As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Yusuf 12:11–41
12:11–14Page 236
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأۡمَ۬نَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُۥ لَنَٰصِحُونَ ١١
They said, "O our father, why do you not entrust us with Joseph while indeed, we are to him sincere counselors?
أَرۡسِلۡهُ مَعَنَا غَدٗا يَرۡتَعۡ وَيَلۡعَبۡ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ ١٢
Send him with us tomorrow that he may eat well and play. And indeed, we will be his guardians."
قَالَ إِنِّي لَيَحۡزُنُنِيٓ أَن تَذۡهَبُواْ بِهِۦ وَأَخَافُ أَن يَأۡكُلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَأَنتُمۡ عَنۡهُ غَٰفِلُونَ ١٣
[Jacob] said, "Indeed, it saddens me that you should take him, and I fear that a wolf would eat him while you are of him unaware."
قَالُواْ لَئِنۡ أَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُ وَنَحۡنُ عُصۡبَةٌ إِنَّآ إِذٗا لَّخَٰسِرُونَ ١٤
They said, "If a wolf should eat him while we are a [strong] clan, indeed, we would then be losers."
11- Dediler ki:“Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Halbuki biz elbette onun iyiliğini isteriz. 12- “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.” 13- Dedi ki:“Onu götürmeniz gerçekten beni üzer. Ayrıca siz kendisinden habersizken kurdun onu yemesinden korkarım.” 14- Onlar da dediler ki:“Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde eğer onu kurt yiyecek olursa o zaman gerçekten biz zarara uğramış (işe yaramaz) kimseleriz demektir.”
11. “Dediler ki:” Yani Yusuf’un kardeşleri maksatlarına ulaşmak kastı ile babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Sana ne oluyor ki Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun?” Herhangi bir sebep ve gerekçe yokken bizden yana Yusuf hakkında ne diye korkuyorsun? “Halbuki biz elbette onun iyiliğini isteriz.” Ona karşı şefkatimiz vardır ve kendimiz için istediğimizi onun için de isteriz. Bu ifade, Yakub aleyhisselam’ın Yusuf’un kardeşleri ile birlikte çöle ve benzeri uzak yerlere gitmesine müsaade etmediğini göstermektedir.
12. Onlar babalarının, kardeşlerini kendileri ile göndermesini engelleyen kendi haklarındaki zannının yersizliğini ifade ettikten sonra babasının Yusuf için arzulayacağı bir şeyi yani Yusuf’un faydasına olacak, ayrıca onu kendileri ile birlikte göndermeye müsaade etmesini gerektirecek bir hususu söz konusu ederek şöyle dediler:“Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın.” Açık havada gezinsin, neşelensin ve can sıkıntısı gitsin. “Biz onu mutlaka koruruz” yani onu gözümüzden uzak tutmayacak ve ona gelebilecek her türlü eziyete karşı onu koruyacağız.
13. Babaları da onlara “dedi ki: Onu götürmeniz muhakkak gerçekten beni üzer” yani sadece onu alıp götürmeniz bile beni üzer ve bana ağır gelir. Çünkü ben, kısa bir süre dahi olsa ondan ayrı kalamam. Bu da benim onu sizinle birlikte göndermeme engeldir. İkinci bir engel de şudur:“Ayrıca siz kendisinden habersizken” ondan gafil olduğunuz ve fark etmediğiniz bir halde iken “kurdun onu yemesinden korkarım” çünkü o henüz küçüktür, kurda karşı kendisini koruyamaz.
14. “Onlar da dediler ki: Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde” onu korumaya dikkat gösteren bir grup olduğumuz halde “eğer onu kurt yiyecek olursa o zaman gerçekten biz zarara uğramış (işe yaramaz) kimseleriz demektir.” Eğer kurt onu yer ve bu konuda bizi aciz bırakacak olursa artık bizde hayır yok, bizden hiçbir iyilik beklenmez demektir. Onlar, bu şekilde Yusuf’u beraberlerinde göndermesini sağlayacak sebepleri hazırlayıp engelleri de ortadan kaldırdıktan sonra babaları, Yusuf’un onlarla birlikte gitmesine izin verdi.
12:15–18Page 237
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِۦ وَأَجۡمَعُوٓاْ أَن يَجۡعَلُوهُ فِي غَيَٰبَتِ ٱلۡجُبِّۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمۡرِهِمۡ هَٰذَا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ ١٥
So when they took him [out] and agreed to put him into the bottom of the well...1 But We inspired to him, "You will surely inform them [someday] about this affair of theirs while they do not perceive [your identity]."
وَجَآءُوٓ أَبَاهُمۡ عِشَآءٗ يَبۡكُونَ ١٦
And they came to their father at night, weeping.
قَالُواْ يَٰٓأَبَانَآ إِنَّا ذَهَبۡنَا نَسۡتَبِقُ وَتَرَكۡنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَٰعِنَا فَأَكَلَهُ ٱلذِّئۡبُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُؤۡمِنٖ لَّنَا وَلَوۡ كُنَّا صَٰدِقِينَ ١٧
They said, "O our father, indeed we went racing each other and left Joseph with our possessions, and a wolf ate him. But you would not believe us, even if we were truthful."
وَجَآءُو عَلَىٰ قَمِيصِهِۦ بِدَمٖ كَذِبٖۚ قَالَ بَلۡ سَوَّلَتۡ لَكُمۡ أَنفُسُكُمۡ أَمۡرٗاۖ فَصَبۡرٞ جَمِيلٞۖ وَٱللَّهُ ٱلۡمُسۡتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ ١٨
And they brought upon his shirt false blood.1 [Jacob] said, "Rather, your souls have enticed you to something, so patience is most fitting. And Allāh is the one sought for help against that which you describe."
15- Nihâyet onu götürüp de kuyunun dibine atmayı kararlaştırdıklarında biz, ona:“Andolsun ki ilerde bu yaptıklarını kendilerine hiç farkında değillerken haber vereceksin” diye vahyettik. 16- Akşam ağlaya ağlaya babalarına geldiler. 17- “Ey babamız, biz yarış yapmaya gitmiştik ve Yusuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş! Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın” dediler. 18- Yusuf’un, üzerinde sahte kan bulunan gömleğini getir(ip göster)diler. Dedi ki:“Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş! Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattıklarınıza karşı (benim için) yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.”
15. “Nihâyet onu götürüp de…” Yani babalarının kendilerine izin vermesinden sonra kardeşleri Yusuf’u alıp gittiklerinde ve onu içlerinden az önce sözü geçen kişinin dediği gibi bir kuyuya atmayı kararlaştırdıklarında ve bu kararlarını da uygulama imkanını bulduklarında bu işi uyguladılar ve onu kuyuya attılar. Daha sonra Yüce Allah ona, o bu zorlu durumda iken ona vahyetmek sureti ile lütuf ve ihsanda bulundu ve şöyle buyurdu:“Andolsun ki ilerde bu yaptıklarını kendilerine hiç farkında değillerken haber vereceksin.” Yani sen bu hususta onlara sitem edeceksin, onlar bu işin farkında olmadıkları bir sırada onların bu durumlarını kendilerine haber vereceksin. Bu buyruk, Yusuf’a içine düştüğü bu halden kurtulacağına, Yüce Allah’ın onu, aile halkı ve kardeşleri ile birlikte yeryüzünde güçlü ve muktedir olduğu bir zamanda bir araya getireceği müjdesini de ihtiva etmektedir.
16. “Akşam ağlaya ağlaya babalarına geldiler.” Normal geliş saatlerinden gecikmek ve ağlamak suretiyle bunları doğru söylediklerine dair bir delil gösterme niyetinde idiler.
17. Yalan bir mazeret uydurarak:“Ey babamız, biz yarış” ya koşu yarışı yahut da ok atma yarışı için “yapmaya gitmiştik. Yusuf’u da” yorulmayıp dinlensin diye “eşyamızın yanında bırakmıştık.” Biz onun yanında yokken ve yarışma yapıyorken “onu kurt yemiş! Biz doğru söylesek bile sen bize inanmazsın, dediler.” Biz, sana mazeretimizi bildirdik ancak görünen o ki Yusuf’a karşı kalbinde duyduğun üzüntü ve ona karşı ileri derecedeki şefkatin dolayısı ile bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyeceksin. Ancak senin bizim doğru söylediğimizi kabul etmeyişin, bizim sana gerçek mazeretimizi bildirmemize engel değildir. Bütün bu sözlerle mazeretlerini pekiştirmeye çalışıyorlardı.
18. Bu söylediklerini daha da pekiştirmek maksadı ile “Yusuf’un, üzerinde sahte kan bulunan gömleğini getir(ip göster)diler.” ve bu kanın, kurdun yemesi sonucu Yusuf’un gömleğe bulaşan kanı olduğunu iddia ettiler. Ancak babaları, onların bu sözlerini kabul etmeyip “Dedi ki: Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle (çirkin) bir işe sürüklemiş.” Yani nefisleriniz size beni ondan ayırmak hususunda oldukça çirkin bir işi süslü göstermiş. Çünkü babası, birtakım karinelerden, hallerden ve Yusuf’un kendisine anlattığı rüyadan bu söylediğine delil teşkil edecek ipuçları çıkarmıştı. “Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin anlattıklarınıza karşı (benim için) yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.” Ben vazifemi gereğince yerine getirmeye gayret edeceğim. O da böyle bir imtihana karşı güzel bir şekilde sabretmektir. Yani öfkeden ve insanlara şikâyetten uzak duracağım bir sabır. Bu hususta da kendi güç ve kuvvetime değil, Yüce Allah’ın yardımına güveneceğim. O kendisi hakkında böyle bir söz verdi ve şu sözleri ile şikâyetini Yaradanına arzetti:“Ben, keder ve üzüntümü ancak Allah’a şikayet ederim.”(Yusuf, 12/86) Çünkü Yaratıcıya şikâyet, güzel bir şekilde sabra aykırı değildir. Zira peygamber, söz verdi mi mutlaka sözünü yerine getirir.
12:19–20Page 237
وَجَآءَتۡ سَيَّارَةٞ فَأَرۡسَلُواْ وَارِدَهُمۡ فَأَدۡلَىٰ دَلۡوَهُۥۖ قَالَ يَٰبُشۡرَىٰ هَٰذَا غُلَٰمٞۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَٰعَةٗۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِمَا يَعۡمَلُونَ ١٩
And there came a company of travelers; then they sent their water drawer, and he let down his bucket. He said, "Good news! Here is a boy." And they concealed him, [taking him] as merchandise;1 and Allāh was Knowing of what they did.
وَشَرَوۡهُ بِثَمَنِۭ بَخۡسٖ دَرَٰهِمَ مَعۡدُودَةٖ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ ٢٠
And they sold him for a reduced price - a few dirhams - and they were, concerning him, of those content with little.
19- Bir yolcu kafilesi gelip sucularını yolladılar. O da kovasını (kuyuya) sarkıttı: “Müjde! İşte genç bir çocuk!” dedi. Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Allah ise ne yaptıklarını çok iyi biliyordu. 20- Onu düşük bir fiyata, sayılı birkaç dirheme sattılar. Zaten ona pek değer vermiyorlardı.
19. Yani Yusuf aleyhisselam bir süre kuyuda kaldıktan sonra nihâyet Mısır’a doğru gitmekte olan “bir yolcu kafilesi gelip sucularını yolladılar.” Yani onlar için su aramak, suyun bulunduğu yeri tespit etmek, onlar için havuz gibi bir yerde su hazırlamak vb. işleri görmek üzere önden giden öncülerini gönderdiler. “O da” bu sucuları “kovasını (kuyuya) sarkıttı.” Yusuf aleyhisselam da ona tutunarak çıktı. “Müjde, işte genç bir çocuk, dedi.” Sevindi ve: Bu çok değerli bir köledir, dedi. “Onu bir ticaret malı gibi sakladılar.”
20. Kardeşleri de o sırada yakın bir yerde bulunuyordu. Bu sefer yolcu kafilesi onu kardeşlerinden “düşük bir fiyata, sayılı birkaç dirheme” karşılık gelen oldukça düşük bir bedele “sattılar. Zaten ona pek değer vermiyorlardı.” Çünkü kardeşlerinin maksadı, sadece onun ortadan kaybolup babasından uzak olmasını sağlamaktı. Yoksa onun karşılığında para kazanmak gibi bir maksatları yoktu. Buna göre anlam şöyle olur: Kafile, Yusuf’u bulduklarında onun durumunu gizlemek ve beraberindeki ticaret eşyaları arasına onu katmak istediler. Ancak kardeşleri gelip onun, kendilerinden kaçan köleleri olduğunu iddia ettiler. Bunun üzerine kafile, belirtilen bedel karşılığında onu satın aldı ve kendilerinden kaçmaması için de kardeşlerinden teminat aldılar. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
12:21Page 237
وَقَالَ ٱلَّذِي ٱشۡتَرَىٰهُ مِن مِّصۡرَ لِٱمۡرَأَتِهِۦٓ أَكۡرِمِي مَثۡوَىٰهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدٗاۚ وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلِنُعَلِّمَهُۥ مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ وَٱللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰٓ أَمۡرِهِۦ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٢١
And the one from Egypt1 who bought him said to his wife, "Make his residence comfortable. Perhaps he will benefit us, or we will adopt him as a son." And thus, We established Joseph in the land that We might teach him the interpretation of events [i.e., dreams]. And Allāh is predominant over His affair, but most of the people do not know.
21- Onu satın alan Mısırlı adam, hanımına:“Ona değer verip iyi bak. Belki bize faydası dokunur yahut da onu evlat ediniriz” dedi. İşte biz böylece Yusuf’a o ülkede (mevki edinsin) ve ona rüya yorumunu öğretelim diye imkân hazırladık. Allah (dilediği) işini mutlaka yerine getirir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
21. Yani bu yolcu kafilesi Mısır’a gidip orada onu sattıklarında, onu Mısır’ın Azizi satın aldı. Onu satın aldıktan sonra da onu gerçekten beğendi ve onun hakkında hanımına şöylece tavsiyede bulundu:“Ona değer verip iyi bak. Belki bize faydası dokunur yahut da onu evlat ediniriz.” Yani bu ya çeşitli hizmetlerde bulunmak sureti ile köleler gibi bize faydalı olur yahut da biz ondan çocuklarımızdan yararlandığımız gibi yararlanırız. Bunu çocukları olmadığından dolayı söylemiş olsa gerektir. “İşte biz böylece Yusuf’a o ülkede (mevki edinsin)… diye imkân hazırladık.” Mısır Azizi tarafından satın alınmasını ve ona bu derece ikram göstermesini kolaylaştırdığımız gibi aynı şekilde bunu, bu yolla yeryüzünde imkân ve iktidar sahibi olmasının bir başlangıcı yaptık. “ve ona rüya yorumunu öğretelim diye.” Çünkü onun ilim elde etmenin dışında hiçbir meşguliyeti ve tasası kalmayınca bu, ahkâma dair olsun yoruma dair olsun bunun dışında olsun pek çok ilim öğrenmesine vesile oldu. “Allah (dilediği) işini mutlaka yerine getirir.” O’nun emri mutlaka yerini bulur, hiç kimse onu engelleyemez ve hiç kimse O’nu mağlup edemez. “Fakat insanların çoğu bilmezler.” Bundan dolayı onlar, Allah’ın kaderî hükümlerine galip gelme maksadıyla birtakım işler yaparlar. Halbuki onlar, bunu gerçekleştiremeyecek kadar zayıf ve acizdirler.
12:22Page 237
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمٗا وَعِلۡمٗاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٢٢
And when he [i.e., Joseph] reached maturity, We gave him judgement and knowledge. And thus We reward the doers of good.
22- Ergenlik çağına varınca kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte ihsan sahiplerini biz, böyle mükâfatlandırırız.
22. Yusuf “ergenlik çağına varınca” maddi ve manevi gücü kemal derecesine ulaşıp peygamberlik ve risalet gibi ağır yükleri yüklenebilecek çağa gelince “kendisine hüküm ve ilim verdik.” Yani biz onu rasûl bir nebi ve rabbani bir bilgin kıldık. “İşte” hem Yaratana ibadet hususunda bütün gayretini ortaya koyup onu en güzel şekilde ifa etmek sureti ile ihsana ulaşan hem de Allah’ın kullarına faydalı olup iyilikte bulunan “ihsan sahiplerini biz, böyle mükâfatlandırırız.” Onların bu iyiliklerini karşılık verdiğimiz mükafatlar arasında faydalı ilim de vardır. Bu, Yusuf aleyhisselam’ın ihsan makamına tam anlamıyla ulaştığına, buradan da Allah'ın ona insanlar arasında hüküm verme, pek çok bilgi ve nübüvveti nimetlerini lütfettiğine delildir.
Bu oldukça büyük bir imtihandı ve Yusuf için, kardeşleri ile olan imtihanından ve ona sabretmesinden daha ağırdı. Ecir itibari ile de daha büyüktü. Çünkü bu, böyle bir fiilin yapılması için her türlü sebebin varlığına rağmen kendi iradesi ile tercih ettiği bir sabırdı. Zira o, Allah sevgisini bu fiili işlemekten önde tutmuştu. Kardeşleri ile olan imtihandaki sabrı ise zorunlu bir sabırdı. Tıpkı kulun kendi tercihi olmaksızın başına gelen ve ister istemez sabretmekten başka yapacak bir şey bulunmayan hastalıklar ve hoşlanılmayan olaylar karşısındaki sabır gibi.
12:23–29Page 238
وَرَٰوَدَتۡهُ ٱلَّتِي هُوَ فِي بَيۡتِهَا عَن نَّفۡسِهِۦ وَغَلَّقَتِ ٱلۡأَبۡوَٰبَ وَقَالَتۡ هَيۡتَ لَكَۚ قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ رَبِّيٓ أَحۡسَنَ مَثۡوَايَۖ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ ٢٣
And she, in whose house he was, sought to seduce him. She closed the doors and said, "Come, you." He said, "[I seek] the refuge of Allāh. Indeed, he1 is my master, who has made good my residence. Indeed, wrongdoers will not succeed."
وَلَقَدۡ هَمَّتۡ بِهِۦۖ وَهَمَّ بِهَا لَوۡلَآ أَن رَّءَا بُرۡهَٰنَ رَبِّهِۦۚ كَذَٰلِكَ لِنَصۡرِفَ عَنۡهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلۡفَحۡشَآءَۚ إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ ٢٤
And she certainly determined [to seduce] him, and he would have inclined to her had he not seen the proof [i.e., sign] of his Lord. And thus [it was] that We should avert from him evil and immorality. Indeed, he was of Our chosen servants.
وَٱسۡتَبَقَا ٱلۡبَابَ وَقَدَّتۡ قَمِيصَهُۥ مِن دُبُرٖ وَأَلۡفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا ٱلۡبَابِۚ قَالَتۡ مَا جَزَآءُ مَنۡ أَرَادَ بِأَهۡلِكَ سُوٓءًا إِلَّآ أَن يُسۡجَنَ أَوۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ٢٥
And they both raced to the door, and she tore his shirt from the back, and they found her husband at the door. She said, "What is the recompense of one who intended evil for your wife but that he be imprisoned or a painful punishment?"
قَالَ هِيَ رَٰوَدَتۡنِي عَن نَّفۡسِيۚ وَشَهِدَ شَاهِدٞ مِّنۡ أَهۡلِهَآ إِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن قُبُلٖ فَصَدَقَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ ٢٦
[Joseph] said, "It was she who sought to seduce me." And a witness from her family testified, "If his shirt is torn from the front, then she has told the truth, and he is of the liars.
وَإِن كَانَ قَمِيصُهُۥ قُدَّ مِن دُبُرٖ فَكَذَبَتۡ وَهُوَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ ٢٧
But if his shirt is torn from the back, then she has lied, and he is of the truthful."
فَلَمَّا رَءَا قَمِيصَهُۥ قُدَّ مِن دُبُرٖ قَالَ إِنَّهُۥ مِن كَيۡدِكُنَّۖ إِنَّ كَيۡدَكُنَّ عَظِيمٞ ٢٨
So when he [i.e., her husband] saw his shirt torn from the back, he said, "Indeed, it is of your [i.e., women's] plan. Indeed, your plan is great [i.e., vehement].
يُوسُفُ أَعۡرِضۡ عَنۡ هَٰذَاۚ وَٱسۡتَغۡفِرِي لِذَنۢبِكِۖ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ ٱلۡخَاطِـِٔينَ ٢٩
Joseph, ignore this.1 And, [my wife], ask forgiveness for your sin. Indeed, you were of the sinful."
23- Evinde bulunduğu kadın, ona sahip olmak istedi. Kapıları sımsıkı kapadı ve:“Haydi gel yanıma!” dedi. O ise:“Allah’a sığınırım. Üstelik o (kocan da) benim efendimdir, bana değer verip iyi bakmıştır. Gerçek şu ki zalimler iflah olmazlar” dedi. 24- Andolsun ki kadın ona meyletmişti. O da o kadına meyletmişti. Eğer Rabbinin burhanını görmemiş olsaydı... İşte ondan kötülüğü ve hayasızlığı giderelim diye böyle yaptık. Şüphesiz o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandır. 25- İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan boylu boyunca yırttı. Kapının yanında da kadının efendisine rastgeldiler. Kadın dedi ki:“Hanımına kötü bir iş yapmak isteyenin cezası zindana atılmaktan yahut da can yakıcı bir cezadan başka ne olabilir ki?” 26- Yusuf:“Asıl o bana sahip olmak istedi” dedi. Kadının yakınlarından biri şöyle şahitlik etti:“Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır.” 27- “Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir” dedi. 28- Kocası, gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (ona): “Şüphe yok ki bu, siz (kadınların) tuzaklarındandır. Doğrusu sizin tuzağınız pek büyüktür.” dedi. 29- “Yusuf, sen bundan vazgeç! Sen de (ey kadın) günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen gerçekten günahkârlardan oldun.”
23-24. Şöyle ki Yusuf aleyhisselam Aziz’in evinde izzet ve ikram içerisinde kaldı. Kendisi oldukça güzel, mükemmel ve alımlı bir kişilik idi. Onun bu durumu dolayısıyla “evinde bulunduğu kadın, ona sahip olmak istedi.” Yusuf, onun kölesi ve onun idaresi altında bulunuyordu. Kaldıkları mesken birdi. Böyle bir yerde hiçbir kimse fark etmeksizin, hiçbir insan duymaksızın o hoş olmayan işi yapabilme imkânı vardı. “Kapıları sımsıkı kapadı” ve musibet bir kat daha ağırlaştı. Artık bulundukları yer tenha idi ve kapılar kapalı olduğu için bulundukları yere herhangi bir kimsenin girmesi söz konusu değildi. Bu nedenle kadın, yanına gelmesini isteyerek:“Haydi gel yanıma, dedi.” O hoş olmayan işi yapmak için bana doğru gel. Yusuf yabancı bir kimse idi. Böyle bir kimse, vatanında ve kendisini tanıyanlar arasında bulunan kimsenin yapmaktan utanacağı işleri rahatlıkla yapabilirdi. Üstelik o, bu kadının idaresi altında bir esirdi. Kadın da efendisi idi. Diğer taraftan onu, bu işi yapmaya sevkedecek bir güzelliği vardı. Yusuf da genç ve bekardı. Ayrıca Azizin karısı, eğer ona emrettiği işi yapmayacak olursa hapse atmak yahut da oldukça ağır işkencelere uğratmakla onu tehdit etmişti. Ancak Yusuf, bu işi yapmasını gerektiren güçlü etkenlerin varlığına rağmen Allah’a isyan etmeyip sabretti. Çünkü o, kadına meyledip içinden böyle bir işi yapmayı geçirdiyse de Allah rızası için onu terk etti. Allah’ın isteğini kötülüğü emreden nefsinin isteğinden öne geçirdi. “Rabbinin burhanını” görmesi sayesinde, yani Rabbi tarafından, her türlü haramı terk etmesini gerektiren ilim ve iman sayesinde bu büyük masiyetten uzak durdu ve:“Allah’a sığınırım” dedi. Yani, bu çirkin işi yapmaktan Allah’a sığınırım. Çünkü bu iş, Allah’ın gazabını gerektirir ve beni Allah’tan uzaklaştırır. Diğer taraftan bu, beni güzel bir şekilde barındıran efendime de bir hainlik olur. Onun iyiliklerine, hanımı ile en çirkin bir işi işleyerek çok kötü bir karşılıkta bulunmam bana yakışmaz. Çünkü bu, zulmün en büyüğüdür:“Gerçek şu ki zalimler iflah olmazlar.” Özetle Yusuf aleyhisselam Yüce Allah’ın korkusunu/takvayı, kendisine iyilikte bulunan efendisinin hakkına riâyet etmeyi ve kendisini zulümden -ki onu işleyen iflah olmaz- korumak isteğini, bu işi işlemesinin engelleri olarak ortaya koymuştur. Aynı şekilde Allah’ın ona lütfetmiş olduğu ve ilâhi emirlere uyup yasaklardan kaçınmayı gerektiren kalbî iman burhanını da bu engeller arasında saymıştır. Bütün bunları içinde barındıransa Yüce Allah’ın “ondan kötülüğü ve hayasızlığı” uzaklaştırmış olmasıdır. Çünkü o, Yüce Allah’ın ihlasa erdirip seçtiği, kendisinin has kulları arasına kattığı, üzerlerine Allah’ın hayırlı kullarından olmasını sağlayacak nimetleri ihsan edip hoş olmayan şeyleri onlardan uzaklaştırdığı “ihlâsa erdirilmiş” kullarındandı.
25. Yusuf, Aziz’in hanımının oldukça ileri derecedeki ısrarına rağmen isteğini kabul etmeyip ondan kaçmaya ve bu fitneden kurtulmak maksadı ile de kapıdan bir an önce çıkmaya koyuldu. Kadın da arkasından koştu ve elbisesinden yakaladı. Gömleğini arkadan yırttı. Bu halde kapıya ulaştıklarında kadının efendisine yani kocasına rastgeldiler. Kocası kendisi için ağır bir durumla karşılaştı. O nedenle kadın hemen yalana sığındı ve kendisine kötülük yapmaya kalkışanın Yusuf olduğunu iddia ederek:“Hanımına kötü bir iş yapmak isteyenin cezası zindana atılmaktan yahut da can yakıcı bir cezadan başka ne olabilir ki?” dedi. O, bu ifadesinde kendisinin de Yusuf’un da böyle bir fiili işlemediğini belirtmek kastı ile “Hanımına kötü bir iş yapmak isteyen” demiş “Hanımına kötü bir iş yapan” dememiştir. Yani cezayı gerektiren şeyin, kötülük yapma kastı ve isteği olduğuna dikkat çekip buna kalkışanın cezasının da hapse atılmaktan yahut can yakıcı bir cezaya çarptırılmaktan başka bir şey olmayacağını ifade etmişti.
26. Yusuf, Azizin karısının kendisine yapmış olduğu iftiradan uzak olduğunu belirterek:“Asıl o bana sahip olmak istedi, dedi.” Bu durumda her birisinin de doğru söylemiş olma ihtimali doğdu. Ancak doğru söyleyenin hangisi olduğu belli değildi. Yüce Allah ise doğruluğun ve hakkın birtakım alametlerini, buna delil olacak emareleri takdir etmiştir. Kullar bunları kimi zaman bilebilir, kimi zaman da bilemeyebilirler. İşte Yüce Allah, bu meselede de peygamberi ve seçkin kulu Yusuf aleyhisselam’ı temize çıkarmak üzere aralarından kimin doğru söylediğini bilme imkânını lütfetmiştir. Bunun üzerine kadının aile halkı arasından belli bir karineye dayanarak tanıklık edecek kimseyi gönderdi. Bu karine kimin üzerinde ise doğru söyleyenin o olduğu ortaya çıkacaktı. Dedi ki:“Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır.” Çünkü bu, kadının üzerine gidenin, ona kötülük yapmak isteyenin ve buna kalkışanın o olduğuna, buna karşılık kadının da onu kendisinden uzaklaştırmak isteği ile ön taraftan gömleğini yırtmış olduğuna delildir.
27. “Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir.” Çünkü bu da onun kadından kaçtığına, arkasından koşanın kadın olduğuna ve gömleğini de bu şekilde arkadan yırttığına delil teşkil eder.
28. “Kocası gömleğinin arkasından yırtılmış olduğunu görünce” Yusuf’un doğru söylediğini ve suçsuz olduğunu, yalan söyleyenin ise kadın olduğunu anladı. O nedenle de kocası karısına:“Şüphe yok ki bu, siz (kadınların) tuzaklarındandır. Doğrusu sizin tuzağınız pek büyüktür, dedi.” Kadının bu tuzağından daha büyük tuzak olabilir mi? Zira o, kötülük yapmak isteyen kendisi olduğu halde kendisini temize çıkarmaya çalışıp suçu Allah’ın peygamberi Yusuf aleyhisselam’a atıp iftira edecek kadar ileri gitmişti.
29. Daha sonra efendisi, işin gerçeğini anlayıca Yusuf’a ve karısına hitaben şöyle dedi:“Yusuf, sen bundan vazgeç.” Yani bu konuda bir şey söyleme ve onu unut. Kimseye bu olaydan söz etme. Bununla hanımının halini gizlemek istemişti. Ey kadın, “sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen gerçekten günahkârlardan oldun.” Böylelikle Yusuf’a bu işi unutmasını, karısına da günahının bağışlanmasını dileyip tevbe etmesini emretti.
12:30–35Page 238
۞ وَقَالَ نِسۡوَةٞ فِي ٱلۡمَدِينَةِ ٱمۡرَأَتُ ٱلۡعَزِيزِ تُرَٰوِدُ فَتَىٰهَا عَن نَّفۡسِهِۦۖ قَدۡ شَغَفَهَا حُبًّاۖ إِنَّا لَنَرَىٰهَا فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٖ ٣٠
And women in the city said, "The wife of al-ʿAzeez is seeking to seduce her slave boy; he has impassioned her with love. Indeed, we see her [to be] in clear error."
فَلَمَّا سَمِعَتۡ بِمَكۡرِهِنَّ أَرۡسَلَتۡ إِلَيۡهِنَّ وَأَعۡتَدَتۡ لَهُنَّ مُتَّكَـٔٗا وَءَاتَتۡ كُلَّ وَٰحِدَةٖ مِّنۡهُنَّ سِكِّينٗا وَقَالَتِ ٱخۡرُجۡ عَلَيۡهِنَّۖ فَلَمَّا رَأَيۡنَهُۥٓ أَكۡبَرۡنَهُۥ وَقَطَّعۡنَ أَيۡدِيَهُنَّ وَقُلۡنَ حَٰشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا مَلَكٞ كَرِيمٞ ٣١
So when she heard of their scheming, she sent for them and prepared for them a banquet and gave each one of them a knife and said [to Joseph], "Come out before them." And when they saw him, they greatly admired him and cut their hands1 and said, "Perfect is Allāh!2 This is not a man; this is none but a noble angel."
قَالَتۡ فَذَٰلِكُنَّ ٱلَّذِي لُمۡتُنَّنِي فِيهِۖ وَلَقَدۡ رَٰوَدتُّهُۥ عَن نَّفۡسِهِۦ فَٱسۡتَعۡصَمَۖ وَلَئِن لَّمۡ يَفۡعَلۡ مَآ ءَامُرُهُۥ لَيُسۡجَنَنَّ وَلَيَكُونٗا مِّنَ ٱلصَّٰغِرِينَ ٣٢
She said, "That is the one about whom you blamed me. And I certainly sought to seduce him, but he firmly refused; and if he will not do what I order him, he will surely be imprisoned and will be of those debased."
قَالَ رَبِّ ٱلسِّجۡنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِۖ وَإِلَّا تَصۡرِفۡ عَنِّي كَيۡدَهُنَّ أَصۡبُ إِلَيۡهِنَّ وَأَكُن مِّنَ ٱلۡجَٰهِلِينَ ٣٣
He said, "My Lord, prison is more to my liking than that to which they invite me. And if You do not avert from me their plan, I might incline toward them and [thus] be of the ignorant."
فَٱسۡتَجَابَ لَهُۥ رَبُّهُۥ فَصَرَفَ عَنۡهُ كَيۡدَهُنَّۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ ٣٤
So his Lord responded to him and averted from him their plan. Indeed, He is the Hearing, the Knowing.
ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّنۢ بَعۡدِ مَا رَأَوُاْ ٱلۡأٓيَٰتِ لَيَسۡجُنُنَّهُۥ حَتَّىٰ حِينٖ ٣٥
Then it appeared to them after they had seen the signs1 that he [i.e., al-ʿAzeez] should surely imprison him for a time.2
30- Şehirde birtakım kadınlar:“Azizin karısı, uşağına sahip olmak istiyormuş. Anlaşılan (Yusuf’un) sevgisi yüreğini kaplamış. Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz” dediler. 31- (Azizin karısı) o kadınların dedikodularını işitince onlara haber gönderdi. Onlar için yaslanacakları bir yer (ve sofra) hazırladı. Onların her birine de birer bıçak verdi. (Onlar meyve soyarlarken Yusuf’a da): “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar onu görünce onun büyük bir güzelliğe sahip olduğunu anladılar. (Farkında olmadan) ellerini kestiler ve dediler ki: “Allah’ı tenzih ederiz! Bu, insan değil! Bu ancak çok üstün bir melektir.” 32- (Azizin karısı) dedi ki: “İşte kendisi hakkında beni kınadığınız (o uşak) bu! (Evet,) andolsun ki ben ona sahip olmak istedim, fakat o bundan şiddetle kaçındı. Şâyet kendisine emredeceğim şeyi yapmazsa andolsun zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır.” 33- (Yusuf) dedi ki: “Rabbim, ben zindanı onların beni davet edecekleri şeye tercih ederim. Eğer sen onların tuzaklarını benden savmazsan ben onlara meyleder ve cahillerden olurum.” 34- Rabbi de onun duasını kabul etti ve o kadınların tuzaklarını ondan savdı. Çünkü O, hakkı ile işitendir, bilendir. 35- Sonra bütün delilleri gördükleri halde yine de onu bir süreye kadar zindana atmak onlara uygun göründü.
30. “Şehirde birtakım kadınlar…” Yani bu hususa dair haber şehirde yayıldı, meşhur oldu. Kadınlar bundan söz etmeye ve bundan dolayı Aziz’in karısını kınamaya ve şöyle demeye koyuldular:“Azizin karısı, uşağına sahip olmak istiyormuş. Anlaşılan (Yusuf’un) sevgisi yüreğini kaplamış.” Yani bu, çirkin bir şeydir. Zira o, oldukça yüksek mevkide bulunan bir kadındır. Kocasının da konumu büyüktür. Bununla birlikte kadın, elinin altında ve hizmetinde bulunan uşağına sahip olmaya kalkışmış. Üstelik ona karşı duyduğu sevgi de kalbinde çok büyük bir yer etmiş. Öyle ki “sevgisi yüreğini kaplamış.” Yani onun sevgisi, yüreğinin tâ içerisine kadar işlemiş. Bu ise sevginin en ileri derecesini ifade eder. “Biz, onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” Çünkü o, hiç de yapmaması gereken bir işi yapmış, böyle bir duruma düşmüştür ki bu, onun insanlar nezdindeki kadrini, kıymetini düşürür.
31. “(Azizin karısı) o kadınların dedikodularını/hilelerini işitince…” Kadınların bu sözleri, hile maksatlı idi. Zira bu sözden kasıtları sadece onu kınamak ve tenkid etmek değildi. Bu sözleri ile Aziz’in karısını böyle bir sevgiye düşüren Yusuf’u görme imkanı bulmak istemişlerdi. Böylelikle Aziz’in karısı bu sözlerine öfkelensin ve bu konuda kendisini mazur görmelerini sağlamak için de bu delikanlıyı onlara göstersin, istiyorlardı. Bundan dolayı onların bu şekildeki konuşmalarından “hile” diye söz edilmiştir. İşte bu sözleri “işitince kendilerine” evine misâfirliğe gelmeleri için “haber gönderdi. Onlar için yaslanacakları bir yer (ve sofra) hazırladı.” Çeşitli döşekler, yastıklar ve lezzetli yiyecekler hazırladı. Bu ikramlar arasında bıçak kullanmayı gerektirecek ya turunç ya da benzeri türden bir meyve de koymuştu. “Onların her birine de birer bıçak verdi” ki onunla yiyeceklerini kessinler. “(Onlar meyve soyarlarken Yusuf’a da):” güzel ve alımlı hali ile “Çık karşılarına, dedi.”“Kadınlar onu görünce, onun büyük bir güzelliğe sahip olduğunu anladılar.” Kalplerinde büyük bir yer etti ve benzerini görmedikleri çok üstün bir manzara ile karşılaştılar. Hayranlıklarından dolayı da ellerinde bulunan o bıçaklarla “(Farkında olmadan) ellerini kestiler ve dediler ki: Allahı tenzih ederiz. Bu, insan değil! Bu ancak çok üstün bir melektir.” Çünkü Yusuf’a verilen üstün ve göz kamaştırıcı güzellik, görenler için büyük bir alamet ve dikkatle düşünenler için bir ibret olacak derecedeydi.
32. Bu kadınlar, Yusuf’un zahiri güzelliğini görüp son derece hayrete düşünce ve böylelikle Aziz’in karısının büyük ölçüde mazur olduğunu anladıktan sonra Aziz’in karısı, onlara Yusuf’un tam iffet sahibi olduğunu belirterek iç güzelliğini de göstermek istedi. O nedenle de hem bunu hem de ona karşı duyduğu aşırı sevgisini -artık kadınların onu kınamaları söz konusu olmayacağından dolayı söyleyeceklerine aldırmaksızın- açıklayarak ilan etti ve:“dedi ki: İşte kendisi hakkında beni kınadığınız (o uşak) bu! (Evet,) andolsun ki ben ona sahip olmak istedim, fakat o bundan şiddetle kaçındı.” Yani bu işe yaklaşmadı. Kadın ise ona istediğini yaptırmakta direniyor, geçen zaman ise onun huzursuzluğunu, sevgisini, Yusuf’a kavuşmaya duyduğu şevk ve arzusunu artırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Bu yüzden de kadınların önünde şöyle dedi:“Eğer kendisine emredeceğim şeyi yapmazsa andolsun zindana atılacak ve kesinlikle zillete uğrayanlardan olacaktır.” Kadın bu tehdidi ile onu istediğini gerçekleştirmek zorunda bırakmak istiyordu.
33. İşte o vakit Yusuf, Rabbine sığındı ve bu kadınların hile ve tuzaklarına karşı O’ndan yardım isteyerek “dedi ki: Rabbim, ben zindanı bu kadınların beni kendisine davet ettikleri şeye tercih ederim.” Bu, kadınların Yusuf’a hanımefendisine itaat etmesi için telkinlerde bulunduklarını ve bu konuda ona tuzak kurmaya çalıştıklarını göstermektedir. Yusuf ise oldukça ağır ilâhi bir azabı gerektiren dünyevi bir lezzete karşılık hapsi, dünyevi azap ve işkenceyi tercih etti. “Eğer Sen bunların tuzaklarını benden savmazsan ben onlara meyleder” çünkü ben aciz ve zayıf bir kimseyim; eğer kadınların kötülüğünü benden uzaklaştırmayacak olursan onlara meylim olur “ve cahillerden olurum.” Çünkü bu, bir cahilliktir. Zira o takdirde geçici, az ve elemlerle karışık bir lezzeti, nimet dolu cennetlerdeki kesintisiz lezzetlere ve türlü türlü arzulara tercih etmiş olur. Böyle bir şeyi böyle bir nimete tercih edenden daha cahil kim olabilir? Şüphesiz ki ilim ve akıl, iki menfaatten ve iki lezzetten daha büyük olana öncelik tanımayı ve sonucu itibari ile güzel olanı tercih etmeyi gerektirir.
34. “Rabbi de” kendisine dua ettiğinde “onun duasını kabul etti ve o kadınların tuzaklarını ondan savdı.” Kadın elinden gelen bütün yollarla yine onu kandırmaya ve ondan murad almaya çalışıp durdu. Nihâyet kadın, ondan ümidini kesti. Allah da kadının tuzağını ondan savdı. “Çünkü O” dua edenlerin dualarını “hakkıyla işitendir,” kulunun salih niyetini de Yüce Allah’ın yardım ve lütfuna mazhar olmayı gerektiren zayıf bünyesini de çok iyi “bilendir.” İşte Yüce Allah’ın Yusuf’u bu helak edici fitneden ve bu ağır mihnetten kurtarışı böyle oldu.
35. Onun efendilerine gelince bu haber yaygınlaşıp ortaya çıkınca insanların kimi kadını mazur görürken, kimisi de kınayıp eleştirmeye koyuldu. “Sonra” Yusuf’un suçsuzluğuna delâlet eden “bütün delilleri gördükleri halde yine de onu bir süreye kadar zindana atmak onlara uygun göründü.” Böylelikle konuya dair haberlerin ardı arkası kesilsin ve insanlar onu unutsun istediler. Çünkü bir şey bir kere yaygınlık kazandı mı sebepleri var olduğu sürece anılmaya ve yaygınlaşmaya devam eder. Sebepleri ortadan kalktığında ise unutuluverir. Bu yüzden böyle bir işin maslahatlarına olduğu görüşüne sahip oldular ve bu sebeple onu hapse attılar.
12:36–41Page 239
وَدَخَلَ مَعَهُ ٱلسِّجۡنَ فَتَيَانِۖ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَعۡصِرُ خَمۡرٗاۖ وَقَالَ ٱلۡأٓخَرُ إِنِّيٓ أَرَىٰنِيٓ أَحۡمِلُ فَوۡقَ رَأۡسِي خُبۡزٗا تَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِنۡهُۖ نَبِّئۡنَا بِتَأۡوِيلِهِۦٓۖ إِنَّا نَرَىٰكَ مِنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٣٦
And there entered the prison with him two young men. One of them said, "Indeed, I have seen myself [in a dream] pressing [grapes for] wine." The other said, "Indeed, I have seen myself carrying upon my head [some] bread, from which the birds were eating. Inform us of its interpretation; indeed, we see you to be of those who do good."
قَالَ لَا يَأۡتِيكُمَا طَعَامٞ تُرۡزَقَانِهِۦٓ إِلَّا نَبَّأۡتُكُمَا بِتَأۡوِيلِهِۦ قَبۡلَ أَن يَأۡتِيَكُمَاۚ ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّيٓۚ إِنِّي تَرَكۡتُ مِلَّةَ قَوۡمٖ لَّا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَهُم بِٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ كَٰفِرُونَ ٣٧
He said, "You will not receive food that is provided to you except that I will inform you of its interpretation before it comes to you. That is from what my Lord has taught me. Indeed, I have left the religion of a people who do not believe in Allāh, and they, in the Hereafter, are disbelievers.
وَٱتَّبَعۡتُ مِلَّةَ ءَابَآءِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَۚ مَا كَانَ لَنَآ أَن نُّشۡرِكَ بِٱللَّهِ مِن شَيۡءٖۚ ذَٰلِكَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ عَلَيۡنَا وَعَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ ٣٨
And I have followed the religion of my fathers, Abraham, Isaac and Jacob. And it was not for us to associate anything with Allāh. That is from the favor of Allāh upon us and upon the people, but most of the people are not grateful.
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ ءَأَرۡبَابٞ مُّتَفَرِّقُونَ خَيۡرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ ٣٩
O [my] two companions of prison, are separate lords better or Allāh, the One,1 the Prevailing?2
مَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ أَسۡمَآءٗ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِنِ ٱلۡحُكۡمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ٤٠
You worship not besides Him except [mere] names you have named them,1 you and your fathers, for which Allāh has sent down no evidence. Legislation is not but for Allāh. He has commanded that you worship not except Him. That is the correct religion, but most of the people do not know.
يَٰصَٰحِبَيِ ٱلسِّجۡنِ أَمَّآ أَحَدُكُمَا فَيَسۡقِي رَبَّهُۥ خَمۡرٗاۖ وَأَمَّا ٱلۡأٓخَرُ فَيُصۡلَبُ فَتَأۡكُلُ ٱلطَّيۡرُ مِن رَّأۡسِهِۦۚ قُضِيَ ٱلۡأَمۡرُ ٱلَّذِي فِيهِ تَسۡتَفۡتِيَانِ ٤١
O two companions of prison, as for one of you, he will give drink to his master of wine; but as for the other, he will be crucified, and the birds will eat from his head. The matter has been decreed about which you both inquire."
36- Onunla birlikte zindana iki de delikanlı girdi. Bunlardan biri:“Ben rüyamda kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm” dedi. Diğeri de:“Ben de başımda ekmek taşıdığımı ve kuşların da ondan yediğini gördüm” dedi. “Bize bunun yorumunu bildir, çünkü biz senin iyi kimselerden olduğunu görüyoruz.” 37- Dedi ki:“Size rızıklanmanız için bir yemek gelecek ki o gelmezden evvel ben rüyanızın tabirini mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Gerçek şu ki ben Allah’a iman etmeyen ve âhireti de inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim. 38- “Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için olacak şey değildir. Bu (tevhid), hem bize hem de insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.” 39- “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü rab mi hayırlıdır yoksa tek ve Kahhâr olan Allah mı? 40- “Sizin onun dışında taptıklarınız, kendinizin ve babalarınızın adlandırdığı birtakım isimlerden öte bir şey değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. 41- “Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz (kurtularak) efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecektir. Hakkında bilgi istediğiniz iş (bu şekilde) hükme bağlanmıştır.”
36. Yusuf aleyhisselam hapishaneye girince “onunla birlikte zindana iki de delikanlı girdi.” Bu delikanlılardan her birisi bir rüya gördü ve rüyasını yorumlasın diye Yusuf’a anlattı: “Ben rüyamda kendimi şarap (yapmak için üzüm) sıkarken gördüm, dedi. Diğeri de: Ben Ben de başımda ekmek taşıdığımı ve kuşların da ondan” o ekmekten “yediğini gördüm, dedi. Bize bunun yorumunu bildir.” Bu rüyanın ne anlama geldiğini ve bunun sonunda nereye varacağını bize söyle. “Çünkü biz senin iyi kimselerden olduğunu görüyoruz.” Yani biz, seni insanlara iyilik yapan bir kimse olarak görüyoruz. O halde bizden başkasına iyilik yaptığın gibi bizim de rüyamızı yorumlayarak bize de iyilikte bulun, diyerek Yusuf’un iyilik yapan bir kimse olmasını, bu isteklerine bir gerekçe olarak gösterdiler. Yusuf da onların bu isteklerine cevap olmak üzere şöyle dedi:
37. “Dedi ki: Size rızıklanmanız için bir yemek gelecek ki o gelmezden evvel ben rüyanızın tabirini mutlaka size haber vereceğim.” O halde kalpleriniz mutmain olsun. Ben sizin rüyanızı yorumlayacağım. Sizin öğlen yahut akşam yemeğiniz size gelmeden önce ben size onun yorumunu bildireceğim. Herhalde Yusuf aleyhisselam onları böyle bir durumda imana davet etmek istemişti. Çünkü onların bu halde ona muhtaç oldukları ortada idi. Bu yolla da davetinin daha başarılı ve onlar tarafından daha da kabul edilebilir olmasını istediğinden şöyle dedi:“Bu” benim size yapacağım yorum “Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir.” Bu, Allah’ın bana öğretmiş ve bana lütfedip ihsan ettiği bir bilgidir. Zira “ben Allah’a iman etmeyen ve âhireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim.” Terk, bir şeye girip de sonradan ondan ayrılan kimse hakkında söz konusu olabildiği gibi o şeye hiç girmeyen kimse hakkında da söz konusudur. Bu sebeple Yusuf aleyhisselam daha önceden İbrahim’in dini üzerinde değildi, denilemez.
38. “Ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum.” Daha sonra bu dinin mahiyetini şu sözleri ile açıklamaktadır: “Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için olacak şey değildir.” Bu bize yakışmaz, aksine biz Yüce Allah’ı tevhid ederiz. Din ve ibadeti yalnızca O’na halis kılarız. Yalnızca O’na ihlasla yöneliriz. “Bu (tevhid) hem bize hem de insanlara Allah’ın bir lütfudur.” Bu, Yüce Allah’ın hem bizlere hem de bizi hidâyete ilettiği gibi Allah’ın hidâyete iletmiş olduğu diğer kimselere de O’nun en üstün lütuf ve ihsanlarındandır. Çünkü gerçekten de Allah’ın, kulları üzerinde İslâm’dan ve dosdoğru dinden daha büyük hiçbir lütfu yoktur. Kim onu kabul ederse ve ona boyun eğerse ne şanslıdır! Zira o, en büyük nimeti ve en üstün fazileti elde etmiş olur. “Fakat insanların çoğu şükretmezler.” Bundan dolayı onlara ilâhi lütuf ve ihsan geldiği taktirde onu kabul etmezler ve Allah’ın herhangi bir hakkını yerine getirmezler. Bu ifadelerinde görüldüğü gibi Yusuf, açıkça izlemekte olduğu yolu izlemeye teşvik etmektedir. Bu iki delikanlının kendisine saygı ve tazim ile baktıklarını, onun iyilik yapan ve öğreten birisi olduğunu gördüklerini anlayınca o da onlara izlemekte olduğu bu yolun, bütünü ile Allah’ın lütuf ve ihsanından olduğunu söyledi ve adeta şöyle dedi:“Çünkü Yüce Allah, bana şirki terk edip atalarımın dinine uymayı lütfetmiş bulunuyor. Böylelikle ben sizin gördüğünüz bu hale ulaşabildim. O bakımdan sizlerin de izlediğim bu yolu izlemeniz gerekir.” Daha sonra Yusuf, onlara şu sözleri ile açıkça davette bulundu:
39. “Ayrı ayrı bir sürü rab mi hayırlıdır yoksa tek ve Kahhâr olan Allah mı?” Yani faydası da olmayan, zararı olmayan, bir şey veremeyen, hiçbir şeyi engelleyemeyen, kimisi ağaç, kimisi taş, kimisi melek, kimisi ölü vb. gibi müşriklerin ilah diye edindikleri, çeşit çeşit mabudlar olarak kabul edilen bu tür aciz varlıklar mı hayırlıdır “yoksa tek ve Kahhâr olan Allah mı?” kemal sıfatlarına sahip olup zatı, sıfatları ve filleri ile hiçbir hususta ortağı bulunmayan, bütün her şeyin hüküm ve iradesine boyun eğdiği Allah mı? Ki O’nun dilediği olur, dilemediği de olmaz. “Hareket eden ne kadar canlı varsa hepsinin iradesi O’nun elindedir.”(Hud, 11/56) Bilindiği gibi bu kemale ve vasıflara sahip olan Allah, kemal sıfatlarına sahip bulunmayan, hiçbir şey de yapamayan aksine sadece isimlerden ibaret olan ayrı ayrı ilahlardan elbette ki daha hayırlıdır. Bu yüzden de Yusuf aleyhisselam sözlerine şöylece devam etmiştir:
40. “Sizin onun dışında taptıklarınız, kendinizin ve babalarınızın adlandırdığı birtakım isimlerden öte bir şey değildir.” Sizler bunlara birtakım isimler taktınız ve bunlara ilah diye ad verdiniz. Oysa onlar hiçbir şeydir. Bunlarda uluhiyet sıfatı namına hiçbir şey yoktur. “Allah bunlara dair hiçbir delil indirmemiştir.” Aksine Yüce Allah, onlara ibadet etmeyi yasaklayan ve onların batıl olduğunu bildiren hükümler indirmiştir. Yüce Allah bunlara dair hiçbir delil indirmediğine göre bu uydurma ilahlara ibadet etmeye ne bir yol ne de bir delil yok demektir. Çünkü:“Hüküm ancak Allah’ındır.” Yalnız O’nundur. Emreden, yasak koyan, şeriat belirleyen, hükümleri koyan yalnızca O’dur. Ki “O kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir.”“Dosdoğru” ve her türlü hayra ulaştıran “din işte budur.” Onun dışındaki hiçbir din ise dosdoğru değildir. Aksine her türlü kötülüğe götüren eğri büğrü yollardır. “Fakat insanların çoğu” eşyanın gerçek yüzlerini “bilmezler.” Aksi taktirde, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmek ile O’na ortak koşmak arasındaki fark en açık ve en belirgin hususlardandır. Ama insanların çoğu, bunu bilmeyişleri dolayısı ile şirke saptılar. Yusuf aleyhisselam zindan arkadaşlarını yalnızca Allah’a ibadet etmeye ve dinlerini O’na halis kılmaya çağırdı. Onların bu çağrıyı kabul edip uymuş olmaları ve böylelikle Allah’ın nimetinin üzerlerine tamamlanmış olma ihtimali vardır. Şirkleri üzere devam etmiş olmaları ihtimali de vardır. Yusuf’un daveti ile onlara karşı delil de ortaya konulmuş oldu.
41. Yusuf aleyhisselam önceden onlara vaad etmiş olduğu üzere rüyalarını tabir etmeye koyularak şöyle dedi:“Ey zindan arkadaşlarım, biriniz” yani rüyada üzüm sıktığını gören kişi hapisten çıkacak ve daha önce hizmetinde bulunduğu “efendisine şarap sunacak.” Bu ise hapisten çıkmasını gerektirir. “Diğeri” yani başının üstünde ekmek taşıdığını ve kuşların da ondan yediğini gören kimse “ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir.” Yusuf, kuşların yediği ekmeği delikanlının başındaki et ve beyni diye yorumlamıştır. Bunun kabre konulmayacağı ve kuşlara karşı korunmayacağı aksine asıldıktan sonra kuşların onu yiyebilecekleri bir yere konulacağı şeklinde yorumladı. Daha sonra da onlara yaptığı bu yorumun gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğunu belirterek:“Hakkında bilgi istediğiniz” yorumunu ve açıklamasını istediğiniz “iş (bu şekilde) hükme bağlanmıştır.” dedi.
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences