As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
النبإ
An-Naba
The Tidings · Meccan · 40 ayahs
78:1–5Page 582
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ١
About what are they asking one another?
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ٢
About the great news1 -
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ٣
That over which they are in disagreement.
كـَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٤
No! They are going to know.
ثُمَّ كـَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ٥
Then, no! They are going to know.
1- Birbirlerine neyi soruyorlar? 2, 3- Hakkında anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi 4- Asla (ihtilafa yer yok), onlar yakında bilecekler. 5- Yine asla! Onlar yakında anlayacaklar.
(Mekke’de inmiştir. 40 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-3. Yani şu Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar, ne hakkında soruşturup duruyorlar? Daha sonra hakkında soruşturup durdukları hususu açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Hakkında anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi.” Yani yalanlamak ve uzak bir ihtimal görmek yönünde aralarında uzun boylu ihtilafa düştükleri ve anlaşmazıkların yaygınlık kazandığı o büyük haber hakkında birbirlerine soru sorup duruyorlar. Halbuki o, herhangi bir şüpheyi kabil olmayan ve herhangi bir tereddüdün yaklaşamayacağı bir haberdir. Ancak Rablerine kavuşacaklarını yalanlayanlar, can yakıcı azabı görmedikleri sürece kendilerine her türlü âyet, belge ve mucize gelecek olsa dahi iman etmezler. Bundan dolayı Allah, şöyle buyurmaktadır: 4-5. Azap tepelerine indiği vakit, cehenneme sürüklene sürüklene, itile kakıla götürülecekleri vakit yalanladıkları şeyin mahiyetini bileceklerdir. O vakit onlara şöyle denilecek:“İşte bu, sizin yalan saydığınız ateştir.”(et-Tûr, 52/14)
Daha sonra Yüce Allah, peygamberlerin getirdiklerine delil teşkil eden belgeleri ve nimetleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
78:6–16Page 582
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدٗا ٦
Have We not made the earth a resting place?
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادٗا ٧
And the mountains as stakes?1
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجٗا ٨
And We created you in pairs
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتٗا ٩
And made your sleep [a means for] rest
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسٗا ١٠
And made the night as clothing1
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشٗا ١١
And made the day for livelihood
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعٗا شِدَادٗا ١٢
And constructed above you seven strong [heavens]
وَجَعَلۡنَا سِرَاجٗا وَهَّاجٗا ١٣
And made [therein] a burning lamp
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءٗ ثَجَّاجٗا ١٤
And sent down from the rain clouds pouring water
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبّٗا وَنَبَاتٗا ١٥
That We may bring forth thereby grain and vegetation
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ١٦
And gardens of entwined growth.
6- Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? 7- Dağları da birer kazık? 8- Sizi de çift çift yarattık. 9- Uykunuzu bir istirahat yaptık. 10- Geceyi bir elbise yaptık. 11- Gündüzü de geçim zamanı kıldık. 12- Üstünüzde sapasağlam yedi (gök) bina ettik. 13- (Orada) alev alev yanan bir kandil (ısı ve ışık kaynağı) yarattık. 14- Yağmur yüklü bulutlardan sağanak sağanak yağan bir su indirdik. 15, 16- Ki onunla tahıl, bitki ve ağaçları sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım diye.
6. Biz, sizlere pek üstün ve değerli nimetler ihsan ederek sizin için “yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?” Yani orası size boyun eğmiş, hazırlanmış, ekin ekmek, meskenler yapmak ve yollar açmak gibi maslahatlarınız için hazır hale getirilmiştir. 7. “Dağları da” sizi çalkalamasın ve sallayıp durmasın diye yeryüzünü sağlamlaştıran “birer kazık” kıldık. 8. “Sizi de çift çift” aynı cinsten erkek ve dişiler olarak “yarattık.” Böylelikle onların birinin diğeri ile sükûn bulmasını, aralarında sevgi ve merhametin oluşmasını, bu çiftten zürriyetin meydana gelmesini sağladık. Bu lütfun kapsamı içerisinde eşlerin birbirleri ile nikâhlanmaları ve bu yolla lezzet almaları da vardır. 9-11. Uykuyu sizin için rahatlayacağınız ve işlerinize ara vereceğiniz bir hâl kıldık. Çünkü çalışma zamanınız sürekli devam edecek olursa bedenlerinize zarar verir. Yüce Allah, gece ve uyku ile insanları bürüyerek, gündüzün devam eden yorucu hareketlerinin sükûn bulmasını ve faydalı bir şekilde dinlenmelerini sağlamıştır. 12. “Üstünüzde sapasağlam” son derece güçlü ve dayanıklı “yedi” gök “bina ettik.” Yüce Allah, bu gökleri kudreti ile ayakta tutmuş ve onları yeryüzüne bir tavan yapmıştır. Göklerin pek çok faydaları vardır. Bundan dolayı Yüce Allah, bunun faydalı unsurlarından birisi olarak güneşi söz konusu edip şöyle buyurmaktadır: 13. “(Orada) alev alev yanan (ısı ve ışık yayan) bir kandil yarattık.”“Kandil” ifadesiyle Allah, insanlar için zorunlu bir ihtiyaç olan güneşin ışık nimetine dikkat çekmektedir. “Alev alev yanan” ifadesi ile de onun yaydığı ısının mahsulleri olgunlaştırma ve benzeri başka faydalarına dikkat çekmektedir. 14. “Yağmur yüklü bulutlardan sağanak sağanak” oldukça çok miktarda “yağan bir su indirdik.” 15-16. “Ki onunla” buğday, arpa, darı, pirinç ve buna benzer Âdemoğlunun yediği “tahıl, bitki” bu da Yüce Allah’ın, hayvanlara gıda olarak yarattığı tüm bitkileri kapsar “ve ağaçları sarmaş dolaş olmuş” birbiri üzerine sarılmış ve lezzetli bütün meyve türlerinden bulunan “bahçeler çıkaralım diye.” Değeri ölçülemeyen ve sayılamayacak kadar çok olan bu üstün nimetleri ihsan edeni nasıl inkâr edersiniz? O’nun size haber verdiği öldükten sonra dirilişi ve amellerinizin karşılıklarının görülmesini nasıl yalanlarsınız? Yahut nasıl olur da O’nun nimetlerini O’na isyan yolunda kullanırsınız ve bunca nimetlere nankörlük edersiniz?
78:17–30Page 582
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتٗا ١٧
Indeed, the Day of Judgement is an appointed time -
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجٗا ١٨
The Day the Horn is blown and you will come forth in multitudes
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبٗا ١٩
And the heaven is opened and will become gateways
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ٢٠
And the mountains are removed and will be [but] a mirage.
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادٗا ٢١
Indeed, Hell has been lying in wait
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابٗا ٢٢
For the transgressors, a place of return,
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابٗا ٢٣
In which they will remain for ages [unending].
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدٗا وَلَا شَرَابًا ٢٤
They will not taste therein [any] coolness or drink.
إِلَّا حَمِيمٗا وَغَسَّاقٗا ٢٥
Except scalding water and [foul] purulence -
جَزَآءٗ وِفَاقًا ٢٦
An appropriate recompense.1
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابٗا ٢٧
Indeed, they were not expecting an account
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابٗا ٢٨
And denied Our verses with [emphatic] denial.
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبٗا ٢٩
But all things We have enumerated in writing.
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ٣٠
"So taste [the penalty], and never will We increase you except in torment."1
17- Şüphe yok ki hüküm/ayrım günü belirlenmiş bir vakittir. 18- O gün Sûr’a üfürülecek ve siz de bölük bölük geleceksiniz. 19- Gök açılacak ve her yeri kapı olacaktır. 20- Dağlar yürütülecek ve adeta bir serap olacaktır. 21- Şüphesiz cehennem pusuda bekleyecektir. 22- Azgınların varacakları yer orasıdır. 23- Onlar sonsuz devirler boyu orada kalacaklardır. 24- Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek. 25- Ancak kaynar bir su ve irin (içeceklerdir). 26- Tam da (amellerine) uygun bir karşılık olmak üzere. 27- Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. 28- Âyetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı. 29- Biz ise her şeyi tek tek yazıp kaydetmiştik. 30- “O halde tadın (azabı)! Artık yalnızca azabınızı artıracağız.”
17. Yüce Allah, yalanlayıcıların hakkında soru sordukları ve inatçıların inkâr ettikleri Kıyamet gününde olacakları söz konusu etmekte, onun pek büyük bir gün olduğunu, Yüce Allah’ın o günü insanlar için “belirlenmiş bir vakit” kıldığını zikretmektedir. 18-20. “O gün Sûr’a üfürülecek ve siz de bölük bölük geleceksiniz.” O gün yeni doğmuş bebeklerin dahi saçını ağartacak ve kalpleri yerinden oynatacak korkunç sarsıntılar ve büyük olaylar meydana gelecektir. Dağlar yürütülecek de etrafa savrulmuş toz toprak gibi olacak, semâ yarılıp çatlayacak da kapı kapı olacak. Derken Yüce Allah, mükellefler arasında asla haksızlığın söz konusu olmayacağı hükmü ile hükmedip haklıyı haksızdan ayırt edecektir. 21-23. Yüce Allah’ın azgınlar için pusu olarak hazırladığı ve onların dönüp varacakları, barınacakları yer kıldığı cehennem ateşi de tutuşturulacaktır. Onlar, orada upuzun devirler boyunca kalacaklardır. Çoğu müfessirlerin dediklerine göre “devirler” (diye meâli verilen) “أحقاب”ın tekili olan “الحقب”; seksen yıllık zaman dilimine verilen addır. 24. Onlar, bu cehenneme girdiklerinde artık “orada ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.” Ne derilerini soğutacak bir şey bulacaklar, ne de susuzluklarını giderecek bir şey. 25. “Ancak” içmek için yüzlerini kavuracak ve bağırsaklarını paramparça edecek oldukça “kaynar bir su” ve cehennemliklerin vücudundan akan “irin” bulacaklardır ki bu da son derece iğrenç ve tadı oldukça kötüdür.
26. Bu korkunç cezaları hak etmelerine gelince bu, ancak amellerine “uygun bir karşılık olmak üzere” onlara verilecektir. Kendilerini buralara kadar getiren ameller işledikleri için bu cezaya çarptırılacaklar. Allah onlara zulmetmeyecektir, aksine kendi nefislerine kendileri zalimlik etmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah, böyle bir cezayı hak etmelerine sebep teşkil eden amellerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 27. “Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.” Öldükten sonra dirilişe de Allah’ın insanların yaptıkları iyiliklere ve kötülüklere karşılık vereceğine de inanmıyorlardı. Ondan dolayı âhiret için amelde bulunmayı da terk ettiler. 28. “Âyetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı.” Ayetlerimizi açık açık yalanladılar. Onlara apaçık âyetlerimiz geldiği halde onlara karşı inatla direndiler. 29. “Biz ise” az ya da çok hayır ya da şer “her şeyi tek tek yazıp kaydetmiştik.” Levh-i Mahfuz’da tespit etmişizdir. O bakımdan günahkârlar, bizim kendilerini işlemedikleri günahlar dolayısı ile cezalandıracağımızı sanmasınlar. Yaptıkları amellerden herhangi bir şeyin kaybolacağını yahut zerre ağırlığı kadarının dahi unutulacağını da zannetmesinler. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Kitap (amel defterleri) ortaya konmuş olacak. Günahkârları onun içindekilerden korkuya kapılmış göreceksin. “Vay halimize! Ne olmuş bu Kitaba? Küçük büyük hiçbir şey bırakmamış, hepsini sayıp dökmüş!” diyecekler. Onlar işlediklerini önlerinde hazır bulacaklardır. Rabbin kimseye zulmetmez.” (el-Kehf, 18/49) 30. “O halde” ey yalanlayıcılar! “tadın” bu can yakıcı azabı ve bu ebedi rüsvaylığı! “Artık yalnızca azabınızı artıracağız.” Her an, her zaman azapları artıp duracaktır. Cehennem ehlinin azabının ne kadar çetin olacağına dair en ağır ayetlerden biri budur. Allah bizi ondan muhafaza buyursun.
78:31–36Page 583
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ٣١
Indeed, for the righteous is attainment1 -
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبٗا ٣٢
Gardens and grapevines
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابٗا ٣٣
And young women [companions] of equal age.
وَكَأۡسٗا دِهَاقٗا ٣٤
And a full cup.1
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا كِذَّٰبٗا ٣٥
No ill speech will they hear therein or any falsehood -
جَزَآءٗ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابٗا ٣٦
[As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account,1
31- Şüphesiz takvâ sahipleri için bir kurtuluş vardır. 32- Bahçeler ve üzüm bağları, 33- Göğüsleri kabarmış yaşıt kızlar, 34- Ve dolu dolu kadehler vardır. 35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de yalan. 36- Bunlar, Rabbinden amellerine bir karşılık ve büyük bir lütuftur.
31. Yüce Rabbimiz, günahkârların durumunu söz konusu ettikten sonra takvâ sahiplerinin âkıbetini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz takvâ sahipleri için bir kurtuluş vardır.” O’na itaate sımsıkı sarılmak ve O’na isyanı gerektiren hususlardan uzak durmak suretiyle Rablerinin gazabından sakınan kimseler için bir kurtuluş vardır. Onlar cehennem ateşinden de uzak kalacaklardır. 32. Onların kurtuluşa erdikleri yerde de onlar için “bahçeler ve üzüm bağları” vardır. Meyvelerle dolup taşan, güzel, çeşitli ağaçları ihtiva eden bahçeler ve etrafında ırmakların kaynayıp coştuğu üzüm bağları vardır. Özellikle üzümün söz konusu edilmesi, o bahçelerde çok olacağından ve üzümün üstün ve ayrıcalıklı bir meyve oluşundan dolayıdır. 33. Ayrıca onlar için canların arzuladığı türden eşler de vardır. “Göğüsleri kabarmış, yaşıt” aynı ve birbirine yakın yaşlarda “kızlar.” Bunların göğüsleri, gençliklerinden, güçlü ve taze olduklarından dolayı sarkık olmayacaktır. Yaşıt kızların niteliklerinden birisi de çabuk kaynaşan ve iyi geçimli kimseler olmalarıdır. Onların yaşları ise gençliğin en orta yaşı olan otuz üç yaş olacaktır. 34. “Ve” içenlere lezzet veren şarapla “dolu dolu kadehler vardır.” 35. “Orada ne boş” faydası bulunmayan “bir söz işitirler ne de yalan” yani günahı gerektiren bir söz. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onlar orada ne boş ne de günahı gerektiren bir söz işitirler. Ancak Selâm, selâm sözü başka.”(el-Vâkıa, 56/25-26) 36. Yüce Allah’ın onlara bu kadar büyük mükâfatları bağışlaması, O’nun lütuf ve ihsanındandır:“Rabbinden amellerine bir karşılık ve büyük bir ihsan olmak üzere.” Yani Yüce Allah, bunu kendilerine, kendilerini işlemeye muvaffak kıldığı, lütuf ve ihsanına ulaşmaya vesile yaptığı amellerine karşılık bir mükâfat olmak üzere ihsan etmiştir.
78:37–40Page 583
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابٗا ٣٧
[From] the Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Most Merciful. They possess not from Him [authority for] speech.1
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفّٗاۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابٗا ٣٨
The Day that the Spirit [i.e., Gabriel] and the angels will stand in rows, they will not speak except for one whom the Most Merciful permits, and he will say what is correct.
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ٣٩
That is the True [i.e., certain] Day; so he who wills may take to his Lord a [way of] return.1
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابٗا قَرِيبٗا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ٤٠
Indeed, We have warned you of an impending punishment on the Day when a man will observe what his hands have put forth1 and the disbeliever will say, "Oh, I wish that I were dust!"
37- Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi olan Rahmân’dan (bir mükâfattır). O’nun huzurunda (O izin vermedikçe) kimse konuşmaya cesaret edemez. 38- O gün Ruh ve melekler saf halinde duracaklardır. Rahmân’ın izin verdiği ve doğruyu söyleyen kimselerden başkası konuşamayacaktır. 39- İşte bu, hak gündür. O halde kim dilerse, Rabbine yönelsin. 40- Şüphesiz Biz, sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi kendi elleriyle işlediklerini görecek ve kâfir:“Ah, keşke toprak olsaydım!” diyecek.
37. Yani onlara bunca bağışları veren, lütufları ihsan eden, onların Rabbidir ki, O “göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi”; onları yaratan ve işlerini çekip çeviren, rahmeti her şeyi kuşatan, kendilerini rubûbiyeti ile terbiye eden, merhamet eden ve bunca nimetlere kavuşmalarını sağlayıncaya kadar onlara lütuflarda bulunan “Rahmân’dan” bir mükâfattır. Daha sonra Allah, kıyamet günündeki azametini ve mülkünü söz konusu etmekte, bütün mahlukatın o günde konuşmayacaklarını, aksine susacaklarını şöyle belirtmektedir:“O’nun huzurunda söz söylemeye kimse cesaret edemez.” 38-39. “Rahmân’ın izin verdiği ve doğruyu söyleyen kimselerden başkası konuşamayacaktır.” O gün konuşanlar, ancak bu iki şartla konuşurlar: Allah’ın konuşmasına izin vermesi ve söylediklerinin doğru olması. Çünkü o gün “hak gündür” ve o günde batılın geçerliliği yoktur, yalanın da o günde faydası olmayacaktır. Bu günde “Ruh” meleklerin en faziletlisi olan Cebrail aleyhisselam “ve melekler” hepsi de Allah’ın önünde saygı ile boyun eğmiş olarak “saf saf halinde duracaklardır.” Yüce Allah teşvik edip uyardıktan ve müjdeleyip korkuttuktan sonra şöyle buyurmaktadır: “O halde kim dilerse, Rabbine yönelsin.” Yani Kıyamet gününde Allah’ın huzurunda kendisine yarayacak ameller yapsın.
40. “Şüphesiz Biz sizi yakın bir azap ile uyardık.” Çünkü bu azap size doğru gelmektedir ve gelmekte olan her şey de yakındır. "O gün kişi kendi elleriyle işlediklerini görecek.” Yani onun için tek önemli şey amelidir. O, ona sığınmaya çalışacak. O halde bu dünya yurdunda, ebedi kalınacak yurt için neler gönderdiğine iyice baksın:“Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır...”(el-Haşr, 59/18) Eğer hayırla karşılaşırsa Allah’a hamdetsin, başkasını bulursa kendisinden başkasını kınamasın. İşte bundan dolayı kâfirler ileri derecedeki pişmanlıklarından dolayı ölümü temenni edeceklerdir:“ve kâfir: “Ah, keşke toprak olsaydım!” diyecek.” Yüce Allah’tan bize küfürden ve bütün kötülüklerden esenlik vermesini dileriz. O, bağışı pek bol olandır, lütuf ve kerem sahibidir.
Nebe’ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, Yüce Allah’a mahsusdur.
***
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences