As-Sa'di · Tafsir · in Turkish
Maryam 19:66–98
19:66–67Page 310
وَيَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوۡفَ أُخۡرَجُ حَيًّا ٦٦
And man [i.e., the disbeliever] says, "When I have died, am I going to be brought forth alive?"
أَوَلَا يَذۡكُرُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ وَلَمۡ يَكُ شَيۡـٔٗا ٦٧
Does man not remember that We created him before, while he was nothing?
66- İnsan:“Ben öldükten sonra mı diri olarak kabirden çıkarılacak mışım?” der. 67- İnsan, daha önce hiçbir şey değilken bizim kendisini (yoktan) yarattığımızı hatırlamaz mı?
66. Burada “insan” ile kastedilen, öldükten sonra dirilişi inkâr eden, bu dirilişin gerçekleşme ihtimalini uzak gören herkestir. İşte böyle bir kimse, bu dirilişin imkânını kabul etmeyerek, inat ve küfrünü ortaya koymak maksadıyla: “Ben, öldükten sonra mı diri olarak kabirden çıkarılacak mışım?” der. Yani ölümden sonra ve çürüyüp toz toprak haline geldikten sonra Allah beni nasıl olur da diriltebilir? Böyle bir şey olamaz, düşünülemez. Bu, onun yanlış çalışan aklı, kötü maksadı, Allah’ın peygamberlerine ve kitaplarına karşı olan dikkafalılığı doğrultusunda sorduğu bir sorudur. Asgari bir şekilde ibret nazarıyla baksa, asgari seviyede düşünse hiç şüphesiz öldükten sonra dirilişi uzak görmesinin son derece gülünç olduğunu görecektir. Bundan dolayı Yüce Allah, öldükten sonra dirilişin mümkün olduğuna dair herkesin bildiği kat’i ve açık bir delili söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
67. “İnsan daha önce hiçbir şey değilken bizim kendisini (yoktan) yarattığımızı hatırlamaz mı?” Yani hiç dikkat nazarlarını toplayarak ilk halini hatırlamaz ve Allah’ın, hiçbir şey değilken onu yoktan var etmiş olduğunu aklına getirmez mi? Söz edilmeye değer bir varlık değilken yokluktan onu yaratmaya kadir olan, darmadağın olduktan sonra onu bir araya getirmeye, dağılıp un ufak olduktan sonra onu yeniden yaratmaya kadir değil midir? Bu da Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Yaratılmışları ilkin yoktan var eden ve sonra da bunu tekrarlayacak (diriltecek) olan, O’dur ve bu, O’na göre daha kolaydır.”(er-Rum, 30/27) Yüce Allah’ın: “İnsan... hatırlamaz mı?” buyruğunda insan, nazik ve münasip bir hitap ile bu akli delili düşünmeye çağırılmaktadır. Aynı şekilde inkâr edenlerin bu inkârlarının, dünyaya geldikleri ilk hallerinden gafil olmalarına dayalı olduğunu da ortaya koymaktadır. Yoksa insan, bu ilk yaratılışını hatırlayıp bunu aklından çıkarmayacak olursa elbette ki öldükten sonra dirilişi inkâr etmeyecektir.
19:68–70Page 310
فَوَرَبِّكَ لَنَحۡشُرَنَّهُمۡ وَٱلشَّيَٰطِينَ ثُمَّ لَنُحۡضِرَنَّهُمۡ حَوۡلَ جَهَنَّمَ جِثِيّٗا ٦٨
So by your Lord, We will surely gather them and the devils; then We will bring them to be present around Hell upon their knees.1
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمۡ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ عِتِيّٗا ٦٩
Then We will surely extract from every sect those of them who were worst against the Most Merciful in insolence.
ثُمَّ لَنَحۡنُ أَعۡلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمۡ أَوۡلَىٰ بِهَا صِلِيّٗا ٧٠
Then, surely it is We who are most knowing of those most worthy of burning therein.
68- Rabbine yemin olsun ki onları da şeytanları da mutlaka (diriltip) mahşerde toplayacağız. Sonra elbette onları getirip cehennemin etrafında diz üstü hazır edeceğiz. 69- Sonra her bir kesimden Rahmân’a karşı azgınlıkta en ileri olanları çekip ayıracağız. 70- Hem sonra oraya atılmaya kimlerin daha layık olduğunu da en iyi biz biliriz.
68. Söz söyleyenlerin en doğrusu olan Yüce Allah rubûbiyetine yemin ederek öldükten sonra dirilişi inkâr eden bu kimseleri şeytanlarla birlikte mutlaka haşredeceğine ve süresi tayin edilmiş belli bir günde onları mutlaka bir araya toplayacağına yemin etmektedir. “Sonra elbette onları getirip cehennemin etrafında diz üstü hazır edeceğiz.” Dehşetli hallerin şiddetinden, sarsıntıların çokluğundan ve karşı karşıya kalacakları durumların fecaatinden dolayı dizleri üzerine çökmüş olarak, o yüce ve büyük zatın haklarında vereceği hükmü bekleyeceklerdir. Bundan dolayı Yüce Allah, onlar hakkındaki hükmünü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
69. “Sonra her bir kesimden Rahmân’a karşı azgınlıkta en ileri olanları çekip ayıracağız.” Yani zulüm, küfür ve azgınlıkta ortak olan zalimlerin her bir kesiminden azgınlıkları daha ileri, zulümleri daha büyük, küfürleri daha fazla olan kimseleri ayıracağız ve onları azaba önden göndereceğiz. Sonra bu şekilde günahlarının ağırlıklarına göre sırayla azaba doğru sürüleceklerdir. Bu hallerinde iken de birbirlerine lanet edeceklerdir. Aralarından daha sonra azaba gönderilecekler, önden gönderilmiş olanlar hakkında:“Rabbimiz, işte bizi bunlar saptırdılar. Onun için bunlara ateş azabını iki kat ver diyecekler... Öncekileri de sonrakilere: Sizin bize hiçbir üstünlüğünüz yoktu, diyecek.”(el-A’raf, 7/38-39) Bütün bunlar, Yüce Allah’ın adaletine, hikmetine ve geniş ilmine bağlı olarak gerçekleşecektir. İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:
70. “Hem sonra oraya atılmaya kimlerin daha layık olduğunu da en iyi biz biliriz.” Yani bizim ilmimiz cehenneme atılmaya kimin daha layık olduğunu kapsamlı olarak kuşatmıştır. Biz, onları bildiğimiz gibi, onların amellerini, amelleri dolayısıyla neyi hak ettiklerini ve bundan dolayı azaptan paylarına düşeni de çok iyi biliriz.
19:71–72Page 310
وَإِن مِّنكُمۡ إِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتۡمٗا مَّقۡضِيّٗا ٧١
And there is none of you except he will come to it.1 This is upon your Lord an inevitability decreed.
ثُمَّ نُنَجِّي ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْ وَّنَذَرُ ٱلظَّٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيّٗا ٧٢
Then We will save those who feared Allāh and leave the wrongdoers within it, on their knees.
71- (Ey insanlar!) Şüphe yok ki aranızda cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin gerçekleştirmeyi üzerine aldığı kesin bir hükümdür. 72- Sonra korkup sakınanları kurtarırız. Zalimleri ise diz üstü çökmüş halde orada bırakırız.
71. Bu hitap, iyileriyle, kötüleriyle, mü’minleriyle, kâfirleriyle bütün insanlara yöneliktir. Onlardan cehenneme uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Yüce Allah’ın gerçekleştirmeyi kesinlikle üzerine aldığı ve bu yolla kullarını korkutup uyardığı bir hükümdür. Bu hükmün yerine gelmesi kaçınılmazdır, bunun meydana gelmesinden başka yol yoktur. Buradaki uğramanın (الورود) manası hakkında farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre bu, bütün insanların dehşete düşmelerine yol açacak şekilde cehennemin yakınına kadar gelmeleridir. Bundan sonra ise Yüce Allah takvâ sahiplerini kurtaracaktır. Bir diğer görüşe göre uğramaktan kasıt, oraya girmek ve orada hazır bulunmaktır. Bu takdirde orası mü’minler için serin ve esenlik olacaktır. Diğer bir görüşe göre ise uğramak cehennem üzerinde bulunan Sırattan geçmektir. İnsanlar, amellerine göre oradan geçecekler, kimisi göz açıp kaparcasına, kimisi rüzgar gibi, kimisi asil atlar gibi, kimisi hızlı koşan develer gibi süratle geçecektir. Kimisi hızlıca koşarak, kimisi yürüyerek, kimisi sürünerek geçecektir, kimisi de yakalanıp ateşe atılacaktır. Kısacası herkes takvâsı oranında oradan geçecektir. Bundan dolayı Yüce Allah, bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
72. “Sonra” emrolundukları işleri yapmak ve yasak kılınanlardan uzak durmak suretiyle Allah’tan “korkup sakınanları kurtarırız.” Küfür ve masiyetler işlemek suretiyle kendisine zulmeden “zalimleri ise diz üstü çökmüş halde orada bırakırız.” Bu, onların zulüm ve küfürlerinden ötürüdür. Onların ebediyen cehennemde kalmaları ve azaba uğramaları hak olmuştur. Artık kurtuluşun bütün çareleri onlar için tükenmiş olacaktır.
19:73–74Page 310
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٖ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَيُّ ٱلۡفَرِيقَيۡنِ خَيۡرٞ مَّقَامٗا وَأَحۡسَنُ نَدِيّٗا ٧٣
And when Our verses are recited to them as clear evidences, those who disbelieve say to those who believe, "Which of [our] two parties is best in position and best in association?"1
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَحۡسَنُ أَثَٰثٗا وَرِءۡيٗا ٧٤
And how many a generation have We destroyed before them who were better in possessions and [outward] appearance?
73- Âyetlerimiz onlara açık açık okunduğunda kâfirler, mü’minlere:“Şu iki topluluktan hangisinin durumu daha iyi ve meclisi daha güzel (biz mi siz mi)?” dediler 74- Halbuki biz, onlardan önce hem mal hem de görünüş itibariyle onlardan daha iyi olan nice nesilleri helâk ettik.
73. Yani bu kâfirlere Allah’ın vahdâniyetine ve peygamberlerinin doğruluğuna apaçık delil teşkil eden ayetlerimiz okunduğunda -bunlar dinleyenlerin imanı kabul etmelerini ve sağlam bir şekilde inanmalarını gerektirdiği halde- onlar gerekenin tam aksi şekilde âyetlere karşılık verdiler; hem âyetlerle hem de onlara iman edenlerle alay ettiler. Dünyadaki güzel durumlarını, mü’minlerden daha iyi oluşlarına delil göstererek hakka karşı çıkan bir tavır ile:“Şu iki topluluktan” biz ve mü’minlerden “hangisinin durumu” dünyadaki makamı, mal ve evlât çokluğu, arzularının daha çok gerçekleşmesi açısından “daha iyi ve meclisi daha güzel? dediler.” Onlar doğru olmayan böyle bir önermeden, böyle bir sonuca ulaştılar. Müminlerden daha hayırlı oluşa gösterdikleri sebep, mallarının ve evlâtlarının daha çok olması, dünyadaki isteklerine daha çok nail olmaları, kendi meclislerinin, oturup kalktıkları toplantı yerlerinin allı pullu ve süslü olması idi. Mü’minler ise bunlara sahip değildir, o halde kendileri mü’minlerden daha hayırlıdırlar. Bu, son derece yanlış ve tutarsız bir delildir. Böyle bir delil gerçekleri tersyüz etme kabilindendir. Yoksa mal ve evladın çokluğu, görünüşün güzelliği çoğu kere bunlara sahip olan kimsenin helak ve bedbaht olmasına, kötülüklerle karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Bu nedenledir ki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
74. “Halbuki biz onlardan önce hem mal” kullandıkları kaplar, kacaklar, yataklar, döşekler, evler, süsler vs. “hem de görünüş” geçimlerinin rahatlığından, aldıkları zevklerin verdiği sevinçten ve suretlerinin güzelliğinden dolayı görünümlerinin daha iyi olması “itibariyle onlardan daha iyi olan nice nesilleri helâk ettik.” Daha önceden helâk edilmiş olan bu kimseler gerek malları, gerekse görünüşleri itibariyle bunlardan daha iyi idiler. Ama böyle olmaları ilâhi azabın tepelerine inmesine engel olmadı. Peki, bunlar onlardan sayıca daha az ve daha güçsüz olduklarına göre ilâhi azaptan kendilerini nasıl koruyacaklar? “Sizin kâfirleriniz bunlardan hayırlı mı yoksa kitaplarda sizin için bir beraat (azaptan kurtuluş belgesi) mi var?”(el-Kamer, 54/43) Böylelikle dünyada sahip olunan iyi halin âhiretteki iyi hale delil gösterilmesinin en tutarsız delillerden ve kâfirlerin tutturdukları yollardan birisi olduğu ortaya çıkmaktadır.
19:75Page 310
قُلۡ مَن كَانَ فِي ٱلضَّلَٰلَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ مَدًّاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلۡعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ شَرّٞ مَّكَانٗا وَأَضۡعَفُ جُندٗا ٧٥
Say, "Whoever is in error - let the Most Merciful extend for him an extension [in wealth and time] until, when they see that which they were promised - either punishment [in this world] or the Hour [of resurrection] - they will come to know who is worst in position and weaker in soldiers."
75- De ki:“Kim sapıklık içinde olursa Rahmân, ona (dünyada) elbet mühlet verecektir. Nihâyet onlar kendilerine vaat edileni; ya azabı ya da kıyameti gördükleri vakit, makamı daha kötü ve ordusu daha zayıf olan kimmiş bilecekler!”
75. Yüce Allah, inatlarının aşırılığına, sapıklıklarının ileri derece olduğuna delalet eden son derece batıl ve tutarsız delillerini söz konusu ettikten sonra burada da kendisi için sapıklığı tercih etmek ve bu yolda çalışmak suretiyle sapıklık içinde olan kimsenin bu sapıklığını sürdüreceğini ve sapıklığını ona daha çok sevdireceğini haber vermektedir. Bu, onun sapıklığı hidâyete tercih etmesinin bir cezasıdır. Nitekim Allah, şöyle buyurmaktadır:“Onlar sapınca Allah da kalplerini saptırdı”(es-Saf, 61/5); “İlk defa ona iman etmedikleri gibi, biz de onların kalplerini ve gözlerini çeviririz ve azgınlıkları içerisinde onları kör ve şaşkın bırakırız.”(el-En’am, 6/110)“Nihâyet onlar” yani “Şu iki topluluktan hangisinin durumu daha iyi ve meclisi daha güzel (biz mi siz mi)?”, diyenler “kendilerine vaat edileni; ya” öldürülmek yahut başka suretle dünyadaki “azabı ya da” amellere verilecek karşılıkların kapısı olan “kıyameti gördükleri vakit, makamı daha kötü ve ordusu daha zayıf olan kimmiş bilecekler!” Yani o vakit bu iddialarının ne kadar batıl, ne kadar çürük olduğunu açıkça görecekler ve kendilerinin şer ehli ve taraftarca zayıf kimseler olduklarını kesin olarak anlayacaklardır. Ancak bunun kendilerine bir faydası olmayacaktır. Zira dünyaya geri dönüp de ilk amellerinden farklı ameller işleme imkânları olmayacaktır.
19:76Page 310
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ هُدٗىۗ وَٱلۡبَٰقِيَٰتُ ٱلصَّٰلِحَٰتُ خَيۡرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابٗا وَخَيۡرٞ مَّرَدًّا ٧٦
And Allāh increases those who were guided, in guidance, and the enduring good deeds are better to your Lord1 for reward and better for recourse.
76- Allah, hidâyete erenlerin hidâyetini artırır. Kalıcı olan salih ameller, Rabbinin nezdinde hem mükafat bakımından daha hayırlıdır, hem de âkıbetçe daha hayırlıdır.
76. Yüce Allah, zalimlere sapıklıklarında uzunca mühlet vereceğini söz konusu ettikten sonra hidâyet bulan kimselerin de -onlara olan lütuf ve rahmeti dolayısıyla- hidâyetlerini artıracağını belirtmektedir. Hidâyet, hem faydalı bilgiyi hem de salih ameli kapsar. İlim, iman ile salih amel yolunda doğruyu izleyen herkesin bu hidâyetini Allah daha da arttırır, bu yolu ona kolaylaştırır. Kendisinin elde edebileceği sınırlar içerisinde olmayan daha başka hususları ona bağışlar. İşte bu buyruk, selef-i salihin de dediği gibi imanın artıp eksilişine delildir. Buna ayrıca Yüce Allah’ın şu buyrukları da delildir:“İman edenlerin de imanı artsın diye…”(el-Müddessir, 74/31); “Onlara ayetleri okunduğu zaman (bu ayetler) onların imanını arttırır.”(el-Enfal, 8/2) Yine vakıa da buna delildir. Çünkü iman, kalbin ve dilin söylediği söz ile kalbin, dilin ve azaların amelidir. Mü’minler ise bu gibi hususlarda birbirinden alabildiğine farklı seviyelerdedirler. aha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kalıcı olan salih ameller” yani başkaları kesintiye uğradığı halde kendileri kesilmeyen, yok olmayan, kalıcı ameller ancak salih olanlarıdır. Namaz, zekât, oruç, hac, umre, kıraat, tesbih, tekbir, tahmid, yaratılmışlara iyilik, kalbi ve bedeni ameller vb. gibi. İşte bu ameller “Rabbinin nezdinde hem mükafat bakımından daha hayırlıdır, hem de âkıbetçe daha hayırlıdır.” Bu amellerin sahiplerine sağlayacağı faydaları ve getirileri pek çoktur, Allah nezdindeki mükâfaatları da daha hayırlıdır. Buradaki “daha hayırlı” ifadesi, kıyas içeren normal anlamında kullanılmamıştır. Çünkü kalıcı salih ameller dışında kişiye fayda sağlayacak ve o ameli işleyene mükâfaatı baki kalacak başka hiçbir amel yoktur. Burada kalıcı salih amellerin söz konusu edilmesinin münasebeti de -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- şudur: Yüce Allah, zalimlerin dünyadaki mal, evlât, güzel makam vb. dünyevi halleri, bu hallere sahip olanın âhirette de iyi halde olacağına delil kabul etmeleri dolayısıyla burada durumun hiç de zannettikleri gibi olmadığını haber vermektedir. Aksine mutluluğun adresi ve kurtuluşun belgesi, ancak Allah’ın sevip razı olduğu amelleri yapmaktır.
19:77–80Page 311
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي كَفَرَ بِـَٔايَٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالٗا وَوَلَدًا ٧٧
Then, have you seen he who disbelieved in Our verses and said, "I will surely be given wealth and children [in the next life]"?
أَطَّلَعَ ٱلۡغَيۡبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدٗا ٧٨
Has he looked into the unseen, or has he taken from the Most Merciful a promise?
كـَلَّاۚ سَنَكۡتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلۡعَذَابِ مَدّٗا ٧٩
No! We will record what he says and extend [i.e., increase] for him from the punishment extensively.
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأۡتِينَا فَرۡدٗا ٨٠
And We will inherit him [in] what he mentions,1 and he will come to Us alone.
77- Ayetlerimizi inkar edip de:“Bana (ahirette) kesinlikle mal ve evlât verilecek” diyen kimseyi gördün mü?! 78- Acaba o, gayba mı muttali olmuş yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış? 79- Asla! Onun dediğini yazacağız ve azabını da uzattıkça uzatacağız. 80- O söylediklerini de ondan miras alacağız ve o, bize tek başına gelecek.
77. Yani sen, şu Allah’ın âyetlerini inkar eden, sonra da ahirette kendisine mutlaka mal ve evlât verilecektir, yani cennet ehlinden olacaktır diye büyük bir iddiada bulunan kâfirin durumuna hayret etmez misin? Gerçekten bu en hayret edilecek işlerdendir. Eğer o Allah’a iman eden bir kimse olup da böyle bir iddiada bulunmuş olsaydı, iş kolaydı. Bu âyet-i kerime her ne kadar belirli bir kâfir hakkında inmiş ise de aslında hak üzere olduğunu ve cennet ehlinden olacağını ileri süren bütün kâfirleri kapsamına alır. Allah, böyle bir kimseyi azarlamak ve yalanlamak üzere şöyle buyurmaktadır:
78. “Acaba o, gayba mı muttali olmuş?” Yani onun bilgisi gaybı kuşatmış da ileride ne olacağını ve kıyamet gününde kendisine mal ve evlât verileceğini bilecek hale mi gelmiş? “Yoksa” bu söylediklerine nail olacağına dair “Rahmân’dan bir söz mü almış?” ki öyle bir şey yoktur. Böylelikle onun, bu iddiayı kendiliğinden uydurduğu ve bilgi sahibi olmadığı bir şeyi söylediği anlaşılmaktadır. Bu şekilde kısım kısım konunun ele alınması ve tekrar tekrar söz konusu edilmesi, gerçekten en ileri derecede susturucu delilleri ihtiva etmekte ve onlara karşı hakkın delilini ortaya koymaktadır. Şöyle ki ahiret gününde Allah nezdinde bir hayır elde edeceğini iddia eden kimse ya bu sözlerini gelecekteki gaybe dair bilgisine istinaden söylemektedir. Oysa gaybe dair bilginin yalnızca Allah’a ait olduğu bilinen bir husustur. Hiç kimse gelecekteki gaybi hususlara dair bir şey bilemez. Bundan Yüce Allah’ın peygamberlerini muttali kıldığı bazı şeyler müstesnadır. Böyle bir iddiada bulunan kişi, ikinci ihtimal olarak da Allah'tan bu konuda bir söz almış olabilir. Bu da ancak Allah’a imanla ve peygamberlerine tâbi olmakla olabilir. Çünkü Allah, böyle yapan söz sahiplerine ahirette kurtulacaklarını ve umduklarını elde edeceklerini bildirmiş ve taahhüd etmiştir. Bu iki husus da söz konusu olmadığına göre böyle bir iddianın batıl olduğu ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
79. “Asla!” Durum, onun iddia ettiği gibi değildir. Bu iddiada bulunan kimsenin gaybı bilmiş olması söz konusu değildir. Çünkü o, kâfirdir ve peygamberlerin getirdikleri risalet bilgisine kısmen de olsa sahip değildir. Küfrü ve imansızlığı sebebiyle Rahmân olan Allah nezdinden bir söz alma imkanı da yoktur. Aksine o, iddiasının tam zıddını hak etmiştir. Onun bu söylediği sözler de cezalarını görmesi, bunun karşılığını alması için yazılmaktadır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onun dediğini yazacağız ve azabını da uzattıkça uzatacağız.” Yani sapıklığı ve azgınlığı arttığı gibi çeşitli azaplarını da arttırağız.
80. “O söylediklerini de ondan miras alacağız.” Malını da evlâtlarını da miras alacağız, dünyadan ahirete tek başına malsız, evlâtsız, yardımcısız ve ona destek verecek kimsesi olmaksızın intikal edecektir. “Ve o, bize tek başına gelecek.” Ve oldukça vahim bir azap görecektir ki bu, onun gibi zalimlerin cezasıdır.
19:81–84Page 311
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةٗ لِّيَكُونُواْ لَهُمۡ عِزّٗا ٨١
And they have taken besides Allāh [false] deities that they would be for them [a source of] honor.
كـَلَّاۚ سَيَكۡفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمۡ وَيَكُونُونَ عَلَيۡهِمۡ ضِدًّا ٨٢
No! They [i.e., those "gods"] will deny their worship of them and will be against them opponents [on the Day of Judgement].
أَلَمۡ تَرَ أَنَّآ أَرۡسَلۡنَا ٱلشَّيَٰطِينَ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمۡ أَزّٗا ٨٣
Do you not see that We have sent the devils upon the disbelievers, inciting them [to evil] with [constant] incitement?
فَلَا تَعۡجَلۡ عَلَيۡهِمۡۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمۡ عَدّٗا ٨٤
So be not impatient over them. We only count out [i.e., allow] to them a [limited] number.1
81- Kendilerine izzet ve kuvvet sağlasınlar diye Allah’tan başka birtakım ilâhlar edindiler. 82- Asla! O ilahları (kıyamette) onların ibadetlerini inkar edecek ve onlara karşı olacaklardır. 83- Bilmez misin ki biz, şeytanları kâfirlerin üzerine salarız da onları (isyana) alabildiğine teşvik ederler. 84- Sen onların aleyhlerinde acele etme. Zira biz, onlar için gün sayıyoruz.
[81-82. Müşrikler, Allah'ın dışında birtakım ilahlar edinip onlara ibadet ediyorlar ve bunu da o ilahlar kendilerine yardım etsin diye ve onlar sayesinde izzete kavuşmak için yapıyorlar. Ama durum iddia ettikleri gibi değildir. O ilahlar onlar için güç ve izzet sebebi olmayacaktır. Aksine bu ilahlar ahirette onların ibadetlerini inkar edeceklerdir ve düşündüklerinin aksine onlara düşmanlık edip onları yalanlayan hasımlar olacaklardır.] 83. “Bilmez misin ki biz, şeytanları kâfirlerin üzerine salarız da onları (isyana) alabildiğine teşvik ederler.” Bu, Yüce Allah’ın kâfirlere olan bir cezasıdır. Çünkü onlar Allah’ın yoluna bağlanmadılar, Allah’ın ipine tutunmadılar; aksine O’na ortak koştular ve O’nun düşmanları olan şeytanları dost edindiler. Allah da bu şeytanları onlara musallat kıldı ve onların arkadaşları yaptı. Şeytanlar onları isyana doğru sürükler, küfre doğru hızlıca götürürler. Onlara vesveseler verip telkinlerde bulunur, batılı süslü, hakkı da çirkin gösterirler. Böylelikle kalplerine batıl sevgisi yerleşir ve bu sevgi kalplerine işler. Böylece bu kimseler, tıpkı hak sahibinin hakkı uğrunda çalışıp da bütün gayretiyle onu zafere ulaştırması gibi batılları uğrunda çalışırlar ve batıl yolunda hak ehline karşı mücadele verirler. Bütün bunlar ise onların gerçek dosttan yüz çevirmelerinin ve kendisine düşman olanı dost edinmelerinin bir cezasıdır. Bu nedenle de Allah, o düşmanı onun üzerinde musallat ve otorite sahibi kılmıştır. Yoksa bir kimse Allah’a iman edip O’na tevekkül edecek olursa hiçbir zaman şeytanın onun üzerinde bir tasallutu ve otoritesi olamaz. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Doğrusu iman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti ancak kendisini dost edinip de onu Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.”(el-Nahl, 16/99-100)
84. Yani şu azabı çabucak isteyen kâfirler için acele etme! “Zira biz, onlar için gün sayıyoruz.” Yani onların sayılı günleri vardır. Ne bu günlerden öne geçebilirler, ne de sonraya kalabilirler. Onlara mühlet veririz. Allah’ın emrine dönsünler diye bir süre onlara ceza göndermeyiz. Ancak bu verilen süre onlara fayda sağlamayacak olursa onları aziz ve muktedir olanın yakalayışı ile yakalarız.
19:85–87Page 311
يَوۡمَ نَحۡشُرُ ٱلۡمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحۡمَٰنِ وَفۡدٗا ٨٥
On the Day We will gather the righteous to the Most Merciful as a delegation
وَنَسُوقُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرۡدٗا ٨٦
And will drive the criminals to Hell in thirst
لَّا يَمۡلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحۡمَٰنِ عَهۡدٗا ٨٧
None will have [power of] intercession except he who had taken from the Most Merciful a covenant.1
85- O gün takva sahiplerini (konuk) heyet halinde Rahman’ın huzuruna toplarız. 86- Günahkarları da susuz olarak cehenneme süreriz. 87- Rahmân’ın katında söz almış olandan başkası (o gün) şefaat hakkına sahip olamaz.
85. Şanı Yüce Allah, muttakiler ile günahkârlardan oluşan iki kesim arasındaki farkı bildirmektedir: Allah, kendi uğruna şirkten, bidatlerden ve masiyetlerden sakınanlar kıyamette şerefli kılınmış ve tazime mazhar olmuş olarak mahşere getirecektir. Onların sonunda huzuruna varacakları ve varmayı istedikleri zat, lütufkâr ve Rahmân olan Allah’tır. O’nun huzuruna heyetler halinde varacaklardır. Birisinin yanına heyet halinde giden kimsenin kalbinde ise mutlaka belli bir umut, yanına gittiği kimse hakkında bilinen şekilde bir hüsn-ü zan bulunur. İşte takvâ sahipleri de Rahmân olan Allah’ın huzuruna rahmetini, herkesi kuşatan ihsanını ve rıza yurdu olan cennette O’nun bağışlarına nail olmayı umarak gideceklerdir. Buna sebep ise O’na olan takvaları ve dünyada iken işledikleri O’nu razı edecek amellerdir. Zira Yüce Allah, bu amellere karşılık peygamberleri aracılığıyla onları mükâfatlandıracağına söz vermişti. Onlar da bu sözün verdiği kalp huzuru ile ve O’nun lütfuna güvenerek Rablerine yönelirler.
86. Günahkârlar ise cehenneme susuz olarak sürüleceklerdir. Bu ise en büyük zindan, en ağır ve dehşetli ceza olan cehenneme, en zelil ve en hakir halde sürüleceklerini, en korkunç şekilde oraya götürüleceklerini ifade eder. Susamış, yorgun ve bitkin olacaklardır. İmdat ve yardım isteyecekler, yardımlarına cevap verilmeyecektir. Dua edecekler, duaları kabul olunmayacaktır. Kendilerine şefaat edilmesini isteyecekler, onlara şefaat olunmayacaktır. Bundan dolayı da Allah şöyle buyurmaktadır:
87. “Rahmân’ın katında söz almış olandan başkası (o gün) şefaat hakkına sahip olamaz.” Yani şefaat veya onun bir bölümü onlardan hiçbirisinin elinde ve imkânında değildir. Şefaat yalnızca Yüce Allah’ın elindedir:“De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.”(ez-Zümer, 39/44) Allah, onlara şefaat edeceklerin şefaatinin fayda vermeyeceğini haber vermektedir. Çünkü onlar Allah nezdinde O’na ve peygamberlerine iman etmek suretiyle herhangi bir söz almış değillerdir. Aksi takdirde Allah nezdinde bir söz alıp da O’na ve peygamberlerine iman eden ve peygamberlerine tâbi olan kimseler, Allah’ın kendilerinden razı olacağı ve şu ayette olduğu gibi şefaate nail olacak kimselerden olabileceklerdir:“O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler.”(el-Enbiya 21/28) Yüce Allah kendisine iman edip de peygamberlerine uymayı “söz” diye adlandırmıştır. Çünkü O, kitaplarında ve peygamberleri vasıtasıyla peygamberlerine uyan kimselere güzel mükâfatlar vereceğine dair söz vermiştir.
19:88–95Page 311
وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدٗا ٨٨
And they say, "The Most Merciful has taken [for Himself] a son."
لَّقَدۡ جِئۡتُمۡ شَيۡـًٔا إِدّٗا ٨٩
You have done an atrocious thing.
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِنۡهُ وَتَنشَقُّ ٱلۡأَرۡضُ وَتَخِرُّ ٱلۡجِبَالُ هَدًّا ٩٠
The heavens almost rupture therefrom and the earth splits open and the mountains collapse in devastation
أَن دَعَوۡاْ لِلرَّحۡمَٰنِ وَلَدٗا ٩١
That they attribute to the Most Merciful a son.
وَمَا يَنۢبَغِي لِلرَّحۡمَٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا ٩٢
And it is not appropriate for the Most Merciful that He should take a son.
إِن كُلُّ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ إِلَّآ ءَاتِي ٱلرَّحۡمَٰنِ عَبۡدٗا ٩٣
There is no one in the heavens and earth but that he comes to the Most Merciful as a servant.
لَّقَدۡ أَحۡصَىٰهُمۡ وَعَدَّهُمۡ عَدّٗا ٩٤
He has enumerated them and counted them a [full] counting.
وَكُلُّهُمۡ ءَاتِيهِ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فَرۡدًا ٩٥
And all of them are coming to Him on the Day of Resurrection alone.
88- “Rahmân, çocuk edindi” dediler. 89- Andolsun ki siz, çok çirkin bir iddia ortaya attınız. 90- Öyle ki ondan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp yıkılacak. 91- (Evet,) Rahmân’a çocuk isnat etmeleri yüzünden… 92- Halbuki çocuk edinmek Rahmân’a yaraşmaz. 93- Göklerde ve yerde olanların hepsi, mutlaka Rahmân’ın huzuruna kul olarak gelecektir. 94- Andolsun ki O, hepsini kuşatmış ve onları tek tek saymıştır. 95- Hepsi de kıyamet gününde O’nun huzuruna yalnız başına gelecektir.
88. Bu buyruklarla Rahmân olan Allah’ın evlât edindiğini iddia eden o inatçı ve hakkı bile bile inkâr eden kimselerin söyledikleri sözlerin ne kadar çirkin olduğu belirtilmektedir. Hristiyanların: Mesih Allah’ın oğludur, yahudilerin: Üzeyir Allah’ın oğludur, müşriklerin: Melekler Allah’ın kızlarıdır, şeklindeki sözleri bu kabildendir. Yüce Allah, onların bu iddialarından alabildiğine yücedir, münezzehtir.
89-90. “Andolsun ki siz çok çirkin” son derece büyük ve vahim “bir iddia ortaya attınız” ve bu sözün, bu iddianın büyüklüğü dolayısıyla “neredeyse gökler” bu sözden dolayı büyüklüklerine ve sağlamlıklarına rağmen “çatlayacak” yer de bu iddiadan dolayı “yarılacak” parça parça olacak “ve dağlar parçalanıp yıkılacak.” Yani ufalanıp yok olacak. 91. “(Evet,) Rahmân’a çocuk isnat etmeleri yüzünden…” Bütün bunlar, bu çirkin iddialarından ötürü olacak. Evet, bütün bu yaratılmışlar neredeyse bu hallere düşeceklerdir.
92. “Halbuki çocuk edinmek, Rahmân’a yaraşmaz.” Öyle bir şey olmaz da yakışmaz da. Çünkü çocuk edinmek O’nun eksikliğine ve muhtaçlığına delildir. O ise hiçbir şeye muhtaç olmayan Ğanidir, her türlü övgüye layık olan Hamîd’dir. Diğer taraftan çocuk da babasının cinsinden olur. Yüce Allah’ın ise ne eşi, ne benzeri, ne de dengi olamaz.
93. “Göklerde ve yerde olanların hepsi, mutlaka Rahmân’ın huzuruna kul olarak gelecektir.” Karşı gelmek, baş kaldırmak söz konusu olmaksızın emrine itaat ederek ve zilletle boyun eğerek gelecektir. Melekler, insanlar, cinler ve diğerleri... Hepsi Allah’ın hükümranlığı altındadırlar. Onlar üzerinde O, tasarruf sahibidir. Yönetim namına onların bir şeye sahip olmaları yahut herhangi bir şeyin idaresini gerçekleştirmeleri mümkün değildir. Şanı ve hükümranlığının azameti bu olduğuna göre O’nun nasıl çocuğu olabilir?
94. “Andolsun ki O, hepsini kuşatmış ve onları tek tek saymıştır.” Yani Yüce Allah’ın ilmi, göklerde olsunlar, yerde olsunlar bütün yaratılmışları kuşatmıştır. Onları da amellerini de tek tek bilir ve hepsini tespit etmiştir. O, unutmaz ve şaşırmaz. Hiçbir şey de O’na gizli kalmaz.
95. “Hepsi de kıyamet gününde O’nun huzuruna” evlâtları, malları ve yardımcıları olmaksızın “yalnız başına gelecektir.” Kimse ile birlikte amelinden başka bir şey bulunmayacaktır. Allah ona amelinin karşılığını verecek, hesabını eksiksiz görecektir: hayırsa hayır, şerse şer. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Andolsun sizi ilk defa yarattığımız gibi, yapayalnız, teker teker huzurumuza geldiniz.”(el-En’âm, 6/94)
19:96Page 312
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَيَجۡعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وُدّٗا ٩٦
Indeed, those who have believed and done righteous deeds - the Most Merciful will appoint for them affection.1
96- İman edip salih amel işleyenlere gelince Rahmân onlar için bir sevgi var edecektir.
96. Bu, Yüce Allah’ın imanı ve salih ameli birlikte gerçekleştiren kullarına gerçekleştirmeyi vaat ettiği bir nimetidir. Şöyle ki Allah onlara bir sevgi var edecektir. Dostlarının kalplerinde, sema ve arz ehlinin içinde onlara karşı bir sevgi, bir muhabbet uyandıracaktır. Kalplerde onlara karşı bir sevgi oldu mu da pek çok işleri onlar için kolaylaşacaktır. Çeşitli hayırlara, dualara, irşadlara, kabullere, önderliklere ve bu kabilden husule gelen nimetlere nail olacaklardır. Bundan dolayıdır ki sahih bir hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu varid olmuştur:“Şüphesiz Allah, bir kulu sevdi mi Cebrail’e: Ben filanı seviyorum, sen de onu sev, diye nidâ eder. Cebrail de onu sever. Daha sonra Cebrail semâ ehli arasında: Şüphesiz Allah filan kimseyi sever, siz de o kimseyi sevin, diye nidâ eder. Bunun üzerine semâdakiler de onu sever. Sonra o kişi yeryüzünde de kabul görüp takdir edilir.” Yüce Allah’ın bunlara bir sevgi var etmesinin sebebi, onların da Allah’ı sevmeleridir. O da onları kendi dostlarına ve sevdiklerine sevdirmiştir.
19:97–98Page 312
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلۡمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوۡمٗا لُّدّٗا ٩٧
So, [O Muḥammad], We have only made it [i.e., the Qur’ān] easy in your tongue [i.e., the Arabic language] that you may give good tidings thereby to the righteous and warn thereby a hostile people.
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هَلۡ تُحِسُّ مِنۡهُم مِّنۡ أَحَدٍ أَوۡ تَسۡمَعُ لَهُمۡ رِكۡزَۢا ٩٨
And how many have We destroyed before them of generations? Do you perceive of them anyone or hear from them a sound?
97- Biz o (Kur'ân’ı), ancak kendisiyle takva sahiplerini müjdeleyesin ve inatçı bir toplumu da uyarasın diye senin dilinle (Arapça indirerek) kolaylaştırdık. 98- Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi sen onlardan herhangi birini görebiliyor yahut onlardan cılız da olsa bir ses işitebiliyor musun?
97. Yüce Allah, nimetinin bir eseri olarak bu Kur’ân’ı Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in diliyle kolaylaştırmış olduğunu haber vermektedir. Bu Yüce Kitab’ın lafızlarını da anlamlarını da kolay kılmıştır. Ondan gözetilen maksat gerçekleşsin ve ondan yararlanmak kolay olsun diye böyle yapmıştır. “Kendisiyle takva sahiplerini” müjdesi verilen dünyevi ve uhrevi mükâfaatları haber vererek ve müjdelenmeyi gerektiren sebeplere teşvik etmek suretiyle “müjdeleyesin ve inatçı bir toplumu da uyarasın diye senin dilinle (Arapça indirerek) kolaylaştırdık.” Batıllarında ısrarlı, küfürlerinde katı kimseleri de uyarıp korkutasın, böylelikle onlara karşı delil ortaya konmuş ve gerekli şekilde açıklanmış olsun diye. Bunun sonucunda da helâk olan apaçık bir delile binaen helâk olur, hayatta kalan da apaçık bir delile binaen hayatta kalır.
98. Yüce Allah, kendilerinden önceki yalanlayan kavimlerin helâk edildiklerini belirterek onları şöylece korkutmaktadır:“Onlardan önce” Nûh’un kavmini, Âd’ı, Semûd’u, Firavun’u ve diğer yalanlayan “nice nesilleri helâk ettik.” Bunlar azgınlıklarını sürdürüp gidince Allah da onları helak etti. Geriye onlardan hiçbir şey kalmadı. “Şimdi sen onlardan herhangi birini görebiliyor yahut onlardan cılız da olsa bir ses işitebiliyor musun?” Yani onlardan geriye ne varlıkları ne de gözle görülür bir izleri kalmamıştır. Sadece ibret alanlar için ibret, öğüt alanlar için de öğüt olmak üzere birtakım bilgiler kalmıştır.
eryem Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamd ve şükürler olsun.
***
Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences