As-Sa'diAn‑Nazi'at · 79:1–46

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

النازعات

An-Nazi'at

Those who drag forth · Meccan · 46 ayahs

79:1–14Page 583

وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقٗا ١

By those [angels] who extract with violence1

وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطٗا ٢

And [by] those who remove with ease1

وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحٗا ٣

And [by] those who glide [as if] swimming1

فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقٗا ٤

And those who race each other in a race1

فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرٗا ٥

And those who arrange [each] matter,1

يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ٦

On the Day the blast [of the Horn] will convulse [creation],

تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ٧

There will follow it the subsequent [one].

قُلُوبٞ يَوۡمَئِذٖ وَاجِفَةٌ ٨

Hearts,1 that Day, will tremble,

أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةٞ ٩

Their eyes1 humbled.

يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ١٠

They are [presently] saying, "Will we indeed be returned to [our] former state [of life]?

أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمٗا نَّخِرَةٗ ١١

Even if we should be decayed bones?"1

قَالُواْ تِلۡكَ إِذٗا كَرَّةٌ خَاسِرَةٞ ١٢

They say, "That, then, would be a losing return."1

فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ ١٣

Indeed, it will be but one shout,

فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ١٤

And suddenly they will be [alert] upon the earth's surface.

1- Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, 2- (Mü’minlerin ruhlarını) yumuşaklıkla çıkaranlara, 3- Yüzüp gidenlere, 4- Yarışıp geçenlere, 5- İşleri düzenleyip yürüten (melek)lere ki... 6- O gün sarsan (birinci üfürüş) sarsacak. 7- Arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş) izleyecek. 8- O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır. 9- Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır. 10- Onlar derler ki:“Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz?!” 11- “Hem de çürümüş kemikler olduktan sonra mı?!” 12- “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır!” 13- Halbuki o (diriliş), ancak tek bir haykırışa bakar. 14- Bir de bakmışsın ki hepsi (dirilerek) toprağın yüzüne çıkmışlar bile!

(Mekke’de inmiştir. 46 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

Burada melâike-i kiram ve onların Allah’ın emirlerine tam anlamı ile bağlılıklarına delil teşkil eden ve o emirleri yerine getirmekteki süratlerini ifade eden birtakım fiillerine yemin edilmektedir. Kendisi hakkında yemin edilen şeyin ise amellerin karşılığının görülmesi ve öldükten sonra diriliş olması ihtimali vardır. Buna delil, bundan sonra Kıyametin çeşitli hallerinin söz konusu edilmesidir. Kendisi hakkında yemin edilenin de kendisi ile yemin edilenin de aynı şey, yani melekler olma ihtimali de vardır. Çünkü onlara iman etmek, imanın altı esasından birisidir. Ayrıca burada onların fiillerinin söz konusu edilmesi, meleklerin ölüm esnasında, ondan önce ve ondan sonra amellerin karşılıkları konusunda üstlendikleri bir görevi de ihtiva etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara.” Bunlar, ruhları şiddetle çekip çıkaran ve onları çıkarmak işine adeta dalan meleklerdir. Tâ ki ruh bedeninden çıksın ve amelinin karşılığını görsün. 2. “Yumuşaklıkla çıkaranlara.” Bunlar da meleklerdir. Bunlar da ruhları tam bir güçle ve şevkle çekip alırlar. Yahut da yumuşaklıkla çıkarmak mü’min ruhlar için, şiddetle çekip çıkarmak da kâfir ruhlar için söz konusu olabilir. 3. “Yüzüp gidenlere” Yani havada inip çıkarak gidip gelenlere; 4. “Yarışıp geçenlere” başkalarını geride bırakarak Yüce Allah’ın emrini yerine getirmeye çalışanlara ve vahyi Allah’ın peygamberlerine ulaştırmak için şeytanları -o vahiyden hırsızlayarak bir şey almasınlar diye- geride bırakanlara. 5. “İşleri düzenleyip yürütenlere ki…” Bunlar da Yüce Allah’ın, ulvi ve süfli âlemin pek çok işlerini idare etmek üzere görevlendirmiş olduğu meleklerdir ki yağmurlar, bitkiler, rüzgarlar, denizler, ceninler, canlılar, cennet, cehennem vs. bunlardan bazılarıdır.

6-7. “O gün sarsan” kıyametin kopması “sarsacak; arkasından onu izleyen (ikinci üfürüş)” yani hemen onun akabinde gelen ikinci sarsıntı “izleyecek.” 8-9. “O gün birtakım kalpler” görüp işittiklerinin korkusu ile dehşete kapıldığından “şiddetle çarpacaktır.”“Gözleri de zillet içinde yere bakacaktır.” Hakir ve zelil bir şekilde bakacaktır. Korku kalplerine hakim olacak, yürekleri dehşetle yerinden oynayacak. Üzüntü ve keder onları kuşatmış, pişmanlık dört bir yanlarını sarmış olacaktır.

10-11. Dünyada iken kâfirler yalanlamak sureti ile “derler ki: “Biz, tekrar ilk halimize mi döndürüleceğiz? Hem de çürümüş” ve dağılmış “kemikler olduktan sonra mı?” 12. “Öyleyse bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olacaktır.” Yani Allah’ın öldükten sonra kendilerini diriltmesini, çürümüş kemikler haline geldikten sonra onları tekrar yaratmasını, Allah’ın kudretini bilmediklerinden ve O’na karşı küstahlıklarından dolayı uzak bir ihtimal olarak gördüler. Yüce Allah ise bu işin kendisi için son derece kolay olduğunu açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır: 13. “Halbuki o, ancak bir tek haykırıştır.” Bir defa Sûr’a üfürülecektir. 14. “Bir de bakmışsın ki hepsi” bütün yaratılmışlar “toprağın yüzüne çıkmışlar bile!” Ayağa kalkıp bekleyecekler. Yüce Allah, onları bir araya toplayacak, adaletli hükmü ile aralarında hükmedecek ve amellerinin karşılığını onlara verecektir.

79:15–26Page 583

هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ١٥

Has there reached you the story of Moses? -

إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ١٦

When his Lord called to him in the sacred valley of Ṭuwā,

ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧

"Go to Pharaoh. Indeed, he has transgressed.

فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨

And say to him, 'Would you [be willing to] purify yourself

وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ١٩

And let me guide you to your Lord so you would fear [Him]?'"

فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٢٠

And he showed him the greatest sign,1

فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ٢١

But he [i.e., Pharaoh] denied and disobeyed.

ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ٢٢

Then he turned his back, striving [i.e., plotting].1

فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ٢٣

And he gathered [his people] and called out

فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ٢٤

And said, "I am your most exalted lord."

فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ٢٥

So Allāh seized him in exemplary punishment for the last and the first [transgression].1.

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةٗ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ٢٦

Indeed in that is a lesson [i.e., warning] for whoever would fear [Allāh].

15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? 16- Hani Rabbi, ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti: 17- “Firavun’a git! Çünkü o, pek azmıştır.” 18- “(Ona) de ki: “Sen kendini arındırmak ister misin?” 19- “(İster misin ki) sana Rabbine giden yolu göstereyim de (O’ndan) korkasın.” 20- Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21- Fakat o, yalanlayıp isyan etti. 22- Sonra da yüz çevirip (Musa’ya karşı) çalışmaya koyuldu. 23- Derken (adamlarını) toplayıp seslendi. 24- “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi. 25- Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile (ansızın) yakaladı. 26- Hiç şüphesiz bunda (Allah'tan) korkan kimseler için bir ibret vardır.

15-16. Yüce Allah, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?” Bu, kesinlikle vuku bulmuş olan pek büyük bir olaya dair bir sorudur. Yani “Rabbi”nin “ona mukaddes Tuvâ vadisinde” seslenişine dair haberi sana ulaştı mı? Tuvâ, Yüce Allah’ın Musa ile konuşup ona risâletini lütfettiği, vahyini gönderdiği ve onu seçtiği yerin adıdır. Ona şöyle demişti: 17. “Firavun’a git! Çünkü o pek azmıştır.” Yani sen git de ona azgınlığından, şirk ve isyanından vazgeçmesini yumuşak sözlerle ve kaba olmayan ifadelerle bildir. Belki “öğüt alır yahut korkar”(Tâ-Hâ, 20/44) 18. Ona “de ki: Sen kendini arındırmak ister misin?” Özlü akıl sahiplerinin elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları, övülmeye değer güzel bir haslete sahip olmaya ne dersin? Ki bu da nefsini küfür ve azgınlıktan arındırarak iman ve salih amele yönelmektir. 19. “İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim” Onun nelerden razı olduğunu, nelerin O’nu gazaplandırdığını sana açıklayayım “da” dosdoğru yolu öğrenmek suretiyle Allah'tan “korkasın.” Ancak Firavun Mûsâ’nın davetini kabul etmedi. 20. “Musa ona en büyük mucizeyi gösterdi.” Yani tür olarak en büyük mucizeyi gösterdi. Bu ifade, bu mucizelerin birden çok olmasına aykırı değildir:“Bunun üzerine asasını bıraktı, o da hemen aşikar ve kocaman bir yılan oluverdi. Elini (yakasından sokup geri) çıkardığında o, bakanlara bembeyaz görünüverdi.”(eş-Şuarâ, 26/32-33) 21-22. “Fakat o” hakkı “yalanlayıp” emre “isyan etti. Sonra da yüz çevirip” hakka karşı çıkmak ve onunla savaşmak hususunda olanca gücü ile “çalışmaya koyuldu.” 23-24. “Derken” askerlerini “toplayıp seslendi.” Onlara: “Ben sizin en yüce Rabbinizim, dedi.” Onlar da ona itaat ettiler. O, onları küçümseyip hafife aldı, onlar da onun bu batıl iddiasını kabul ettiler. 25. “Bunun üzerine Allah da onu hem âhiret, hem de dünya azabı ile yakaladı.” Allah, onun uğradığı cezayı, dünya ve âhiret cezasını açıklayan bir delil ve isyandan alıkoyan açık bir uyarı kıldı.

26. Çünkü Allah’ın âyetlerinden asıl yararlanan ve ibret alanlar, Allah’tan korkandır. O, Firavun’un âkıbetini gördü mü büyüklük taslayıp isyan eden, en yüce ve mutlak egemene karşı savaş açanların, dünyada da âhirette de O’nun tarafından cezalandırılacağını bilir. Allah korkusunun kalbinde yer etmediği kimseye ise her türlü delil ve mucize gelecek olsa dahi o iman etmez.

79:27–33Page 584

ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ٢٧

Are you a more difficult creation or is the heaven? He [i.e., Allāh] constructed it.

رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨

He raised its ceiling and proportioned it.

وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩

And He darkened its night and extracted its brightness.1

وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠

And after that He spread the earth.

أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ٣١

He extracted from it its water and its pasture,

وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ٣٢

And the mountains He set firmly

مَتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ٣٣

As enjoyment [i.e., provision] for you and your grazing livestock.

27- Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa göğü mü? Onu O bina etti; 28- Onu yükseltip kusursuz yaptı. 29- Gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı. 30- Bundan sonra da yeri yayıp döşedi. 31- Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. 32- Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi. 33- (Bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın faydası içindir.

27-28. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, Allah’ın bedenleri tekrar yaratacağını uzak görenlere açıkça anlaşılan bir delili göstererek şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! “Sizi yaratmak mı daha zordur yoksa” pek büyük olan, yaratılışı itibari ile güçlü ve gözleri kamaştıracak kadar yüce ve yüksek olan “göğü mü? Onu O” Allah “bina etti. Onu yükseltip kusursuz” yani yapısını da şeklini de akıllara hayret verecek, zihinleri durduracak şekilde sağlam ve mükemmel “yaptı.” 29. “Gecesini karanlık yaptı” ve karanlık semânın dört bir yanını kuşatıp yeryüzünü de kararttı. "Gündüzünü de aydınlıkla açığa çıkardı.” Güneşi doğdurmak sureti ile orada pek büyük bir aydınlığı ortaya çıkardı. İnsanlar da din ve dünya maslahatlarını görmek için etrafa yayıldı. 30. “Bundan” gökleri yarattıktan “sonra da yeri yayıp döşedi.” Onun faydalı zenginliklerini yaratıp düzenledi. Bu faydaları da şu buyruklarıyla açıklamaktadır: 31-33. “Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da köklü bir şekilde yerleştirdi.” Onları yere sabit kıldı. Buna göre âyet-i kerimeden açıkça anlaşıldığı gibi yerin döşenmesi, göklerin yaratılışından sonradır. Bizzat yerin yaratılması ise göklerin yaratılmasından öncedir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“De ki: Siz, yeri iki günde yaratan Allah’ı gerçekten inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir... Sonra duman halinde bulunan semâya yöneldi de... böylece onları yedi gök olmak üzere iki günde yarattı.”(Fussilet, 41/9-12) İşte bunca muazzam büyüklükteki gökleri, göklerdeki aydınlık yıldızları ve gök cisimlerini, üstü toprakla örtülü kesif yeri, orada bulunan mahlukatın zorunlu ihtiyaçlarını ve faydalarına olacak şeyleri yaratan, hiç şüphesiz mükellef varlıkları da ölümden sonra tekrar diriltecektir ve amellerinin karşılıklarını onlara verecektir. Kim bu dünyada iyilik işlerse ona iyilik yani cennet vardır. Kim de kötülük işlerse artık o, kendinden başkasını kınamasın.

Bundan dolayı Yüce Allah, daha sonra Kıyametin kopuşunu ve arkasından da amellerin karşılığının verileceğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

79:34–41Page 584

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ٣٤

But when there comes the greatest Overwhelming Calamity1 -

يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥

The Day when man will remember that for which he strove,

وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦

And Hellfire will be exposed for [all] those who see -

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ٣٧

So as for he who transgressed

وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ٣٨

And preferred the life of the world,

فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٣٩

Then indeed, Hellfire will be [his] refuge.

وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ٤٠

But as for he who feared the position of his Lord1 and prevented the soul from [unlawful] inclination,

فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ٤١

Then indeed, Paradise will be [his] refuge.

34- Fakat o en büyük felaket geldiğinde; 35- O gün insan, (dünyada) neler yaptığını hatırlayacak; 36- Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek. 37, 38- Haddi aşıp dünya hayatını tercih edene gelince; 39- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir. 40- Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkup da nefsini kötü arzularından alıkoyana gelince; 41- (Onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cennettir.

34. Yani o pek büyük Kıyamet ve her türlü felaketin karşısında küçük kalacağı pek büyük felaket gelip çattığında baba evladını unutacak, arkadaş arkadaşını, seven de sevdiğini... 35. “O gün insan” dünyada iken hayır ve şer türünden “neler yaptığını hatırlayacak.” İyiliklerinin bir zerre ağırlığı kadar fazla olmasını temenni ederken, kötülükleri bir zerre ağırlığı kadar fazla diye üzülüp kederlenecek. İşte o vakit kâr ve zararın asıl kaynağının dünyada yaptıkları olduğunu anlayacak, dünyada iken -ameller dışında- mevcut bütün bağların kopmuş olduğunu görecektir. 36. “Cehennem de gören herkese apaçık gösterilecek.” Herkes tarafından görülecek şekilde açık bir yerde aşikar olacaktır. O da içine girecekler için hazırlanmış bir halde onları yakalamak için pusuda bekleyecek ve bunun için de Rabbinin emrini bekliyor olacak.

37-39. “Haddi aşıp” pek büyük günahlar işleme cesaretini göstererek Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde kalmayan, “dünya hayatını” âhirete “tercih edene” dünya için çalışan, dünyalığa ve zevklerine dalarak vaktini onlarla geçirip âhireti ve onun için amel etmeyi unutanlara “gelince (onun için) varılacak tek yer, hiç şüphesiz cehennemdir.” Durumu böyle olanların karar kılıp yurt edineceği yer orasıdır.

40-41. “Rabbinin” huzurunda durup adaletle amellerin karşılığını vereceğini beklemek üzere “huzuruna çıkmaktan korkup” bu korkunun etkisini kalbinde hissedip “nefsini” Allah’a itaati engellemek isteyen “kötü arzularından alıkoyana” ve böylelikle hevâsını Allah Rasûlü’nün getirdiklerine tabi kılan; hayırdan alıkoyan arzulara karşı direnip mücadele eden kimseye “gelince; (onun için)” bu niteliklere sahip olan kimseler için “varılacak tek yer” her türlü hayır, sevinç ve nimetleri ihtiva eden “cennettir.”

79:42–46Page 584

يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ٤٢

They ask you, [O Muḥammad], about the Hour: when is its arrival?1

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ٤٣

In what [position] are you that you should mention it?1

إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ٤٤

To your Lord is its finality.1

إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ٤٥

You are only a warner for those who fear it.

كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ٤٦

It will be, on the Day they see it,1 as though they had not remained [in the world] except for an afternoon or a morning thereof.

42- Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. 43- Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin? 44- Ona dair nihaî bilgi ancak Rabbine aittir. 45- Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. 46- Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) ancak bir akşam yahut kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanacaklardır.

42. Yani işi yokuşa süren, öldükten sonra dirilişi yalanlayan kimseler “sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını” ne zaman kopacağını “soruyorlar.” Yüce Allah da onlara şu buyruğu ile cevap vermektedir: 43. “Sen onu nereden bilip de söyleyeceksin?” Hem onu bu şekilde söz konusu etmenin ve ne zaman geleceğini bilmenin sana faydası ne, onlara faydası ne? Bunun hiçbir sonucu yoktur. Bundan dolayı kulların Kıyametin kopma vaktini bilmelerinde dinî ve dünyevî herhangi bir maslahatları bulunmadığından, aksine onların maslahatı bunun onlardan saklı tutulmasında bulunduğundan dolayı Yüce Allah, ona dair bilgiyi bütün yaratıklardan gizlemiş ve onun bilgisini yalnızca kendisine mahsus kılmıştır. Bu nedenle de şöyle buyurmaktadır: 44. “Ona dair nihai bilgi ancak Rabbine aittir.” Onun bilgisi nihai olarak Ona aittir. Nitekim bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“Sana Kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin yanındadır, onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz.”(el-A’râf, 7/187)

45-46. “Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.” Senin korkutup uyarmaların, ancak Kıyamet’in geleceğinden korkan ve Allah’ın huzuruna çıkmaktan endişe duyan kimselere fayda sağlar. İşte bunlar için önemli olan, Kıyamet için hazırlanmak ve o gün için gereken amelleri yapmaktır. Ona iman etmeyenlere gelince onlara aldırış edilmez ve onların işi yokuşa sürmelerine önem verilmez. Çünkü onların bu şekilde işi yokuşa sürmelerinin amacı, onu yalanlamaktır ve inattır. Böyle bir duruma varan bir kimsenin de bu gibi sorularına cevap vermek abestir. Bu durumda ancak “ahkemu’l-hakimîn (Hüküm verenlerin en güzeli, en sağlam, en hikmetli hüküm veren Yüce Allah)” bundan tenzih edilir.

Nâziât Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ve tevfiki ile- burada sona ermektedir.

***

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском