini söz konusu etmemektedir. Onların insanlardan olan dostları ise hiç de kabul olunacak türden olmayan bir mazeret beyan ederek şöyle diyeceklerdir:“Rabbimiz, kimimiz kimimizden faydalandı.” Yani cin ve insanlardan her birisi diğerinden faydalandı, ondan istifade etti. Cinlerden olan, insanın kendisine itaat ve ibadet etmesinden, kendisini tazim etmesinden ve ona sığınmasından istifade edip faydalanır. İnsan da bazı arzularını gerçekleştirmek hususunda cinlerin ona yaptığı hizmet sayesinde birtakım maksatlarına ulaşmak sureti ile cinlerden istifade eder. İnsan, cinlere ibadet ederken, cinler de ona hizmet eder ve dünyevî birtakım ihtiyaçlarını elde etmesine yardımcı olur. Yani biz, birtakım günahları işledik ve bunları reddetmeye imkân yoktur. “Nihâyet bizim için takdir ettiğin vakte eriştik.” Artık amellerimizin karşılığını vereceğin yere ulaşmış bulunuyoruz. Şimdi sen, bize dilediğini yap, hakkımızda istediğin şekilde hüküm ver. Zira artık ileri sürebilecek hiçbir delilimiz yoktur, herhangi bir mazeretimiz de kalmamıştır. Emir senindir, hüküm senindir. Onların söyledikleri bu sözde sanki biraz yalvarıp yakarma ve kendilerini acındırma anlamı vardır. Ancak bunun zamanı çoktan geçmiştir. Bundan dolayı Yüce Allah herhangi bir haksızlığın söz konusu olmadığı adil hükmünü şöyle verecektir:“Şöyle buyuracak: Ateş sizin barınağınızdır. Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere orada ebediyen kalacaksınız.” Bu hüküm ilâhi hikmetin ve ilâhi ilmin bir gereği olduğundan dolayı âyet-i kerime:“Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir” buyruğu ile sona ermektedir. Yüce Allah’ın bilgisi her şeyi kapsadığına göre, O’nun nihaî hikmeti de bütün varlıkları kuşatmış ve içine almıştır.

129. Yani azgın cinleri, dostları olan insanlara veli kılıp onları saptırmak üzere musallat ettiğimiz, kazandıkları günahlar ve bu uğurdaki gayretleri sebebi ile aralarında dostluk ve karşılıklı uyum bağını kurduğumuz gibi; aynı şekilde her zalimi de kendisi gibi bir zalime veli (dost ve idareci) kılarız. Böyle onlar birbirlerini kötülüğe sürükleyip teşvik eder, hayra olan şevkini kırıp azaltır, ondan nefret etmesini sağlar. İşte bu, bizim sünnetimizin/kanunumuzun bir parçasıdır. Bu, Yüce Allah’ın oldukça feci ve son derece kötü sonuçlar doğuran büyük cezalarından biridir. Ancak suç zalimindir. Kendisini bunca zararla karşı karşıya bırakan ve kendisine karşı böyle bir cinâyeti işleyen odur. Yoksa “Rabbin asla kullara zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46) Bu sünnetin/kanunun bir parçası da şudur: Kulların zulüm ve fesatları artacak, yerine getirmekle yükümlü oldukları farz hakları yerine getirmeyecek olurlarsa başlarına zalim yöneticiler gelir. Bu zalim yöneticiler onları en kötü azaba uğratırlar, onlardan alacaklarını zulüm ve haksızlıkla alırlar. Allah’a ve kullarına karşı yerine getirmedikleri hakları onlardan kat kat fazlasıyla alırlar. Üstelik onlar, bundan dolayı herhangi bir ecir alamazlar ve Allah’tan mükafat da bekleyemezler. Diğer taraftan kullar, hallerini düzeltip dosdoğru yürüyecek olurlarsa Allah da onların yöneticilerini ıslah eder. Onları adaletli ve insaflı liderler kılar. Zalim ve haksız yöneticiler yapmaz.

130. Yüce Allah, cin olsun insan olsun haktan yüz çeviren ve onu reddeden herkesi azarlayarak hatalarını açıklar ve onlar da bunu itiraf ederler. İşte Yüce Allah onlara şöyle der:“Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size” emre ve yasağa, hayır ve şerre, vaat ve tehdide dair geniş açıklamaların yer aldığı apaçık “âyetlerimi anlatan, bu güne kavuşacağınıza” bu günde kurtuluşa ermenin ancak Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmakla söz konusu olacağına, bunu gerçekleştirmeme halinde ise bedbahtlık ve hüsranın kaçınılmaz olacağına “dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da bunun böyle olduğunu söyleyip itiraf edecekler ve “(Evet,) kendi aleyhimize şahitlik ederiz (ki, geldi)” diyecekler. Dünya hayatı” süsleri, yaldızları ve nimetleri ile “onları aldatmış” onlar da dünya hayatı ile tatmin olmuşlar, ona razı olup âhiretle ilgilenmekten uzak kalmışlardır. “ve onlar kendi aleyhlerine kâfir kimseler olduklarına dair şahitlik etmişlerdir.” Böylelikle onlara karşı Allah’ın delili ortaya konmuş olacak ve o vakit herkes, hatta kendileri bile Allah’ın haklarındaki hükmünün adil olduğunu bileceklerdir. Yüce Allah onlar hakkında can yakıcı azap hükmü verecek ve şöyle diyecektir:“Sizden önce gelip geçen, sizin yaptığınız işleri yapan, sizin kendi payınızdan istifade ettiğiniz gibi kendi paylarından istifade eden, sizin gibi batıla dalan cin ve insan toplulukları arasına katılın.” İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır. Yani onların önce gelenleri de sonra gelenleri de zarar ve ziyana uğramışlardır. Nimet dolu cennetleri kaybetmekten ve en cömert ve en şerefli Rabbin komşuluğundan mahrum kalmaktan daha büyük zarar ve ziyan mı olur?! Ancak her ne kadar hüsrana uğrama konusunda hepsi ortak olmakla birlikte, bu hüsranın miktarı açısından birbirleri arasında büyük farklar olacaktır:

132. Onlardan “herkesin, işlediklerine göre” amellerine uygun bir şekilde “dereceleri vardır.” Onlar arasından kötülüğü az olan bir kimse kötülüğü çok olan gibi olmayacaktır. Kötülükte başkasına uyan kimse kendisine uyulan gibi, yönetilen bir kimse yöneten gibi olmayacaktır. Nitekim mükâfaat ve cennet ehli de -her ne kadar kurtuluş, kazanç ve cennete girme konusunda ortak olsalar da- aralarında Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği derecede farklılıklar olacaktır. Bununla birlikte hepsi de Mevlâlarının kendilerine verdiklerinden hoşnut olacak, O’nun yaptığı ihsanları yeterli bulacak ve kabul ile karşılayacaklardır. Yüce Allah’tan bizi kullarından yakınlaştırılmışlara, seçkinlere ve sevdiği kimselere hazırlamış olduğu Firdevs-i A’la ehlinden kılmasını dileriz. “Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.” Herkese ameline ve maksadına göre karşılık verecektir ki O, bunların hepsini de bilmektedir.

133. Yüce Allah’ın kullarına salih amelleri emredip kötü amelleri yasaklaması, rahmetinin bir tecellisidir ve kulların maslahatlarını gözettiğinden dolayıdır. Yoksa O, hiçbir yaratığına muhtaç değildir. İsyankârların isyanı ona zarar vermediği gibi itaatkarların itaatının da O’na bir faydası olmaz. “Eğer dilerse sizi” helâk etmek suretiyle “yok eder ve yerinize sizden sonra dilediğini getirir. Nitekim sizi de başka bir kavmin soyundan yaratmıştır.” Sizden başkaları bu dünya yurdundan geçip gittiği gibi siz de geçip gideceksiniz, sizden öncekiler buradan göç edip bu yurdu size bıraktıkları gibi, siz de sizden sonrakilere burayı bırakıp göç edeceksiniz. Bunu bildiğinize ve bu kaçınılmaz olduğuna göre siz, ne diye bu dünya yurdunu ebedî kalınacak bir yer edinmek istiyorsunuz? Ne diye burayı ebedî bir vatan belleyip de buranın ebedî kalınacak bir yer değil aksine geçip gidilecek bir yurt olduğunu unutuyorsunuz? Önünüzde her türlü nimeti içeren, her türlü afet ve eksiklikten uzak ebedî bir yurdun olduğunu nasıl unutuyorsunuz? Halbuki öncekilerin de sonrakilerin de kendisi için çabalayıp durduğu ve ona doğru yola koyulduğu yurt odur. O yurda ulaşınca artık ebedi kalınacak ve ayrılmamak üzere ikamet edilecek yer orasıdır. Onun ötesinde bir gaye yoktur. Bütün isteklerin ötesindeki en büyük istek ve her türlü arzunun önünde yok olduğu en büyük arzu odur. Orada -Allah’a andolsun ki- canların arzuladığı, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır. Yarış yapanlar bu uğurda yarışırlar. Orada ruhların lezzet aldığı şeyler, pek çok sevinçler, bedenî ve kalbî nimetler ve gaybları en iyi bilen o yüce Zata yakınlık vardır. İşte bu üstün şeylere bağlanan gayret ve en üstün derecelere doğru yükselen iradeye ne mutlu! Bundan daha aşağısına razı olanın payı ise ne kadar değersizdir! Aldanışa düşenlerin yapacağı türden bir alışverişi tercih eden bir kişi ne kadar gayretsizdir!

134. Bu gerçekten yüz çeviren gafil kimse, böyle bir yurda varmayı uzak bir şey olarak görmesin. Çünkü “Size vaadolunanlar, hiç şüphesiz gelip çatacaktır. Siz” Allah’ı “aciz bırakamaz” ve O’nun azabından kaçamazsınız. Çünkü sizin mukadderatınız O’nun elindedir ve siz O’nun tedbir ve tasarrufu altındasınız.

135. Ey Peygamber! Sen kavmini Allah’a davet edip de onlara akıbetlerini ve Allah’ın onlar üzerindeki haklarını açıkladığın zaman Allah’ın emrine uymayı kabul etmeyip hevalarına uymayı tercih eder ve şirkleri üzere devam ederlerse onlara “de ki: Ey kavmim! Kendi yolunuzca” Yani üzerinde olduğunuz bu halinize ve kendiniz için beğendiğiniz duruma uygun olarak “yapacağınızı yapın, ben de” Allah’ın emrine uygun olarak yapacağımı “yapacağım” ve Allah’ı razı edecek şeylere uyacağım. “Bu yurdun sonunun kimin” Benim mi yoksa sizin mi? “olacağını yakında bileceksiniz.” Bu ifadeler çok ileri derecede insaflı ifadelerdir. Çünkü Yüce Allah, amelleri ve o amellerin sahiplerini açıkladıktan sonra bu amellerin karşılığının ne olabileceğini açıkça ifade etmeyip basiret sahibi kimsenin basiretine havale etmekte ve sadece bir işaretle yetinmektedir. Çünkü dünyada da âhirette de güzel akıbetin, takva sahiplerinin olduğu ve dünya yurdunun güzel sonunun mü’minlere ait olduğu malum olduğu gibi peygamberlerin getirdiklerinden yüz çeviren herkesin akıbetinin de berbat olduğu bilinen bir husustur. Bundan dolayı Yüce Allah devamla:“Şüphesiz zalimler felaha eremezler” buyurmaktadır. Her zalim dünya hayatında ne kadar dünyalıktan istifade ederse etsin, bunun sonu yokluk ve telef olup gitmektir. Zira “Şüphesiz Allah zalime mühlet verir; fakat onu bir yakaladı mı bir daha bırakmaz.”[5]

6:136–140Page 145

وَجَعَلُواْ لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ ٱلۡحَرۡثِ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ نَصِيبٗا فَقَالُواْ هَٰذَا لِلَّهِ بِزَعۡمِهِمۡ وَهَٰذَا لِشُرَكَآئِنَاۖ فَمَا كَانَ لِشُرَكَآئِهِمۡ فَلَا يَصِلُ إِلَى ٱللَّهِۖ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَىٰ شُرَكَآئِهِمۡۗ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ ١٣٦

And they [i.e., the polytheists] assign to Allāh from that which He created of crops and livestock a share and say, "This is for Allāh," by their claim, "and this is for our 'partners' [associated with Him]." But what is for their "partners" does not reach Allāh, while what is for Allāh - this reaches their "partners." Evil is that which they rule.

وَكَذَٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٖ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ قَتۡلَ أَوۡلَٰدِهِمۡ شُرَكَآؤُهُمۡ لِيُرۡدُوهُمۡ وَلِيَلۡبِسُواْ عَلَيۡهِمۡ دِينَهُمۡۖ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا فَعَلُوهُۖ فَذَرۡهُمۡ وَمَا يَفۡتَرُونَ ١٣٧

And likewise, to many of the polytheists their partners1 have made [to seem] pleasing the killing of their children in order to bring about their destruction and to cover them with confusion in their religion. And if Allāh had willed, they would not have done so. So leave them and that which they invent.

وَقَالُواْ هَٰذِهِۦٓ أَنۡعَٰمٞ وَحَرۡثٌ حِجۡرٞ لَّا يَطۡعَمُهَآ إِلَّا مَن نَّشَآءُ بِزَعۡمِهِمۡ وَأَنۡعَٰمٌ حُرِّمَتۡ ظُهُورُهَا وَأَنۡعَٰمٞ لَّا يَذۡكُرُونَ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَا ٱفۡتِرَآءً عَلَيۡهِۚ سَيَجۡزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ ١٣٨

And they say, "These animals1 and crops are forbidden; no one may eat from them except whom we will," by their claim. And there are those [camels] whose backs are forbidden [by them]2 and those upon which the name of Allāh is not mentioned3 - [all of this] an invention of untruth about Him.4 He will punish them for what they were inventing.

وَقَالُواْ مَا فِي بُطُونِ هَٰذِهِ ٱلۡأَنۡعَٰمِ خَالِصَةٞ لِّذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِنَاۖ وَإِن يَكُن مَّيۡتَةٗ فَهُمۡ فِيهِ شُرَكَآءُۚ سَيَجۡزِيهِمۡ وَصۡفَهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٞ ١٣٩

And they say, "What is in the bellies of these animals1 is exclusively for our males and forbidden to our females. But if it is [born] dead, then all of them have shares therein." He will punish them for their description.2 Indeed, He is Wise and Knowing.

قَدۡ خَسِرَ ٱلَّذِينَ قَتَلُوٓاْ أَوۡلَٰدَهُمۡ سَفَهَۢا بِغَيۡرِ عِلۡمٖ وَحَرَّمُواْ مَا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ٱفۡتِرَآءً عَلَى ٱللَّهِۚ قَدۡ ضَلُّواْ وَمَا كَانُواْ مُهۡتَدِينَ ١٤٠

They will have lost who killed their children in foolishness without knowledge and prohibited what Allāh had provided for them, inventing untruth about Allāh. They have gone astray and were not [rightly] guided.

136- Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar da zanlarınca:“Bu Allah’ındır, bu da (O’na koştuğumuz) ortaklarımızındır” dediler. Ortaklarına ait olan (pay) Allah’a ulaşmaz. Ama Allah’a ait olan (pay) ortaklarına ulaşır. Ne kötü hükmediyorlar? 137- Böylece onların (Allah’a koştukları) ortakları, müşriklerden birçoğuna evlatlarını öldürmeyi de hoş göstermiştir. Bu, onları helak etmek ve dinlerini de kendilerine karmakarışık etmek içindir. Eğer Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak. 138- Onlar zanlarınca:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez. (Şu) hayvanların da sırtları haram kılınmıştır” dediler. Bazı hayvanlar da vardır ki Allah’a iftira ederek (keserken) üzerlerine O’nun adını anmazlar. O, bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır. 139- Yine dediler ki:“Şu hayvanların karınlarındakiler (canlı doğarsa) yalnız erkeklerimize helâldir, eşlerimize ise haramdır.” Şâyet ölü doğarsa onlar bunda ortak olurlar. O, bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır. Muhakkak ki O, Hakîmdir, Alîmdir. 140- Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı Allah’a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır. Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır.

136. Yüce Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan müşriklerin ne kadar akılsızca işler yaptıklarını ve ne kadar ileri derecede cahil olduklarını haber vermektedir. Yüce Allah bu yolla sapıklıklarına, onlardan sakınmak gerektiğine, bu gibi akılsız kimselerin Peygamberin getirdiği hakka karşı çıkmalarının, hakkı eleştirmeye asla gerekçe olamayacağına, çünkü böylelerinin hakka karşı çıkma ehliyetleri olmadığına dikkat çekmek için onların bazı hurafelerini saymaktadır. İşte onların bu çeşit tutumlarını şöylece söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar.” Allah’a ortak koştukları uydurma ilahlarına da bir pay ayırdılar. Halbuki bütün bunları kulları için yaratan ve rızık olmak üzere var eden O’dur. Onlar ise yasak ve sakınılması gereken iki şeyi, hatta üç şeyi bir arada işlediler: 1. Bir taraftan Allah’a bir pay ayırmakla Allah’a minnet ediyorlar, bununla beraber bu payın kendileri tarafından bir bağış olduğuna inanıyorlardı. 2. Kendilerine rızık veremeyen ve bu rızıktan hiçbir şeyi var edemeyen varlıkları Allah’a ortak koştular. 3. Allah’a ait olan paya -ortaklarına ulaşacak olmasına rağmen- aldırış etmeyip önemsememek sureti ile Allah hakkında zalimce hüküm vermişlerdir. Halbuki ortaklarına ait olan paya önem veriyorlar, onu koruyorlar ve bundan Allah’a da herhangi bir şeyin ulaşmasına fırsat vermiyorlardı. Şöyle ki onlar, Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu ekin, mahsul ve davarları ikiye ayırıyorlardı. Bir paya sırf kendi laf ve iddiaları ile “Bu, Allah’ındır” diyorlardı. Halbuki Allah ancak kendisi için ihlasla yapılanı kabul eder. Kendisine ortak koşanın amelini kabul etmez. Diğer payı ise Allah’a ortak koştukları putlara ve diğer ortaklara ayırırlardı. Eğer Allah’a ayırdıkları paydan herhangi bir şey, başkasına ayırdıklarına karışacak olursa buna aldırış etmezler ve: Allah’ın buna ihtiyacı yoktur, diyerek onu geri yerine iade etmezlerdi. Şâyet ortak koştukları ilahlarına ayırdıklarından herhangi bir şey, Allah’a ayırdıkları bölüme karışacak olursa, bu sefer onu alır, asıl yerine geri koyarlar ve: Bunlar muhtaçtır, bunların paylarının geri verilmesi kaçınılmazdır, derlerdi. Acaba bundan daha kötü ve bundan daha zalimce bir hüküm olur mu? Çünkü bunlar, mahluk için ayırdıkları paya Yüce Allah’ın hakkına karşı gösterdikleri titizlikten daha fazla titizlik gösteriyor, daha doğru ve samimi davranıyor ve onu daha fazla koruyorlardı. Âyet-i kerimenin şu şekilde anlaşılma ihtimali de vardır: Sahih’te Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olduğuna göre Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ben, ortaklar arasında ortaklıktan en müstağni/en uzak olanım. Her kim benimle herhangi bir şeyi ortak koşarsa ben de o kimseyi ortak koşması ile başbaşa bırakırım.”[6] Buna göre âyet-i kerimenin manası şöyle olur: Onların ayırdıkları ve kendisi ile putlarına yakınlaşmaya çalıştıkları pay, Allah’tan başkasına katıksız (ihlasla) yapılmış bir yakınlaşmadır ve bunda Allah’a ait hiçbir şey yoktur. Halbuki kendi iddialarına göre “Allah’a aittir” diye ayırdıkları pay ise bir şirk olduğundan dolayı asla O’na ulaşmaz. Aksine bu da Allah’a koşulan ortakların olur. Çünkü Yüce Allah’ın buna ihtiyacı yoktur ve O, yaratılmışlardan herhangi bir kimsenin kendisine ortak koşulduğu hiçbir ameli kabul etmez.

137. Müşriklerin akılsızlık ve sapıklıklarından birisi de “onların (Allah’a koştukları) ortakları”, yani onların ileri gelenlerinin ve şeytanlarının, onların birçoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü göstermesidir. Bu ise fakir kalmak korkusuyla ve kızlar da utanç vesilesi olur diye çocuklarını diri diri gömmeleridir ki bu da “ve’d” diye bilinen şeydir. İşte bütün bunlar, onları helake götürmek isteyen, dinlerini kendilerine karmakarışık etmek isteyen şeytanların aldatmalarındandır. Bu yüzden onlar da son derece çirkin olan bu işleri yapıyorlardı. Ortak koştukları varlıklar, hâlâ daha bu işleri onlara süslü göstermeye devam etmektedirler ki bunlar, onlar tarafından güzel işler ve hoş karşılanan hasletler olarak kabul edilsin. Eğer Allah onları engellemeyi murad edip bu fiilleri işlemelerine mani olmak, anne-babayı çocuklarını öldürmekten alıkoymak istese idi “bunu yapamazlardı.” Fakat O’nun hikmeti onları yapmak istedikleri işleri ile başbaşa bırakmayı gerektirmiştir. Bu da onları yavaş yavaş azaba yaklaştırmak, onlara mühlet vermek ve onların tutturdukları yola aldırmamaktan dolayıdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak” buyurmaktadır. Yani uydurdukları bu yalanlarla başbaşa bırak, onlar için üzülme! Çünkü onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler.

138. Müşriklerin akılsızlıklarından birisi de Allah’ın genel olarak kendilerine helâl kıldığı ve kendisinden bir rahmet ve rızık olmak üzere faydalarına sunduğu hayvanlar ile ilgili olarak kendiliklerinden birtakım söz ve bid’atler uydurmuş olmalarıdır. Zira onların kimi hayvan ve ekinler ile ilgili kendi aralarında kararlaştırdıkları birtakım hükümleri vardı ki onlar bu ekin ve hayvanlar hakkında:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır” yani haram kılınmıştır. “Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez” derlerdi. Yani bizim ondan yemesini istediğimiz yahut da niteliğini belirttiğimiz kimseler dışında hiçbir kimsenin bunların tadına bakması caiz değildir. Bütün bunlar ise onların zanları ile koydukları hükümlerdir. Bu konuda kendi heva ve heveslerinden ve bozuk görüşlerinden başka herhangi bir dayanak ve delilleri yoktur. Kimi hayvanları da her bakımdan haram kılmamışlardı. Aksine sadece sıtlarını yani sırtlarına binilmesini ve onlara yük vurulmasını haram kılmışlar, böylelikle onların sırtlarını koruma altına almışlardı ki bu tür hayvanlara “Ham” derlerdi. Kimi hayvanlar üzerine de kestikleri sırada Allah’ın adını anmayarak putlarının adını ve Allah’tan başka tapındıkları varlıkların adını anarlardı, üstelik bu fiillerini de Allah’a nispet ederlerdi. Oysa onlar bunu yapmakla yalan söylüyorlar ve çok çirkin bir iftirada bulunuyorlardı. “O” şirki helâl kabul etmek, yiyecek ve yararlanılacak şeylerden helâl olanları haram kılmak sureti ile Allah’a yaptıkları “bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır.”

139. Müşriklerin oldukça gülünç görüşlerinden birisi de kimi davarları tespit ve tayin ederek bu davarların karınlarındaki yavruları erkeklere değil de yalnızca kadınlarına haram kılmaları ve şöyle demeleridir:“Şu hayvanların karınlarındakiler yalnız erkeklerimize helâldir” ve bu hususta kadınların onlara ortaklıkları söz konusu değildir: “eşlerimize ise haramdır.” Bu durum, davarın karnındaki yavrunun diri olarak doğması halinde böyleydi. Eğer yavru ölü doğacak olursa hepsi de onda ortak olurlardı. Yani erkeklere de kadınlara da helâl olurdu. Allah “bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır.” Çünkü onlar, Allah’ın helâl kıldığı şeyi haram, haram kıldığı şeyi de helâl olarak nitelendirdiler. Böylelikle Allah’ın şeriatına ters düştüler ve muhalefet ettiler, hem de bu yaptıklarını Allah’a nispet ettiler. “Muhakkak ki O Hakîmdir” onlara mühlet verip bu sapıklıkları işlemelerine imkân verme konusunda hikmet sahibidir; “Alîmdir” hiçbir şey kendisine gizli kalmayan, onları ve her şeyi bilendir. O, onları da hakkında söyledikleri iftiralarını da bilir. O buna rağmen onlara afiyet vermekte ve onları rızıklandırmaktadır. Daha sonra Yüce Allah onların hüsranda olduklarını, akıllarının da kıt olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

140. “Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler... gerçekten zarara uğramışlardır.” Bu davranışları ile dinlerini de çocuklarını da akıllarını da kaybetmek sureti ile zarar etmişlerdir. Sağlam bir akla sahipken helak edici bir akılsızlığa mahkum olmuşlardır. “Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı” kendilerine rahmet olarak ihsan ettiği ve rızık olarak verdiği şeyleri “Allah’a iftira ederek” son derece inatçı ve nankör kişilerin yaptığı gibi yalan söyleyerek “haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır.” Çünkü bunu yapmakla Rab’lerinin lütfunu reddetmiş, bununla da yetinmeyerek katıksız helâl olan bu rızkı haram diye nitelendirmişlerdir. “Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır.” Haktan alabildiğine uzaklaşmışlar ve yaptıkları hiçbir işte doğru yolu, hidâyeti bulamamışlardır.

6:141Page 146

۞ وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَ جَنَّٰتٖ مَّعۡرُوشَٰتٖ وَغَيۡرَ مَعۡرُوشَٰتٖ وَٱلنَّخۡلَ وَٱلزَّرۡعَ مُخۡتَلِفًا أُكُلُهُۥ وَٱلزَّيۡتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُتَشَٰبِهٗا وَغَيۡرَ مُتَشَٰبِهٖۚ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثۡمَرَ وَءَاتُواْ حَقَّهُۥ يَوۡمَ حَصَادِهِۦۖ وَلَا تُسۡرِفُوٓاْۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُسۡرِفِينَ ١٤١

And He it is who causes gardens to grow, [both] trellised and untrellised, and palm trees and crops of different [kinds of] food and olives and pomegranates, similar and dissimilar. Eat of [each of] its fruit when it yields and give its due [zakāh] on the day of its harvest. And be not excessive.1 Indeed, He does not like those who commit excess.

141- Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, tatları farklı hurmaları ve ekinleri, birbirine hem benzeyen hem benzemeyen zeytinleri ve narları yaratıp yetiştiren O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını verin. İsraf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.

141. Yüce Allah, müşriklerin Allah’ın kendilerine helâl kılmış olduğu ekin ve davarların pek çoğunda yaptıkları uygulamaları söz konusu ettikten sonra, onlara ihsan etmiş olduğu nimetlerini ve ekinlerle davarlar hakkında yerine getirmeleri gereken görevlerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Çardaklı ve çardaksız bahçeleri... yaratıp yetiştiren O’dur.” Yani içinde türlü ağaçlar, çeşit çeşit bitkiler yetişen bağ ve bahçeleri yetiştiren O’dur. Bunların bir bölümü için çardak yapılır ve ağaçlar bu çardaklar üzerinde yayılır. Bu çardaklar ağaçların yerden yükselmesine yardımcı olur. Bazılarının ise çardağa ihtiyacı yoktur. Gövdeleri üzerinde yükselirler, yahut da toprağın üzerinde yayılırlar. Bu ifadelerle hem bu bitkilerin faydalarının ve hayırlarının çokluğuna hem de Yüce Allah’ın kullarına bunlar için ne şekilde çardak yapacaklarını ve onları nasıl yetiştireceklerini öğrettiğine dikkat çekilmektedir. Yine “tatları farklı hurmaları ve ekinleri...” yaratan da O’dur. Bütün bunlar aynı topraktadır, aynı su ile sulanmaktadır; ancak Yüce Allah kiminin tadını kiminden üstün kılmıştır. Yüce Allah özellikle de hurmaları ve çeşitli türleri ile ekinleri zikretmektedir. Buna sebep ise bunların faydalarının çokluğu ve insanların çoğu için bunların temel gıda olmasından dolayıdır. Yine ağaçları itibari ile “birbirine hem benzeyen” buna karşılık mahsül ve tat olarak da “benzemeyen zeytinleri ve narları…” Burada sanki “Yüce Allah, bu çeşitli bahçeleri ve bunlarla birlikte sözü edilen diğer bitki ve mahsülleri ne için yaratmıştır?” şeklinde bir soru vaki olmuş gibi Allah, bunları kullarının menfaatine yaratmış olduğunu haber vererek şöyle buyurmuştur:“Her biri” yani hurma ağaçları ve ekinler “meyve verdiği zaman meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını verin.” Yani o ekinin hakkı ne ise verin. Bu da şer’an miktarları belirli olan nisablara sahip zekâttır. Allah hasat gününde bu zekâtı (öşrü) vermelerini emretmektedir. Çünkü ekinin biçilmesi zekattaki havelan-ı havl (nisab üzerinden bir sene geçmesi) konumundadır. Ayrıca hasat vakti, fakirlerin candan bekledikleri bir dönemdir. O vakitte de ekin sahiplerinin bu hakkı çıkarıp vermeleri kolaydır. Bu hakkı veren kimselerin durumu da açıkça ortaya çıkar ve böylece kimin verdiği kimin de vermediği anlaşılır. “İsraf etmeyin” Bu, yeme konusundaki israfı da ekinin hakkını vermedeki israfı da kapsayan genel bir yasaktır. Yemekte israf, sınırı ve âdeti aşarak yemek, ayrıca ekin sahibinin, vereceği zekâtın miktarını azaltacak şekilde çok yemesidir. Ekinin hakkını vermekte israf ise kişinin, kendisine farz olan miktardan çok fazlasını vermesi veya kendisine, ailesine yahut alacaklarına zarar verecek şekilde fazla vermesi demektir. Bütün bunlar Allah’ın sevmediği ve yasakladığı israf türündendir. Hatta Allah böylesine buğzeder ve gazaplanır. Bu âyet-i kerime, zirai mahsullerde zekâtın (öşür) farz olduğuna, bunlar hakkında sene geçmesinin (havelan-ı havl) söz konusu olmadığına, onun yerine ekinlerde biçilmenin, hurmalarda ise toplanmanın havelan-ı havl sayılacağına, ticaret maksadıyla olmadığı takdirde mahsul pek çok yıl kişinin yanında kalacak olursa bunda zekâtın tekerrür etmeyeceğine delildir. Çünkü Yüce Allah ancak ekinin biçilmesi vaktinde zekâtının verilmesini emretmiştir. Eğer bundan önce ekin ve mahsule, sahibinin herhangi bir kusuru olmaksızın herhangi bir afet isabet olacak olursa o, bunu (zekât miktarını) tazmin ederek (başka malından) vermez. Yine zekâtını ayırmadan önce hurma ve ekinden (dalında iken) yemek caizdir ve bu, zekâta tâbi kabul edilmez. Aksine geride kalan malın zekâtını öder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mahsül sahiplerine mahsüllerini tahmin edecek görevli kimseleri gönderirdi ve onlara, mahsul sahiplerinin ve başkalarının yeme vb. durumlarını göz önünde bulundurarak mahsulün üçte birini veya dörtte birini mahsul sahiplerine bırakmasını emrederdi.[7]

6:142–144Page 146

وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ حَمُولَةٗ وَفَرۡشٗاۚ كُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٞ ١٤٢

And of the grazing livestock are carriers [of burdens] and those [too] small. Eat of what Allāh has provided for you and do not follow the footsteps of Satan.1 Indeed, he is to you a clear enemy.

ثَمَٰنِيَةَ أَزۡوَٰجٖۖ مِّنَ ٱلضَّأۡنِ ٱثۡنَيۡنِ وَمِنَ ٱلۡمَعۡزِ ٱثۡنَيۡنِۗ قُلۡ ءَآلذَّكَرَيۡنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلۡأُنثَيَيۡنِ أَمَّا ٱشۡتَمَلَتۡ عَلَيۡهِ أَرۡحَامُ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۖ نَبِّـُٔونِي بِعِلۡمٍ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ١٤٣

[They are] eight mates - of the sheep, two and of the goats, two. Say, "Is it the two males He has forbidden or the two females or that which the wombs of the two females contain? Inform me with knowledge, if you should be truthful."

وَمِنَ ٱلۡإِبِلِ ٱثۡنَيۡنِ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ ٱثۡنَيۡنِۗ قُلۡ ءَآلذَّكَرَيۡنِ حَرَّمَ أَمِ ٱلۡأُنثَيَيۡنِ أَمَّا ٱشۡتَمَلَتۡ عَلَيۡهِ أَرۡحَامُ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۖ أَمۡ كُنتُمۡ شُهَدَآءَ إِذۡ وَصَّىٰكُمُ ٱللَّهُ بِهَٰذَاۚ فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبٗا لِّيُضِلَّ ٱلنَّاسَ بِغَيۡرِ عِلۡمٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ ١٤٤

And of the camels, two and of the cattle, two. Say, "Is it the two males He has forbidden or the two females or that which the wombs of the two females contain? Or were you witnesses when Allāh charged you with this? Then who is more unjust than one who invents a lie about Allāh to mislead the people by [something] other than knowledge? Indeed, Allāh does not guide the wrongdoing people."

142- Hayvanlardan yük taşıyacak ve (tüylerinden) döşek yapılacak olanları da (yaratan O’dur). Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır. 143- Sekiz eş (yaratmıştır): Koyundan iki, keçiden de iki (eş). De ki:“(Allah) bu iki (cinsin) erkeklerini mi yahut dişilerini mi yoksa bu iki (cins) dişinin rahimlerinde bulunanları mı haram kılmış?! Eğer doğru söyleyenler iseniz bana bir bilgiye dayanarak haber verin.” 144- Deveden de iki, sığırdan da iki (eş yarattı). De ki:“(Allah) bu iki (cinsin) erkeklerini mi yahut dişilerini mi yoksa bu iki (cins) dişinin rahimlerinde bulunanları mı haram kılmış?! Yoksa Allah'ın bunu size emrettiğine bizzat şahit mi oldunuz? Hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah’a iftira eden kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez.”

142. Yüce Allah; “hayvanlardan yük taşıyacak ve döşek yapılacak olanları da” yarattı, var etti. Yani siz bunların kimisi üzerinde yük taşır ve sırtlarına binersiniz. Kimisi ise yük taşımaya ve sırtına binmeye -yavru develer gibi küçüklükleri dolayısı ile- elverişli değildirler. İşte döşek yapılacak olanlardan kasıt, bunlardır. Buna göre hayvankar yük taşıma ve binme açısından bu iki kısma ayrılırlar. Yeme ve diğer şekillerde yararlanmaya gelince hepsi de yenebilir ve hepsinden de yararlanılabilir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.” Yani şeytanın yollarını ve amellerini izlemeyin ki bunlardan biri de Allah’ın size rızık olarak ihsan etmiş olduğu şeylerin bir bölümünü haram kılmaktır. “Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.” O size ancak sizin için zararlı olan ve sizi ebedî bedbahtlığa götürecek şeyleri emreder.

143. Yüce Allah, kullarına lütuf ve ihsanından helâl ve temiz olarak bağışladığı bu hayvanlardan ayrıntılı olarak söz edip şöyle buyurmaktadır:“Sekiz eş (yaratmıştır): Koyundan iki” yani erkek ve dişi, “keçiden de” aynı şekilde “iki (eş).” Bunlar böylece dört etmektedir. Hepsi de Allah’ın helâl kıldığı şeyler arasına girmektedir ve hiçbiri diğerinden farklı değildir. Şimdi sen, bazılarını diğerlerinden ayırt ederek haram kılan yahut da bazılarını kadınlara haram kılmakla birlikte erkeklere haram kılmayarak kendi kafalarından hüküm uyduran kimselere mubah kıldıkları ile haram kıldıkları arasında fark bulunmadığı hususunda bağlayıcı ve susturucu olmak üzere şöyle sor: Allah, bu koyun ve keçi cinsinden “erkeklerini mi yahut dişilerini mi… haram kıldı?” Ki siz bunların hiçbirini de kabul etmiyorsunuz. Yani bu iki türden sadece erkekleri haram kılmıştır da demiyorsunuz sadece dişileri haram kılmıştır da demiyorsunuz. O halde geriye rahimlerde bulunan ve erkek ya da dişi yahut da ne olduğu bilinmeyen yavrular kalmaktadır. Bunun hakkında da şöyle buyrulmaktadır:“yoksa bu iki (cins) dişinin rahimlerinde bulunanları mı” haram kabul ediyorsunuz? Yani erkek ile dişi arasında herhangi bir fark gözetmeksizin sadece rahimlerdeki yavruları mı haram sayıyorsunuz? Hayır, sizler bunu da söylemiyorsunuz. Bu konuda mümkün olan üç ayrı ihtimalden herhangi birisini kabul etmediğinize göre hangi görüşü esas almakta ve neye göre bazı hayvanları haram kılmaktasınız? “Eğer” söz ve iddianızda “doğru söyleyenler iseniz bana bir bilgiye dayanarak haber verin.” Bilindiği gibi onların aklen kabul edilebilir bir görüş ileri sürmeleri ancak bu üç ihtimalden birisini kabul etmeleri ile mümkündür. Onlar ise bu üç ihtimalden hiçbirisini kabul etmemektedirler. Bunun yerine kendiliklerinden uydurdukları birtakım kavramlara bağlı olarak kimi hayvanları haram kılıyorlardı. Bazılarını yalnızca kadınlara haram kılıp erkeklere kılmıyorlardı. Yahut da bazı hayvanları bazı zamanlarda haram kılıyorlardı vs. Halbuki bunların kaynağının katıksız bir cehalet, sapkın akıllar ve bozuk görüşler olduğu kesinlikle bilinmektedir. Yine kesinlikle bilinmektedir ki Yüce Allah onların söylediklerine dair herhangi bir delil indirmediği gibi onların da bu konuda ellerinde herhangi bir delil ve belge yoktur. Daha sonra Yüce Allah, deve ve inek türü hakkında da benzeri şeyleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

144. Yüce Allah, bu şekilde müşriklerin sözlerinin batıl ve tutarsız olduğunu açıkladıktan sonra onlara Allah’ın şeriatına uymanın dışında sorumluluğundan kurtulamayacakları ve hiçbir çıkar yol bulamayacakları bir soru sorup şöyle buyurmaktadır:“Yoksa Allah'ın bunu size emrettiğine bizzat şahit mi oldunuz?” Yani artık geriye ileri sürebileceğiniz tek bir iddia kalmaktadır ki sizin onun doğru ve sağlıklı olduğunu ortaya koyma imkanınız yoktur. Bu iddia da şudur:“Allah peygamberlerine vahyettiği gibi bize de vahyetti ve bunu bize O emretti. Hatta Allah, bize önceki peygamberlerin davetlerine ve kitaplarda indirilenlere aykırı bir vahiy indirmiştir.” Bu ise herkesin bileceği üzere apaçık bir iftiradır. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için Allah’a iftira eden kimseden daha zalim kim olabilir?” Yani Allah’a karşı yalan ve iftirada bulunmakla birlikte bir de Allah’ın kullarını herhangi bir delile, belgeye, akle ve nakle dayanmaksızın Allah yolundan saptırma maksadını güden kimseden daha zalim kim olabilir? “Şüphesiz Allah” zulüm, haksızlık ve Allah’a iftirada bulunmaktan başka bir amacı olmayan “zalimler topluluğuna yol göstermez.”

6:145–146Page 147

قُل لَّآ أَجِدُ فِي مَآ أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٖ يَطۡعَمُهُۥٓ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيۡتَةً أَوۡ دَمٗا مَّسۡفُوحًا أَوۡ لَحۡمَ خِنزِيرٖ فَإِنَّهُۥ رِجۡسٌ أَوۡ فِسۡقًا أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٖ وَلَا عَادٖ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ ١٤٥

Say, "I do not find within that which was revealed to me [anything] forbidden to one who would eat it unless it be a dead animal or blood spilled out or the flesh of swine - for indeed, it is impure - or it be [that slaughtered in] disobedience, dedicated to other than Allāh.1 But whoever is forced [by necessity], neither desiring [it] nor transgressing [its limit], then indeed, your Lord is Forgiving and Merciful."

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٖۖ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ وَٱلۡغَنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلۡحَوَايَآ أَوۡ مَا ٱخۡتَلَطَ بِعَظۡمٖۚ ذَٰلِكَ جَزَيۡنَٰهُم بِبَغۡيِهِمۡۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ١٤٦

And to those who are Jews We prohibited every animal of uncloven hoof; and of the cattle and the sheep We prohibited to them their fat, except what adheres to their backs or the entrails or what is joined with bone. [By] that We repaid them for their transgression. And indeed, We are truthful.

145- De ki:“Bana vahyolunanlar arasında yiyen kimse için şunlardan başka haram kılınmış bir şey bulamıyorum: Leş, akmış kan, domuz eti -ki o kesinlikle bir pisliktir- ve Allah’tan başkasının adına boğazlandığından dolayı fısk olanlar. Kim mecbur kalır da (harama) saldırmamak ve haddi aşmamak (kaydıyla bunlardan yerse) şüphesiz Rabbin Ğafûrdur, Rahîmdir.” 146- Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık. Ancak sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan ya da kemiğe karışanlar hariç. Onları zulümleri yüzünden bununla cezalandırdık. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.

145. Yüce Allah müşrikleri, helâlleri haram kılmaları ve bunu Allah’a nispet etmeleri dolayısıyla yerip bu iddialarını çürüttükten sonra Rasûlüne, Allah’ın insanlara haram kıldığı şeyleri açıklamasını emretmekdedir ki böylelikle onlar, bunların dışında kalanların helâl olduğunu bilsinler. Artık bunların Allah tarafından haram kılındığını ileri sürenler, yalancıdırlar ve batıl bir iddiada bulunmaktadırlar. Çünkü haram kılmak, ancak Allah tarafından Rasûlü vasıtası ile olur. O da Rasûlüne şöyle demesini emretmiştir:“De ki: Bana vahyolunanlar arasında yiyen kimse için şunlardan başka haram kılınmış bir şey bulamıyorum:” Yani yeme dışında başka bir suretle yararlanılması haram olanlar bir tarafa, sadece yenmesi haram kılınanlar şunlardır:“Leş” yani dine uygun kesim yolu dışında ölmüş hayvandır. Böyle bir hayvanın yenilmesi helâl değildir. Nitekim Allah bir başka yerde: “Leş, kan, domuz eti... size haram kılındı”(el-Maide, 5/3) buyurmaktadır. “Akmış kan” yani kesilen hayvandan kesimi esnasında çıkan kandır. Bu, bedende hapsolması zarara yol açan kandır ki bu kan dışarı çıktı mı artık etin yenilmesi dolayısıyla (kanın kalması halinde) söz konusu olacak zarar ortadan kalkmış olur. Bu lafzın mefhumundan anlaşıldığına üzere kesimden sonra ette ve damarlarda kalan kan, helâl ve temizdir. “domuz eti -ki o kesinlikle bir pisliktir-” yani bu üç şey de birer pisliktir, murdardır, necistir, zararlıdır. Allah bunları size lütuf olmak üzere ve pisliklerde sizi uzak tutumak için haram kılmıştır. “Ve Allah’tan başkasının adına boğazlandığından dolayı fısk olanlar.” Yani eğer kesilen hayvan Allah’tan başkası için -putlara yahut müşriklerin tapındıkları ilahlara- kesilecek olursa işte bu, Yüce Allah’a itaatın dışına çıkıp günah işlemek demek olan “fısk” kapsamına dahildir. Bununla birlikte “Kim mecbur kalır da” yani bu haram kılınan şeyleri yemeye kim mecbur kalırsa, yanında yiyecek bir şey bulunmaması bu nedenle de kendisinin telef olacağından korkması nedeniyle bunlardan bir miktar yemek zorunluluğu ile karşı karşıya kalırsa “(harama) saldırmamak” yani zorunluluk olmadığı halde onu yemek isteğinde bulunmaksızın “ve haddi aşmamak” ihtiyacından fazlasından yemek sureti ile sınırı aşmaksızın bunlardan yerse “şüphesiz Rabbin Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani böyle bir durumda olan kimseye müsamaha göstermiştir. Alimler -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- bu âyet-i kerime hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Zira bu ayette haramların, sadece sözü edilen dört hususutan ibaret olduğu ifade edilmektedir. Halbuki yırtıcı hayvanlar ve uçan kuşların pençeli olanları gibi bu âyet-i kerimede sözü edilmemiş olan başka haramlar da vardır. Bu konuda kimi alimler şöyle demektedir: Bu âyet-i kerime burada sözü edilenlerden başka şeylerin de haram kılındığını ifade eden ayetlerden daha önce inmiştir. Bu yüzden bu âyet-i kerimede, sadece onda sözü edilenlerin haram kılındıklarının belirtilmesi, daha sonra haram kılınan şeylere aykırı değildir. Çünkü o zamanda kendisine vahyolunanlar arasında daha sonra haram kılınanların haram olduğuna dair bir hüküm bulunmuyordu. Bri grup alim de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerime haram kılınan diğer şeyleri de kapsamaktadır. Bunların kimisini açık ifadelerle kapsarken diğerleri de manadan ve illetin/sebebin genelliğinden anlaşılmaktadır. Zira Yüce Allah’ın leşin, kanın ve domuz etinin -yahut da sadece domuz etinin- haram kılınış illeti ile ilgili olarak zikrettiği “ki o kesinlikle bir pisliktir” ifadesi, haram kılınan her şeyi kapsayan bir niteliktir. Çünkü haram kılınanların tümü pisliktir, murdardır. Hepsi de Allah’ın kullarına -onları korumak, pis ve murdar olan şeyleri kullanmaktan uzak tutumak için- haram kıldığı tiksinti veren pis ve murdar şeylere dahildir. Haram kılınan bu “pislik” ile ilgili ayrıntılı açıklamalar da sünnetten öğrenilir. Çünkü sünnet, Kur’an’ı açıklar ve ondan maksadın ne olduğunu beyan eder. Yüce Allah yenilecek şeylerden ancak sözü edilenleri haram kılmış olduğuna ve haram kılmanın kaynağının da ancak Allah’ın şeriatı olduğuna göre bu, Allah’ın kendilerine rızık olarak ihsan etmiş olduğu şeyleri haram kılan müşriklerin Allah’a iftira ettiklerini ve Allah’a, söylemediği şeyleri nispet ettiklerini ortaya koymaktadır. Âyet-i kerimede eğer Yüce Allah domuzu özellikle söz konusu etmemiş olsaydı şöyle güçlü bir ihtimal söz konusu olabilirdi: Bu, ifadeler daha önce sözü edilen müşriklerin Allah’ın helâl kıldığı şeyleri haram kılmaları ve bu konuda nefislerinin kendilerine güzel göstermiş olduğu birtakım iddialarda bulunmalarının çürütülmesi sadedindedir. Onların haram kıldıkları şeyler ise özellikle zikri geçen dört tür ehli hayvan hakkındadır. Bunlarla ilgili olarak âyet-i kerimede haram kılınanlar ise sadece leş ve Allah’tan başkası adına kesilenlerdir. Bunun dışında kalanlar ise helâldir. Burada domuzun söz konusu ediliş münasebeti bu ihtimale göre şu olabilir: Bazı cahiller domuzu da dört tür ehli hayvan arasına sokabilir ve onu davar türlerinden bir tür olarak kabul edebilirler. Nitekim hıristiyanların cahilleri ve benzerleri böyle bir vehme kapılabilirler. Zira onlar diğer davarları besledikleri gibi domuz da beslemekte, onları helâl kabul etmekte ve domuzlar ile diğer davarlar arasında herhangi bir fark görmemektedirler.

146. Bu ümmete haram kılınan şeylerin tümü ümmetin pisliklerden uzak tutulması ve korunması kabilindendir. Kitap ehline haram kılınan şeylere gelince onların bir kısmı esasen hoş ve temizdir. Ancak onlara ceza olmak üzere onlara haram kılınmıştır. Bu bakımdan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Yahudilere” deve ve benzeri “bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık.” Bunların bütün iç yağları da haram kılınmamıştı. Sadece kuyruk tarafındaki yağlar ile işkembe üzerindeki perde şeklindeki iç yağı haram kılınmıştı. Bu yüzden Yüce Allah helâl olan iç yağlarını istisna ederek şöyle buyurmaktadır:“Ancak sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan ya da kemiğe karışanlar hariç.” Yahudiler için söz konusu olan bu haram kılmanın sebebine gelince bu, “onları zulümleri yüzünden bununla cezalandırdık” ifadesi ile açıklanmaktadır. Yani Allah’ın hakları ile kullarının hakları hususunda zulüm ve haksızlık etmeleri dolayısı ile bu gibi şeyleri onlara ceza olmak üzere haram kılmıştır. “Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz” Ne söylersek, ne yaparsak ve neye hükmedersek doğrudur. Sözü Allah’tan daha doğru olan kimdir? Kesin kanaate sahip olan bir toplum için hükmü Allah’tan daha güzel kim olabilir?

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском