As-Sa'diAl‑Ahzab · 33:55–73

As-Sa'di · Tafsir · in Turkish

Al-Ahzab 33:55–73

33:55Page 426

لَّا جُنَاحَ عَلَيۡهِنَّ فِيٓ ءَابَآئِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآئِهِنَّ وَلَآ إِخۡوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآءِ إِخۡوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبۡنَآءِ أَخَوَٰتِهِنَّ وَلَا نِسَآئِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُنَّۗ وَٱتَّقِينَ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ شَهِيدًا ٥٥

There is no blame upon them [i.e., women] concerning their fathers or their sons or their brothers or their brothers' sons or their sisters' sons or their women or those their right hands possess [i.e., slaves].1 And fear Allāh. Indeed Allāh is ever, over all things, Witness.

55- Hanımları için babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, kendi kadınları ve sahip oldukları köleleri (ile perdesiz konuşmalarında) bir günah yoktur. Allah’a karşı takvalı olun. Şüphe yok ki Allah her şeye tanıktır.

55. Yüce Allah, mü’minlerin annelerinden ancak perde arkasından bir şeyler istenip sorulabileceğini söz konusu ettiğinde kullanılan ifade, herkesi kapsayan umumi bir ifade olduğundan dolayı aşağıda sözü edilen mahrem akrabaların istisna edilmesi gerekmiştir. Bu nedenle de mü’minlerin annelerinin, onlarla konuşurken perde arkasında saklanmalarına gerek ve bunda bir sakınca olmadığı zikredilmektedir. Burada amcalarla dayılar söz konusu edilmemektedir. Çünkü kendilerinin halaları ve teyzeleri oldukları erkek ve kız kardeşlerinin erkek çocuklarından (yeğenlerinden) perde arkasında saklanmaları gerekmediğine göre bizzat kendi amcalarından ve dayılarından saklanmalarına gerek olmadığı kendiliğinden anlaşılmaktadır. Diğer taraftan amcayı ve dayıyı açıkça söz konusu eden diğer âyet-i kerimenin mantuku (lafzi ifadesi) de bu âyet-i kerimenin mefhumundan anlaşılandan daha önceliklidir. “Kendi kadınları” bu ifade kendi dindaşları olan kadınlar demek olup kâfir kadınları dışarıda bırakmaktadır. Tür olarak bütün kadınların kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Çünkü kadının kadından saklanması gerekmemektedir. “Ve sahip oldukları köleleri” köle, tamamı ile kadının mülkiyetinde olduğu sürece bu böyledir. Bu kişiler hakkında vebal olmadığı belirtildikten sonra, bu konuda ve başkalarında takvâya bağlılık ile bu hususta şer’i herhangi bir sakıncanın bulunmaması şart koşularak şöyle buyurulmaktadır: Bütün hallerinizle “Allah’a karşı takvalı olun” takvâya bağlı kalın. “Şüphe yok ki Allah her şeye tanıktır.” Gizlisi ile açığı ile kulların bütün amellerine şahittir, onların sözlerini işitir ve yaptıklarını görür. Sonra da bu yaptıklarının karşılığını eksiksiz bir şekilde kendilerine verir.

33:56Page 426

إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِيِّۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ صَلُّواْ عَلَيۡهِ وَسَلِّمُواْ تَسۡلِيمًا ٥٦

Indeed, Allāh confers blessing upon the Prophet, and His angels [ask Him to do so]. O you who have believed, ask [Allāh to confer] blessing upon him and ask [Allāh to grant him] peace.

56- Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât ve selâm edin.

56. Bu buyrukta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kemaline, derecesinin yüksekliğine, Allah nezdinde olsun, O’nun yarattıkları nezdinde olsun mevkiinin üstünlüğüne, şanının yüceliğine dikkat çekilmektedir. “Şüphesiz Allah” teâlâ “ve melekleri peygambere salât ederler.” Allah, onu sevdiğinden dolayı melekler arasında ve Mele-i Âlâ’da ondan övgü ile söz eder. Allah’ın mukarreb melekleri de ondan övgüyle söz eder, onun için dua ve niyaz ederler. “Ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm edin.” Allah’a ve meleklere uyun. Üzerinizdeki haklarının bir bölümüne karşılık olmak üzere imanınızı daha bir tamamlamak, onu tazim etmek, ona sevginizi ve ikramınızı göstermek, hasenatınızı daha bir artırmak ve günahlarınızın keffareti için bunları yapın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam getirmenin en faziletli şekli onun ashabına öğrettiği şu şekildir: اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ “Allahım! İbrâhim’in ailesine salat ettiğin gibi Muhammed’e ve ailesine de salat et. Allahım! İbrâhim’in ailesine hayır ve bereket ihsan ettiğin gibi Muhammed’e ve ailesine de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz ki sen, övgüye lâyık, çok yücesin.”[10] Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e salât ve selâm getirme emri bütün vakitlerde meşrudur. Pek çok ilim adamı da namazda bu şekilde salat ve selam getirmeyi farz kabul etmiştir.

33:57–58Page 426

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابٗا مُّهِينٗا ٥٧

Indeed, those who abuse Allāh and His Messenger - Allāh has cursed them in this world and the Hereafter and prepared for them a humiliating punishment.

وَٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ بِغَيۡرِ مَا ٱكۡتَسَبُواْ فَقَدِ ٱحۡتَمَلُواْ بُهۡتَٰنٗا وَإِثۡمٗا مُّبِينٗا ٥٨

And those who harm believing men and believing women for [something] other than what they have earned [i.e., deserved] have certainly borne upon themselves a slander and manifest sin.

57- Allah’a ve Rasûlüne eziyet edenler var ya şüphesiz Allah, onlara dünya ve âhirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. 58- Mümin erkeklere ve mü’min kadınlara işlemedikleri şeylerden dolayı eziyet edenler, kesinlikle bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar.

57. Yüce Allah, Rasûlünün tazim edilmesini, ona salât ve selâm getirilmesini emrettikten sonra ona eziyet etmeyi yasaklamış ve böyle bir davranışa karşılık da tehditte bulunarak şöyle buyurmaktadır:“Allah’a ve Rasûlüne eziyet edenler” bu buyruk, ister sözlü, ister fiilî olsun her türlü eziyeti, sövme, hakaret, ona veya dinine dil uzatma vb. gibi ona eziyet teşkil edecek her türlü hususu kapsamına alır. “şüphesiz Allah onlara dünya ve âhirette lanet etmiş” onları rahmetinden kovup uzaklaştırmıştır. Dünyada lanete uğramalarının bir parçası da Rasûlullah’a söven ve ona eziyet eden kimsenin öldürülmesi hakkındaki hükmüdür. “Ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” Ona eziyet etmenin cezası, bu eziyette bulunanın hor ve hakir kılıcı azapta eziyete uğratılmasıdır. Allah Rasûlüne eziyet etmek, başkasına eziyet etmek gibi değildir. Çünkü kul, Allah’ın Rasûlüne iman etmedikçe Allah’a da iman etmiş olmaz. Ayrıca Allah Rasûlüne tazim edilmesi imanın gereklerindendir. Mü’minlere eziyet etmek büyük bir günah ve vebali çok büyük olduğuna göre böyle bir şeyin Peygamber’e yapılması çok çok daha büyük bir günahtır. Nitekim Yüce Allah müminlere eziyet hakkında da şöyle buyurmaktadır: 58. “Mümin erkeklere ve mü’min kadınlara işlemedikleri şeylerden dolayı” eziyet edilmelerini gerektiren herhangi bir suçları bulunmaksızın “eziyet edenler,” sebepsiz yere mü’minlere eziyet ettiklerinden dolayı “kesinlikle bir iftira ve apaçık bir günah” yükünü sırtlarına alıp “yüklenmiş olurlar.” Çünkü bu yolla mü’minlere haksızlık yapmış ve zulmetmiş, Allah’ın saygı gösterilmesini emrettiği bir yasağı da çiğnemiş olurlar. Bundan dolayı mü’minlerden bir ferde sövmek, kişinin haline ve mertebesinin yüksekliğine göre taziri (hakimin uygun göreceği bir cezaya çarptırılmayı) gerektirir. Bu nedenle sahabeye sövenlerin taziri daha ileri derecede olur. İlim adamlarına ve dine bağlı sövmenin taziri de diğerlerine göre daha büyük çapta olur.

33:59–62Page 426

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ قُل لِّأَزۡوَٰجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ يُدۡنِينَ عَلَيۡهِنَّ مِن جَلَٰبِيبِهِنَّۚ ذَٰلِكَ أَدۡنَىٰٓ أَن يُعۡرَفۡنَ فَلَا يُؤۡذَيۡنَۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمٗا ٥٩

O Prophet, tell your wives and your daughters and the women of the believers to bring down over themselves [part] of their outer garments.1 That is more suitable that they will be known2 and not be abused. And ever is Allāh Forgiving and Merciful.3

۞ لَّئِن لَّمۡ يَنتَهِ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ وَٱلۡمُرۡجِفُونَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ لَنُغۡرِيَنَّكَ بِهِمۡ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَآ إِلَّا قَلِيلٗا ٦٠

If the hypocrites and those in whose hearts is disease1 and those who spread rumors in al-Madīnah do not cease, We will surely incite you against them; then they will not remain your neighbors therein except for a little,

مَّلۡعُونِينَۖ أَيۡنَمَا ثُقِفُوٓاْ أُخِذُواْ وَقُتِّلُواْ تَقۡتِيلٗا ٦١

Accursed wherever they are found, [being] seized and massacred completely.

سُنَّةَ ٱللَّهِ فِي ٱلَّذِينَ خَلَوۡاْ مِن قَبۡلُۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلٗا ٦٢

[This is] the established way of Allāh with those who passed on before; and you will not find in the way of Allāh any change.

59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle de cilbâblarını (başlarından aşağı) üzerlerine salsınlar. Bu, onların (hür ve iffetli olarak) tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 60- Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar (bu yaptıklarına) son vermezlerse andolsun seni (savaşmak üzere) onların üzerine göndeririz. Sonra orada seninle birlikte ancak çok az bir süre kalabilirler. 61- Lanete uğramışlar olarak (oradan sürülürler). Nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve öldürülürler. 62- Daha önce geçenler hakkında Allah’ın sünneti/kanunu da budur. Sen Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

59. Bu âyet, “hicab âyeti” diye adlandırılan âyettir. Yüce Allah peygamberine, genel olarak mü’minlerin hanımlarına bu hükmü emretmesini, bu arada bu husustaki emirler haklarında daha kesin olduğundan ve başkasına emir veren kimsenin, başkalarından önce bizzat kendi ailesinden başlaması gerektiğinden dolayı kendi hanımlarından ve kızlarından başlamasını emretmektedir. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Tutuşturucusu insanlarla taşlar olan o ateşten kendinizi ve ailelerinizi koruyun.”(et-Tahrîm, 66/6)“Cilbâblarını (başlarından aşağı) üzerlerine salsınlar.” Cilbab, elbise üstünden giyilen örtü, büyük baş örtüsü, tepeden tırnağa kadar örten elbise demektir. Yani sen onlara yüzlerini ve göğüslerini cilbablarının bir kısmı ile örtmelerini emret. Daha sonra Yüce Allah, bunun hikmetini şöylece söz konusu etmektedir:“Bu, onların (hür ve iffetli olarak) tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur.” Bu, örtüye bürünmemeleri halinde rahatsız edileceklerini göstermektedir. Çünkü örtünmeyecek olurlarsa bunların iffetli kadınlar olmadıkları zannedilebilir ve o nedenle kalbinde hastalık bulunan kimselerin bunlara sataşıp eziyet etmeleri ihtimal dahilindedir. Hatta onlar hakir görülebilir ve cariye oldukları bile zannedilebilir. Böylece kötülük yapmak isteyenler de onları hafife alabilir. İşte örtüye bürünmek, bu hususta onlara tamah besleyenlerin bu gibi umutlarını ortadan kaldırır. “Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Çünkü O, bundan önce aykırı davranışlarınızı bağışlamış, hükümleri açıklamakla, helâl ve haramı belirtmekle size merhamet buyurmuştur. Bu buyrukla kadınlar yönünden açılabilecek bir fitne kapısı kapatılmış olmaktadır. Kötülük ehli yönünden açılabilecek kapı da şu buyrukla onlara tehditte bulunularak kapatılmıştır.

60. “Eğer münafıklar, kalplerinde” şüphe yahut şehvet gibi bir “hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar” yani müminleri düşmanlar ile korkutup dehşete düşürmeye çalışan, onların çokluklarını, güçlüklerini müslümanların ise zayıf olduklarını dile getirenler “(bu yaptıklarına) son vermezlerse” Burada neye son vereceklerinin açıkça söz konusu edilmemesi, bu işi yapmaya kalkışanların hatırlarından geçirdikleri, akıllarına gelen her türlü vesvese, İslâm’a ve müslümanlara sövmeye kalkışma, müslümanlar arasında yalan haber yayıp güçlerini zayıflatma, mü’min hanımlara kötü maksatlarla dil uzatma, haklarında hayasızca konuşma vb. gibi bu tür kimselerden sadır olan türlü masiyetlerin tamamını kapsaması içindir. İşte böyleleri bu işlerinden vazgeçmeyecek olurlarsa; “andolsun seni (savaşmak üzere) onların üzerine göndeririz.” Onları cezalandırmanı, onlarla savaşmanı emreder, seni onlara başına musallat ederiz. Daha sonra da bunu yaptık mı onların sana karşı koyacak güçleri bulunmaz, kendilerini hiçbir şekilde koruyamazlar. O bakımdan şöyle buyurmaktadır:“Sonra orada seninle birlikte ancak çok az bir süre kalabilirler.” Yani sen, onları öldüreceğin yahut süreceğin için Medine’de sana ancak pek kısa bir süre komşuluk edebileceklerdir. Bu buyruk, müslümanlar arasında kalmaları halinde müslümanlara zarar verecek kötü kimselerin sürgüne gönderileceğine delildir. Çünkü böylesi, kötülüğün kökünü daha bir ortadan kaldırıcı ve kötü olanı daha bir uzaklaştırıcıdır. 61. Bulundukları yerden sürülürler, onlar hiçbir şekilde kendilerini güven altında hissetmezler. Rahat ve huzur bulamazlar. Öldürülmekten, hapsedilmekten yahut cezalandırılmaktan korkarlar.

62. “Daha önce geçenler hakkında Allah’ın sünneti/kanunu da budur.” Yani isyanı devam ettirenler, eziyet verme cesaretini göstererek bundan vazgeçmeyenler, ağır bir şekilde cezaya uğratılırlar. “Sen Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” Aksine O’nun sünneti/kanunu, belli sonuçları gerektiren sebepler ile birlikte cereyan eder.

33:63–68Page 427

يَسۡـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِۖ قُلۡ إِنَّمَا عِلۡمُهَا عِندَ ٱللَّهِۚ وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا ٦٣

People ask you concerning the Hour. Say, "Knowledge of it is only with Allāh. And what may make you perceive? Perhaps the Hour is near."

إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمۡ سَعِيرًا ٦٤

Indeed, Allāh has cursed the disbelievers and prepared for them a Blaze.

خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۖ لَّا يَجِدُونَ وَلِيّٗا وَلَا نَصِيرٗا ٦٥

Abiding therein forever, they will not find a protector or a helper.

يَوۡمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمۡ فِي ٱلنَّارِ يَقُولُونَ يَٰلَيۡتَنَآ أَطَعۡنَا ٱللَّهَ وَأَطَعۡنَا ٱلرَّسُولَا۠ ٦٦

The Day their faces will be turned about in the Fire, they will say, "How we wish we had obeyed Allāh and obeyed the Messenger."

وَقَالُواْ رَبَّنَآ إِنَّآ أَطَعۡنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَنَا فَأَضَلُّونَا ٱلسَّبِيلَا۠ ٦٧

And they will say, "Our Lord, indeed we obeyed our masters and our dignitaries,1 and they led us astray from the [right] way.

رَبَّنَآ ءَاتِهِمۡ ضِعۡفَيۡنِ مِنَ ٱلۡعَذَابِ وَٱلۡعَنۡهُمۡ لَعۡنٗا كَبِيرٗا ٦٨

Our Lord, give them double the punishment and curse them with a great curse."

63- İnsanlar, sana kıyameti soruyorlar. De ki:“Onun ilmi ancak Allah’ın katındadır.” Ne biliyorsun, belki de kıyametin kopması yakındır! 64- Şüphesiz Allah, kâfirlere lanet etmiş ve onlar için alevli bir ateş hazırlamıştır. 65- Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Hiçbir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır. 66- Yüzlerinin ateşte evirilip çevrileceği gün diyecekler ki:“Ah! Keşke, Allah’a da Rasûlüne de itaat etseydik.” 67- Yine diyecekler ki:“Rabbimiz, gerçekten biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.” 68- “Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et!”

63. Yani insanlar, sana çabuk gerçekleşmesini isteyerek Kıyametin ne zaman kopacağını, bazıları da onu yalanlamak maksadı ile ve onun gerçekleşeceğini haber vereni acze düşürme gayesi ile bu soruyu sorarlar. Sen de onlara “de ki: O’nun ilmi ancak Allah’ın katındadır.” Ne zaman kopacağını Allah’tan başkası bilmez. Benim de benden başkasının da bu hususta bir bilgisi yoktur. Bununla birlikte Kıyametin gerçekleşmesinin gecikeceğini zannetmesinler. “Ne biliyorsun, belki de kıyametin kopması yakındır.” Kıyametin kopuş vaktinin uzak ya da yakın olmasının herhangi bir sonucu ve bir faydası yoktur. Sonuç; hüsran ve kazanma, bedbahtlık ve bahtiyarlık, kulun azabı mı yoksa mükâfatı mı hak ettiği ile alâkalıdır. İşte ben, size bunu haber vereceğim ve bunları hak edenlerin niteliklerini belirteceğim. O nedenle devamla azabı hak edenlerin ve azabın kendisinin nitelendirildiğini görüyoruz. Çünkü sözü geçen nitelendirme, Kıyameti yalanlayan bu gibi kimselere tıpatıp uymaktadır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

64. “Şüphesiz Allah kâfirlere” küfür alışageldikleri âdetleri olmuş kimselere ve Allah’ı, peygamberlerini, onların Allah’tan getirdiklerini inkâr yolunu seçenlere “lanet etmiş” dünyada da âhirette de onları rahmetinden uzaklaştırmıştır ki bu da ceza olarak yeter. “Ve onlar için alevli bir ateş hazırlamıştır.” Cesetlerinde alev alev yanacak ve tutuşturulmuş alevli bir ateş hazırlanmıştır. Azap onların tâ kalplerine kadar işleyecektir. 65. Bu, oldukça ağır azapta ebedi kalacaklar, ondan çıkıp uzaklaşamayacaklar ve bu azap üzerlerinden bir an dahi hafifletilmeyecektir. Orada istediklerini kendilerine verecek “hiçbir dost” ve azabı üzerlerinden uzaklaştıracak bir “yardımcı da bulamayacaklardır.” Aksine onlar, dostsuz ve yardımcısız kalacaklardır. Alevli ateş azabı, onları çepeçevre kuşatacak ve çok ileri derecede onlara sıkıntı verecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 66. “Yüzlerinin ateşte evirilip çevrileceği gün” ateşin hararetinin tadacaklar ve bu işin ağır sıkıntısını duyacaklar, geçmişte yaptıklarını pişmanlık içinde anacaklar ve “diyecekler ki: Ah! Keşke, Allah’a da Rasûlüne de itaat etseydik” de bu azaptan kurtulmuş olsaydık. Biz de itaat edenler gibi pek büyük mükâfatı hak etmiş olsaydık. Ancak böyle bir temenninin zamanı geçmiş olacaktır. Bu temenninin onlara pişmanlık, üzüntü, keder ve acıdan başka bir faydası olmayacaktır.

67. “Yine diyecekler ki: “Rabbimiz, gerçekten biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik.” Sapıklıklarında onları taklit ettik. “Onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“O günde (her) zalim ellerini ısırıp: Keşke Peygamberle birlikte hak yolu tutmuş olsaydım, der. Eyvah bana keşke filanı dost edinmeseydim. Andolsun ki bana geldikten sonra beni zikirden (Kur’ân’dan) o saptırdı.”(el-Furkan, 25/27-29)

68. Hem kendilerinin hem de büyük kabul ettikleri kimselerin cezayı hak ettiklerini öğrenecekleri vakit, kendilerini saptıranların daha çok azaba uğratıldıklarını bilerek rahatlamak istediklerinden şöyle diyeceklerdir:“Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et.” Yüce Allah da şöyle buyuracaktır: Her biriniz için azaptan belli bir pay vardır. Hepiniz küfür ve masiyette ortaktınız. O bakımdan ceza görmekte de ortak olacaksınız. İşlediği günahların farklılığı oranında kiminizin cezası diğerinden farklı olsa da bu böyledir.

33:69Page 427

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَكُونُواْ كَٱلَّذِينَ ءَاذَوۡاْ مُوسَىٰ فَبَرَّأَهُ ٱللَّهُ مِمَّا قَالُواْۚ وَكَانَ عِندَ ٱللَّهِ وَجِيهٗا ٦٩

O you who have believed, be not like those who abused Moses; then Allāh cleared him of what they said. And he, in the sight of Allāh, was distinguished.

69- Ey iman edenler! Mûsâ’ya eziyet edenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştır. O, Allah indinde çok itibarlı biri idi.

69. Yüce Allah, mü’min kullarını şerefli, kendilerine karşı çok şefkatli ve merhametli olan rasûlleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e eziyet edip incitmekten sakındırmaktadır. Böylelikle onu karşılamaları gereken ikram ve ihtiramın zıddı ile ona karşı tutum takınmasınlar, durumları Allah’ın kelîmi İmran oğlu Mûsâ’ya eziyet veren kimselerin hallerine benzemesin. Allah Mûsâ aleyhisselam’ın, söyledikleri incitici sözlerden uzak olduğunu, bu dedikleri ile ilgisinin olmadığını ortaya çıkarmıştır. Halbuki o, hiç de itham edilecek ve incitilecek bir kimse değildi. Çünkü o, Allah nezdinde oldukça itibarlı, O’na alabildiğine yakınlaştırılmış, peygamberlerin haslarından ve Allah’ın ihlasa erdirilmiş kullarından idi. Mûsâ aleyhisselam’ın sahip olduğu bu üstün faziletler, onları kendisini incitmekten, hoşuna gitmeyecek şekilde ona sataşmaktan alıkoymamıştı. O halde ey mü’minler, sizler bu hususta onlara benzemekten sakınmalısınız. Burada kendisine işaret edilen eziyet şuydu: İsrailoğulları, Mûsâ aleyhisselam’ın ileri derecede hayalı olduğunu, onlara karşı alabildiğine tesettüre riâyet ettiğini gördüklerinde “Bu şekilde onu davranmaya iten tek sebep, onun hayalarının büyük olmasıdır” dediler. Bu yalan haber de aralarında alabildiğine yaygınlaştı. Yüce Allah, onların bu iddialarından Mûsâ’yı temize çıkarmak istedi. Şöyle ki bir seferinde yıkanmak üzere elbisesini bir taşın üzerine koymuştu. Taş elbisesi ile birlikte uzaklaşıp gitti. Mûsâ aleyhisselam da onu arkasından yakalamak üzere koştu. Bu halde İsrailoğulları’nın oturdukları yere kadar varmak zorunda kaldı. Böylece onlar da onun, Allah’ın yarattığı en güzel surette bir kişi olduğunu gördüler[11] ve onun hakkında ortaya attıkları iftira da ortadan kalkmış oldu.

33:70–71Page 427

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَقُولُواْ قَوۡلٗا سَدِيدٗا ٧٠

O you who have believed, fear Allāh and speak words of appropriate justice.

يُصۡلِحۡ لَكُمۡ أَعۡمَٰلَكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡ ذُنُوبَكُمۡۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدۡ فَازَ فَوۡزًا عَظِيمًا ٧١

He will [then] amend for you your deeds and forgive you your sins. And whoever obeys Allāh and His Messenger has certainly attained a great attainment.

70- Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun ve doğru söz söyleyin. 71- (Böyle yaparsanız) Allah, amellerinizi sizin için salih/düzgün kılar ve günahlarınızı da bağışlar. Kim, Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse gerçekten o, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.

70. Yüce Allah, mü’minlere bütün hallerinde, gizli ve açıkta kendisinden korkup takvâya bağlı kalmalarını emretmekte, takvâdan da özellikle kavl-i sedîd’i (doğru sözü) teşvik etmektedir. Kavl-i sedîd, doğruya birebir uygun -veya kesin bir kanaat sahibi olmak mümkün olmadığı hallerde- ona en yakın olan söz demektir. Bu da kıraat, zikir, iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, ilim öğrenmek ve öğretmek, ilmi meselelerde doğruyu isabet ettirmeye olanca gayret harcamak, buna ulaştıran bütün yolları izleyip bu hususta yardımcı olan bütün araçları kullanmayı içine alır. İnsanlarla konuşma esnasında yumuşak ve nazik söz söylemek de kavl-i sedîde dahildir. En uygun olana yol göstermek ve nasihat ihtiva eden sözler de bu kabildendir. Daha sonra Yüce Allah, takvanın ve kavl-i sedîd söylemenin sağlayacağı faydaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

71. “(Böyle yaparsanız) Allah, amellerinizi sizin için salih/düzgün kılar.” Yani bu, amellerinizin salih-düzgün olmasına sebep ve kabul edilmesine bir vesile olur. Çünkü takvâ sebebiyle ameller, Allah tarafından kabul edilir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder.”(el-Maide, 5/27) Bununla insan, salih amel işleme tevfikine mazhar olur ve aynı şekilde Allah amelleri, onları bozan hususlara karşı korumak sureti ile ıslah ettiği gibi o amellerin mükâfatını ve kat kat artırılmasını da sağlar. Diğer taraftan takvâyı ve kavl-i sedidi ihlal etmek de amellerin bozulmasına, kabul edilmemesine yol açar, amellerin kabul edilmesi ve kat kat artırılması gibi sonuçları doğurmamasına da sebep teşkil eder. Yine bu şekilde davranmanız sayesinde helâk oluşa sebep teşkil eden “günahlarınızı da bağışlar.” O halde işler takvâ ile doğru yolu bulur ve takvâ sayesinde sakınılan hususlar bertaraf edilir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse gerçekten o, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.”

33:72–73Page 427

إِنَّا عَرَضۡنَا ٱلۡأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡجِبَالِ فَأَبَيۡنَ أَن يَحۡمِلۡنَهَا وَأَشۡفَقۡنَ مِنۡهَا وَحَمَلَهَا ٱلۡإِنسَٰنُۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومٗا جَهُولٗا ٧٢

Indeed, We offered the Trust1 to the heavens and the earth and the mountains, and they declined to bear it and feared it; but man [undertook to] bear it. Indeed, he was unjust and ignorant.2

لِّيُعَذِّبَ ٱللَّهُ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَٰتِ وَيَتُوبَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورٗا رَّحِيمَۢا ٧٣

[It1 was] so that Allāh may punish the hypocrite men and hypocrite women and the men and women who associate others with Him and that Allāh may accept repentance from the believing men and believing women. And ever is Allāh Forgiving and Merciful.

72- Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve (gereğini yerine getirememekten) korktular. Ama onu insan yüklendi. Şüphesiz o, çok zalim ve çok cahildir. 73- (Bu emanetin sonucunda) Allah, münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azap edecek, mü’min erkeklerle mü’min kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.

72. Yüce Allah, “emanet”in şanını yüceltmektedir ki bu emanet, mükelleflere verdiği açıktan olduğu gibi gizli hallerde de emirleri yerine getirmek ve haramlardan sakınmak vazifesidir. Bu emaneti pek büyük varlıklar olan göklere, yere ve dağlara arz ve takdim ettiğini bildirmektedir ki bu teklif, kesin bir emir suretinde değil, muhayyerlik şeklinde idi. Yani onlara: Eğer sizler, bu emanetin gereğini yerine getirir, hakkını gereğince ifa edecek olursanız sizler için mükâfat vardır; gereğini yerine getirmeyecek, hakkını da eda etmeyecek olursanız o takdirde cezalandırılacaksınız, denildi. Ama “onu yüklenmekten çekindiler ve (gereğini yerine getirememekten) korktular.” Kendilerine yükletilecek bu yükü taşıyamamaktan korktular. Yoksa ne Rablerine isyan maksadı ile ne de O’nun vereceği mükâfata muhtaç olmadıklarından değil. Yüce Allah ise bu emaneti sözü geçen şarta bağlı olarak insana teklif etti. O da bunu kabul etti. Zalimliğine ve bilgisizliğine rağmen bunu alıp yüklendi, bu ağır yükün altına girdi. Bu emanetin gereklerini yerine getirip getirmemek bakımından insanlar üç kısma ayrılır: Münafıklar bu emaneti zahiren yerine getirirler, batınen getirmezler. Müşrikler hem zahiren hem batınen bu emaneti yerine getirmeyi terk ederler. Müminler ise bunun gereklerini hem zahiren hem batınen yerine getirirler. İşte Yüce Allah, bu üç kısmın amellerini ve onların karşı karşıya kalacakları mükâfat ve cezayı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

73. Haklarında hüküm verilenlerin pek çoğu -münafık ve müşrik oluşu dolayısı ile- ilâhî mağfiret ve rahmeti hak etmemekle birlikte Allah’ın, bu âyet-i kerimeyi mağfiretinin eksiksizliğine, rahmetinin genişliğine ve cömertliğinin kapsamlılığına delâlet eden bu iki kerim ismi ile (Ğafur ve Rahim isimleri ile) nihâyetlendirdiğinden dolayı Yüce Allah’a hamd-u senâ olsun.

Ahzâb Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ile- burada sona ermektedir. O’na hamdolsun.

***

Text: Quranic Universal Library (Tarteel), via spa5k/tafsir_api (MIT), at a fixed version. The ayahs: Quran Foundation. Sources and licences

Contents

Ayat al-Kursi36Al-Kahfpage 42juz 15Bukhari 1Muslim 2999

Style

Theme
Text size
Layout

Читать на русском