SabaJuz 22 · Page 434

Saba 34:49

Sheba · Juz 22 · Page 434

قُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَمَا يُبۡدِئُ ٱلۡبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ ٤٩

Say, "The truth has come, and falsehood can neither begin [anything] nor repeat [it]."1

1 translator’s note
  1. This expression alludes to complete inability, meaning that falsehood was abolished. ↩

Tafsir · in Turkish

As-Sa'di

Medium · Clear and to the point: what to take from each passage.

Whole surah

Change

Commentary on 34:46–50

46- De ki:“Ben size ancak bir tek öğüt veriyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkın, sonra da düşünün. (Göreceksiniz ki) arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizi (uyarmak gönderilmiş) için bir uyarıcıdır.” 47- De ki:“Sizden istediğim herhangi bir ücret varsa o, sizin olsun. Benim mükâfatımı vermek, ancak Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.” 48- De ki:“Rabbim, hakkı (batılın üzerine) atıp ortaya koyar. O, gaybleri çok iyi bilendir.” 49- De ki:“Hak geldi. Artık batıl, ne yeniden gelebilir ne de eski haline dönebilir.” 50- De ki:“Eğer ben sapmışsam ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yoldaysam bu da Rabbimin bana vahyettikleri sayesindedir. Şüphesiz O, her şeyi işitendir, pek yakındır.”

46. Ey Peygamber! Şu inatcı, yalanlayıcı, hakkı red etmek, onu yalanlamak için uğraşan, onu getirene dil uzatarak tenkid etmeye kalkışan kimselere “de ki: Ben size ancak bir tek öğüt veriyorum.” Ben, size tek bir hususu tavsiye ediyor ve onu izlemenizi öğütlüyorum. Bu da insaflı bir yoldur. Herhangi bir sebep ve gerekçe olmaksızın sözlerime uymaya ve görüşlerinizi terk etmeye çağırmıyorum. Size öğüdüm şudur:“Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın.” Yani gayretle, doğruya tâbi olmak isteyerek, Allah için ihlâs ile hep birlikte kalkıp bu hususta müzakere edin. Bir de bu hususta herkes, tek tek kalkıp kendi başına düşünsün. Bu şekilde Allah için birer birer, ikişer ikişer kalkıp düşünürseniz aklınızı kullanır, iyice düşünür ve Rasûlünüzün halini incelerseniz: Acaba o deli mi? Söz ve davranışlarında, niteliklerinde delilere yakışan özellikleri var mı? Yoksa o, önünüzde sizi bekleyen çetin azabı haber vererek, size zararı olacak hususları bildirerek sizi uyaran doğru sözlü bir peygamber mi? Eğer bu öğüdü kabul edecek ve gereğini yerine getirecek olsalardı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in deli olmadığını herkesten daha ileri derecede görürlerdi. Çünkü onun hali, bakışları ile hareketleri ile konuşmaları ile delilerin halini andırmamaktadır. Aksine o, hali güzel, tavırları yüce bir kimsedir. Edebi, ağırbaşlılığı, alçakgönüllülüğü ve vakarı ile insanların en mükemmelidir. Onun bu tavırları, ancak en akıllı kimselerin gösterebilecekleri tavırlardır. Diğer taraftan fasih sözleri, güzel lafızları, kalpleri güven ve iman ile dolduran kelimeleri, ruhları arındıran, kalpleri temizleyen, üstün ahlâkî değerlere sevkeden, güzel meziyetleri teşvik eden, kötü ve bayağı huylardan alıkoymaya çalışan sözleri üzerinde iyiden iyiye düşünecek olurlarsa; konuştuğu vakit gözlerin kendisine heybetle, tazimle, saygı ile baktığını hatırlayacak olurlarsa onun sözlerinin, delilerin saçmalarına, onların anlamsız bağırıp çağrışmalarına ve hallerine uygun sözlerine benzeyip benzemediğini iyice anlarlar. Peygamberin hallerini ve maksatlarını iyice düşünen herkes, onun Allah’ın Rasûlü olup olmadığını da çok iyi anlar. İster tek başına düşünsün, ister başkası ile birlikte düşünsün. Onun gerçekten Allah’ın rasûlü, hakiki bir peygamberi olduğunu anlar. Özellikle de ilk muhataplar. Çünkü o, onların içinden biri idi. Onu, geçmişi ile geleceği ile çok iyi tanıyorlardı.

47. Diğer taraftan insanları hakka davet edene tâbi olmaktan alıkoyan bir husus daha vardır. O da çağrısını kabul eden kimselerden mal alması ve davetine karşılık bir ücret istemesidir. Yüce Allah, Rasûlünün böyle bir konuma düşmekten de münezzeh olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Sizden” hakka tâbi olmanıza karşılık “istediğim herhangi bir ücret varsa o, sizin olsun.” Sizi şahit tutuyorum ki o ücret -eğer öyle bir şey söz konusu ise- sizin olsun, ben istemiyorum. “Benim mükâfatımı vermek, ancak Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.” O’nun ilmi benim neye davet ettiğimi de kuşatmıştır. O nedenle eğer ben, yalan söylüyor isem cezası gelip beni bulacaktır. Aynı şekilde O, sizin amellerinizi de görmektedir. Amellerinizi kaydedecek, sonra da size onların karşılığını verecektir.

48. Allah hakkın doğruluğuna, batılın da batıl olduğuna delil olan apaçık belgeleri beyan ettikten sonra, kanununun ve âdetinin şu olduğunu belirtmektedir:“Rabbim, hakkı (batılın üzerine) atıp ortaya koyar.” Bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Biz hakkı batıl üzerine atarız da hak, onun beynini darmadağın eder. Bir de bakmışsın ki canı çıkmış bile!”(el-Enbiyâ, 21/18) Çünkü Yüce Allah, burada hakkı beyan etmiş ve bu hak ile yalanlayıcıların iddialarını -ibret alanlara ibret, düşünenlere de bir bir delil olacak şekilde- çürütmüş bulunmaktadır. Yalanlayıcıların sözlerinin nasıl çürütüldüğünü, yalan söylediklerinin ve inatlarının nasıl açığa çıktığını, hakkın nasıl galip gelip parlak bir şekilde ortaya konduğunu, batılın ise çürüyüp yok olduğunu görüyoruz. Bu ise “gaybleri çok iyi bilen”, kalplerdeki vesvese ve şüpheleri, buna nasıl karşılık verileceğini ve bunları bertaraf eden delilleri çok iyi bilenin açıklamaları sayesindedir. O, bunları kullarına öğretiyor ve onlara beyan ediyor. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:

49. “De ki: Hak geldi” yani üstünlüğünü sağladı, açıkça ortaya çıktı. Güneş gibi parıldamakta ve hakimiyeti sağlamış bulunmakta. “Artık batıl, ne yeniden gelebilir ne de eski haline dönebilir.” Artık yok olup gitti ve işi bitti, hakimiyeti sona erdi. Yeniden bir şey de var edemez, geri de getiremez.

50. Rasûlün daveti sayesinde hak açıkça ortaya çıkmasına rağmen yalanlayanlar, onun sapık olduğunu söyleyince o, onlara hakkı haber verip açıkladı ve kendisine karşı durmaktan aciz olduklarını belirtti. Kendisini sapıklıkla itham etmelerinin hakka hiçbir şekilde zarar veremeyeceğini, getirdiği hakkı hiçbir şekilde bertaraf edemeyeceğini onlara haber verdi. Şöyle ki o -hâşâ- sapıtmış ise -ki bu tartışma esnasında karşı tarafın seviyesine inme kabilindendir- kendi aleyhine sapıtmış olur. Yani sapıklığının zararı yalnız kendisinedir. Bu zarar onu aşıp başkasına geçmez. “Eğer doğru yoldaysam bu da” hidâyet ve doğru yolda oluşum benden, benim kendi gücümden kaynaklanan bir şey değildir. Benim hidâyet buluşum ancak “Rabbimin bana vahyettikleri sayesindedir.” Benden başkalarının hidâyet kaynağı O’ndan olduğu gibi, benim hidâyetimin kaynağı da O’ndandır. “Şüphesiz O” benim Rabbim, bütün sözleri ve sesleri “işitendir”, kendisine dua eden, kendisinden bir şeyler isteyen ve kendisine ibadet eden kimselere de “pek yakındır.”

Saheeh International · As-Sa'di · Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api · Quran Foundation

Page 434

SabaJuz 22 · Page 434

34:49

قُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَمَا يُبۡدِئُ ٱلۡبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ ٤٩

Say, "The truth has come, and falsehood can neither begin [anything] nor repeat [it]."1

1 translator’s note
  1. This expression alludes to complete inability, meaning that falsehood was abolished. ↩

34:50

قُلۡ إِن ضَلَلۡتُ فَإِنَّمَآ أَضِلُّ عَلَىٰ نَفۡسِيۖ وَإِنِ ٱهۡتَدَيۡتُ فَبِمَا يُوحِيٓ إِلَيَّ رَبِّيٓۚ إِنَّهُۥ سَمِيعٞ قَرِيبٞ ٥٠

Say, "If I should err, I would only err against myself. But if I am guided, it is by what my Lord reveals to me. Indeed, He is Hearing and near."

34:51

وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ فَزِعُواْ فَلَا فَوۡتَ وَأُخِذُواْ مِن مَّكَانٖ قَرِيبٖ ٥١

And if you could see1 when they are terrified but there is no escape, and they will be seized from a place nearby.

1 translator’s note
  1. i.e., have a glimpse of the Hereafter. ↩

34:52

وَقَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدٖ ٥٢

And they will [then] say, "We believe in it!" But how for them will be the taking1 [of faith] from a place far away?2

2 translator’s notes
  1. Literally, "taking of something within easy reach," in other words, "How can they expect to obtain faith at this point?"

    [1240] i.e., their former life on earth, wherein they had every opportunity but which is now gone, never to return.

    ↩
  2. ↩

34:53

وَقَدۡ كَفَرُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۖ وَيَقۡذِفُونَ بِٱلۡغَيۡبِ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدٖ ٥٣

And they had already disbelieved in it before and would assault1 the unseen from a place far away.2

2 translator’s notes
  1. Verbally, by conjecture and denial.

    [1242] i.e., a position far from truth.

    ↩
  2. ↩

34:54

وَحِيلَ بَيۡنَهُمۡ وَبَيۡنَ مَا يَشۡتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشۡيَاعِهِم مِّن قَبۡلُۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ فِي شَكّٖ مُّرِيبِۭ ٥٤

And prevention will be placed between them and what they desire,1 as was done with their kind before. Indeed, they were in disquieting doubt [i.e., denial].

1 translator’s note
  1. Meaning the attainment of faith and its benefits or entrance into Paradise. ↩

سورة فاطر

Fatir

Originator · Meccan · 45 ayahs

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

35:1

ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ جَاعِلِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُوْلِيٓ أَجۡنِحَةٖ مَّثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۚ يَزِيدُ فِي ٱلۡخَلۡقِ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ ١

[All] praise is [due] to Allāh, Creator of the heavens and the earth, [who] made the angels messengers having wings, two or three or four. He increases in creation what He wills. Indeed, Allāh is over all things competent.

35:2

مَّا يَفۡتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحۡمَةٖ فَلَا مُمۡسِكَ لَهَاۖ وَمَا يُمۡسِكۡ فَلَا مُرۡسِلَ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ ٢

Whatever Allāh grants to people of mercy - none can withhold it; and whatever He withholds - none can release it thereafter. And He is the Exalted in Might, the Wise.

35:3

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ هَلۡ مِنۡ خَٰلِقٍ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ ٣

O mankind, remember the favor of Allāh upon you. Is there any creator other than Allāh who provides for you from the heaven and earth? There is no deity except Him, so how are you deluded?

As-Sa'diTafsir · 34:49

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
View

Читать на русском