As-Sa'diAl‑An'am · 6:91–108

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Al-An'am 6:91–108

6:91Page 139

وَمَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓ إِذۡ قَالُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٖ مِّن شَيۡءٖۗ قُلۡ مَنۡ أَنزَلَ ٱلۡكِتَٰبَ ٱلَّذِي جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورٗا وَهُدٗى لِّلنَّاسِۖ تَجۡعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبۡدُونَهَا وَتُخۡفُونَ كَثِيرٗاۖ وَعُلِّمۡتُم مَّا لَمۡ تَعۡلَمُوٓاْ أَنتُمۡ وَلَآ ءَابَآؤُكُمۡۖ قُلِ ٱللَّهُۖ ثُمَّ ذَرۡهُمۡ فِي خَوۡضِهِمۡ يَلۡعَبُونَ ٩١

And they did not appraise Allāh with true appraisal1 when they said, "Allāh did not reveal to a human being anything." Say, "Who revealed the Scripture that Moses brought as light and guidance to the people? You [Jews] make it into pages, disclosing [some of] it and concealing much. And you2 were taught that which you knew not - neither you nor your fathers." Say, "Allāh [revealed it]." Then leave them in their [empty] discourse, amusing themselves.

91- Onlar “Allah hiçbir insana hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. De ki:“O halde Mûsâ’nın, insanlar için bir nur ve hidâyet olmak üzere getirdiği, sizin de parça parça kağıtlara yazıp kimini açıkladığınız, çoğunu da gizlediğiniz, kendisi vasıtasıyla size de atalarınıza da bilmediğiniz şeylerin öğretildiği o kitabı kim indirdi?” De ki: “Allah (indirdi onu).” Sonra onları bırak da daldıkları batılda oynayadursunlar.

91. Bu buyruk, yahudiler ve müşrikler arasından risaleti kabul etmeyerek Yüce Allah’ın hiçbir insana hiçbir şey indirmediğini iddia eden kimselerin bu tutumlarının çirkinliğini ortaya koymaktadır. Böyle bir iddiada bulunan, böyle bir söz söyleyen bir kimse “Allah’ı hakkıyla takdir” etmiş ve gereği gibi tazim etmiş olamaz. Çünkü böyle bir kimse Yüce Allah’ın hikmetine dil uzatmış, O’nun kullarını başıboş bırakacağını, onlara hiçbir emir vermeyeceğini, hiçbir yasak koymayacağını iddia etmiş ve Allah’ın kullarına ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf olan risaleti kabul etmemiş olur. Oysa risalet olmaksızın kulların mutluluğu, şeref ve üstünlüğü elde etmelerine, felaha ermelerine imkân yoktur. Allah’a karşı bundan daha ileri derecede küstahlık ne olabilir? İşte sen bunlara iddialarının çürüklüğünü kabul ettirmek ve onların da esasen kabul ettikleri bir şeyi hatırlatarak bağlayıcı kılmak üzere “de ki: O halde Mûsâ’nın insanlar için” cehalet karanlıklarında “bir nur ve” sapıklıklardan kurtarıcı, ilim ve amel itibari ile dosdoğru yola iletici “hidâyet olmak üzere getirdiği, sizin de parça parça kağıtlara yazıp kimini açıkladığınız, çoğunu da gizlediğiniz, kendisi vasıtasıyla size de atalarınıza da bilmediğiniz şeylerin öğretildiği” yani bu üstün ve değerli kitap yoluyla bilmediğiniz birçok bilgiler size öğretilmiştir. “o kitabı” yani o muazzam Tevrat’ı “kim indirdi?” Bu öyle bir kitaptır ki ünü kalpleri ve kulakları doldurmuş, her tarafa yayılmıştır. Onlar bu kitabı kağıt tomarları halinde yazıp çoğaltmaya ve diledikleri gibi kullanmaya koyuldular. Kitaptan hevalarına, heveslerine uygun düşeni açıkladılar, bu hususta uygun görmediklerini ise gizleyip sakladılar ki bunun örnekleri pek çoktur. İşte sen onlara bu, nitelikleri taşıyan kitabı kimin indirdiğini sor ve bu soruya da kendin cevap ver:“De ki: “Allah (indirdi onu). Sonra onları bırak da daldıkları sapıklıklarında oynayadursunlar.” Bırak onları bâtıla dalsınlar, faydasız şeylerle oyalanıp dursunlar ve bu durumları, kendilerine vaadedilen güne ulaşıncaya kadar varsın böyle sürüp gitsin.

6:92Page 139

وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ مُبَارَكٞ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَاۚ وَٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۖ وَهُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ٩٢

And this is a Book which We have sent down, blessed and confirming what was before it, that you may warn the Mother of Cities [i.e., Makkah] and those around it.1 Those who believe in the Hereafter believe in it, and they are maintaining their prayers.

92- İşte bu bizim, şehirlerin anasını ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz, kendisinden öncekileri tasdik eden mübarek bir kitaptır. Âhirete iman edenler ona da iman ederler ve onlar namazlarını muhafaza ederler.

92. “İşte bu” Kur’an “şehirlerin anasını ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz” Yani biz bu kitabı sana şehirlerin anası olan Mekke-i Mükerreme’yi ve onun çevresindeki diğer Arap diyarlarında bulunanları, hatta diğer bütün ülkeleri uyarasın diye indirdik. İnsanları Allah’ın cezasından sakındırasın ve O’nun, geçmiş ümmetleri azap ile yakalamasını hatırlatarak korkutasın, bunu gerektiren şeylerden çekinmelerini söyleyesin diye indirdik. “kendisinden öncekileri tasdik eden” Daha önce indirilmiş kitaplara uygun ve onların doğruluklarına tanıklık eden “mübarek bir kitaptır.” Yüce Allah bu kitabı, mübarek olmakla nitelendirmektedir. Bunun sebebi ise bu kitabın hayırlarının çokluğu ve fayda alanın oldukça geniş olmasıdır. “Âhirete iman edenler, ona da iman ederler.” Çünkü korku, kalpte yer edecek olursa kalbin dört bir yanını mamur kılar ve kalp, Allah’ın rızasını gerektiren işlere itaatle boyun eğer. “Ve onlar namazlarını muhafaza ederler.” Yani namazlarını aksatmadan kılar, onun rükünlerini, sınırlarını, şartlarını, adabını, tamamlayıcı unsurlarını muhafaza edip dikkatle yerine getirirler. Allah bizleri de böylelerinden kılsın.

6:93–94Page 139

وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمۡ يُوحَ إِلَيۡهِ شَيۡءٞ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثۡلَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُۗ وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ فِي غَمَرَٰتِ ٱلۡمَوۡتِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓاْ أَيۡدِيهِمۡ أَخۡرِجُوٓاْ أَنفُسَكُمُۖ ٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ غَيۡرَ ٱلۡحَقِّ وَكُنتُمۡ عَنۡ ءَايَٰتِهِۦ تَسۡتَكۡبِرُونَ ٩٣

And who is more unjust than one who invents a lie about Allāh or says, "It has been inspired to me," while nothing has been inspired to him, and one who says, "I will reveal [something] like what Allāh revealed." And if you could but see when the wrongdoers are in the overwhelming pangs of death while the angels extend their hands,1 [saying], "Discharge your souls! Today you will be awarded the punishment of [extreme] humiliation for what you used to say against Allāh other than the truth and [that] you were, toward His verses, being arrogant."

وَلَقَدۡ جِئۡتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقۡنَٰكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةٖ وَتَرَكۡتُم مَّا خَوَّلۡنَٰكُمۡ وَرَآءَ ظُهُورِكُمۡۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمۡ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُمۡ أَنَّهُمۡ فِيكُمۡ شُرَكَٰٓؤُاْۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيۡنَكُمۡ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ ٩٤

[It will be said to them], "And you have certainly come to Us alone [i.e., individually] as We created you the first time, and you have left whatever We bestowed upon you behind you. And We do not see with you your 'intercessors' which you claimed that they were among you associates [of Allāh]. It has [all] been severed between you,1 and lost from you is what you used to claim."

93- Allah’a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken:“Bana da vahyolundu” diyenden, bir de:“Allah’ın indirdiği gibi ben de indiririm” diyenden daha zalim kim olabilir? Sen zalimlerin, ölümün sıkıntıları içinde kıvrandıkları ve meleklerin de ellerini uzatarak onlara:“Çıkarın canlarınızı! Allah’a karşı söylediğiniz haksız sözlerden ve O’nun âyetlerine karşı kibirlenmenizden dolayı bugün zillet azabı ile cezalandırılacaksınız” dedikleri anı bir görsen! 94- Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi tek başınıza huzurumuza geldiniz ve size bağışladığımız şeyleri arkanızda bıraktınız. Hakkınızda (ibadete) ortak olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de aranızda göremiyoruz?! Andolsun onlarla aranızdaki bağlar kesilmiş ve iddia ettiğiniz o şeyler de önünüzden kaybolup gitmiştir.

93. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah ile hiçbir ilişkisi bulunmadığı halde herhangi bir söz veya herhangi bir hükmü O’na nispet ederek Allah hakkında yalan uydurandan daha büyük bir zalim ve daha büyük bir günahkâr yoktur. Böylesinin insanların en zalimi olmasının sebebi, bu yaptığı ile ileri derecede yalan söylemesi, dinin esaslarını ve fer’i hükümlerini değiştirmesi ve bütün bunları da Allah’a nispet etmesidir. Bu ise kötülüklerin ve fesadın en büyüğüdür. Bunun kapsamına yalan yere peygamberlik iddiasında bulunmak ve Allah’ın kendisine vahiy indirdiğini söylemek de girmektedir. Çünkü böyle bir kimse Allah’a yalan uydurmasının, O’nun azamet ve saltanatına karşı küstahlık etmesinin yanı sıra insanların kendisine uymalarını öngörmekte hatta bu uğurda insanlarla savaşıp, kendisine muhalefet edenlerin kanlarını ve mallarını helâl kabul etmektedir. Yine bu âyet-i kerimenin kapsamına Müseylime, el-Esved el-Ansi, el-Muhtar ve buna benzer diğer yalan yere peygamberlik iddiasında bulunan herkes girmektedir. “Allah’ın indirdiği gibi ben de indiririm, diyenden...” Yani Allah’ın güç yetirdiği şeye kendisinin de güç yetirdiğini, indirdiği hükümleri itibari ile Allah ile boy ölçüşebileceğini ve Allah’ın teşri buyuracağı gibi şer’î hükümler ortaya koyacağını iddia edenden daha zalim kim olabilir? Bunun kapsamına Kur’an-ı Kerim’in benzerini ortaya koyma gücüne sahip olduğunu, onun gibi bir kitabı ortaya koymak imkânını elinde bulundurduğunu iddia eden herkes girmektedir. Zatı itibari ile muhtaç ve aciz, her bakımdan eksik bir kimsenin; hem zatı ile, hem isim ve sıfatları ile bütün yönlerden mutlak kemale sahip olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan, o güçlü zat ile ortak yönlerinin bulunduğunu iddia eden kimsenin zulmünden daha büyük bir zulüm olabilir mi? Yüce Allah zalimleri böylece yerdikten sonra ölümleri esnasında ve kıyamet gününde onlar için hazırlamış olduğu cezayı da söz konusu ederek şöyle buyurmaktır:“Sen zalimlerin, ölümün sıkıntıları” zorlu halleri, korkunç ve dehşetli durumları, büyük ızdırapları “içinde kıvrandıkları ve meleklerin de ellerini” o ölüm halindeki zalimlere vurmak ve azap etmek için “uzatarak onlara” can çekiştikleri ve ruhlarının bedenlerinden çıkmamak için direndiği o zorlu anda “Çıkarın canlarınızı! Allah’a karşı söylediğiniz haksız sözlerden” ona yalan iftirada bulunduğunuzdan, peygamberlerin getirdiği hakkı reddettiğinizden; “ve O’nun âyetlerine karşı kibirlenmenizden dolayı” o âyetlere itaat ve hükümlerine teslimiyeti kendinize yediremeyerek büyüklük tasladığınızdan dolayı “bugün” sizi zelil kılacak ve hakir düşürecek “zillet azabı ile cezalandırılacaksınız.” çünkü ceza/karşılık amelin cinsinden olur “dedikleri anı bir görsen!” Elbette çok dehşetli bir durum ve anlatmak isteyenin anlatmaktan aciz kalacağı bir hal görürsün. Bu buyrukta Berzah (kabir) alemindeki azaba ve nimetlere dair delil vardır. Kafirlere yönelik bu hitap ve azap, ölüm esnasında, ölümden az önce ve sonradır. Yine bu ayette ruhun bir cisim olduğuna, girip çıktığına, ona hitap edildiğine, ruhun bedende kalıp ondan ayrıldığına delil de vardır. İşte onların Berzahtaki halleri budur.

94. Kıyamet gününde ise onlar iflas etmiş olarak, ailesiz, malsız, evlatsız, askersiz, yardımcısız bir şekilde tek başlarına, ilk defa Allah onları nasıl yarattıysa öylece her şeyden soyutlanmış olarak geleceklerdir. Çünkü mallar ve varlıklar, dünyaya gelindikten sonra sebeplerine başvurularak elde edilir. Kıyamet gününde ise dünya hayatında kulun beraberinde bulunan bütün bu varlıklar ayrılıp gider. Bundan tek istisna iyi ya da kötü ameldir. Bu ise âhiret yurdunun ana maddesidir, ahiret bu amellerden meydana gelir. Zira ahiretin güzelliği, çirkinliği, sevinci, kederleri, azabı, nimetleri amellere göre olacaktır. Fayda ya da zarar veren, insanı üzen ya da sevindiren sadece ameller olacaktır. Bunların dışında kalan aile, çocuklar, mal, yardımcılar ise harici ve ödünç varlıklar, geçici vasıflar, sabit olmayan hallerden ibarettir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi tek başınıza huzurumuza geldiniz ve size bağışladığımız şeyleri arkanızda bıraktınız.” Size vermiş olduğumuz nimetleri geride bıraktınız, artık onların size hiçbir faydası yoktur. “Hakkınızda (ibadete) ortak olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de aranızda göremiyoruz?!” Şüphesiz ki müşrikler Allah’a ortak koşarlar, O’nunla birlikte meleklere, peygamberlere, salihlere ve daha başka varlıklara ibadet ederler. Ancak bunların hepsi de Allah’ındır. Fakat onlar bu yaratıklara kendi öz nefislerinden bir pay ve yaptıkları ibadetlerinde bir ortaklık verirler. Bu, onların delilsiz bir iddiaları ve zulümleridir. Çünkü hepsi Allah’ın kullarıdır. Onların mutlak maliki Allah’tır ve onların ibadetlerine layık olan yalnız O’dur. İbadette Allah’a ortak koşmaları ve ibadetlerini bir takım kullara yöneltmeleri elbetteki o yaratılmışları mutlak malik ve yaratıcının konumuna çıkartmaları demektir. İşte kıyamet gününde bu tutumları dolayısıyla onlar azarlanacak ve onlara şu sözler söylenecektir:“Hakkınızda (ibadete) ortak olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de aranızda göremiyoruz?! Andolsun onlarla aranızdaki bağlar kesilmiş” yani sizlerle ortak koştuğunuz varlıklar arasındaki şefaat ve onun dışındaki diğer bağlar ve ilişkiler tümden kopmuş, artık hiçbir fayda veremez ve hiçbir şey sağlayamaz olmuştur. “ve iddia ettiğiniz” kâr sağlamak, güvenlik, mutluluk ve kurtuluş gibi şeytanın size süslü gösterdiği, kalplerinizde güzelleştirdiği ve buna bağlı olarak da dillerinizle ifade ettiğiniz “o şeyler de önünüzden kaybolup gitmiştir.” Artık sizler bu batıl ve asılsız zannınızla aldanmış olduğunuzu anldınız; zira zannettiğinizin tam aksini açıkça gördünüz. Kendinizi de aile efradınızı da mallarınızı da kaybetmiş ve hüsrana uğramış olduğunuz ortaya çıkmıştır.

6:95–98Page 140

۞ إِنَّ ٱللَّهَ فَالِقُ ٱلۡحَبِّ وَٱلنَّوَىٰۖ يُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَمُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتِ مِنَ ٱلۡحَيِّۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ ٩٥

Indeed, Allāh is the cleaver of grain and date seeds.1 He brings the living out of the dead and brings the dead out of the living. That is Allāh; so how are you deluded?

فَالِقُ ٱلۡإِصۡبَاحِ وَجَعَلَ ٱلَّيۡلَ سَكَنٗا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ حُسۡبَانٗاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ ٩٦

[He is] the cleaver of daybreak and has made the night for rest and the sun and moon for calculation.1 That is the determination of the Exalted in Might, the Knowing.

وَهُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلنُّجُومَ لِتَهۡتَدُواْ بِهَا فِي ظُلُمَٰتِ ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۗ قَدۡ فَصَّلۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمٖ يَعۡلَمُونَ ٩٧

And it is He who placed for you the stars that you may be guided by them through the darknesses of the land and sea. We have detailed the signs for a people who know.

وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُم مِّن نَّفۡسٖ وَٰحِدَةٖ فَمُسۡتَقَرّٞ وَمُسۡتَوۡدَعٞۗ قَدۡ فَصَّلۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمٖ يَفۡقَهُونَ ٩٨

And it is He who produced you from one soul and [gave you] a place of dwelling and of storage.1 We have detailed the signs for a people who understand.

95- Şüphesiz Allah tohumu ve çekirdeği çatlatıp yarandır. O, ölüden diriyi çıkartır. Diriden ölüyü çıkaran da O’dur. İşte Allah budur. Nasıl oluyor da saptırılıyorsunuz? 96- O, sabahı yarıp çıkartandır. Geceyi bir sükûn (vakti), güneş ve ayı da birer hesap (ölçüsü) kılmıştır. Bu, Azîz ve Alim olanın takdiridir. 97- Karanın ve denizin karanlıklarında kendileri ile doğru yolu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratan O’dur. Şüphesiz biz, bilen bir topluluk için âyetleri geniş geniş açıkladık. 98- Sizi tek bir candan yaratan O’dur ki (sizin için) bir karar yeri bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi iyice anlayan bir topluluk için geniş geniş açıkladık.

95. Yüce Allah kemali, egemenliğinin büyüklüğü, iktidarının gücü, rahmetinin genişliği, kereminin kapsamı, yarattıklarına inâyet ve lütfunun büyüklüğünden haber vererek:“Şüphesiz Allah taneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır” buyurmaktadır. Bu, insanların doğrudan ektikleri tohum ve çekirdekleri de Allah’ın çöllerde ve ıssız yerlerde saçtığı taneler gibi kendiliğinden oluşan tohum ve çekirdekleri de kapsar. Yüce Allah türleri, şekilleri ve faydaları farklı olan her türlü ekin ve bitkilerin tohumlarını çatlatıp yarar. Aynı şekilde hurma, meyve ve buna benzer ağaçların çekirdeklerini de çatlatıp yarar. Böylelikle insanlar bunlardan yararlanır, hayvanlar ve davarlar da Allah’ın çatlatıp yardığı tane ve çekirdeklerden bitenlerle otlarlar. Hepsi de bunlarla gıdalanır ve Allah’ın bunlarda yerleştirmiş olduğu bütün fayda türleri ile faydalanırlar. Yüce Allah akılları hayrete düşürecek, dehalara dahi küçük dillerini yutturacak iyilik ve ihsanlarını göstermekte, harikulade sanatından ve mükemmel hikmetinden onlara kendisini tanımalarını, tevhid etmelerini/birlemelerini, O’nun hak ilah olduğunu ve O’nun dışındaki varlıklara ibadetin de batıl olduğunu bilmelerini sağlayacak şeyleri göstermektedir:“O, ölüden diriyi çıkartır” Meniden canlı bir varlık, yumurtadan bir yavru, tohum ve çekirdekten ekin ve ağaç çıkartması gibi. “Diriden ölüyü çıkaran da O’dur.” Ölü, gelişip büyümesi söz konusu olmaya ya da ruhu bulunmayan şeylere denir. Bu manada O, ağaç ve ekinden çekirdeği ve tohumu, kuştan yumurtayı vb. çıkartmaktadır. “İşte” bunları yapan, bütün bu varlıkları tek başına yaratan ve idare eden “Allah budur.” Yani bütün mahlukatın kendisine ibadet etmekle ve uluhiyetini kabul etmekle yükümlü oldukları Allah budur. Nimetleri ile bütün varlıkları terbiye edip besleyen, lütfu ile onları gıdalandıran Rableri O’dur. “Nasıl oluyor da saptırılıyorsunuz?” Bu sıfatlara sahip olan yüce Zat’a ibadetten yüz çeviriyor ve döndürülüyorsunuz? Kendisine dahi fayda ve zarar veremeyen, ölüm, hayat ve öldükten sonra diriliş kudretine sahip olmayan varlıklara ibadete yöneliyorsunuz?

96. Şanı Yüce Allah gıdaların temel maddesinin yaratılmasını söz konusu ettikten sonra meskenler, ışık, karanlık ve buna bağlı olan türlü menfaat ve maslahatlardan kulların ihtiyaç duydukları her şeyi hazırlamak suretiyle onlara yapmış olduğu lütuf ve ihsanını hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:“O, sabahı yarıp çıkartandır”; yani tane ve çekirdeği çatlatıp yaran O olduğu gibi, yeryüzünde bulunanları kuşatan karanlık geceyi de sabahın aydınlığı ile yavaş yavaş yarıp ortadan kaldıran O’dur. Nihâyet gece karanlığı tümden çekilir gider de onun yerine her yeri kuşatan aydınlık ve ışık gelir. İnsanlar da onun sayesinde maslahatlarına, geçimlerine, din ve dünyalarının faydasına olan işleri yaparlar. İnsanların dinlenmeye, karar bulmaya ve rahata ihtiyaçları olduğundan ve bunlar da gündüz ve aydınlıkta gereği gibi gerçekleşmediğinden dolayı Allah “geceyi bir sükûn (vakti)” yani içinde insanların evlerine ve uykularına çekildikleri, hayvanların barınaklarına, kuşların da yuvalarına çekilip paylarına düşen dinlenmeyi aldıkları bir vakit kıldı. Daha sonra Yüce Allah bu karanlığı aydınlıkla giderir ve bu, kıyamet gününe kadar böylece devam eder gider. Ayrıca Yüce Allah “güneş ve ayı da birer hesap (ölçüsü) kılmıştır.” Onlar vasıtası ile vakitler bilinir. Bu yolla ibadetlerin vakitleri, insanlar arası ilişkilerin vadeleri doğru bir şekilde tespit edilir, geçen süreler bu sayede bilinir. Eğer güneş ve ay olmasaydı, bunlardan biri gidip öbürü gelmeseydi, insanların çoğu bunları bilemezlerdi, bu konuda ortak bir bilgiye sahip olamazlardı. Hatta belli bazı kimseler ancak büyük bir gayret harcadıktan sonra bu süreleri bilebilirlerdi. O zaman da zorunlu ve insanların maslahatına olan pek çok şey de elden kaçırılmış olurdu. “Bu” sözü geçen takdir “Azîz ve Alim olanın takdiridir.” O azizdir; bu kadar büyük yaratılmışların O’na boyun eğmesi, O’nun emri ile hareket etmesi, O’nun kendileri için çizmiş olduğu sınırları aşmayacak, ileri de geçmeyecek, geri de kalmayacak şekilde emre amade kılınmış olmaları ve böylece sürüp gitmeleri O’nun izzetinin bir tecellisidir. Alimdir; gizli olanları da açıkta olanları da, öncekileri de sonrakileri de bilgisi ile kuşatmıştır. Yüce Allah’ın ilminin kuşatıcılığına dair aklî delillerden birisi de O’nun, bütün bu büyük mahlukatı belli bir takdir ve ölçü, harikulade bir düzen içerisinde idare etmesidir ki bu düzenin güzelliği, mükemmelliği maslahat ve hikmetlere uygunlugu gerçekten akıllara durgunluk verecek şekildedir.

97. “Karanın ve denizin karanlıklarında kendileri ile doğru yolu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratan O’dur.” İzleyeceğiniz yollar konusunda şüpheye düşüp işin içinden çıkamadığınız vakit insanlara maslahatlarında, ticaretlerinde ve yolculuklarında ihtiyaç duyacakları yolları göstermek üzere Yüce Allah yıldızları yaratmıştır. Bu yıldızlardan kimisi her zaman görülür ve yerinden hareket etmez. Kimisi de sürekli olarak hareket eder ve hareketi de bu konuda bilgi sahibi olanlar tarafından bilinir ki onlar bu yolla da yönleri ve vakitleri tayin ederler. Bu âyet-i kerime ve benzerleri yıldızlarla gezegenlerin hareketlerini ve evrelerini öğrenmenin meşru olduğuna delildir. Çünkü bunlar öğrenilmeden yol bulmanın tam anlamı ile gerçekleşmesi imkânsızdır. “Şüphesiz Biz bilen bir topluluk için” ilim ve marifet sahibi kimseler için “âyetleri geniş geniş açıkladık.” Bu âyetlerin her birini ayr ayrı açıkladık ve izah ettik; öyle ki Allah’ın âyetleri açık seçik ve net bir şekilde ortaya çıktı. Burada “bilen bir topluluk” denmesi, hitabın kendilerine yöneltilmesi ve bu hitaba onlar tarafından karşılık verilmesinin istenmesinden dolayıdır. Allah’ın âyetlerinden ve peygamberlerin getirdikleri bilgiden yüz çeviren cahil ve akılları donmuş kimseler ise böyle değildir. Çünkü açıklamanın bunlara hiçbir faydası olmaz, onlar için içinden çıkılmaz olan bir hali ortadan kaldırmaz ve yapılan açıklama, onların herhangi bir problemini çözmez.

98. “Sizi tek bir candan yaratan O’dur.” Bu can Adem aleyhisselam’dır. Yüce Allah yeryüzünü dolduran beşer unsurunu ondan yaratmıştır. Hâlâ da bu unsur artıp çoğalmaktadır. Ayrıca bu unsurun fertlerinin ahlâkı, hilkatı, nitelikleri ve özellikleri tespit edilmesi mümkün olmayacak derecede farklılıklara sahiptir. Allah onlar için “bir karar yeri” yani sonunda varacakları bir yer ve kendisine doğru sürüklendikleri nihai bir nokta tespit etmiştir. Bu da artık gerisinde karar kılınacak yer bulunmayan ve sonrası da olmayan Daru’l-karar yani âhiret yurdudur. İnsanlar, o yurtta yerleşsinler diye yaratılmışlar ve onun yollarında çalışsınlar diye dünyada var edilmişlerdir ki ahiret yurdu da bu çalışmanın sonucunda inşa ve imar edilir. “bir de emanet yeri vardır.” Yüce Allah insanları önce babalarının bellerinde ve annelerinin rahimlerinde emanet olarak bırakmıştır. Daha sonra onlar dünya yurdunda arkasından da Berzah aleminde emanet (geçici) olarak kalırlar. Bütün bunlar, emanetçi yanında sürekli kalmayan ve sabit olmayan birer emanet gibidir; insan bunlarda sürekli kalmayıp birinden diğerine taşınır durur. Sonunda nihai karar yeri olan ebedi yurda ulaşıncaya kadar bu böyle devam eder gider. Bu dünya yurdu, bir emanet yeri ve bir geçittir. “Biz âyetlerimizi” Allah’tan gelen âyetleri “iyice anlayan”; O’ndan gelen belgeleri ve açıklamaları kavrayan “bir topluluk için geniş geniş açıkladık.”

6:99Page 140

وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءٗ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ نَبَاتَ كُلِّ شَيۡءٖ فَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهُ خَضِرٗا نُّخۡرِجُ مِنۡهُ حَبّٗا مُّتَرَاكِبٗا وَمِنَ ٱلنَّخۡلِ مِن طَلۡعِهَا قِنۡوَانٞ دَانِيَةٞ وَجَنَّٰتٖ مِّنۡ أَعۡنَابٖ وَٱلزَّيۡتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُشۡتَبِهٗا وَغَيۡرَ مُتَشَٰبِهٍۗ ٱنظُرُوٓاْ إِلَىٰ ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثۡمَرَ وَيَنۡعِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكُمۡ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يُؤۡمِنُونَ ٩٩

And it is He who sends down rain from the sky, and We produce thereby the growth of all things. We produce from it greenery from which We produce grains arranged in layers. And from the palm trees - of its emerging fruit are clusters hanging low. And [We produce] gardens of grapevines and olives and pomegranates, similar yet varied. Look at [each of] its fruit when it yields and [at] its ripening. Indeed in that are signs for a people who believe.

99- Gökten su indiren de O’dur ki biz, onunla (yerden) her türlü bitkiyi çıkardık. O (bitkiden) de yeşillikler çıkardık. O (yeşilliklerden) de birbirinin üstüne binmiş taneler çıkarırız ki hurma ağacının tomurcuğundan da (toplanması) kolay hurma salkımları çıkar. Yine üzüm bağları, zeytin ve nar da (çıkarırız) ki bunlardan kimi birbirine benzer, kimi de benzemez. Meyvesine bir meyve verdiği zaman bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphe yok ki bütün bunlarda iman eden bir toplum için ibretlik deliller vardır.

99. Bu buyrukta anılanlar Âdemoğulları olsun, diğer yaratılmışlar olsun bütün mahlukatın kesinlikle ihtiyaç duyduğu pek büyük lütuflardan bazılarıdır. Çünkü Yüce Allah insanların kendisine ihtiyaç duydukları bir zamanda gökten ardı arkasına su indirir. Bununla insanların ve hayvanların yedikleri türden her türlü bitkiyi bitirir. Bu yaratılmışlar da Allah’ın lütfu ile bu bitkilerden yararlanırlar. O’nun rızkı sayesinde rahata kavuşurlar ve ihsanı ile sevinirler. Kuraklık ve kıtlıktan kurtulurlar. Böylelikle kalpler ferahlar, yüzler güler. Allah’ın kulları, Rahman ve Rahim’in rahmeti sayesinde kendisi ile yararlandıkları ve gıdalandıkları şeyleri elde etmiş olurlar. Bütün bunlar ise insanların olanca gayretlerini, kendilerine bu geniş nimetleri ihsan edene şükür, ibadet, yöneliş ve O’nu sevme yolunda harcamalarını gerektirmekdir. Yüce Allah su ile bitip yeşeren çeşitli ağaç ve bitkileri genel olarak söz konusu ettikten sonra özel olarak da ekinleri ve hurma ağaçlarını -insanların çoğunun gıdasını teşkil etmeleri ve faydalarının da çokluğu dolayısı ile- söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O (bitkiden) de yeşillikler çıkardık. O (yeşilliklerden) de birbirinin üstüne binmiş taneler çıkarırız” Biri diğerinin üstüne binmiş buğday, arpa, mısır, pirinç ve buna benzer çeşitli tahıllar çıkarırız. Bunların “birbirinin üstüne binmiş” olmakla nitelendirilmesi, tanelerinin pek çok olduğuna, hepsinin aynı maddeden beslendiklerine ama birbirine karışmadıklarına ve kökleri bir olmakla birlikte tanelerinin ayrı olduğuna işarettir. Aynı şekilde bunların çokluklarına, oldukça bol ve verimli olduklarına da işarettir. Öyle ki geride hem tohumluk kalır hem de yenmek ve saklanmak için önemli miktarda ayrılabilir. “Hurma ağacının tomurcuğundan da” hurma salkımı ortaya çıkmadan önce onun içinde saklı bulunduğu kattır ki salkım bu kattan çıkar. “(toplanması) kolay hurma salkımları çıkar” yani isteyen için alınmaları kolay, sarkarak yakınlaşmış ve ne kadar uzasa da hurma ağacından toplanması zor olmayacak şekildedir. Çünkü hurma ağacında tırmanmayı kolaylaştıracak basamak gibi çıkıntılar vardır. “Yine” bu su ile “üzüm bağları, zeytin ve nar da” bitiririz. Bu ağaçlar faydaları pek çok ve oldukça önemli ağaçlardır. Bundan dolayı Yüce Allah genel olarak bütün ağaç ve bitkileri zikrettikten sonra özellikle bunları söz konusu etmiştir. “ki bunlardan kimi birbirine benzer, kimi de benzemez” buyruğundaki nitelemenin nar ve zeytin ağaçlarına ait olma ihtimali vardır. Yani bunların ağaçları ve yaprakları birbirine benze bile mahsulleri birbirine benzememektedir. Bu nitelemenin tüm ağaç ve meyvelere ait olma ihtimali de vardır ki buna göre onların bazıları birbirine benzer, nitelikleri birbirine yakındır, bazıları da birbirine benzemez, ayrı ve farklıdır. Bununla birlikte kullar bunların hepsinden yararlanır. Kimisinin meyvesinden, kimisinin yemişinden istifade ederler, gıda maddesi olarak kullanırlar ve gerekli ibreti de alırlar. Bundan dolayı Yüce Allah ibret almayı emrederek şöyle buyurmaktadır:“Meyvesine” bütün ağaçlara, özellikle de meyve verdiği zaman hurma ağacına “bir meyve verdiği zaman bir de olgunlaştığı zaman” hem tomurcuğundan ilk çıktığı hem de olgunlaştığı zaman, tefekkür ve ibretle “bakın.” Çünkü bunlarda birçok ibretler ve deliller vardır. Bunlarda Yüce Allah’ın rahmetinin ve ihsanının genişliğinin, cömertliğinin, mükemmel kudretinin, kullarına hidâyetinin delilleri vardır. Ama herkes ibret almaz ve tefekkür etmez. Üstelik tefekkür eden herkes de asıl maksat olan hususu idrak etmez. Bu bakımdan Yüce Allah âyet ve belgelerinden yararlanmayı, mü’min olma şartına bağlamış ve şöyle buyurmuştur: “Şüphe yok ki bütün bunlarda iman eden bir toplum için ibretlik deliller vardır.” Mü’minlerin sahip oldukları iman, onları bu imanın gereklerini yerine getirmeye davet eder. Bunun gerekleri arasında da Allah’ın âyetleri üzerinde tefekkür etmek, bu âyetlerden gözetilen maksatları elde etmek ve onların aklen, fıtraten ve şer’an delalet ettikleri sonuçlara ulaşmaktır.

6:100–104Page 140

وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَآءَ ٱلۡجِنَّ وَخَلَقَهُمۡۖ وَخَرَقُواْ لَهُۥ بَنِينَ وَبَنَٰتِۭ بِغَيۡرِ عِلۡمٖۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ ١٠٠

But they have attributed to Allāh partners - the jinn, while He has created them - and have fabricated for Him sons and daughters without knowledge. Exalted is He and high above what they describe.

بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُۥ وَلَدٞ وَلَمۡ تَكُن لَّهُۥ صَٰحِبَةٞۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَيۡءٖۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٞ ١٠١

[He is] Originator of the heavens and the earth. How could He have a son when He does not have a companion [i.e., wife] and He created all things? And He is, of all things, Knowing.

ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءٖ فَٱعۡبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ وَكِيلٞ ١٠٢

That is Allāh, your Lord; there is no deity except Him, the Creator of all things, so worship Him. And He is Disposer of all things.

لَّا تُدۡرِكُهُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَهُوَ يُدۡرِكُ ٱلۡأَبۡصَٰرَۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ ١٠٣

Vision perceives Him not,1 but He perceives [all] vision; and He is the Subtle,2 the Aware.3

قَدۡ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَنۡ أَبۡصَرَ فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ عَمِيَ فَعَلَيۡهَاۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِحَفِيظٖ ١٠٤

There has come to you enlightenment from your Lord. So whoever will see does so for [the benefit of] his soul, and whoever is blind [does harm] against it. And [say], "I am not a guardian over you."1

100- Cinleri Allah’a ortaklar edindiler, halbuki onları da O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar uydurup iftira ettiler. O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir. 101- O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?! Üstelik her şeyi de O yaratmıştır ve O, her şeyi hakkıyla bilendir. 102- İşte Rabbiniz Allah budur! O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin. O, her şeye vekildir. 103- Gözler O’nu kuşatamaz, O ise bütün gözleri kuşatır. O, Latiftir, her şeyden haberdardır. 104- Doğrusu size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezden gelirse kendi aleyhinedir. Ben başınızda bir bekçi değilim.

100. Yüce Allah, kullarına karşı bu kadar ihsanına, onlara apaçık âyetleri ve delilleri ile kendisini tanıtmasına rağmen, Kureyşlilerin ve diğerlerinin Allah’a eş koştuklarını, Allah’tan başkalarına dua ve ibadet ettiklerini bildirmektedir. Onlar, cinlerden ve meleklerden bazılarını Allah’a ortak koştular. Halbuki onlar, sadece Allah’ın yarattıkları varlıklardandır. Onlarda rububiyet ve uluhiyet özelliklerinden hiçbir şey yoktur. Buna rağmen bu varlıkları, yaratma ve emretme sadece kendisine ait olan, her türlü nimeti ihsan eden ve her türlü musibeti uzaklaştıran Zat’a ortak koştular. Aynı şekilde kendi kafalarından, herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Allah’a oğullar ve kızlar isnat ettiler, iftirada bulundular. Bir bilgiye dayalı olmaksızın Allah hakkında söz söyleyen ve Allah’ın tenzih edilmesi gereken en çirkin eksiklikleri O’na iftira ederek uyduranlardan daha zalim kim vardır? Bundan dolayı Yüce Allah, müşriklerin kendisi hakkındaki iftiralarından zatını tenzih ederek şöyle buyurmaktadır:“O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir.” Çünkü O, bütün kemal sıfatlarına sahip, her türlü noksanlık ve kusurdan da münezzehtir.

101. “O, gökleri ve yeri yoktan var edendir.” Onları daha önceden herhangi bir benzeri olmaksızın en güzel şekilde, en mükemmel bir düzen içerisinde ve son derece sağlam bir şekilde yaratan O’dur. Özlü akıl sahipleri, hiçbir şekilde O’nun benzerini (yapmak şöyle dursun) tasavvur dahi edemezler. Göklerin ve yerin yaratılışında O’na ortaklık eden hiçbir kimse de yoktur. “O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?!” Mutlk ilah, rab, eşi bulunmayan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed olduğuna göre Allah’ın nasıl çocuğu olabilir? O’nun eşi, yani hanımı yoktur. O, mahlukatının hiçbirisine muhtaç değildir, aksine hepsi O’na, bütün hallerinde ve zorunlu olarak muhtaçtırlar. Üstelik evladın, babasının türünden olması da kaçınılmaz bir şeydir. Yüce Allah ise her şeyi yaratandır ve hiçbir yaratık hiçbir yönüyle Allah’a benzememektedir. Allah genel olarak her şeyi yarattığını söz konusu ettikten sonra bilgisiyle onları çepeçevre kuşattığını da zikrederek:“ve O, her şeyi hakkıyla bilendir” buyurmaktadır. Bu şekilde yaratmaktan sonra bilmenin söz konusu edilmesi, O’nun ilim sahibi olduğuna dair aklî delile işarettir. İşte bütün bu yaratılmışlar, onlarda görülen mükemmel düzen ve göz kamaştırıcı yaratılış, hiç şüphesiz Yaratanın ilminin genişliğine ve hikmetinin mükemmelliğine bir delildir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Yaratan bilmez mi hiç? O, Latiftir (ilmi eşyanın inceliklerini kuşatandır), her şeyden haberdardır.”(el-Mülk, 67/14); “O, yegane yaratandır, her şeyi en iyi bilendir.”(Yasin, 36/81)

102. “İşte” bütün yaratıkları yaratan ve bunları mükemmel bir ölçüye göre takdir eden “Rabbiniz Allah budur.” Huzurunda en ileri derecede zelil olunmaya, sevginin en ileri şekline layık olan mabud ve ilahınız da bütün yaratıkları nimetlerle terbiye eden, onlardan türlü sıkıntıları gideren rabbiniz de O’dur. “O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin.” O’nun kendisinden başka hak ilah olmayan Allah olduğu sabit olduğuna göre her türlüsü ile ibadeti yalnız O’na yapın ve bu ibadetinizi de O’na ihlasla yerine getirip O’nun rızasını arayın. İşte mükelleflerin yaratılmasından maksat budur:“Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zariyat, 51/56)“O, her şeye vekildir.” Yani her şey yaratılması, tedbiri ve çekilip çevrilmesi itibari ile Allah’ın koruması ve idaresi altındadır. Bilindiği gibi belli bir tasarruf sonucu meydana gelen bir işin istikameti, kemali ve düzeninin mükemmelliği onu koruyup gözeten, onun idaresini üstlenenin (vekilin) durumuna bağlıdır. Şanı Yüce Allah’ın varlıklar üzerinde vekil olması ise yaratılmışların vekilliğine benzemez. Onların vekilliği başkasının yerine geçmek şeklindeki geçici bir vekilliktir ve bu gibi işlerde vekil kimse kendisini vekil tayin edene tâbidir. Yaratıcının vekilliği ise kendi zatındandır ve kemal derecede ilim, en güzel şekildeki idare, ihsan ve adaleti içerir. Herhangi bir kimsenin Yüce Allah’ın bir eksikliğini telafi etmesi, O’nun yarattıklarında bir tutarsızlık, bir aksaklık görmesi, tedbir ve idaresinde bir eksiklik ve kusur tespit etmesi imkansızdır. Dinini açıklaması, onu bozacak ve değiştirecek unsurlardan koruması, mü’minleri korumayı ve onların din ve imanlarını bozacak şeylere karşı onları muhafaza etmeyi üzerine almış olması da Yüce Allah’ın vekilliği kapsamı içerisindedir.

103. “Gözler” azameti, celali ve kemali dolayısı ile “O’nu kuşatamaz”; yani âhirette gözler Allah’ı görecek, O’nun kerim zatına bakmakla sevince gark olacak olsa bile yine de O’nu kuşatamazlar. Burada gözlerin O’nu kuşatmasının nefyedilmesi, görülmesinin nefyedilmesi demek değildir. Aksine bu buyruğun mefhumu görmeyi isbat etmektedir. Çünkü bu buyruk görmenin en özel niteliği olan “kuşatmayı” nefyetmektedir. Bu ise ruyetin (Allah’ın ahirette görülmesinin) sabit olduğuna delildir. Çünkü Yüce Allah “görmeyi” nefyetmeyi murad etmiş olsaydı: “Gözler onu göremez” buyurur veya benzeri bir ifade kullanırdı. Böylelikle âyet-i kerimede âhirette Rablerinin görülmesini kabul etmeyen Muattile (Mutezile vb.) mezhebi lehine delil olacak bir taraf yoktur. Aksine onların görüşlerinin tam aksine delil vardır. “O ise bütün gözleri kuşatır” İlmi görüleni ve görülmeyeni, işitmesi açık ve gizli bütün sesleri, görmesi de küçüğü ile büyüğü ile görülmeye konu olan her şeyi kuşatır. Bundan dolayı Yüce Allah:“O, Latiftir, her şeyden haberdardır” buyurmaktadır. Yani O her bir şeyi bütün incelikleri ve ayrıntıları ile bilir. O kadar ki gizlilikleri, saklı olan şeyleri, üstü kapalı olan şeyleri de idrak edip bilir. Kulunu dininin maslahatlarına yönlendirmesi, fark etmeyeceği hatta uğrunda çaba ve gayret harcamadığı birtakım yollarla bu maslahatları ona ulaştırması da O’nun Latif oluşunun bir tecellisidir. Yine Yüce Allah kulunu ebedi mutluluğa, sonu gelmez kurtuluşa ummadığı yerlerden ulaştırır. Hatta kulun hoşlanmadığı, acı duyduğu ve Allah’a onları kaldırması için dua ettiği şeyleri bile kulu hakkında takdir eder ki bunu da Yüce Allah’ın, böylesinin kulun dini açısından daha uygun olduğunu ve onun mükemmele doğru ilerlemesinin bunlara bağlı olduğunu bildiği için yapar. Dilediği şekilde lütufta bulunan ve mü’minlere çok merhametli olan Allah’ın şanı ne yücedir!

104. Yüce Allah, istenen ve maksat olarak gözetilen bütün alanlarda hakka delil olan apaçık âyetleri ve delilleri beyan ettikten sonra kullarının dikkatini bunlara çekmekte, hidâyet bulmalarının da bunun aksi durumu seçmelerinin de kendi ellerinde olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Doğrusu size Rabbinizden basiretler” yani hakkı açıkça ortaya koyan, onu kalpler için gözler önündeki güneş gibi apaçık bir hale getiren âyetler gelmiştir. Bu apaçık oluş, âyetlerin ihtiva ettiği lafızların fesahati, açıklığı, netliği, bu lafızların üstün ve yüce manalara ve değerli gerçeklere mutabık düşmesinden dolayıdır. Çünkü bu âyet-i kerimeler, yarattıklarını görünen ve görünmeyen çeşitli nimetleri ile besleyen yüce Rabden gelmiştir. Bu nimetlerin en faziletlisi ve en değerlisi ise bu âyetlerin açıklanması ve içinden çıkılmaz meselelerin vuzuha kavuşturulmasıdır. “Artık kim” bu âyetler sayesinde ibret alınacak yerleri “görürse” ve bunlar gereğince amel ederse “kendi lehinedir.” Çünkü Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; her halde övgüye layık olandır. “Kim de görmezden gelirse” gösterildiği halde görmeye çalışmaz, sakındırıldığı halde sakınmaz, hak kendisi için besbelli olmakla birlikte hakka uymaz ve hakkın önünde alçakgönüllülük göstermezse “kendi aleyhinedir.” Yani onun bu körlüğünün zararı kendisinedir. “Ben” yani peygamber “başınızda” amellerinizi tespit eden ve sürekli olarak sizi gözetleyen “bir bekçi değilim.” Bana düşen apaçık tebliğden ibarettir. Ben de bunu yerine getirdim ve Allah’ın bana indirdiklerini tebliğ ettim. Benim görevim işte budur. Bunun dışındaki şeyler ise benim görev alanıma girmez.

6:105–108Page 141

وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلۡأٓيَٰتِ وَلِيَقُولُواْ دَرَسۡتَ وَلِنُبَيِّنَهُۥ لِقَوۡمٖ يَعۡلَمُونَ ١٠٥

And thus do We diversify the verses so they [i.e., the disbelievers] will say, "You have studied,"1 and so We may make it [i.e., the Qur’ān] clear for a people who know.

ٱتَّبِعۡ مَآ أُوحِيَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ١٠٦

Follow, [O Muḥammad], what has been revealed to you from your Lord - there is no deity except Him - and turn away from those who associate others with Allāh.

وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَآ أَشۡرَكُواْۗ وَمَا جَعَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظٗاۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلٖ ١٠٧

But if Allāh had willed, they would not have associated. And We have not appointed you over them as a guardian, nor are you a manager over them.1

وَلَا تَسُبُّواْ ٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ فَيَسُبُّواْ ٱللَّهَ عَدۡوَۢا بِغَيۡرِ عِلۡمٖۗ كَذَٰلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمۡ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّهِم مَّرۡجِعُهُمۡ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ١٠٨

And do not insult those they invoke other than Allāh, lest they insult Allāh in enmity without knowledge. Thus We have made pleasing to every community their deeds. Then to their Lord is their return, and He will inform them about what they used to do.

105- İşte biz âyetleri böylece türlü türlü açıklarız ki bu sayede onlar:“Sen (bunları ehl-i kitaptan) öğrenmişsin” derler ve biz de onu bilen bir topluma beyan ederiz. 106- Rabbinden sana vahyolunana uy! Ondan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Müşriklerden de yüz çevir! 107- Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi kılmadık. Onların üzerinde bir vekil de değilsin. 108- (Müşriklerin) Allah’ın yanı sıra yalvardıkları (ilahlara) sövmeyin. Sonra onlar da haddi aşıp bilgisizce Allah’a söverler. İşte biz böylece her ümmete yaptıklarını süsledik. Sonra dönüşleri yalnız Rab’lerinedir. O da kendilerine yaptıklarını haber verecektir.

[105. “İşte biz âyetleri böylece türlü türlü açıklarız ki bu sayede onlar: “Sen (bunları ehl-i kitaptan) öğrenmişsin” derler ve biz de onu bilen bir topluma beyan ederiz.” Bu Kur'ân’da müşriklere tevhid, nübüvvet ve ahiret konularında açık delilleri açıkladığımız gibi yine onlara bilmedikleri her konudaki delilleri de açıklarız. Onlarsa yalana sarılıp: Sen, bunları kitap ehlinden öğrendin, derler. Biz de ayetleri türlü türlü açıklamak suretiyle hakkı, onu bilen, kabul eden ve ona tabi olan bir topluma açıklarız ki bunlar, Allah Rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve ona indirilene iman edenlerdir. 106. “Rabbinden sana vahyolunana uy! Ondan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Müşriklerden de yüz çevir!” Ey Rasul, sana vahyettiğimiz emirlere ve yasaklara uy ki onların en önemlisi Allah'ın tevhid edilmesi ve O’na davettir. Müşriklerin inadına ve batıl iddialarına da aldırış etme! 107. “Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi kılmadık. Onların üzerinde bir vekil de değilsin” Eğer Yüce Allah bu müşriklerin şirk koşmamasını dileseydi şirk koşmazlardı. Ancak Allah, ilerde olacakları bildiği için onların kötü yönde tercih yapacaklarını ve sapkın hevalarına uyacaklarını da bilir. O nedenel ey Rasul, biz seni onlar üzerinde amellerini tespit edecek bir bekçi ve gözcü kılmadığımız gibi onların menfaatlerini idare edecek bir vekil ve yönetici de kılmadık.][4] 108. Yüce Allah bu ayette aslı itibariyle caiz hatta meşru olan bir hususu işlemeyi mü’minlere yasaklamaktadır. Bu da müşriklerin Allah ile birlikte edindikleri ilahlara ve putlara sövmektir. Aslında onların hakir düşürülmeleri ve sövülmeleri Allah’a yaklaştıran sebeplerdendir. Ancak bu sövme müşriklerin, her türlü kusurdan, sövmeden, hakaretten ve dil uzatmadan, tazim ve tenzih edilmesi gereken alemlerin Rabbine sövmelerine sebep olacağından dolayı Yüce Allah, müşriklerin ilahlarına sövmeyi yasaklamaktadır. Çünkü onlar kendi dinlerine taassup gösterir ve onun için gayrete gelirler. Zira Yüce Allah her bir ümmete yaptıklarını süslü göstermiştir, bu nedenle onlar da onu güzel görmüş, her yolla onu koruyup savunmaya çalışmışlardır. Öyle ki müslümanlar onların ilahlarına sövecek olurlarsa, iyilerin kalplerinde de kötülerin kalplerinde de azameti sağlamca yer etmiş bulunan alemlerin Rabbi olan Allah’a dahi söverler. Ancak bütün insanların kıyamet gününde dönüşleri ve varacakları yer Allah’ın huzurudur. O’nun karşısına çıkacaklar ve onlara dünyadaki amelleri gösterilecektir. Allah da hayır olsun şer olsun bütün yaptıklarını onlara haber verecektir. Bu âyet-i kerime şu şer’î kaidenin de delilidir:“Araçlar ulaştıracağı amaçlara göre nazar-ı itibare alınır.” Helal yol ve araçlar, eğer kötülüğe görütürüyor ise haram olurlar.

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском